YAZAR : FARUK DİNÇ 

4.
SANAYİ DEVRİMİ VE SİBER GÜVENLİK

Devrim kelimesi her ne kadar
“Belli bir alanda hızlı, köklü ve nitelikli değişiklik”[1] olarak
tanımlansa da kelimenin kullanıldığı yer ve duruma göre anlam farklılaşması
olmaktadır. Devrimler insan hayatı ile doğrudan ilgili olan süreçlerdir. Bu
nedenle, devrimler, topluluklar, kurum ve kuruluşların hayatında kökten
değişikliğe ya da yenileşmeye neden olan, yeniden biçimlendirerek ya da belli
bir alanda birdenbire gerçekleşen köklü değişiklikler olarak karşımıza
çıkmaktadır. Devrimler günlük hayattaki sosyal ve kültürel alanlardan
sanayideki üretim alanlarına kadar her alanda ortaya çıkabilir ve bu ortamları
derinden etkileyebilir. Devrim tanımından gidilirse; devrimlerin bazen belirli
bir evrim süreciyle beraber, iç içe geçmiş şekilde ilerlediği görülür. Örneğin;
birinci sanayi devriminden ikinci sanayi devrimine geçiş birdenbire olmamıştır.
Tarih perspektifinden sanayi devrimlerinin oluş sürecine bakılırsa, bu iki
devrim bir süre beraber yaşadıktan sonra birinci sanayi devrimi ortadan
kaybolmaya başlar ve ikinci sanayi devriminin aktörleri yerini alır. Ancak,
beşeri devrimlere bakıldığında, örneğin Fransız Devrimi; çok daha kısa bir
sürede gerçekleşmiş ve ani ve kökten değişikliklere yol açmıştır.

Dünya, bugün, Hannover 2011
Fuarında Almanların ortaya attığı Endüstri 4.0 deyimiyle tanımlanan yeni bir
sanayi devrimini tartışmakta ve bu devrimin doğuracağı sonuçları tahmin ederek
çeşitli önlemler almaya çalışmaktadır. Fakat devrimleri en iyi anlamanın yolu,
devrimlerin gerçekleşme süreçlerini ve tarihini iyi bilmekten geçmektedir.

Dünya tarihinde üretim alanında
şimdiye kadar biri tarım alanında diğer üçü ise sanayi alanında olmak üzere 4
büyük devrim yaşanmıştır. Önce bu devrimlere kısaca göz atalım.

Neolitik Devrim ya da Tarım
Devrimi

Neolitik Devrim ya da Tarım
Devrimi, insan topluluklarının ilk kez tarım yapmasıyla
gerçekleşen ve bu toplumların sosyo-ekonomik yapılarında
devrimsel dönüşümler yaratan çok önemli bir süreçtir. Bu süreç,
insan topluluklarının avcılık ve toplayıcılıktan tarıma ve bir daha
bırakmamak üzere yerleşik düzene geçişlerini temsil etmektedir. Yani insanoğlu
tüketici toplumdan üretici toplum haline dönüşmüştür. Bu nedenle insanoğlunun
gerçekleştirdiği ilk devrimdir. Bu nedenle ateşin bulunması ya da
tekerleğin icadından daha önemlidir. Çünkü insanların beslenme
alışkanlıklarını, doğaya bakış açısını ve daha da önemlisi, hayatını
kökten değiştirmiştir.

Birinci Sanayi Devrimi ya da
Endüstri 1.0

Demirin asıl hammadde ve kömürün
asıl enerji kaynağı olduğu, 1700’lü yılların başından 1800’lü yılların sonuna
kadar süren bu endüstrileşme sürecine makine çağı denilebilir. Bu dönemin en
temel ve ayırıcı özelliği, makine kullanımının yaygınlaşması sonucu büyük
fabrikaların ortaya çıkmasıdır. Avrupa’da fabrikaların sayısının artması
sonucunda Avrupa toplumu tarım işçiliğinden fabrikalarda üretim yapan işçiliğe
geçmiştir. Bu dönemde İngiltere sahip olduğu zengin kömür yatakları sayesinde
öteki devletler üzerinde ekonomik üstünlük sağlamıştır.

