SİYASET BİLİMİ & DIŞ POLİTİKA & SİYASİ PARTİLER

Anketler Hızlanırken !.

Seçimler yaklaşırken, ister genel olsun isterse yerel, medya
sayfalarının başköşelerini anketler adı verilen seçmen tercihleri
doldurur.  Bu anketleri yapan şirketler
de seçim sonuçları ortaya çıkınca, kendi tahminlerine yakın olan sonuçlarla
değerlendirilir.  Hatta bir kısmına
nerede ise müneccim muamelesi bile yapılır.

Kuşkusuz seçim anketleri yapmak sıradan işler değildir.  Yani, sadece soru ve cevap pratiği ile olguyu
basitleştirmek sosyoloji ve istatistik bilimlerine haksızlık olur. 

Medya organları seçimlerin kaygan zeminine yaklaştıkça
bizlere kendi verilerini birer kılavuz olarak göstermek heyecanı ile tahmin
yayınlarını iyice sıklaştırırlar.  Anket
tekniği ile seçim sonuçlarını tahmin edebilmek konusunda artık üstat sayılan
saygın şirket sahipleri de ekranlarımızı sahiplenir ve bizleri kullanacağımız
tercihler üzerinde bazen genel, bazen de özel alanlara doğru yönlendirirler.

Bu tür yönlendirme manevralarını da genellikle anket
şirketlerine para ödeyen medya kuruluşları ve de özellikle siyasi partiler
yaptırırlar. 

Medya gruplarının anketleri kendi çizgilerine çekmek veya
anketi ısmarlayan siyasi partilerin yönlendirme arzularına rağmen, bazı
şirketlerin oldukça objektif davranmak reflekslerini de geçmiş yıllardan
biliyoruz.  Bu gibi siyasi tahminciler
belirli bir ilgi ve saygı ile dinleniyorlar.

Yerel ve genel seçimlere nerede ise bir yıllık bir süre
kalmışken, bugüne kadar dikkatimizi çeken iki anket sonucu yayınlandı. 

İlk tahminler, AKP tarafından ısmarlanmış ve kendi çizgisine
yakın bir şirkete yaptırılmış  seçim
tahminlerini içeriyordu.  Bu grubun
tahminine bakılırsa, iktidar partisi olan AKP ve MHP ortaklığı genel seçimler
sonrası % 55 gibi bir zaferle sandıktan çıkmış olacaktır.

İkinci anket çalışmasını yapan şirket, eski deneyimlerimizle
daha gerçek sonuçları verebilen, bu nedenle de güvenilirlik katsayısı yüksek
bir gruptur.  Ancak sonuçlarının henüz
olgunlaşmamış olduğunu söylemekte ve bulgularını kısmen gevelemekle
yetinmektedir.

Görülmektedir ki, Türk Seçmeni, nispeten küçük partilere
vereceği oylarla bir etkin sonuca varamayacaktır.  Seçimler adına henüz kesin yargılar için
vakit erken sayılsa da, bu ilk bulgular bize bir fikir verebilmektedir.   Bu nedenle de siyasi partilerin açık veya
temenni düzeyinde ittifak aradıkları anlaşılmaktadır.   Böyle düşünen MHP ve BBP liderleri kendilerini
AKP’nin siperine atarak baraj altında kalmak riski nedeni ile sütre gerisinde
bir ittifak yapmanın çalışmalarını hızlandırmışlardır.   Hatta Sayın Devlet Bahçeli’nin önerisi ile
bu birlikteliğe “Cumhur İttifakı” adı bile konmuştur.   Anlaşıldığı kadarı ise Sayın Tayyip Erdoğan,
bu ittifaka Saadet Partisini de katabilmek arzusundadır.   Ancak Sayın Temel Karamollaoğlu’nun OHAL
düzeni ile seçime girilmesine karşı çıkması ve erkler ayrılığı kuralının
bozulmasına itirazı ile konu şimdilik rafa kaldırılmış görünmektedir.

Olağan kurultayını henüz tamamlamış olan CHP ise, yeni
yönetici kadrolarını atayarak kendisini gelmekte olan ve belki de sürpriz bir
seçime karşı hazırlamaya başlamıştır. 
Ki, şu dönemin AKP karşısına alternatif olabilecek tek muhalefet partisi
olmanın sorumluluğunu idrak ettiklerini tahmin ediyorum.   Hazırlıklarını tamamlamak üzere oldukları
tüzük kurultayı ile partinin iç düzeninin güçlenmesini ve daha demokratik
işleyişe kavuşmasını düşünmektedirler. 
Umarım bu çalışmaları seçim hazırlıklarını aksatmamış olur.

Bu arada artık tabela partisi kıvamına indirgenmiş diğer
küçük partilerin değerli yöneticileri eğer CHP çatısını düşünmemekte
direnirlerse, sadece kendileri yok olmakla kalmayacaklar, inandırdıkları
demokrasiyi arzulayan seçmenin de oyunun heba olmasına neden olacaklardır.  Unutulmamalıdır ki, siyasete soyunmak bir kişisel
hobi değil, toplumsal sorumluluk taşımayı zorunlu kılar.   Örneğin; AKP kurucularından olmakla birlikte
partisinin yürümekte olduğu yolu benimsemeyerek ayrılan Sayın Abdüllatif Şener,
kurduğu parti yürümese bile tercihi kullanmış ve sorumluluk alarak demokrasi
bileşenleri arasında yerini alan özel bir örnek olmuştur.

Bugün için Türkiye siyasetinin geldiği nokta, on altı yıldır
iktidarı elinde tutan AKP’nin, devlet içi organizasyonlarını tamamlamak üzere
olduğunun alarmını vermektedir.  2019 genel
seçimlerinde de iktidarını tek başına yürütebilmek şansını kullanmak için,
seçim ekonomisi ve seçmeni etkileyecek tüm incelikleri kotarabilecek yola
girmiş bulunmaktadır.  Hatta Suriye’nin
kuzeyindeki askeri harekâtın primini dahi hanesine yazabilmek çabasında
olduklarını görebilmekteyiz.  Bu genel
seçim zaferi sonrası, bindikleri tramvayın istedikleri durağa geldiği ve kendi yaşam
tarzlarına yönelik kesin adımları atacakları kuşku götürmeyecek kadar açığa
çıkmıştır. 

Sayın Tayyib Erdoğan’ın son söylemleri de ülkenin kişisel
otoriterliğin ötesine taşınabilecek bir yönetim şekline doğru sürüklendiğine
işaret olsa gerektir.  Ülkenin yönetim
sisteminin hızlı bir ivme ile otoriter ve faşizan kavşağa doğru gittiğini
söyleyenleri de haksız çıkarmayan izlenimleri ben de paylaşmaktayım.   Bu nedenle, bu genel ve yerel seçim
sonuçlarının Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderini çizecek bir sandık buluşması
olduğuna inanıyor, kendimce de tüm insanlarımızı akl-ı selim ile düşünmeye
davet etmek istiyorum!

Bence; Türk Seçmeni, 2018 ve 2019 yerel ve genel seçimleri
ile çocuklarımızın, torunlarımızın ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderini
yönlendirmekten sorumlu olacaktır!..

Kıssadan hisse : “Kendisini idare edemeyen, başkasının emri
altında yaşamaya mahkûmdur!”.

( Victor Hugo )




































































Erdal Akalın 
(22.02.2018)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir