Olay Çatak’ta geçer, yıl 1999…


Van İl Jandarma Komutanı olarak hem kaçak hem de terörle mücadele ediyorduk
biz. Bu mücadelenin gereği ve Valiliğin onayı ile de yol kontrol ve önleme
aramaları yapıyorduk, planlar hazırlıyorduk. Bu planlar halen vardır, siz de
bilirsiniz ve adına da EMASYA denir, yani Emniyet ve Asayiş Yardım Planı. Bakmayınız şimdi EMASYA’nın darbe
planı olduğuna, doğru değildir bunlar, siz de iyi bilirsiniz.


Bu planlar tabi afetlere karşı, yangınlara karşı, devlet büyüklerini
korumak için, ağır toplumsal olaylarda hangi tedbirlerin alınacağını koordine
etmek için ve suçluları yakalamak için yapılır. Emniyet ve asayişin
sağlanmasından birinci derecede vali sorumlu olduğu için, bu planların uygulama
sorumluluğu da valiye aittir, zaten vali onayı alınmadan bu planlar yürürlüğe
giremez. Siz de bunları, bizi yetiştirmiş olan sizden iyi bilirsiniz.


Disiplinli bir asker olduğumuz için, Van İl Jandarma Komutanı olarak bu planları zamanında yapmış ve
valiye onaylatarak işleme koymuştuk. Ve bu planlara uygun olarak Van-Başkale
karayolunda günün belirsiz saatlerinde yol kontrolü ve aramaları yapılıyordu.
Kontrol ve aramalar için işaret levhaları, kirpi engeli, dur ve geç levhaları
gibi fiziki tedbirler alınmış, bir rütbeli nezaretinde askerlerimiz tarafından
uygulanıyordu. Uygulama yapılan yer de, karakolumuzun konuşlu olduğu Çatak/
Görentaş köyü kenarıydı.


Kurmay Albay Orhan Bey Azerbaycan’da geçici görevde, biz ise alay komutanlığını vekaleten
yürütüyorduk. O dönemde de terör tehdidi yüksek, operasyonlarımızın büyük bir
kısmı Çatak/Narlı, Konalga, Narlıca, Uzuntekne bölgelerinde yapılıyordu,
teröristlerle yer yer çatışmalar yaşanıyor ve sonuçta, bir bir ele
geçiriliyordu.


Bunları siz iyi bilirsiniz sayın komutanım. Size konu ettiğimiz yol kontrol
ve aramaları Çatak’ta geçer, yıl 1999’dur…

O yıl, bu EMASYA uygulamasını yapan uzman çavuşumuz ki komutanı biz idik, Çatak
istikametinden gelip Van istikametine giden bir sivil aracı arar, kanunlardan
aldığı yetkiyle. Arabada bir bayan hakim vardır. Kibarca durumu anlatır ve araç
sivil olduğu için arama yapacağını söyler ve arar.


Aynı araç ve aynı hakim aynı haftada içinde her gün Van’a gider ve doğal
olarak her gün de aranır. Bu hakim bayanın hoşuna gitmez, hakimdir, araç sivil
de olsa, içinde kendisi olduğu için arama yapılmaması gerektiğini
düşünmektedir. Tabi, bizim bunlardan haberimiz yok, rutin işler bu işler diğer
görevlerimiz yanında, biz olay çıktıktan sonra öğrendik bu durumu.


Bir gün bu arama noktasında
köylüler de aranırken, bir çocuk Kürtçe küfür eder uzman çavuşumuza, o da
Kürtçe bildiği çocuğu azarlar ve yanağına bir tokat vurur. Çocuk babasına
söyler, babası da savcıya söyler. Şikayet dilekçeleri yazılır, savcı ifadesini
alır uzman çavuşumuzun ve tutuklamaya sevk eder mahkemeye.


Hakim, bindiği araçta arama yapılan bayandır yani bir benzetme yapar isek, İstanbul Baro Başkanı hakkında
iddianame düzenleyen savcının hanımı hakimi gibi ve uzman çavuşumuz tutuklanır.
İtiraz edilir Çatak’ta ama bir üst mahkeme reddeder tıpkı bugünkü Balyoz
davasından tutuklanan askerlerimizin yapmış olduğu itirazlar gibi. Ve bizim
uzman çavuşumuz hapse girer, tıpkı kod adı Ergenekon ya da kod adı Balyoz
tezgahlarında olduğu gibi.


Olay budur Sayın Komutanım. Şimdi bu olaya izin verirseniz bir de yakından
bakalım…


Jandarmanın yapmış olduğu
aramalar valilik onayıyla yapılan bir önleme aramasıdır, mülki bir görevdir
. Mevzuta göre, mülki görev esnasında bir suç işlediği iddia edilen
jandarma personeli Memurin Muhakematı Kanunu’na göre yargılanır ve yargılama
yapılabilmesi için önce valilik makamından izin alınarak ve valiliğin uygun
göreceği bir muhakkik vasıtasıyla ön soruşturma yapılması şarttır. Soruşturma
sonucu suçlu olduğuna kanaat getirilirse ve de vali izin verirse ancak
yargılamaya geçilebilir. Uzman çavuşumuz Çatak mülki idaresine yani
kaymakamlığına bağlı olduğu için, vali için sayılan bu yetkilerin aynısına
kaymakam da haizdir.


Size arz ettiğimiz bu olayda savcılık makamı bu yasayı göz ardı ederek
doğrudan görevli olduğuna karar vermiş ve soruşturma yapmıştır. Mevcut yasanın
açık bir ihlalidir bu.


Öte yandan iddia olunan suç
takibi şikayete bağlıdır, tutuklamayı gerektiren ağır cezalık bir suç değildir.
Üstelik uzman çavuş görevlidir ve kaçma şüphesi yoktur, delilleri
değiştirme şüphesi de yoktur, çünkü hepsi ikmal edilmiştir. Ama mahkeme kendini
yetkili görmüş ve tutuklamıştır. Bu da bir hukuk ihlalidir ama yapılmıştır,
sizin de komutanınız olan İlker Paşama yapılmış olduğu gibi.


Şimdi siz, 1999 yılında
Van’da, alay komutanı olsaydınız ve bu asker sizin emrinizde görev yapan bir
asker olsaydı, siz ne yapardınız?
Bu soruyu
soruyoruz çünkü bu sorunun cevabı bizi bugünlere taşıyacak kadar önemli bir
örnek olaydır.


Hukuk deyip geçebilirsiniz.
Savcıdır, mahkemedir, herkes görevini yapıyor diyebilirsiniz. Bu durumda iki
şey ortaya çıkar: Biri, bu durumu öğrenen diğer askerler, yol kontrol ve
araması yapan askerler görevlerini devlete güvenerek nasıl yapacaktır; ikinci
ise açık bir hukuk ihlali karşısında sessiz kalırsanız, vicdanınız sızlamayacak
mıdır? Öyle ya, uzman çavuşun işlediği iddia olunan olay kabahat türünden bir
olaydır, tutuklama gerekçesi olmadığı halde tutuklanmış ve siz de seyrediyor
konumuna düşmüş olursunuz ki buna vicdan nasıl katlanır? Bir de üstüne
komutanlık değerlerinizi koyunuz, komutan demek astının hukukunu koruyan amir
demektir, nasıl komuta edebilirsiniz ki Van’daki onbeş bin askerden oluşan
birliğe?


Biz de bunları düşündük sayın Komutanım tıpkı sizin gibi, düşündük ve
teröre karşı güvenlik alarak bir timle Çatak’a doğru hemen yola çıktık.
Adliyede de gerekli güvenliğimizi sağladıktan sonra girdik savcı beyin odasına.
Kendimizi tanıttık ve konuşmaya başladık:


-Savcı bey bu ne iştir?


-Şikayet vardı, gereği yapıldı. Tutuklama takdiri
mahkemenindir, mahkeme de tutukladı. Yapılan itiraz da reddedildi.


-Savcı bey, adli konularda
sizin adınıza görev yapığımız için biraz hukuk biliyoruz. Şikayet de olsa bu
bir kabahat neviden bir suç iddiası. Tutuklamayı gerektirecek olan bir durum
olmadığının da farkındayız.


-Bizim yapacak bir şeyimiz yok, takdir mahkemenin.


-Savcı bey. Biz olayı da
biliyoruz. Hakim bayanın binmiş olduğu sivil aracın bu uzman çavuşumuz
tarafından aranmış olduğunu da. Biz açık bir kastın varlığına inanıyoruz, bu
doğru değil.


-Yapacak bir şey yok, mahkeme kararı uygulandı.


-Savcı bey. Sizin
sözlerinizden anladığımız şudur: Biz savcıyız, mülki görev de olsa doğrudan
istersek soruşturma yaparız, zaten yaptık; biz savcıyız, istediğimizi
tutuklamaya sevk ederiz, zaten sevk ettik; tutuklama kararı mahkemeye aittir,
bizim yapacak başka bir şeyimiz yoktur. Öyle mi?


-Evet öyle.


-Mahkemeye gelince, bizim
bundan da anladığımız şudur: Biz mahkemeyiz, istediğimizi tutuklarız, zaten
tutukladık. Şüphelinin itiraz hakkı var, o itiraz eder, biz uygun görmeyiz ve
tutukluluğu devam eder, zaten ediyor da. Öyle mi?


Savcı bey iyi niyetliydi ama bu sorunu çözmek için iyi niyet yetmiyordu.
Alay komutanı olarak uzman çavuşumuzla ilgilenmemiz gerekiyordu. Ayrıca Savcı
beyin, bu işin içinde başka bir iş olduğunu görmemesi için deve kuşu olması
gerekiyordu, ama o deve kuşu değildi. Baktı ki hukuken haklıyız ve bu işin
peşini bırakmayacağız, söze girdi:


-İsterseniz, hakimleri de çağıralım, bir de onlarla
görüşün.


Hakimler geldi, bayan hakim dahil, hepimiz bir arada yeniden konuşmaya
başladık. Olayı hukuki açıdan birlikte ele aldıktan sonra, bu kez sözü biz
aldık:


-Uzman çavuşumuz hemen serbest
bırakılmalıdır, kanun da bunu ister.


-Ama bugün cumartesi?


Baktım komutanım, haklı olduğumuz anlaşılmıştı, onlar da birden karar
değiştirmek istemiyordu itibarlarını koruyabilmek için. Cumartesi, Pazar
tatildi, bu iş için mahkeme kurmak gerekiyordu, yanlış kararı bir şekilde
düzeltmek gerekiyordu. Üstelemedik. Pazartesi uzman çavuşumuz serbest
bırakıldı.


Merak edenlerimiz Çatak
adliyesinden bu dosyayı araştırabilir, ne zaman tutuklanmış olduğuna ve ne
zaman serbest bırakılmış olduğuna bakabilir…


Bu olay çerçevesinde günümüze baktığımızda, Balyoz denilerek şüpheliler
lehinde delil toplanmasına izin verilmeksizin, kaçma şüphesine ilişkin
inandırıcı bir delil dahi bulunmaksızın 250’yi aşkın askerimizi tutukladılar.
Hem de öyle bir tutuklama ki bir hakim bırakıyor, birileri itiraz ediyor, bu
kez diğeri tutukluyor. Yeniden itiraz, yeniden salıverme, yeniden tutuklama,
insanlık onuruyla oynadılar bu yanlış kararlarıyla, bu açık, hepimiz tanığız.
Ne acıdır ki şüphelileri salıveren hakimler de görevden alınıp başka yerlere
tayin edildiler, buna da tanığız. Bu hukuk değildir.


Aynı hukuk dışı eylem ve kararları kod adı Ergenekon davasında da gördük
biz. Askerlerimiz, aydınlarımız savcının görev yetkisini kötüye kullanarak, hakimin
takdir yetkisini kötüye kullanarak dava açtığına ve yargılama yaptığına, çoğu
askerimizi tutukladığına da tanık olduk biz, kaçma şüphelerini gösterir tek bir
kanıtları dahi olmadığı halde.


Peki, ne olacak şimdi, sayın
Komutanım, ne olacak?


Eğer ki siz Genelkurmay Başkanı, bu yaşadıklarımızı okumuş ve bundan kendi
seviyenizde bir pay çıkarmış iseniz, bu olay artık tutuklu askerlerimizin
boyunu aşmış, bir genelkurmay meselesi haline gelmiştir. Bu durumda Milli
Güvenlik Kurulu üyesi olan siz Genelkurmay Başkanı, bu hukuksuzluğu kurula
taşımalı ve bu konuyu hükümetle çözmelisiniz. Astının hukukunu korumakla
yükümlü olan bir komutanın yapması gereken de budur. Aksi halde hukukunu
korumayan bir komutan tarafından yönetildiğini düşünen bir askerin doğruluk, muhabbet
ve sadakatle hizmet edebilmesini düşünmek zor olur.


Konu sadece Genelkurmayın
değil, aynı zamanda yüksek yargının olaya müdahil olmasını da gerektiren bir
konudur.
Nasıl ki Erzincan Cumhuriyet
Başsavcısı İlhan Cihaner’e karşı yapılan hukuksuzluğa yüksek yargı müdahale
ederek serbest bırakılmasını sağladıysa, aynısını asker ve aydınlarımız için de
yapmalı, bu hukuksuzluğa müdahale etmelidir.


Edilmezse ne olur, devletin
güç ve otoritesi zaafa uğrar, adalete olan güven duygusu yok olur, hükümet de
olsanız bunu yapmaya hakkınız yoktur, komutan da olsanız, bunu görmezden
gelmeye hakkınız yoktur. Adalet hepimiz içindir, bir gün hepimize gerek
olabilir.


Vazife kutsaldır bizim için, askerlikte “vazifesini en iyi yapan, vatanını en çok sevendir” diye bir de
söz vardır ezberlediğimiz. Aldığımız vazifeyi hiçbir yerde kişiselleştirmedik
biz. Vazifeyi kişiler için değil, ülkemiz ve milletimiz ve de çocuklarımızın
geleceği için yaptık. Devlet adına makam işgal edenler, devlet ve millet adına
yetki kullananlar bu noktaya dikkat etmelidir. Eğer ki yetkiler kişisel arzu ve
istekler için kullanılmaya başlarsa, bu keyfilik doğurur ve adaleti zedeler,
emir ve komutayı zaafa uğratır, görülmek istenmese de gerçek budur…


Sayın komutanım, biz bu işi yaptığımızda çiçeği burnunda bir albay idik ama
siz orgeneralsiniz, elbet sizin bu olaydan çıkardığınız dersler vardır ve elbet
sizin yapacaklarınız bizim gibi bir albayın çok üstünde olacaktır.


Olması gereken de bu
olmalıdır!


Arz ederim Sayın Komutanım, arz ederim.


İLK KURŞUN