Dr. Sami YILDIRIM : Yabancı Askeri Üsler
ve İthal Silah Sistemleri Özelinde Türkiye’nin İttifak Sorgulamaları




20 Oca 2020





Makale


Türkiye NATO (son dönemde ABD) ilişkileri
on yıllardır her iki tarafça da sorgulanmaktadır. Özellikle Suriye iç savaşında
ABD’nin takındığı tavır ve yaptığı uygulamalar (PKK/YPG’ye silah desteği vb.)
ile akabinde yaşanan siyasi-hukuki krizlerin aşılamaması sonucunda Türkiye’de
yaşanan finansal krizin neden olduğu hoşnutsuzluk güvenlik-savunma alanına da
yansımış ve müttefiklik ilişkisinin gerekleri tartışılmaya başlamıştır. Anahtar
Kelimeler : Türkiye, NATO/ABD, F-35, S-400, Rusya …


Önceki Makale
: Savaşlarda Üçüncü
Devrim Otonom Silah Sistemleri ve İnsancıl Hukuk



Sonraki Haber : “Milliyetçilik
Din ve Petrol Üçgeninde Körfez Ülkeleri” E-Kitabı Çıktı


Özet



Başlangıçtaki doğrusal seyir dönemini yitiren Türkiye NATO (son dönemde ABD)
ilişkileri on yıllardır her iki tarafça da sorgulanmaktadır. Özellikle Suriye
iç savaşında ABD’nin takındığı tavır ve yaptığı uygulamalar (PKK/YPG’ye silah
desteği vb.) ile akabinde yaşanan siyasi-hukuki krizlerin aşılamaması sonucunda
Türkiye’de yaşanan finansal krizin neden olduğu hoşnutsuzluk güvenlik-savunma
alanına da yansımış ve müttefiklik ilişkisinin gerekleri tartışılmaya
başlamıştır. Bu bağlamda en fazla öne çıkan konular, İncirlik ve Kürecik başta
olmak üzere Türkiye’deki NATO/ABD üsleri ile Türkiye’nin Rusya’dan S-400
füzeleri alımının engellenmesi maksadıyla ABD liderliğindeki uluslararası F-35
savaş uçağı projesinden dışlanması hususu olmuştur.

 

Tartışmalar genelde duygusal-ideolojik sınırı aşamayan seviyede kalmış, üslerin
kapatılması, buralardaki nükleer silahların gönderilmesi ve hatta kolayca ikame
yeni ittifaklara (Rusya ve Çin liderliğindeki ŞİÖ, BRICS gibi oluşumlara)
yönelmek gerektiği savunulmuştur. Bununla birlikte konunun askeri-teknik boyutu
yeterince ve hakkıyla ele alınmamıştır. Türkiye’nin, bölgesinde kötüleşen
güvenlik ortamı nedeniyle, savunma planlaması açısından daha dengeli bir
mukabil hava postürüne geçmek istemesi haklı ve mantıklı olmakla birlikte,
tedarik edeceği sistemlerin çalıştırılmasında telafisi imkânsız zorluklar
yaşamaması için baştan doğru karar alması gereklidir. ABD üretimi harp
sistemleri Rusya üretimi sistemleri düşman olarak görmekte ve bu ülke
radarlarına yakalanmamaya çalışmaktadır; aynı durumun tersi de geçerlidir.
Uçaklar da düşman radarlarına olabildiğince iz bırakmama prensibi ile
tasarlanmaktadır. F-35uçaklarının Türkiye’nin Rusya’dan alacağı S-400
sisteminin radarlarından nasıl korunacağı konusu tartışmanın odağını
oluşturmaktadır.

 

Ayrıca F-35 uçağı, bir ağ (ALIS-Autonomic Logistics Information System)
ortamında, bölgeselve merkezi kontrol merkezleriyle gerçek zamanlı,  çift
yönlü veri alışverişi içinde görev yapmak üzere geliştirilmiştir. Uçağın tüm
ana ve alt sistemlerinin işleyişi, arıza takibi, bakım ve idame süreçleri bu ağ
sistemine bağlı olup, Türkiye’nin ağ dışında uçağın işletimini sağlaması mümkün
görünmemektedir. Buna ek olarak, Türkiye’nin mevcut filosundaki F-4 uçaklarının
ömrünün sonuna geldiği, F-16 uçaklarının yarısının eskidiği, bakım ve
işletiminin yine ABD’ye bağımlı olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Mevcut
NATO füze savunma sistemleri, nükleer başlıklar ve diğer konvansiyonel alımlar
tüm bunlar düşünülerek değerlendirilmelidir.

 

Anahtar Kelimeler
   :
Türkiye, NATO/ABD, F-35, S-400, Rusya.



1. Giriş:



II. Dünya Savaşı esnasında Türkiye’nin kendi saflarında savaşa katılması için
yoğun çaba sarf eden Batı Bloku bunda başarılı olamadı. Ancak savaş sonrası,
çok geçmeden, SSCB’nin de artan tehdidi ile Batılı devletler artık Türkiye’nin
kendi kontrollerinde olan uluslararası örgütlere katılarak kendi denetimleri
altına alınmasını sağlamış oldular. Türkiye’nin bu kararında dönemin tehdit
dengesi unsuru etkili olmuştur.

 

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Türkiye ve ABD arasında yapılan ittifak
“sözleşmesi” tarihinin en uzun süreli krizlerinden birini yaşamaktadır. 2013’ün
ikinci yarısıyla birlikte başlayan kriz dönemi beşinci yılını geride
bırakmıştır. Üstelik öncekilerle karşılaştırıldığında, bu yeni kriz sadece uzun
süre devam etmemiş, aynı zamanda artan bir şekilde tırmanmış ve 2018 yazında
zirveyi görmüştür. Son birkaç ayda hız kesmiş olma emareleri gösterse de, bu
beş yıllık krizin Türk-Amerikan ilişkilerine etkisi uzun süre daha devam edecek
gibi görünmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan New York Times için Ağustos 2018’de
yazdığı bir yazıda şu ifadeleri kullanmıştır: “Çok geç olmadan önce, Washington
ilişkimizin asimetrik olabileceği yanılgısından kurtulmalı ve Türkiye’nin
alternatifleri olduğunu kabul etmelidir”. Bu ifade iki hususu açıkçaortaya
koymaktadır. Birincisi, Türkiye ile ABD arasındaki (ilkinin otonomisini
sınırlayan) ittifak ilişkisi revize edilmelidir. İkincisi de bu revizyonun
yapılması hususunda Türkiye alternatif ittifakları gündeme getirecek kadar
kararlıdır (Balcı, 2018).

 

Türkiye son birkaç yıldır kendisinin de dahil olduğu Avrupa/Atlantik blokuna
mesafelidir1. BRICS ülkeleri ile ilişkilerini geliştirme gayretindedir. ABD ile
YPG/PKK’yı desteklemesi başta olmak üzere, S-400 hava savunma füzeleri alımı,
Fetullahçı terör örgütü elebaşının iade edilmemesi, Halkbank davası gibi
konularda anlaşmazlık devam etmektedir. Türk kamuoyunda da bu bağlamda zaman
zaman NATO’dan uzaklaşma, Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ)’ne yaklaşma gibi
konular gündeme getirilmektedir.

 

ABD yönetimi özellikle Rusya Federasyonu (RF)’ndan S-400 füzeleri alımı
konusunda Türkiye’ye karşı çok tepkilidir. Washington, Küresel Magnitsky
Yasası’nı2 Ankara’ya karşı da uygulayabileceğini 2018 yaz aylarındaki
uygulamalarıyla göstermiştir. F-35 uçaklarının Türkiye’ye teslimini ise Kongre
kararıyla Ağustos 2018’den itibaren 90 gün süreyle askıya almıştır. Kasım
2018’de Pentagon tarafından Kongreye sunulan raporda ise Türkiye’ye hava
savunmasını sağlayacak ayrıntılı ve kapsamlı bir paket önerisinde bulunulması,
bunun reddi halinde ise F-35 teslimatının iptal edilmesi tavsiye edilmektedir.
Sırada Amerika’nın Hasımlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası (Countering
America’s Adversaries Through Sanctions Act-CAATSA3) uygulanabilecek gibi
görünmektedir.

 

Savunma alanındaki işbirliği projelerinin, siyasi ve diplomatik mülahazalardan
vareste olmadığı bilinen bir gerçektir. Siyasi-askeri bağlama gerçek bir örnek
oluşturan konu bahse konu S-400 alımıdır. Siyasi olarak Ankara’nın milyarlarca
dolarlık bir savunma projesi için NATO dışı bir seçeneğe yönelmesi, Batılı
müttefiklerinin, onun ortak üretim ve teknoloji transferi konularındaki
taleplerine olumsuz yaklaşmalarına bir tepki olarak gerçekleşmiştir.



Dr. Sami YILDIRIM“Geleceğin Güvenliği” isimli
kitabından alınmıştır.



“Geleceğin Güvenliği” e-kitabı için Tıklayınız



“Geleceğin Güvenliği” Kitabı için Tıklayınız

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet