Sözcü
Gazetesi’nden Saygı Öztürk, (SÖZDE) davalarda askerlerin evlerinden
alınışlarından tutuklanmalarına veya adli kontrolle serbest bırakılmalarına
kadar geçen sürede yaşananları yazdı.

Hemen hepsinin öyküsü,
televizyonlarda geçen “son dakika
haberleriyle başlıyor. O haberler “
soruşturması kapsamında emekli generallerin evlerinde arama yapılıyor” ya da
“ifadeye çağrıldı, şu anda polis nezaretinde Adliyeye götürülüyor

cümlesiyle devam ediyor.


Emniyet yetkilileri ne kadar
adliye binasının kapısına kadar minibüsü ya da otomobili yaklaştırırsa
yaklaştırsın, foto muhabirleri, kameramanlar görüntü almaya çalışıyor. Herkesin
dinç olduğu saatler. İfadeye getirilenler, onların yakınları, avukatlar ve
gazeteciler için zor bir gün başlıyor.


ÖNCE
C. SAVCISI’NIN KAPISINDA



İfadeye için getirilenler adliye binasına alınırken, yakınları içeriye
alınmıyor. İlk ayrılık adliye binasında yaşanıyor. Komutan ve avukatı, ifadeyi
alacak olan Cumhuriyet Savcısının odasının önünde beklemeye başlıyor. Savcı
odalarının önünde oturacak yer olmadığı için şüpheli ve avukatları ayakta
duruyor ya da merdivenlere oturuyorlar. Ancak, merdivende oturmaya adliye
görevlileri de “yolu kapatıyorsunuz,
lütfen merdivenlerde oturmayın
” uyarısıyla da sıkça karşılaşılıyor.


C.Savcısı, sorgu için son
hazırlıklarını yürütürken, ifadeyi yazacak olan zabıt katibi de bilgisayarı
hazır hale getiriyor, daha önce hazırlanmış sorular üzerindeki yazım hatalarını
gideriyor. Dışarıda heyecanlı bekleyiş sürüyor. Uzun süredir görüşemeyen asker
arkadaşları birbirlerine sarılıyor, “seni
de mi aldılar, bizim suçumuz neymiş?
” diyorlar…


İFADE
ALINMAYA BAŞLIYOR


İfadeye ilk girenler nasıl
sorularla karşılayacağını hiç bilmiyor. Avukatı ile birlikte savcının odasına
giriyorlar. O küçük odada C.Savcısı suçlama konusunu, konuyla ilgili bazı
belgeleri gösteriyor ve ilk soru “
tarihleri arasında nerede, hangi görevlerde bulundunuz anlatınız?
” diye
başlıyor.



Sonra sorular arkaya arkaya geliyor. C.Savcısı önceden hazırladığı soruyu
yöneltiyor, o konuda “şüpheli”ye
bildiklerini anlatması belirtiliyor. Bazı sorular karşısında avukat müdahale
etmeye kalkışıyor. Ancak, C.Savcısı “karışamazsınız
diyor ve bu konudaki yasa hükmünü hatırlatıyor. Şüpheliyle avukatı sık sık göz
göze geliyor, söylediklerini uygun bulduğunda başıyla onaylıyor. Aslında,
avukatlar Savcının kapısının önünde hangi durumlarda ne söylemesi gerektiği
konusunda da bilgi alış verişinde de bulunuyorlar.


YEMEK
İÇİN SORGUYA ARA VERİLİYOR


Sorgudan ilk çıkan kişinin
etrafı sarılıyor. İfadeye çağrılanlar da, avukatları da “ne oldu, ne sordu?” diyor. Kendilerine
de benzer soruların yöneltileceğini artık biliyorlar. Yine savcılık
koridorlarında gerilimli bir bekleyiş devam ediyor.


Savcılar yemek ardası veriyor.
Şüpheli yakınları da, onlara yemek getirmek için uğraşıyor. Ancak kolay kolay
içeriye yemek alınmıyor. Şüphelilerin yakınları da içeriye alınmadığı için
içerde ne olup bittiğini merak ediyorlar. Arada bir avukatlar dışarı çıkıp
içerde olanlar hakkında bilgi veriyor ve onlara “merak edecek bir şey yok” deyip yatıştırmaya çalışıyorlar.
Ağlayarak, sızlayarak bu uzun günün hatta gecenin nasıl sonuçlanacağını bekliyorlar.



Yemekler yeniliyor. Çoğu yaşlı olan insanlarda yorgunluk belirtileri başlıyor.
Yer yokluğu yüzünden ayakta kalıyorlar. Bir o yana bir bu yana yürüyorlar. Bu
kez daha çok yoruluyorlar. Bazılarının elinde ilaçlar. Onu içmek için su
istiyorlar.


SORGULAR
SÜRDÜKÇE SÜRÜYOR


Saat 14.00 civarında C:Savcısı
sorguya yeniden başlıyor. 3 saat-4 saat süren sorgular olduğu gibi 9-10 saat
süren sorgularda yaşanıyor. Sorgusu biten, C.Savcısının nasıl bir karar
vereceğini bilmiyor ve beklemeye devam ediyor. İşte orada büyük bir manevi
işkence yaşıyorlar. O bekleyiş uzadıkça uzuyor. Bir polis memurunun çıkıp, “isimlerini saydığım kişiler gidebilir
demesiyle büyük bir sessizlik yaşanıyor.


Bazıları C.Savcılığı sorgusu
sonucu serbest bırakılıyor. Ancak, burada ilginç olaylar yaşanıyor. “Gidebilir” denilenler arkadaşlarını
bırakıp gitmek istemiyor. Onlar ayrılmıyor. Avukatları, dışarıda bekleyen
yakınlarına müjdeli haberi veriyor. Kimin “tutuklanması” istemiyle mahkemeye sevk edildiği, kimin serbest
bırakıldığı anında duyuluyor. Çünkü şüpheli yakınları gibi dışarıda bekleyen
gazete ve televizyonların çilekeş muhabirleri, foto muhabirleri, kameramanları
da orada bu haberi bekliyorlar televizyon muhabirleri “son dakika” bilgisini aktarmış oluyorlar…Sizler evinizde
otururken, Adliyede o an gözyaşı vardır. Hakkında tutuklama kararı verilenlerin
yakınları ağlıyor, tutuklanmaması için dua ediyorlar…



Savcılık tarafından serbest bırakılanlar büyük bir sevinç içinde mi ayrılıyor?
Bunu avukatlar Şule Nazlıoğlu ve
Ömer Çelikkesen’e sordum. İkisi
de, “Tutuklamaya sevk edilen
arkadaşlarının yanından ayrılmak istemiyorlar. Kendileriyle ilgili karardan
sonra da en küçük bir sevinç belirtisi de olmuyor
” diyorlar.


EN
GERİLİMLİ SAATLE BAŞLIYOR



Akşam oluyor, yemek hak getire. Ailelerin getirmeye çalıştığı yemekleri “alırsın-almazsın” kavgası sıkça
yaşanıyor. Çay yok,su yok.



C.Savcısının tutuklanması istemiyle mahkemeye sevk ettiği kişiler için uzun bir
bekleyiş daha başlıyor. Dosyalar el değiştiriyor ve bu kez nöbetçi hakim, gelen
klasörler dolusu belgeleri incelemeye çalışıyor. Bu inceleme bazen saatler
alıyor. Orada derin bir uyku basıyor. Bazen koridorda, bazen az sonra sizinle
ilgili kararın verileceği mahkeme salonundaki sandalyeler üzerine
uzanırsınız…



En iyimser bir saatler saat 21.30 civarında hakim, şüphelileri tek tek sorguya
alıyor. Haklarındaki iddiaları hatırlatıyor ve “bu konuda diyeceklerini” soruyor. Şüphelinin en son cümlesi “suçsuzum, beraatime karar verilmesini
saygılarımla arz ederim
” oluyor.



