• DIŞ POLİTİKA DOSYASI /// Dr. Ferzane Devletabadi : 19. Yüzyıl Osmanlı - İran Yakınlaşması ve Basın
  • Yayın Tarihi : 27 Haziran 2019 Perşembe
  • Kategori : SİYASET BİLİMİ & DIŞ POLİTİKA & SİYASİ PARTİLER

Dr. Ferzane Devletabadi : 19. Yüzyıl Osmanlı - İran Yakınlaşması ve Basın

KAYNAK : http://turpav.org/milli-politikalar-enstitusu/dis-politika/19-yuzyil-osmanli-iran-yakinlasmasi-ve-basin.html

18. yüzyılda Batı’da başlayan “Hıristiyanlık dünyası” veya “Hıristiyanlık birliği” gibi terimler daha sonra yerini “uygarlık” kavramına vermiştir. “Civilazation”[1] terimi, 18. yüzyılın ortalarındanönce, Fransa’da az sonra da İngiltere’de kullanılmaya başlar. Avrupa’da Batı uygarlığının başlanması Napolyon savaşlarından sonra buhar gücünün ortaya çıkmasıyla başlamıştır. Buhar gücünün keşfi, dünyayı Müslüman-Hıristiyan veya Batı-Doğu karşılaştırılması ve üstünlük gösterisi haline getirir. Hatta bu karşılaştırma “medeniyet” anlamı olan “civilization” terimi karşılığı olarak kullanılır.[2]

18. yüzyılda Batı uygarlığını gören veya varlığını uzaktan öğrenenler, Batı’nın bu uygarlığını mükemmel ve ideal bir uygarlık olarak biliyor ve Doğu’nun geri kalmışlığı karşısında “terakki” kavramını kullanıyorlardı. Bu dönemde, Batı’nın Doğu hakkında verdiği “Müslümanlar veya Doğulular medenileşemezler, değişemezler ve ilerleyemezler” hükmü dünyayı ikiye ayırıyordu.

Avrupa’yı görenler, Batı ve Doğu arasındaki temel farkları görmeye başlamışlarken, aydınlar, Batılıların, Doğulular hakkındaki kanısının zıddına yani Batı’nın “Doğu ilerleyemez” hükmüne karşıt  “Doğu ilerleyebilir, ilerlemelidir, ilerlemezse yaşayamaz” düşüncesini yaymaya başlamışlardır.

Bahsedilen hükümle birlikte İttihad-ı İslâm fikri, Batı’daki Panislavizm ve Pancermanzm kavramlarından ilham alarak kullanılmaya başlar. “Pan hareketleri” birbirlerine dil, ırk, kültür, bazen de coğrafî yakınlık gibi bağlarla, bağlı grupların dayanışmasını kuvvetlendirmeyi amaçlayan siyasî ve kültürel hareketler olarak tanımlanmıştır. 19. yüzyıla kadar “Pan hareketleri”, bir milletin siyasî, ekonomik ve üstünlük ilkesi üzerine bina edilmiştir. Uygulamada ise, din, milliyet ve kıta birliği özellikleri bilhassa belirgindi. Dünyadaki “Pan hareketlerine” gelince, Pan-Germanizm, askerî gücünü, Avusturya ve Fransa gibi iki büyük devleti, yenerek gösteren Prusya etrafında teşekkül etmiştir. Birliğe dahil edilenler, Alman ırkındandı. Aynı dili konuşuyorlardı ve aynı coğrafî bölgede yaşıyorlardı.

“Pan-Slavizm”, Slav ırkından olanları birleştirmek bahanesi ile Rusya’nın Balkanları ele geçirme politikasının aracı olmuştu. Birliğe dahil edileceği düşünülen insanlar, aynı ırkın mensubu, aynı dilin farklı diyalektikleri ile konuşan halklar idiler. “Pan-Slavizm”, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında Rusya’nın galip gelmesi üzerine en üst seviyeye ulaşmıştı.

Diğer bir örnek ise, İtalya’dır. Aynı coğrafyada yaşayan, dini, dili bir olan insanların bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. İtalya’nın birliğinde asıl problem, bazı kısımların Avusturya idaresinde olmasıydı[3]

 “Panislâmizm” üzerinde yazan müsteşriklerin çoğu, bu kavramın kullanım tarihi olarak 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sonrasını verirler. İkisi de sahasının önde gelen uzmanlarından olan Hollandalı oryantalist, Hurgronje ve Alman İslâm uzmanı Becker’e göre Panislâmizm fikrinin doğuş tarihi 1878 Berlin Kongresi’nden sonrasıdır. Brown’a göre, kavram Times’ın Viyana muhabiri tarafından uydurulmuştur. XIX. yy. sonunda Panislâmizm’le ilgili literatürün bir icmalini yapan Lee, kavramın en erken kullanışını Fransız Van Werner’in 1877’de yayımlanmış, 1876 Haziran’ından önce yazılmış Türkiche Skizzen isimli kitabında bulunur.

Bu kavram, Türkiye’de ilk defa Namık Kemal tarafından, “Hürriyet” gazetesinde, 10 Mayıs 1869 tarihli sayısında kullanılır. Ardından yeni Osmanlıların diğer yayın organlarında özellikle “Basiret” gazetesinde tartışılmıştır.[4]

İran’da yenileşme hareketlerinin başlangıcı, Hindistan, Pakistan, Mısır, Lübnan, Suriye ve Türkiye gibi Müslüman ülkelerle eş zamanlı olmuştur; fakat, dinî anlayış ve idarî ıslahatta diğerlerinden geride olduğu için, İttihad-ı İslâm fikri de diğer İslâm ülkelerinden daha geç olmuştur. İttihad-ı İslâm çağrısında bulunan İranlı Cemaleddin Afganî ise, her ne kadar İranlı olduğu ispat olunsa da, faaliyetleri İran’da başlamamıştır.[5]

Türkiye ve İran yakınlaşması ve her iki devlet arasında canlanan ilişkiler, bu dönemin ihtiyaçlarından kaynaklanıyordu. Mezhep farklılığı, önceki yıllarda, bu iki komşu ülke arasındaki münasebetleri olumsuz etkilemişti; fakat,19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren her iki ülkenin de söz konusu dış tehditlere maruz kalması, mezhep farklılığı meselesini gündeme getirip, bu sorunun giderilmesi ihtiyacını yaratmıştı. Konu itibariyle zamanında, itihad-i İslâm düşüncesinin, başarılı veya başarısız olması konusunu bir kenara bırakarak, bu düşüncenin iki yakın komşu ve Müslüman ülkenin yetkililerini ve aydınlarını bir araya getirmesi ve etkilemesi; ve bunun kültür ve medeniyete yansımasıdır. Çünkü bu gibi fikir faaliyetleri her iki ülkede çıkan gazete ve dergilerde uzun süre gündeme gelerek edebiyat ve kültür konusu olmuştur.

1875’te İstanbul’da çıkan ve tek Farsça gazete olan Ahter gazetesi, İran ve Türkiye arasındaki münasebetleri şu cümlelerle ifade etmiştir:

“Amacımız, İslâm milletleri ve kavimleri arasında dostluk bağlarını güçlendirmektir. Bugün ise, İslâm devletleri ve hükûmetleri arasında Osmanlı ve İran devletinden başka büyük devlet olmadığı için, ilk şart bu iki devlet arasında ittihat ve birliği sağlamak olacaktır.”[6]

Batı ülkelerinin bir sömürgesi olma tehlikesi, İslâm toplumlarının 18.ve 19. Yüzyıllarda karşılaştığı en büyük problemlerinden biriydi. Rusya, Osmanlı’dan Karadeniz civarını ele geçirmeye başlamış; Fransa, Cezayir’e uzanmış; İngiltere ise Hindistan’a siyasî hakimiyetini kurmuştu. Hollanda, Asya’nın güneydoğusunda yayılmaya başlamış; Rusya, doğuda 1850’li yılların başında Orta Asya’ya yönelmişti. Rusya, Kırım savaşı ile tasarılarına bir süre ara verdikten sonra Ortadoğu ve Avrupa’ya giden yolların kapandığını görerek, bütün enerjisini tekrar Orta Asya’ya çevirmişti. 1859 ve 1860’da Kafkasya’da Şeyh Şamil’in direnişini kırdıktan sonra Orta Asya’da Çimkent’i işgal etmişti.

Bu yüzden, Ahter gazetesinin de asıl yayınlanma sebebi “ittihad-ı İslâm” düşüncesidir. İttihad-ı İslâm çağrısını, Ahter gazetesinin tüm yazılarında görmek mümkündür.

Bu dönemde, İran ve Türkiye devletleri İslam Birliği fikrini gerçekleştirmek amacıyla İki ülke arasında sefirler ve elçiler tayin ederler.  Sefirliklerinin faaliyetleri ve devamlı dostça mektuplaşmaları bu yakınlaşmanın belirtilerindendir.

Bu yaklaşımları, Ahter gazetesinin hemen her sayısında görebiliriz. Gerek Nasıreddin Şah, gerekse II. Abdülhamit Han, birbirlerine olan iyi dileklerini ifade etmek için hiçbir fırsatı kaçırmazlar. Ahter bu yıllarda, İran ve Türkiye devletlerinin samimî bir ilişki sürdürdüklerini, çeşitli yazılarla belirtir. Örneğin Ahter gazetesinin (13 Juan 1877 / 1 C. Ahir 1294; Yıl: 3, S: 37, s. 257) tarihli ve “Arz-iAgahî Be Ahbar nevisan-i Hindistan” [Hindistan Gazetelerinin Bilgisine] başlıklı yazısından da görebiliriz:

“… ve bizim, bu gazeteyi yayımlamaktan amacımız, yalnız Şark milletlerinin ilişki çerçevelerini genişletmek, insanlığa ve İslâmiyete hizmet etmektir.”[7]

Türkiye, özellikle İstanbul, eski zamanlardan beri Azerbaycan ve İranlıların tercih ettiği ve bildiği bir mekan olmuştur. Böylece, Ahter, bir grup İran Türkü tarafından 1876’da İstanbul’da yayımlanmaya başlar ve 20 yıl boyunca basın dünyasında parlar ve birçok gelişmeye ışık saçar. Ahter gazetesinin sayesinde İran basını, dar ve sınırlı gazetecilik anlayışından uzaklaştırıp, halka açılan bir siyasî gazetecilik çizgisinde ilerler.

İranlı aydınlar İstanbul’da Türk aydınlarıyla bir araya gelerek Türkiye-İran fikir ve kültür ilişkilerini hayata geçirmiş Türk yenileşme hareketlerini İran’a taşımakta bir köprü rolü oynamışlardır. Fecr-i Ati veya Servet-i Fünun topluluklarından bahsederken, bu aydın kitlelerle aynı dönemi soluyan İranlı aydınlar Ahter gazetesi etrafında toplanıp bir “yıldız” olma çabasına girmişlerdir.  Bu konu Ahter gazetesini bir gazete olmaktan çıkarıp onu sosyal, siyasi ve kültürel bir merkeze dönüştürmüştür.

Kaynakça

  • Cemşid Behnam, İraniyan ve Endişe-i Teceddüd, Neşr ve Pejuheş-i Ferzan, Tahran, 1996.
  • Cezmi Erarslan, II. Abdülhamid ve İslâm Birliği, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1992.
  • Hüseyin Mahbubî Erdekanî, Tarih-i Müessesâti Temeddüni-i Cedid Der İran, İntişarat-i Danişgah-i Tahran, Tahran, 1997.
  • Maksut Ferasethah, Serağaz-i Nevendişi-i Muasır Din ve Gayr-ı Dinî, Enteşar Yayınevi, Tahran, 1998.
  • Mümtaz’er Türköne, Siyasî İdeoloji Olarak İslâmcılığın Doğuşu, İletişim Yayınları, İstanbul, 1991.
  • Niyazi Berkes, Batıcılık Ulusçuluk ve Toplumsal Devrimler, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2002.
  • [1] Bu terim, Fransa’da 1766’da ve İngiltere’de 1722’de lügatlere girmiş bulunuyor.
  • [2] Niyazi Berkes, Batıcılık Ulusçuluk ve Toplumsal Devrimler, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2002, s. 31.
  • [3]Cezmi Erarslan, II. Abdülhamid ve İslâm Birliği, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1992, s. 23-25.
  • [4]Mümtaz’er Türköne, İslâm Ansiklopedisi, “İslâmcılık Maddesi”, Diyanet Vakfı Yayınları, C. 23, s. 470, İslâmcılığın Doğuşu, s. 204.
  • [5]Maksut Ferasethah, Serağaz-i Nevendişi-i Muasır Din ve Gayr-ı Dinî, Enteşar Yayınevi, Tahran, 1998, s. 424.
  • [6]«چون مقصود تحصیل تمام ارتباط در میان ملل و طوایف اسلام است و امروز بزرگتر دولتی در میان دولتها و حکومتهای اسلام جز دولت علیه عثمانیه و دولت علیه ایران نیست و اتحاد و یگانگی این دو دولت اولین شرط حصول مقصود است.»