 1712 yılında, Thomas
Newcomen yeni bir tür buhar makinesi geliştirdi. Bu makinenin pistonu bir
zincir yardımıyla bir kaldıraca, kaldıraç da su tulumbasına bağlanarak
çalışmaktaydı. Piston silindirin en üst noktasında iken silindirin içine
gönderilen soğuk su buharı yoğunlaştırılıyor, böylece atmosferik basınç pistona
aşağıya doğru kuvvet uyguladığında su madenden yükseliyordu. Zaman içerisinde
bozulan Newcomen makinelerinden birini onaran James Watt, bu makineyi
geliştirerek iki odalı ve supaplı hale getirdi. Bu odalardan biri sürekli
sıcak, diğeri soğuk olarak tasarlanmıştı. Watt 1781 yılında yeni mekanik
aksamlar ekleyerek makineyi daha da geliştirdi. Bu sayede buhar makinesi
sanayiye kullanılabilir hale geldi. Buhar makinelerinin dokuma tezgâhlarında
kullanılmasıyla üretim sürecinde çeşitli aşamaları tamamlayacak biçimde
birbiriyle bütünleşmiş bir düzene geçilmesi, birinci sanayi devrimi olarak
kabul edilir. Tekstil sanayiinde başlayan bu değişim başta kimya sanayii olmak
üzere diğer sanayi dallarına da hızla yayıldı. Endüstri devriminin ilk
aşamasında buhar, kömür ve demirin birleşimi önemli siyasal, ekonomik ve
toplumsal sonuçlarıyla birlikte “demiryolu çağı”nı da açmıştır. Kömür yalnızca
demiryolunda hareket eden araçlara güç sağlamakla kalmamış, aynı zamanda
demiryolları da kömürü çok uzak ve eskiden taşınamayan yerlere götürmüştür.
Böylece Avrupa’da kömürle çalışan makinaları barındıran fabrikalar hem büyümüş
hem de en uzak noktalara kadar yayılmıştır. Demiryolu ağının yaygınlaşması bu
devrimin de yaygınlaşmasına yol açmış ve Endüstri 1.0, üretimin makineleşmesi
ve elde edilen ürünlerin demiryolu ağlarıyla tüketim merkezlerine taşınması
olarak tanımlana gelmiştir.

İkinci Sanayi Devrimi ya da
Endüstri 2.0

İkinci sanayi devrimi, üretim
sistemlerinde elektriğin kullanılması ve elektrik gücünün montaj hatlarına
kumanda etmesiyle ortaya çıktı. Buhar, kömür ve demirin yanı sıra çelik,
elektrik, petrol ve kimyasal maddelerin de üretim sürecinde kullanılmasıyla
endüstri daha da gelişti. 20. yüzyılın başlarına denk gelen İkinci Endüstri
Devrimi’ni, petrol tabanlı ve içten yanmalı motorların kullanımı tetikledi.
Aynı dönemlerde, Henry Ford’un otomotivde seri üretim bandı sistemini
geliştirmesi ve fabrikaların elektrikle çalışır hale gelmesi de endüstrileşmeyi
hızla geliştirdi. Birinci Endüstri Devrimi’nde hâkim olan demir üretiminin
yerine çelik üretiminin gelişmesi, demir yolu taşımacılığını ve ticareti hızlandırırken,
telefon, radyo, daktilo, ucuz gazete kâğıdı gibi diğer yeni gelişmeler de
haberleşme ve iletişimi şekillendirdi. Bu devrimin yarattığı ekonomik
verimliliğin yaygınlaşmasında karayolu ağının yaygınlaşması önemli rol oynadı.
Endüstri 2.0, üretimin makineleşmesiyle seri üretime geçilmesi ve üretilen
malların demiryolunun yanı sıra karayolu ağıyla da tüketim merkezlerine
ulaştırılması olarak tanımlanır.

Endüstri 2.0’ın toplumsal
yansıması da kentlerin hızla büyümeye başlamasında gözlendi; gelişmiş ülkelerde
ailelerin iş ve konaklama mekânları farklılaşmaya başladı. Yaşam biçimleri
önemli ölçüde değişti. Siyasal ve ekonomik bakımdan güçlü merkezi devletler
kuruldu. Birinci Sanayi Devrimi’nde İngiltere ve Avrupa’da etkisini gösteren
endüstrileşme, İkinci Sanayi Devrimi ile ABD, Japonya gibi ülkelerde de hızla
yaygınlaşarak dünyanın birçok bölgesini etkiledi.

Üçüncü Sanayi Devrimi ya da
Endüstri 3.0

1970’li yıllara girerken,
algılayıcılardan alınan bilgiyi, bir program çerçevesinde iş elemanlarına
aktaran mikroişlemci tabanlı, programlanabilir mantık devreleri geliştirildi.
Geliştirilen bu sistemin üretim sistemlerinde kullanılmasıyla üretim sisteminin
otomasyonu gerçekleşti. Bu gelişme üretimde insan katkısını oldukça düşürerek
hatayı da minimize etti. Böylece, 1970’li yılların başından günümüze kadar
gelen yeni bir sanayi devri başlamış oldu. Bu dönemde bilgisayar kullanımı,
akıllı telefonlar ve internetin yaygınlaşması, üretimi her yönüyle geniş
biçimde etkiledi ve biçimlendirdi. İletişim ve ulaşımdaki gelişmelerle, ticaret
ve endüstri küreselleşti. Endüstri 3.0, üretimde insan emeğinin en aza
indirilmesi ve üretimin otomasyonu olarak tanımlanır.

Buraya kadar anlatılan
devrimlerin iki özelliği vardır:  Devrimler arasında geçen süreler
kısalmıştır. Şöyle ki; tarım devrimi ile ilk sanayi devrimi arasında yaklaşık
12 bin yıl geçerken, Endüstri 1.0 ile 2.0 arasındaki süre yaklaşık 80 yıl,
 Endüstri 2.0 ile 3.0 arasında 120 yıl ve Endüstri 3.0 ile 4.0 arasında
ise yaklaşık 70 yıldır. Her bir sanayi devriminin, üretimde bir önceki üretim
sistemine göre insan emeğine olan ihtiyacın daha da azalmasına neden olduğunu
söyleyebiliriz.[2]

1970’lerden bugüne kadar geçen
dönemde, Üçüncü Sanayi Devrimi hâkim oldu. İkinci Dünya Savaşı sonrasında,
elektronik, bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişimiyle birlikte üretimin
otomasyonu sağlandı. Programlanabilir mantıksal denetleyici PLC’lerin gelişmesi
sonucunda üretimde otomasyon ileri aşamalara taşınmaya başlandı. Birinci Sanayi
Devrimi üretimin makineleşmesi, İkinci Sanayi Devrimi üretimin serileşmesi
olarak tanımlanırken, Üçüncü Sanayi Devrimi ise üretimin otomasyonu ve
sayısallaşması olarak tanımlandı. Bu dönemde bilgisayar, mikroelektronik, fiber
optik, lazer gibi teknolojilerin, telekomünikasyon, nükleer, biyotarım ve
biyogenetik gibi bilimlerin gelişimi üretimin yönünü ve biçimini etkiledi.
İletişim ve ulaşımdaki gelişmelerle, ticaret ve endüstri küreselleişti. Bu
süreçte yaşanan en önemli gelişmelerden biri de dünya kaynaklarının hızla
tüketilmesi ve sürdürülebilirlik kavramının gündeme gelmesi oldu. Enerji
kaynağı olarak Birinci Sanayi Devrimi’nde kömür, su ve buhar gücü; İkinci
Sanayi Devrimi’nde ise petrol ve elektrik ön plandaydı. Fakat Üçüncü Sanayi
Devrimi’nde, yenilenemez kaynaklardaki sıkıntılar ve çevresel kaygılarla güneş,
rüzgâr gibi yenilenebilir enerji kaynakları önemli hale geldi. Bütün bu
gelişmelerin, daha önce mümkün olmayan yeniliklere imkân tanımasının yanı sıra,
siber-fiziksel sistemler, nesnelerin ve hizmetlerin interneti gibi faktörlerin
de etkisiyle, içinde bulunduğumuz Dördüncü Sanayi Devrimi başladı.

Dördüncü Sanayi Devrimi ya da
Endüstri 4.0

İlk üç sanayi devriminin tanığı
olmasak da, Dördüncü Sanayi Devrimi’nin henüz başlangıcında olmamız nedeniyle
tanığı olduğumuzu söyleyebiliriz. Bu devrim 21. yüzyıl ile beraber başladı ve
dijital devrim üzerinde yükselmeye devam ediyor. Aslında, Dördüncü Sanayi
Devrimi’ndeki makinelerin ve sistemlerin tamamının dijitlerden (0 ve 1)
oluştuğu ve dijital nesneleri kullandığı düşünülürse bu çağa “Dijital
Nesnelerin Çağı” diyebiliriz. Makineleşen dünyamız Üçüncü Sanayi Devrimi’nde
yazılım ile tanışmış ve yazılımın makinelere hükmeder konuma gelmesi ile çok
büyük hesaplar yapılarak üretim yapmanın hızı kat be kat artmıştır. Yazılım
teknolojileri ve internet teknolojilerindeki gelişmeler nesnelerin birbirleri
ile haberleşmesinin önünü açarak ve nesnelerin interneti kavramını ortaya
çıkardı. Nesneler, kendilerine tanımlanan yapay zekâlar sayesinde birbirleri
ile konuşarak daha akıllı ve bilinçli bir üretim modeli oluşturmaktadır.[3]

Yeni nesil mobil internet
teknolojileri, daha hızlı ve çeşitlenmiş özellikleri olan internet ve bu
küresel ağa bağlı cihazların gelişerek akıllı üretim robotlarının oluşturulması
Dördüncü Sanayi Devrimi’nin temelini oluşturmaktadır. Her bir elementini nesne
olarak tanımladığımız, internet üzerinden iletişim kurabilen cihazlar arasında
robotlar, akıllı okuyucular (sensörler), insansız araçlar v.b. ve diğer
makineler yer almaktadır.

Dördüncü Sanayi Devrimi’nde ön
plana çıkan ve devrimin geleceğini de şekillendirecek olan faktörler şunlardır:

  • Mobil Cihazlar: Başta cep telefonu ve tablet
    bilgisayarlar olmak üzere mobil cihazların kullanımı hayatın
    vazgeçilmezleri arasında yerini almıştır. İlerleyen dönemlerde bu
    cihazların günlük hayatta farklı alanlarda kullanımları daha da
    artacaktır. Özellikle cep telefonundan pek çok cihaz ve sistemi uzaktan
    yönetecek uygulamalar geliştirilecek ve hayatın daha da kolaylaşması
    sağlanacaktır. Buradan hareketle, cep telefonu ile cep bilgisayar
    kavramlarının özdeşleşeceği ve artık klasik bilgisayarlar olmadan cep
    telefonları ile hemen hemen her şeyin yapılabileceği öngörülebilir.

  • Ağ ve İnternet Teknolojileri: Bilgisayar ağlarındaki dar
    boğaz, IPv6 (6. Sürüm IP protokolü) ile aşılarak, daha hızlı ve daha büyük
    verileri bir yerden diğer bir yere aktarmak çok kolay ve hızlı olacak.
    Özellikle internet ve ağ üzerinden video, ses ve büyük verilerin hızlı ve
    sorunsuz bir şekilde taşınması artık hayatın olağan akışı içerisinde kabul
    edilebilir bir olay haline gelecektir. Dünyadaki hemen hemen her cihaz
    internete bağlanabilir ve internet üzerinden haberleşebilir konuma
    getirilecektir. Tabiri caiz ise birer ağ toplumu olacağız.

  • Bulut Bilişim Sistemleri: İnsan hayatında kullanılan
    bilişim cihaz ve sistemlerinin sayısı arttıkça en büyük sorunlardan biri
    de bu cihaz ve sistemler tarafından üretilen verilerin saklanması sorunu
    olacaktır. Bu sorunu çözmek ve verilerin tam, sağlam, eksiksiz ve
    güvenilir bir şekilde muhafazası için bulut bilişim sistemlerinin kullanılması
    zorunlu bir hal alacaktır. Özellikle bulutta yer alan verilerin
    istenildiği zaman kullanılabiliyor olması ve bu verilerin asla silinme ya
    da bozulma gibi durumlarının olmaması, kullanım kolaylığı açısından artı
    değer taşımaktadır.

  • Büyük Veri (Big Data) ve Veri Madenciliği
    (Data Mining): 
    Her geçen gün hayatın akışının
    hızlanması daha çok verinin elde edilmesi ve elde edilen bu verilerin
    güvenli bir şekilde istenilen her yerden ulaşılmasını zorunlu hale
    getirecektir. Özellikle e-devlet gibi büyük yapılarda yer alan verilerin
    elde edilmesi, işlenmesi ve sunulması yoğun bir çabayı gerektirecektir. Bu
    doğrultuda, elde edilen verilerin işlenerek talep edilen özellikle
    sunulması veri madenciliğinin önemini bir kat daha artıracaktır. İstenilen
    özelliklerdeki verilerin tespiti ve bu verilerin incelenmesi veri
    madenciliğinin en önemli konularından birisi olacaktır.[4]

  • Yapay Zekâ ve Endüstriyel Robotlar: Sanayi ve endüstrinin diğer
    alanlarında hızla artacak robot kullanımı robotların birbirleri ile
    haberleşmesinin de önünü açacak ve robotlar programlandıkları şekilde
    karar vererek üretime doğrudan katkı sağlayacak hale getirilecektir. İşte
    bu doğrulta yapay zekâya sahip robotlar birbirleri ile yapay bir zekâ
    kullanarak haberleşecek ve üretimin her kademesine dâhil olacaklardır.
    Robotların, gelişen durumlar ve ihtiyaçlar göz önüne alındığında,
    ilerleyen zamanlarda çeşitli yapay zekâ uygulamaları sayesinde üretimin
    her alanında ön plana çıkacakları aşikârdır.

  • Üç Boyutlu Yazıcılar: Klasik yazıcıların aksine üç
    boyutlu yazıcılar hayatın içerisindeki herhangi bir endüstriyel ürünün çok
    kısa zamanda üretilmesine olanak sağlayacaktır. Günümüzde bile satın
    alınan pek çok ürünün parçalarının üç boyutlu çizimleri ürünle beraber
    verilmektedir. Bu çizimlerle istenilen şekilde yedek parça üretimi ve
    parça değişimi yapılabilmektedir. Üç boyutlu yazıcılar insanoğlunun
    hayallerini daha da geliştirecek ve şaşırtacak şekilde kullanımı gün
    geçtikte artacaktır.

Siber Güvenlik

Dördüncü Sanayi Devrimi’nde
hayatımızın her alanında birbiri ile konuşan ve haberleşen cihaz, sistem ve
robotlar olacakken güvenlikten bahsetmemek olmaz. Peki, bu kadar teknolojik
ürün ve sistem yüzde yüz güvenlik içerisinde çalışabilir mi? Keşke cevabı “evet”
olabilse idi. Önce, bir fabrika hayal edelim; fabrikaya gelen hammaddeler
insansız araçlarla geliyor, otomatik olarak robotlarla indiriliyor ve hammadde
robotik tezgâhlarda işlenmeye başlanıyor. Üretilecek mamulün ebadı, cinsi,
rengi ve diğer tüm özellikleri programlanıyor ve ürün satışa hazır hale
geliyor. İşte bu süreç içerisinde minimum insan gücü ve maksimum robot ve
bilgisayar gücü olacak. Bu bilgisayar ve robotlar yapay bir zekâ ile birbiri
ile konuşacak ve üretimin her anında belirlenen kurallar ve kodlar çerçevesinde
üretim yapacak. Peki, bu kuralları ve kodları değiştirmeye, bozmaya ve işlemez
hale getirmeye çalışan olursa? Sonuçta her şey kablolu ya da kablosuz olarak
bir ağa bağlı ve bu ağda bir kimlik olarak yer almaktadır. İşte bu ağa sızan
kötü niyetli birisi o fabrikayı savaş alanına çevirebilir ve telafisi mümkün
olmayan hasarlara neden olabilir.

Henüz pilot olarak uygulanansa
da, yakın gelecekte akıllı evler hayatın vazgeçilmezi olacak. Kendi elektriğini
ve suyunu üreten, kanalizasyona giden atıkları arıtan ve yeniden dönüştüren,
evdeki tüm cihaz ve sistemlerin internet üzerinden yönetilebildiği dijital bir
evden bahsediyoruz. Geçmiş zamanda internete bağlanmak için kullanılan modemi
bilişim güvenliği açısından evin tam ortasına koyarak siber güvenliğini
sağlamak! ne kadar mümkünse böyle bir evdeki siber güvenlik kriterlerinin bu
şekilde konuşlandırılması mümkün olmayacaktır.

İnsan hayatını kolaylaştıran
teknolojik cihaz ve sistemler yeterli güvenlik tedbiri alınmaz ise insanlığın
kâbusu haline gelebilecektir. Düşünsenize, eviniz hacklendi, buzdolabının
kapakları açılıp kapanıyor, fırın kendi kendine çalışıyor, çamaşır makinesi
atık suyu dışına boşaltıyor, televizyonunuz kilitlenmiş ve sesi sonuna kadar
açılmış bangır bangır bağırıyor, duş muslukları açılmış küvetten taşan sular
evi dolduruyor…. Dördüncü Sanayi Devrimi’nde korku filmleri için çekilecek en
basit senaryo sanırım bu şekilde olabilir.

Teknolojiyi tüketen ve kullanan
bir ülke olmak yerine teknolojiyi üreten, üretirken de kendi milli sistem ve
kodlarını kullanan, siber güvenliğini en ince ayrıntısına kadar düşünüp
planlayan bir ülke olmak durumundayız. Özellikle bu alanda üreticilere verilen
teşvikler ise düşük ve orta teknolojik ürünlerden ziyade yüksek teknolojik
ürünler için verilmeli ve yüksek teknolojik ürün üretmek özendirilmelidir. Bu
doğrultuda üniversiteler, teknik liselerle sanayicilerin iş birliği
geliştirilmeli, teknolojik ürün üretmek isteyen herkese devlet tarafından
oluşturulacak komisyonlarca gerekli ve yeterli teşvikler sağlanmalıdır. Bir
ülke ancak yerli, milli teknolojik ürünler üretip, onların da siber güvenliğini
yerli ve milli çözümlerle sağladığı sürece bu alanda bağımsızlığını ilan
edebilir ve sürdürebilir.

Siber güvenlik için öncelikle
yerli ve milli ihtiyaçları karşılayacak ürünler üretmeliyiz ve bu ürünleri
üretirken de siber güvenliğini sağlayacak bütün adımları planlayarak
ilerlemeliyiz. Geleceğin dijital dünyasında tam ve bağımsız bir ülke olarak var
olabilmek için çocuklarımızı şimdiden eğitmeli, bu alanda yeterli ve iyi bir
eğitim alabilmeleri için gerekli tedbirleri almalıyız.

[1] [1]
TDK, www.tdk.gov.tr,
Güncel Türkçe Sözlük

[2] SCHWAB, Klaus, Dördüncü Sanayi Devrmi, Otpmist, 2016, s.15-17

[3] ÖZDOĞAN, Ogan, Endüstri 4.0 Dördüncü Sanayi Devrimi ve
Endüstriyel Dönüşümün Anahtarları, Pusula Yayıncılık, 2017, s.27-29










































































[4] GREENGARD, Samuel, Nesnelerin İnterneti, Optimist, 2017,
s.65-71