Tüm şüpheliler hakim karşısına çıkarıldıktan sonra, hakimin nasıl bir karar
vereceği bekleniyor. Avukatınızla yorum yapıyorsunuz, “kesinlikle tutuksuz yargılanmak üzere serbest kalırsınız
deniliyor. Ama, tutuklama kararı çıkarsa müvekkilinin büyük bir şok yaşamaması
için de “çok az bir ihtimal de olsa
tutuklama kararı da verilebilir
” deniliyor.



İşte ondan sonra vakit geçmiyor. Saatinize bakıyorsunuz, saat 04.00’ü geçiyor.
Sabah saat 09.30’danh bu yana adliye koridorunda, Savcılık ifadesinde,
mahkemede olduğunu hatırlıyor. Bazen “bu
bir rüya mı?
” diye düşünüyorlar.


“TUTUKLANMASINA
YA DA ADLİ KONTROLE”



Mahkeme salonunda büyük bir sessizlik var. Herkes yorgun. Şüpheliler de,
avukatlar da “ne olacaksa bir an önce
olsun
” beklentisinde… Hakimin sesi duyuluyor “Şüphelinin tutuklanması yerine CMK’nın 109/3-a maddesi gereğince
yurtdışına çıkmamak ve konutuna en yakın semt karakoluna, haftada bir gün
Çarşamba günleri, düzenli olarak başvurarak imza bildiriminde bulunmak
suretiyle ADLİ KONTROLl altına alınmasına
” demesi bekleniyor. Ancak her zaman
öyle olmuyor. Hakim, kararını yazdırmaya devam ediyor:



Şüpheli hakkında kuvvetli suç
şüphesinin varlığını gösterir olguların bulunması, sevk maddelerindeki eylemler
için öngörülen cezanın alt ve üst haddi ve bu miktarların kaçma kuşkusu
doğurması, eylemlerin niteliği gereği adli kontrol kararı verilmesinin yetersiz
kalacak olması ve eylemlerinin CMK’nın 100/3 maddesinde sayılan eylemlerden
oluşu dikkate alınarak TUTUKLANMASINA, kararın bir örneğinin şüpheliye
verilmesine…


ÖNCE
ADLİ TIP, ORADAN CEZAEVİNE



İşte o an sizin cezaevine gideceğiniz andır… Saatinize yine bakıyorsunuz
05.00’i biraz geçiyor. Öyle bir yorgunsunuz, öyle bir uykusuzsunuz ki, gözünüz
kapanıyor. Birden başınız sallanıyor, uyanıyorsunuz…Kendinizi alaca karanlık
içinde polis aracında buluyorsunuz… Daha cezaevine gitmenize var…



Önce Tıp Kurumu’na götürülüyor, sağlık kontrolünden geçiriliyorsunuz. Doktor, “şikayletin var mı?”dediğinde neredeyse
tek şikayetim yorgunluk, uykusuzluk
demek aklınızdan geçiyor.


Avukatınız da, sizi cezaevine
götürmekten kurtaramadığı için üzgün. Bazen onlar da savundukları kişilerin
ardından göz yaşı dökerler. Onların Adli Tıp’tan çıktıktan sonra cezaevine
götürüldüğünü, saatin 0.30’a geldiğini bilirler. Orada da işlemler hemen
bitmez.


Parmak iziniz alınır. Bir
yığın form doldurursunuz. Cezaevine girişte fotoğrafınız çekilmek istenir. “Hiç değilse sakal tıraş olayım ondan sonra
deseniz de boşunadır. Geceyi uykusuz geçirmiş, cezaevi odasına girdiğinizde
saatin 09.00’a geldiğini fark görürsünüz.


Yatağa, elbisenizle
girersiniz… Çünkü onları çıkartacak dermanınız bile kalmamıştır… Tam 24 saattir
perişan durumdasınız. İçmeniz gereken ilaçları bile o gün içmeden uyursunuz.