‘Sapla samanı birbirine karıştırmak hukuka sığar mı ?’

(SÖZDE)
Balyoz davası
nda 16 yıl hapse mahkum edilen Kurmay Albay Cemal Candan
tutuklu bulunduğu Hasdal Cezaevi‘nden “Esir Bir Türk Subayı
imzasıyla ASKERHABER‘e gönderdiği yeni mektubunda yandaş basının “mahkeme
ile ortaklaşa yaptığı
” yargısız infazı anlattı.

Sevgili Dostlarım,

Gerekçeli İddianamedeki (Karardaki) mantık hatalarını ve çarpıtmaları
ortaya koyduğum mektuplarımda sıra, gazetelerin manşetlerine taşınan,
iddianamenin en medyatik bölümüne geldi. Başlığı çok uzun ama kendisi kısacık,
topu topu dört paragraf olan bu bölüm (sf. 967) peşinen verilen bir hükme
gerekçe bulmak adına, sapla samanın birbirine nasıl karıştırılabileceğine
emsalsiz bir örnek teşkil ediyor.

Bu bölümün son paragrafı gibi ilk üç paragrafı içerisinde de yazılabilecek
birçok mantık hatası ve çarpıtma mevcut. Ancak, esas ağırlığı son paragrafa
verebilmek ve mektubumu belirli bir uzunlukta tutabilmek amacı ile ilk üç
paragraftaki hataların izahını şimdilik sonraya bırakıyorum.

İddianamede koyu harflerle yazılarak önemi vurgulanan ve yandaş medyanın
yeni bir karalama kampanyası başlatmasına fırsat veren bu son paragraf, son
derece muğlak olup, adeta anlaşılmasın diye yazılmıştır.

“Teslim edilen yazılı belgeler ile asıllarının Genelkurmay Başkanlığı
tarafından askeri birimlerde asılları bulunduğu belirtilen, taranmış belgelerin
dijitaller içerisinde yer alması, delillerin doğruluğu konusunda sanıkların
aksi yöndeki savunmalarını bertaraf ederek Mahkemede tam bir kanaat
oluşturmuştur”

Bu paragrafta aslında ne demek istendiğini incelemeden önce biraz geriye
dönelim. Bildiğiniz gibi, davanın başlangıcında, soruşturmanın gizliliği öne
sürülerek hiçbir bilgi ve belge savunma tarafına verilmezken, birçok belge
yandaş medyaya sızdırılarak, camileri bombalamayı, kendi uçağımızı düşürmeyi
planlayan darbeciler olduğumuz yönünde kalleşçe bir karalama kampanyası
başlatılmıştı. Biz de ne ile suçlandığımızı bilemeden, bu kalleş komplo sonucu,
kamuoyunun bir kısmının gözünde suçlu damgasını yemiştik.



Benzer şekilde şimdi de, Mahkeme Heyetinin “gerekçeli iddianameyi”, nedendir bilinmez,
sanıklara vermeden günler öncesinde basına vermesi, yandaş medyaya aynı kirli
oyunu tekrar oynama fırsatı vermişti. Bu fırsatı kaçırmak istemeyen yandaş
medyada “Delillerin asılları Genelkurmay Başkanlığında var. Sanıkların
savunması çöktü” türünden yanıltıcı haberleri manşetlerden yayınlamaya
başlamıştı. Ancak yandaş medyanın, gerekçeli iddianame henüz bizde olmadığı
için istediği gibi atıp tutabileceğini hesapladığı bu karalama kampanyası,
Genelkurmay Başkanlığı’nın umulmadık açıklaması ise adeta geri tepmiştir.

Bugüne kadar hukuka saygılı olma adına, devekuşu misali kafasını kuma gömen
ve TSK’nin tasfiye edildiğini görmezden gelen Genelkurmay Başkanlığı’nın,
kendisinden beklenmeyen bir süratle; “Hiçbir şekilde mahkeme heyetine
Genelkurmaydan darbe yapıldığına dair seminer kayıtları içeren bir CD, yazı
veya benzeri herhangi bir belge gönderilmemiştir.”açıklaması ile her şey
tersine dönmüştür.

Genelkurmay Başkanlığının bu açıklaması ile zor durumda kalan Mahkeme
Heyeti de, “Genelkurmayın doğruladığı ve bize gönderdiği belgeler suç unsuru
belgeler değildirler. Bunlar sadece dijital belgelerin doğruluğunun
denetlenmesi ve sağlanmasının yapılması için kullanıldılar. (Milliyet, 10
Ocak)” şeklinde bir açıklama yapmak zorunda kalmıştır.

Peki, Mahkeme Heyeti bu anlaşılması zor paragrafı kaleme alırken, hangi
belgeleri suç unsuru saydığını, hangilerini saymadığını, daha açık yazsaydı da,
hem yandaş medyaya karalama imkânı vermese, hem de adeta kendilerini savunur
gibi basına açıklama yapmak zorunda kalmasaydı, olmaz mıydı? OLMAZDI! Çünkü o
zaman iddianamenin dayandığı kurgu çökerdi.

Tek bir paragrafa bakarak insafsız bir eleştiri yaptığımı düşünebilirsiniz.
Ancak, sadece yukarıdaki paragrafta değil, iddianamenin hiçbir yerinde, dava
konusu olmayan ve suç unsuru içermeyen gerçek belgeler ile sonradan üretilmiş
sahte dijital belgelerin ayrımı yapılmamıştır.

Peki, böyle bir tasnif yapılsa ve sapla saman birbirine karıştırılmasaydı
ne olurdu? Ortaya şu gerçek çıkardı: Mahkemenin elindeki, gerçekliği ispat
edilmiş olan belgeler, resmi belgeler ve yazışmalardır. Bunlarda da suç unsuru
yoktur. Buna karşılık, Mahkeme Heyetinin elinde, savunmanın itiraz ettiği sözde
suça esas teşkil eden dijitallerin gerçekliğini ispat eden, hiçbir somut delil
yoktur. Bu suç unsuru taşıyan sözde dijitallerin tek özelliği gerçek belgelere
benzemeleridir. Üstelik bunları kimin hazırladığı da belli değildir.
Dolayısıyla sapla samanın birbirine karıştırılmadığı bir gerekçeli kararda; bu
paragraf mahkemede tam bir kanaat oluşmuştur” şeklinde bitirilemezdi. Hatta bu
gerekçeli iddianame yazılamazdı.

Sonuç olarak sevgili dostlarım, masum insanların medya aracılığıyla
kamuoyunda yargısız infaza uğramadığı, gerekçeli kararların, sapla saman
birbirine karıştırılmadan, makul ve somut gerekçelerle yazıldığı mahkemelerin
olduğu bir Türkiye’yi arzuluyorum.

Bu duygular içerisinde de, adil yargılanmadığına ve haksızlığa uğradığına
inanan birisi olarak yine diyorum ki; hayatını vatanına ve milletine hizmet
etmeye adamış birisi olarak darbeciliği ve teröristlik damgası ile suçlanmayı
asla kabul etmiyorum. Gücünü haklılığından alan feryadımı duyun ve duyurun.

Cemal
CANDAN
































Esir
Bir Türk Subayı

Hasdal Cezaevi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet