2000 yılında
Avrupa’yı şoke eden bir rapor yayınlandı. AB Parlamentosu tarafından raportör
tayin edilen Duncan Cambell’in hazırladığı rapora göre; ABD, Kanada ve
İngiltere gibi ülkeler Echolen adı verilen casus uydular/sistemler
aracılığıyla yıllardır yeryüzünün her yerini kontrol altında tutuyor ve elde
edilen bilgiler, ekonomi finans casusluğu için kullanılıyordu. Bugün dünya
nüfusunun yarısından fazlası mobil telefon kullanıcısı ve nüfusun %42’si
internet kullanıyor neredeyse dünyalık işlerimizin tamamını sanal âlemde
gerçekleştiriyoruz. Böyle bir dünyada bu devasa bilgi akışını kontrol eden,
ilgili bilgileri tespit edip süzen ve onları bir bilgi bankasında toplayan bir
merkez var. Bu merkezin/kurumun adı NSA-ECHELON. ABD Savunma
Bakanlığı’nın Pentagon ayağı olan bir kurumdan bahsediyoruz. Kurumun sembolü
meşhur 1 doların üzerinde bulunan göz işareti diğer adıyla “all seeing eye”
her şeyi, herkesi gören göz! Yani Tanrısal bir gözetlemeyle herkesi, her şeyi
görüp izlemek anlamında…2002 yılında bu sembolü kaldırdılar ama hedeflerinden
bir sapma olmadı.


NSA-ECHELON
sisteminin topladığı istihbarat bilgileri NSA’nın Ford Meade’de 1996 yılında
kurulan “intelink” adlı bir bilişim ağında analiz ediliyor. ABD, 2009
yılında buraya bir siber komutanlık üssü kurdu. İntelink ABD’nin 13 ayrı
istihbarat teşkilatını birbirine bağlıyor. Saatte iki milyondan fazla girdi
yakalayıp stokluyor. Artık dünyada en kıymetli madenin veri madenciliği
olduğunu söylersek sanırım yanılmış olmayız. Bu merkezde her saniye yüzbinlerce
görüşme echelon sistemine yakalanıyor. Önceden şifrelenen, tehlikeli olarak
kodlanan kelimeler tespit edilerek anında yazılı metne dönüştürülüyor. Merkezde
yüz bine yakın insan çalışıyor ve bugün yaklaşık siber güvenlik pazarının 120
milyar dolar olduğu ifade ediliyor.


Günümüzde
siber saldırılar ya da siber suç denilince akla çalınmış kredi kartları, banka
hesaplarının ele geçirilmesi veyahut bir takım hackerlik düzeyinde
gerçekleştirilen basit operasyonlar geliyor. Oysa gerçekte devletlerin
istihbarat teşkilatları ve ezoterik örgütler tarafından oluşturulan profesyonel
suç birlikleri ve oldukça iyi eğitimli siber askerler hatta genelkurmay
başkanlıklarına bağlı siber komutanlıklar var. Tek gayeleri organizeli
saldırılarla siyasi, askeri ve ekonomik hedef olarak seçilen ülkelere yönelik
bilgi ve iletişim sistemlerini kesmek ve enerji, yakıt, toplu taşıma araçları
hatta hastanelere varana kadar bir dizi sabotaj eylemleri gerçekleştirmek.


İlk siber
saldırı örneği 1982 yılında adına “Farewell Dosyası” denilen bir olayda
Rusya’ya yapılmıştı. SSCB’ye doğal gaz boru hattına ilişkin bir yazılım içine
zararlı bir kod yerleştirilmişti. 2010 yılında Tevrat kökenli ABD-İsrail
yapımı bir kod olan “Stuxnet” İran’ın nükleer santral tesislerine ait üretim
kontrol sistemlerine bulaştırılmış ve İran’a milyarlarca dolar zarara
uğratarak projenin gecikmesine neden olmuştu.  1995 yılında deşifre olan Venona
projesi de KGB ve GRU mesajlarını çözmek için geliştirilen bir projeydi.
İran dışında 2007 yılında Estonya’ya yapılan siber saldırının tam iki hafta
sistemi kilitlediğini biliyoruz. Ardından Gürcistan, Litvanya, Beyaz Rusya ve
Türkiye’ye de benzer saldırılar yapıldı. Kasım 2014’de Rusya’ya yönelik
yapılan finans operasyonunun ardında da bu saldırılar ve toplanan finansal
bilgi verileri aktif rol oynadı. 24 Aralık 2004 tarihinde Türk Telekom’un
internet bağlantısının topyekûn çökmesine neden olan saldırıyı dönemin Ulaştırma
Bakanı Binali Yıldırım; bunun büyük çaplı bir dış virüs atağı olduğunu
söylemişti.


31 Mart 2015
tarihinde ülkenin enterkonnekte sistemi çöktü ve ülke genelinde 10-18 saat
süren bir elektrik kesintisi yaşandı. Hayat durdu. Bu esnada İstanbul Adliye
Sarayı’na giren bir grup terörist, Gezi’de öldürülen Berkin Elvan’ın asıl
katillerine ulaşmak üzere olan Savcımız Selim Kiraz’ı oracıkta şehit etti.
Yetkililer enterkonnekte sisteminin neden çöktüğünün gerçek nedenini hala
açıklayamadı. O gün Türkiye siber saldırılarla test edildi. Özellikle
Gölbaşı’nda bulunan ana kontrol odasında neler yaşandığını, ana merkezde
bilgisayarları kontrol eden sistemi yönetenlerin nasıl tepki verdiğini,
yazılımlar hakkında vs kimse net bir şey öğrenemedi. Bakınız artık dünyada
birçok ülke siber komutanlıklar kurmaya ve bu alanda yeni stratejiler
geliştirmeye başladı. Buna sessiz savaşlar diyorlar…


Türkiye’de
İstanbul Emniyeti’nin MOBESE hizmetinin kayyım atanan Kaynak Holding
bünyesindeki Sürat Teknoloji tarafından sağlandığı ifade ediliyor. FETÖ’nün
bir taraftan da NSA-ECHELON merkezine veri aktardığını ve ülkemizi
siber-istihbarat ve finans savaşlarının hedefi haline getirdiğini de unutmamak
lazım. Bugün bizler, ekranlara çıkarılan itirafçıların masallarıyla ya da
FETÖ ile mücadeleyi sulandıracak bir takım sudan meselelerle vakit harcarken
arka planda neyle karşı karşıya olduğumuzu sanırım unutuyor ve ne denli ciddi
bir tehdit altında olduğumuzu görmezden geliyoruz.  FETÖ’yü ve ardındaki
gücü hafife almadan yeni stratejiler geliştirmek zorundayız. Yılgınlığa
düşmeden, büyük bir kararlılıkla ve inançla…


Daha detay
bilgi almak isteyenler Ramazan Kurtoğlu’nun Para Oyunları  adlı kitabına
bakabilirler…


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet