Atlar
ve Liderler !..

“Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle /
Canlandı o meşhur ova at kişnemesiyle.”

At, insanoğlunun dünyasını tanımasının ve
özellikle ülkeler arasında ister askeri veya isterse ticari yolculuklar
yapmasının ilk canlı ortağıdır.  İnsan
yaşamına hız ve güç kazandırmıştır.  Bu
nedenle de insanoğlunun liderlik simgelerinden bir tanesi de ata binebilmek ve
güzel ve de eşkâli düzgün atlarla görüntülenmek sevdası olmuştur dersem, sakın
yadırgamayın!  Yukarıda ki dizeleri yazan
merhum büyük şair Yahya Kemal’de, fetihlerin en başlı elemanının atlar olduğunu
vurgulamaktadır.

At, tek toynaklılar familyasının en bilinen
türüdür.  Tek toynaklı bu aile de eşek,
zebra gibi diğer hayvanlar da vardır. 
Ancak, tek toynaklı hayvanat-ı mahlûkat denince akla hep atlar gelir.  Ki, atların insanoğlu ile ilişkisi de çok,
ama çok eskilere dayanmaktadır.  Halen Moğol
steplerinde yaşayan ‘tarpan’ türü atların, bu mübarek hayvanın atası olduğuna
inanılır. Ve atlar Orta Asya’da evcilleştirilmiş, herhalde Cengiz Han’ın
torunları kadar Türklerle özdeşleştirilmiş bir insan dostudur.

Zaman için de kutsal kimliklerle de tanımlanmışlardır.  Örneğin; İslam inanışına göre Peygamber
Efendimiz, Burak isimli atına binerek göğe yükselmiştir ( Miraç).

Efsaneleşmiş bazı anlatımlarla adı tarihe
yazılmış atlar da vardır.  Gazi Bahadır
Han’ın Gökçe’si,  Bamsı Beyrek’in Deniz
Kulunu Boz atı, Manas Destanı’nın Ak Kula’sı, Battal Gazi’nin Aşkar’ı ve
Köroğlu’nun Kırat’ı unutulmazlar arasındadır.

Osmanlı tarihinde de atlara özel önem verildiği
bilinmektedir.  Genç Osman, ‘Sisli-kırat’
isimli atı için Üsküdar’da türbe yaptırmıştır. 
IV. Murad’ın ölümünde de çok sevdiği üç atına eyerleri ters vurularak
cenazeye eşlik etmeleri sağlanmıştır.  
Benzeri bir jesti, Ürdün Kralı Hüseyin’in cenaze töreninden de
anımsarız.

Ulu Önder Atatürk’ün at üzerinde çekilmiş ve
belleklerimize kazınmış bir resmini de anımsayınız.  Kurtuluş Savaşı süresince bindiği, alnında
beyaz akıtması olan al aygır, Sakarya adlı attır ki, Gazi ile anılır
olmuştur.  O denli önemsenir ki, nişan
armağanı olarak İzmir’e gönderilmiş ve Latife Hanım’a hediye edilmiştir.

Ülkemizin demokrasi deneyiminde de ata özel bir
ilgi duyulmasına devam edilmiştir denebilir. 
Örneğin; merhum İsmet İnönü ve merhume eşinin at ile Ankara gezintileri
hatırlanmaktadır.

Ama atın siyaseten meydanlara çıkmasının ana
nedeni, Demokrat Parti’nin kuruluşu ile ortaya çıkan bir halkla ilişkiler
gösterisidir.  Demokrat sözcüğü, parti
tabanınca daha kolay algılansın denerek, ortaya bu benzetme koyulmuş ve Demir
Kırat adı ile Demokrat Parti’nin kolay anımsanmasına ön ayak olunmuştur.  Bu sebeple de, merhum Bayar ve Menderes’in
yurt gezilerinde ve seçim çalışmalarında kafileye birkaç tane  “Kırat” eklenmiştir.

Sayın Süleyman Demirel, Adalet Partisi ile
siyasete katılınca da at figürü gene ortalara salınmıştır.  Böylece AP’nin DP’nin mirasçısı ve takipçisi
olduğu imajı yenilenmiştir.  Atlar, gene
demir kırat donlu hayvanlardır ( Beyaza ek olarak gri tonlu atlara demir kırat
dendiğini biliyoruz!).  Bu gösteriler
sırasında ise Süleyman Bey asla bir demir kırata binerek alanlara çıkmak için
hevesli olmamıştır.

At denince, değerli tıp büyüğümüz ve deontolojik
ağabeyimiz Cüneyt Arkın’ı unutmamız olası değildir.  Tarihi filmlerinin her sahnesini bizzat
oynayarak ve kovboy filmlerinin at üzerinde akrobasi yapan oyuncularına bir tür
nispet yaparak güzel gösterilere imza atmıştır.

Lider olmanın bir vurgulaması da ata binmektir
demiştik.  Değerli Cumhurbaşkanımız Sayın
Erdoğan’da, siyasete başlamasının ilk döneminde tarihe geçecek bir resim vermek
için ata binmek hevesini kontrol edemeyince olanlar olmuştur.  30 Temmuz 2003 yılında İstanbul’un Bayrampaşa
Şehir Parkı açılışında önüne getirilen bir ata binmek istemiş ve dramatik bir
şekilde “indi-bindi” eylemine duçar olmuştur.  
Daha acısı da, Atatürk benzeri bir resim sahibi olabilmek şansı da
böylece yok olmuştur!

(Sayın Tayyip Erdoğan, Cihan namlı atla olan o
keyifsiz deneyimi sonrası, halen yerleşke içeriğinde hazırlanan bir manej
alanında bilebildiğimiz kadarı ile bazı günler atlar ile küçük geziler yapmakta
imiş.  Herhalde artık usta bir binici
olduğu gibi, bineceği atı bizzat seçmek dersini de o geçmişten öğrenmiştir.)

Sayın Erdoğan’ın başarısız biniciliği, bir
dönemler Ankara’nın 1071 rakımlı tepesinde ikamet buyuran bir başka Türk Büyüğü
için hem ders olmuştur ve hem de bir farklılık yaratmak heyecanına fırsat vermişe
benzemektedir.  Sayın Abdullah Gül,
dönemin Cumhurbaşkanı sıfatı ile gittiği Kazakistan ziyaretinde kendisine
armağan edilen atı okşayarak onurlandırmış ve Erciyes adı ile takdis
eylemiştir.  Deneyimli bir devlet adamı
olarak, iyice sosyalleştirilmiş sakin huylu bir ata binerek gazetecilere
görüntü dahi vermiştir.  Ata oturuşuna
bakılınca, acemi bir binici olduğu anlaşılmakla birlikte, gene de “indi-bindi”
eylemine kurban olmamış olması, her türlü takdirin fevkindedir!  ( Tabii ki, memleket kendisi ile gurur
duymuştur!).

Sonunda da olanlar olmuş, zırhlı Mercedes marka
güçlü arabalar makam araçları olarak tercih edilmeye başlayınca, atlar siyaset
sahnesinin tamamlayıcı unsurları olmak keyfinden mahrum bırakılmışlar ve biz
taşralı kalemşorlar için yazılarının sıradan bir konu mankeni olmaya mahkûm
edilmişlerdir!

Kıssadan hisse: “Bir at, insanların kendileri ile
ilgili hayallerinin bir yansımasıdır ve at bize sıradan varlığımızdan kaçış
fırsatını verebilecek güce sahiptir!” 
(Anonim).




































































Erdal Akalın (06.11.2017)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet