Değerli
grup üyeleri,

Hacettepe
Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü tarafından 25-27 Ekim 2017
tarihleri arasında 100. Yılında Sovyet İhtilali ve Türk Dünyası konulu 6.
Uluslararası Türkiyat Araştırmaları Sempozyumu düzenlenecektir. Sempozyumda,
Sovyet ideolojisinin tarihî ve felsefî temellerinden, ihtilalin hazırlık ve
oluşum süreçlerine; Avrupa’dan Moğolistan’a tüm Rus ve Türk dilli halklar ile
komşu ülkelere olan etkilerinden Türk Dünyasında meydana getirdiği değişim ve
dönüşüm süreçlerine kadar geniş bir yelpazede yer alan konular tartışılacaktır.
Sempozyum takvimi, katılım koşulları ve diğer tüm bilgiler için http://turksovyet.hacettepe.edu.tr/
adresine bakılabilir.

Prof.Dr. Yunus KOÇ

Hacettepe Üniversitesi

Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü
Müdürü

AÇIKLAMA

İhtilal kavramı çağdaş
tarih araştırmalarındaki yerini 17. yy.da İngiliz ihtilali ile alır. Karşı
koyma, hoşnutsuzluk, siyasi ve toplumsal değişim gibi kavramlar Batıda
kendisini, bin yıl boyunca dinî çerçevede ifade etmişti. Buna karşın Fransız
İhtilali Batı tarihinde ilk defa dünyevi ve din dışı alanda bir devrim olma
özelliğini taşıyordu. Fransız ihtilali temelde, 17. yüzyılın ortasından
itibaren insanların birbirinden bir üstünlüğü ya da farkı olmadığı; herkesin
aynı haklara sahip olduğu ilkesi benimsenme sürecine dayalıdır. Bu ilkeye artık
sosyal adalet adı veriliyordu. Sürecin sonunda modern zamanlarda siyasal ve
toplumsal bir düzenin tamamen ve şiddet yoluyla bertaraf edilmesinin ilk örneği
yaşandı. Bu İhtilal modern tarihsel gelişmeler üzerinde üç aşamada etki
bırakmıştı. Hürriyet ve eşitliği bireyin temel hakları olarak kabul edilmesi;
bu kabulün siyasi eylemin hedefi hâline getirilmesi ve sonuç olarak da
iktidarın değişmesi… Böylece bireysel haklar ön plana çıkmış, geleneksel
toplumun kabul ve değerlerine karşı hareket meşru hâle gelmişti. Bu süreç
temelde insanın kendi eylemlerinin faili olarak kabul edilmesi ve bireysel
özgürleşmenin özünü oluşturmaktaydı. Fransız İhtilali yine bilinçli maksatla
değil ama sonuç bakımından iktisadi verimlilik kavramını da insan ilişkilerinde
yeni ve merkezi bir konuma taşıdı. Geleneksel üretim biçimlerinde pek
gözükmeyen verimlilik sosyal ve ekonomik alanda ana hedef olmaya başladı.
Fransız ve Sanayi devriminin devamında insan, birey ve iktisadi faaliyetleri
ile devletin servet ve gücünün temelini oluşturan bireylerden meydana gelen bir
grup olarak, iktidar ve nüfuz sahibi mevkilere yükseliyordu. Devletin esas
vazifesi de bu faaliyetlerin kesintisiz ilerlemesini sağlamak için uygun olan
bağımsızlık koşullarını yaratıp sürdürmekti.

Tüm bu gelişmeler
üzerine Marx, 1840’lı yıllarda sistemini daha ayrıntılı bir biçimde açıklamaya
başlarken kendinden önceki bütün ihtilalci geleneklerin mirasından faydalandı.
Eşitlik, özgürlük, emek gücü gibi kavramlar proletaryayı idealleştirme
sürecinde ifadesini bulurken ilerlemeye yönelik ihtilalci inanç da tarihin
itici gücü olarak görülmeye ve bir başka anlayışla birleştirilerek ilk ihtilal
teorisini oluşturdu. Marx, üretimi temel iktisadi bir faaliyet olarak
değerlendirip diğer tüm kategorilerin ikinci planda kaldığını belirterek
sırtını aydınlanma düşünürlerine ve klasik iktisatçılara dayandırmıştı.
Geleceğin anahtarının sanayi işçisinin ellerinde olduğu görüldüğünden köylülere
artık çağdışı kalmış bir üretici muamelesi yapılıyordu. Marx, üretim tarzının
toplumu teşkil eden en önemli ögelerden biri olduğunu düşünüyor “ihtilalin
amacı ve özü üretim şeklini değiştirmektir” diyordu. Yani proletaryanın
görevi toplam üretim güçlerini en kısa sürede artırmak idi. Bütün bunlar Avrupa’nın
merkezi ve sanayileşmiş bölgelerinde tartışılırken İhtilal bambaşka bir yerde
patlak verdi. Ağırlıklı olarak feodal gelenekleri sürdüren köylü bir toplumun
yaşadığı ülke olmasına rağmen Rusya bu hayalin gerçekleşme zemini oldu.

Başlangıçta dünya
tarihini bu kadar etkileyeceği beklenmese de sonuçları itibariyle Rus ihtilali
sadece Avrupa’yı ve Asya’yı değil tüm dünyayı oldukça derinden etkiledi.
Fransız İhtilalinin ardında bireylerin birbiriyle eşit olduğu önermesi yatarken
Sovyet İhtilalinde, çok toplumlu olmanın bir sonucu olarak “halkların
eşitliği” vurgusu daha fazla ön plana çıktı. Tüm dünyaya böyle
yansıtılınca da bu düşünce ve inanç, milletlerin bağımsız kalması için en az
bireylerin özgürlüğü kadar hayati ve heyecan verici bir hedef hâle geldi. Bu
anlayış ve beraberinde getirdiği politik tutumlar, Fransız ihtilalinden sonra
19. ve 20. yüzyıllarda tüm dünya tarihini etkileyen önemli bir dinamik unsur
oldu. Marx, sonuçta sınıfsız ve milletsiz bir dünya hedefini desteklese de
sömürge altındaki milletlerin “özgür kalmasını” devrime giden yolda
bir kilometre taşı olarak gördü. Hindistan ve Çin’le başlayan ilgi odakları 19.
yy.da Asya ve Afrika’nın sömürge altındaki tüm geri kalmış halkları için
özgürlük ateşi hâline dönüştü. 19. yüzyılın son çeyreği boyunca Avrupalı
güçlerin diğer kıtalar üzerinde kurduğu şiddetli ticari ve siyasi nüfuzdan
kurtulmak için özgürlük ve halkların kardeşliği fikirleri önemli bir araç oldu.

Birinci Dünya Savaşı’nın
yarattığı buhranlı ortamda yeşeren İhtilal, savaş sonunda tüm bağımsızlık
mücadelesi veren ülkelerin desteğine koşarken Avrupa’nın ortasında savaşın
küllerinden yeni otoriter devletler çıkmaya ve yeni kamplar oluşmaya başladı.
Nazi Almayasının yayılmacı tutumlarına karşı Sovyet bloğu da ekonomik,
teknolojik ve siyasi alanda savaş hazırlıklarına başladı. Kaçınılmaz savaşın
sonunda Sovyetler daha güçlü ve muzaffer çıkarken savaşta ve sonrasında tüm
Sovyet ülkelerinde uygulanan savaş ekonomisi ve baskıcı politikalar acımasız
tehcirleri, sürgünleri beraberinde getirdi. Stalinist politikalar hem partiye
hem de Sovyet yönetimlerine egemen olurken artık halkların eşitliği ve
kardeşliğinden bahsedilmez oldu.

İhtilal sonrası
yapılanmada doğal olarak Çarlık Rusyasının ana vatanı ile iki yüz yıllık
hegemonya bölgesi ilk hedef olarak belirdi. Çok geçmeden tüm Çar
egemenliğindeki bölgelerin kadim yerleşim merkezlerinde parti ve sendikalar
örgütlenerek feodal gelenek ve monarşiye karşı eşitlikçi bir yönetim olarak
ortaya çıkan ihtilalin yanında yer aldı. İhtilalin öncüleri eşitlik, özgürlük ve
halkların kardeşliği ekseninde kendilerine geniş taraftar bulmakta gecikmedi.
Bu taraftarların çoğu topraksız köylü ailelerden gelen gençlerdi. İhtilalin
siyasi safahatı bir yana Sovyet rejimi teşkil eder etmez her yerde planlı bir
değişim ve dönüşüm faaliyetine girişti. Sistemin önemli hedefi üretimi artırmak
için tüm toplumsal grupların planlı bir şekilde üretime dâhil edilmesinin
sağlayacak radikal adımları atmaktı. Dönüşüm için temel üretim araçları
kamulaştırılırken halkların kardeşliği ve öncekine göre daha çok söz sahibi
olma argümanları yaygın bir şekilde kullanıldı. Sonuç olarak geliştirilen yerel
politikalarla birlikte nüfus, tarım, kentleşme ve sanayileşme gibi pek çok
alanda Türkler Sovyet çatısı altında sürece dâhil oldu. Bu katılım da günümüzdeki
kimliklerin oluşmasında önemli bir rol oynadı. Marksist devrimin temel
argümanlarından biri olarak din ve geleneksel toplum yapısı dışlanırken seküler
ve komünal bir toplumsal örgütlenme biçimi yaygınlaştırıldı; modernleşme de bu
sürecin bir parçası oldu. Dahası değişim süreci beraberinde bazen ulusal/yerel
kimlikleri ön plana çıkartan çoğu zaman da proleter söylemlerle kültür, sanat
ve edebiyat akımlarıyla bilimsel gelişmelerin farklı bir biçimde şekillenmesine
imkân verdi.

Sovyet değişim süreci
kadim Türk mirasının egemen olduğu coğrafyaların önemli bir kısmında etkin
oldu. Sibirya’dan Balkanlara, Uzak Asya’dan Anadolu’ya kadar Türk halklarının
yaşadıkları coğrafya bu dönüşümün önemli bir parçası hâline geldi. Sovyet
ideolojisi ve uygulamaları bu coğrafyada geleneksel yönetim, üretim ve
toplumsal örgütlenme biçimlerini tamamen değiştirerek yeni bir forma soktu.
Fakat aradan geçen zaman sistemin işleyişini imkânsız hâle getiren gelişmelere
sahne oldu ve Sovyet sistemi girdiği Soğuk Savaş atmosferinin de etkisi ile
dağılma sürecine girdi. Dağılma ve bunun getirdiği değişim süreci bazı
bölgelerde sancılı ve karşı devrimlere sahne olurken kimi ülke ve coğrafyalarda
daha sükûnet içerisinde gerçekleşti. Glasnost’ ve Perestroyka adıyla yaşanan
süreçten sonra tüm eski Sovyet ülkelerinde yeniden bir zihinsel dönüşüm
başladı. Sovyet altyapısı üzerine kapitalist ekonomik düzenin parametreleri
yerleşmeye başladı. Değişim ve estirdiği rüzgârlar devam ederken dipte ve daha
derinde varlığını koruyan Sovyet ideolojisi ile davranış biçimleri yaşamaya
devam etti. İşte günümüzden tam 150 yıl önce ilk fikrî temelleri Avrupa’da
atılan; 100 yıl önce farklı bir coğrafyada ihtilale dönüşen Sovyet ideolojisi
ve yönetim sisteminin değişim evrelerini görmek, Sovyet sisteminde yaşayan
halkların durumunu anlamaya çalışmak; her bir bölgede meydana gelen farklılaşma
ve dönüşümleri izlemek, yaratılan toplumsal, siyasal ve ekonomik düzeni günümüz
ve gelecek açısından akademik çerçevede değerlendirmek, yerli ve yabancı bilim
adamlarıyla bunu tarihsel, kültürel ve sosyolojik açıdan tartışmak sempozyumun
temel amaçları arasındadır.

Jülyen Takvime göre 25
Ekim 1917 (Miladi 7 Kasım 1917) tarihinde gerçekleşen ve Ekim Devrimi, Bolşevik
Devrimi, Rus Devrimi gibi adlarla anılagelen Sovyet İhtilali kabul edilsin
edilmesin etkileri tüm dünyada görülmüştür. Bu etki, bölgede yaşayan Türkler ve
çevredeki Türk dünyası tarafından doğrudan yaşandı ve tecrübe edildi. Bu
tecrübenin izleri günümüz Türk dünyasının her köşesinde görülmektedir.


























Tüm bu gerekçelerle
İhtilalin 100. yılı münasebetiyle ve aradan sağlıklı bir değerlendirme yapacak
kadar zamanın geçmiş olması da dikkate alınarak, Hacettepe Üniversitesi
Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Sovyet İhtilalinin Türk dünyası üzerindeki
başta kültürel, ekonomik, politik vb. yönlerden olmak üzere etkilerini Türkiyat
Araştırmaları disiplini çerçevesinde böyle bir sempozyum düzenlemeyi
planlamıştır. Amaç İhtilalin sebep, süreç ve sonuçlarını bilimsel olarak
tartışmak, etkilerini tüm yönleriyle müzakere ederek bilimsel bir çerçevede
bilim dünyası ile paylaşmaktır. Çuvaş, Tatar, Başkurt, Kazak, Kırgız, Özbek,
Türkmen, Azeri Türkleri gibi görece nüfus bakımından çok sayıdaki Türk
topluluklarının yanı sıra az sayılı Türk topluluklarının da dilsel, tarihsel ve
kültürel değişimleri ve Sovyet ihtilalinin bu değişimler üzerindeki etkisi
sempozyumda tartışılacak öncelikli konular arasındadır. “100. Yılında
Sovyet İhtilali ve Türk Dünyası” konulu 6. Uluslararası Türkiyat
Araştırmaları Sempozyumuna bu alanda çalışmalar yürüten akademisyenlerin
katılımı beklenmektedir. Böylece Doğu Avrupa’dan Uzak Asya’ya kadar geniş bir
coğrafyada varlığını sürdürmekte olan Türk topluluklarının Sovyet İhtilali
sonucunda dil, kültür, tarih ve diğer pek çok bakımdan geçirdikleri değişim
süreci bütüncül bir perspektif ve disiplinlerarası yaklaşımla karşılaştırmalı
bir yöntem çerçevesinde ele alınmış olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet