Murat
Tulga
: YASSIADA DURUŞMALARI VE SONUÇLARI

E-POSTA : m.tulga@sunsavunma.net

Veli Murat TULGA,
Emekli bir kurmay subaydır. Galeati Yayınevi’nin sahibidir.

16 Haziran 2020

YAZI DİZİSİ – 5

Yazan: V. Murat
Tulga

İhtilal sonrası
Demokrat Parti iktidarının mensupları başta Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve
Başbakan Adnan Menderes olmak üzere tutuklanarak önce Kara Harp Okulu’na, daha
sonra Yassıada’ya sevk edilmiştir.

Sanıkların
yargılamaları Yassıada’da yapılmıştır.

Milli Birlik Komitesi
tarafından çıkarılan yasalar ile önce Yüksek Soruşturma Kurulları kurulmuş,
sanıkların sorgulamaları yapılmış, daha sonra Yüksek Adalet Divanı kurulmuş ve
bu divan Yassıada’da sanıklara atfedilen 19 davaya bakmıştır. 

Mahkeme, suç unsurlarını
başlıca şu şekilde tasnif etmiştir:

1. Anayasayı
ihlal,

2. Yolsuzluk,

3. Anayasa
ihlalinin maddi vakıalarını teşkil eden suçlar.

Bu konuda
Yassıada Komutanı Tarık Güryay şu bilgiyi veriyor:

“Yassıada
davaları 14 Ekim 1960’dan karar günü olan 15 Eylül 1961‘e kadar 11 ay 1 gün
sürmüş, bu müddet içerisinde 203 gün davalara bakılmıştır. 203 günde 287 celse
yapılmış bu celseler 1033 saat tutmuştur.

Yassıada’da 19
davaya bakılmış, bunlardan Değirmen davası zamanaşımı ile düşmüş, davalardan
17’si de Anayasa’yı ihlal davası ile birleştirilmiştir. Davaların duruşmasına
göre 287 celse şöyle tasnif edilebilir: Anayasa davası 53, Köpek davası 4, 6–7
Eylül davası 20, Bebek Davası 7, Vinileyks davası 5, Zimmet – İrtikâp 5, Arsa Davası
3, Değirmen davası 5, Barbara Davası 6, Örtülü ödenek davası 13, Radyo Davası
6, Topkapı olayları davası 24, Çanakkale davası 11, Kayseri olayları 13,
Demokrat İzmir 16, Ankara ve İstanbul olayları 52, Vatan Cephesi 16 ve İstimlâk
davası 13 celse.

Duruşmalarda 5
gizli celse yapılmıştır. İlk gizli celse 6–7 Eylül olayları davasında ve 25
Ekim 1960 tarihindedir. Bu gizli celse de MİT mensupları dinlenilmiştir[1].”

Şevket Süreyya
Aydemir, köpek ve bebek davalarının kamuoyunda çok basit algılandığını
belirterek:

“…Yassıada
Mahkemeleri başlayacak ve bu mahkemeler gerek gazeteler, gerek radyolar
kanalından, halk arasında büyük ilgiyle izlenecektir. Fakat ele alınan ilk
konuların, köpek davası, bebek davası gibi yadırganıcı ve galiba adi
Mahkemelere dahi aksetmemesi gereken meseleler oluşu, İhtilalin ve ihtilali
yapanların halk nazarında itibar kayıplarına müessir olmuştur.[2]” demektedir.

Orhan Erkanlı,
Yassıada Duruşmalarında yargılanan sanıklara atılan suçlamalara ilişkin şu
şekilde kendilerini savunuyor:

“Yassıada
sanıkları başlıca iki suçtan yargılandılar: siyasi suçlar, adi suçlar. Hukuki
tarif ve tasnif bakımından adi suç sayılan bazı suçların devletin en yüksek
kademelerinde senelerce hizmet görmüş kişiler tarafından işlenmiş olması
halinde önemli siyasi ve ahlaki neticeler doğurması, halkoyunda etki yapması
tabiidir…

Davaların hukuki
değerinden ziyade halk üzerinde meydana getireceği etkiler ön plana alınmıştır.

Bebek davasıyla;
kendisine Müslümanlığın hamisi sıfatı verilen, peygamberliğinden bahsedilen,
evli, üç çocuk babası bir başbakanın altmış yaşındaki aşk maceraları, gayri
meşru çocukları, hususi hayatına alet ettiği devlet memurlarının ve devlet
imkânlarının ibret verici sahneleri ortaya konacaktı.

Köpek Davası ile
de; eli açık, sevap ve yardım seven bir kişi sanılan Bayar’ın kendisine hediye
edilen bir köpeği sattırarak elde edilen parayla, sanki kendi şahsi parası imiş
gibi, kendi adına çeşme yaptırması, on yıl içinde devlet başkanlığı makamına
gelen hediyelerin ne olduğu meydana çıkarılacaktı…

Ayrıca bugüne
kadar açıklanmayan bir sebepte bu davaların açılmasını icap ettirmiştir.
Sanıklardan bazılarının ve özellikle Bayar ve Menderes’in; ilk celsede Yüksek
Adalet Divanı’nı yetkisiz ilan etmeleri, cevap vermekten imtina etmeleri
ihtimali vardı. Sorgulamalarda ki tutumları ve bazı özel konuşmaların bize
intikali bu şüpheyi doğurmuştu. Aslında yapacakları tek şey de bu idi.
Yapamadılar; bu dirayeti ve cesareti gösteremediler. Bu ihtimalin gerçekleşmesi
halinde Yassıada Yargılamaları başlamadan biter ve korkunç bir skandal olurdu.

Bir an için Bayar
ve Menderes’in ve onları takiben diğerlerinin (ki çoğu Bayar ve Menderes’in
mahkemede takınacakları tavra göre kendilerini ayarlamak kararında idiler, bunu
tespit etmiştik): Biz bu mahkemeyi tanımıyor ve kabul etmiyoruz. Milletin
oylarıyla iktidara gelmiş bir partiyi, hükümet ve meclis grubu olarak
yargılayamazsınız. Silah zoruyla bizi iktidardan indirenler hakkımızdaki
kararlarını versinler, kendimiz savunmuyoruz vs. dediklerini farz edelim, durum
ne olurdu?…

Bayar ve Menderes
bizim korktuğumuzu başımıza getirememekle çok büyük bir fırsat kaçırmışlardır…

Dava dosyaları o
derecede çirkin ve haysiyet kırıcı ithamlar ihtiva ediyordu ki, Bayar ve
Menderes mutlaka bu ithamları cevaplandıracaklar, kendilerini savunmak ihtiyaç
ve mecburiyetinde duyacaklardı. Bir defa muhakemeyi kabul edip, konuşmaya
başladıktan sonra artık geri dönemeyecekler ve devam edeceklerdi. Nitekim böyle
oldu. Dosyalar, sanıklar üzerinde beklenen tesiri, psikolojik baskıyı yaptı;
konuşmaya başladılar, korktuğumuz tehlike gerçekleşmedi[3].”

Bayar ve
Menderes’e isnat ettirilen suçlamalar mesnetsiz miydi?

Menderes’in
gayrimeşru bir ilişkisi olduğu duruşmalarda özel hayata girilerek tescillendi.

Kendisinin dost
hayatı yaşadığı opera sanatçısı Ayhan Aydan, Yassıada Duruşmalarında tanık
olarak dinlendi. Bu ilişki kendisi Başbakan iken      de kamuoyunda dedikodu şeklinde kulaktan
kulağa dolanıyordu.

Yassıada
sanıklarından Samet Ağaoğlu bu tanıklık anını;

“Aydan, salona
girerken gözleri Menderes’in yüzünde dolaştı. Sonra çevik adımlarla mikrofona
yürüdü. Konuşurken kelimelerini de ustaca seçiyordu. Eski başvekili” ondan bir
çocuğum olmasını istiyordum” diyerek nasıl sevmiş olduğunu anlatmıyor,
canlandırıyordu.” şeklinde anlatıyor[4]. Tabii ki çocuğun öldürülmesi gibi bir
şey söz konusu değildi. Nitekim Yüksek Adalet Divanı bu davada Menderes’i
beraat ettirmiştir[5]. Menderes yalnız bu davada beraat etmiştir.

Bunun yanında,
Menderes hakkında örtülü ödenek konusunda açılan davada, Menderes’in evvelce
devlet işlerinde bulunmamasından gelen formalite dikkatsizlikleri önemli bir
yer tutmaktaydı.

“Mesela, 10 yılda
25 Milyon liraya varan örtülü ödenek sarfiyatında ciddi aksaklıklar ve
usulsüzlükler, onu müşkül duruma düşürüyordu. En geniş müsamahalarla çıkarılan
hesap sonucunda gene 5 Milyon liraya yakın bir paranın sarf gerekçesi yok, ya
da usulsüzdü…

Demokrat
gazetelerde halkın sevgi ve fedakârlığının delilleri gibi gösterilen ve
yollarda kesilen kurbanlar için gene bu ödenekten 18.000 lira ödenmiş olması
bir dikkatsizlikti…[6]”

Menderes bu dava
sonucunda da hüküm giyecek, 11 sene 8 ay ağır hapsine ve zimmetine geçirdiği
öne sürülen 4.870.780 Türk Lirasının ödettirilmesi kararı ile karşı karşıya
kalacaktı.

Menderes
toplamda, üç ayrı davadan 22 sene 6 ay ağır hapse ve ağır para cezası ödemeye,
ayrıca Anayasayı ihlal maddesinden de idam cezasına mahkûm ediliyordu. Bebek
davasında ise beraatına karar verilmişti.

Bayar’ın köpek
davasına geçelim.

MBK Üyesi Orhan
Erkanlı, Bayar’ın durumunu ise şöyle anlatıyor:

“Bayar’ın utanç
ve ıstıraptan kararmış yüzünü, parçalarcasına sıktığı elindeki şapkasını,
dişleriyle yanaklarını içten kemirdiğini, sık sık;  “Reis Bey bütün suçu kabul ediyorum, rica
ederim, bu işi uzatmayalım.”  tarzında
konuştuğunu, o gün Yassıada’da bulunanlar hatırlayacaklardır…

Netice itibariyle
Köpek ve Bebek Davalarının Yassıada’da görülmesinin doğru ya da yanlış bir
hareket olup olmadığı herkesin kendi ahlak ölçüleri içinde ve devlet
adamlarında aradıkları nitelikler açısından değerlendireceği bir konudur[7].”
demektedir.

Samet Ağaoğlu
ise, bu davayla ilgili,

“Bayar köpek
davasının üzerinde durmadı bile. Hediye edilmiş bir köpeği parasıyla bir köye
çeşme yaptırmak için Ziraat Bakanlığına bağlı orman çiftliğine satmıştı.
“İrtikâp” diyorlardı buna. …

Bayar, bu davada
kendisini “Bir hayır işlemek istedim. Günah, suç varsa hepsi benim.“ diyerek
savunmuştur[8].

Bayar bu davada
hüküm giydi. İlk mahkûmiyet kararı köpek davasının sonunda 21 Ekim 1960’da
verilmiştir[9].

Yassıada
Duruşmalarına damgasını vuran “Köpek ve Bebek Davaları” şimdi neden bu kadar
önemli anlaşılmıştır sanırım.

Kısaca; ağır
ithamlar karşısında Devrik Cumhurbaşkanı ve Başbakanın buna seyirci kalamayarak
kendilerini savunma mecburiyetinde kalmaları ve bu durum sonucunda bütün
sanıkların bir İhtilal Mahkemesinin meşruiyetini tanımaları ile sonuçlanmıştır…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet