TERÖRLE MÜCADELE & ŞEHİTLERİMİZ ve GAZİLERİMİZ

GAZİ OLMAK !..

Süleyman Çelik

Çanakkale’de
Temmuz sonuna doğru, düşman tüm gücüyle yüklenmeye başladı. Saldırıların
bunalttığı bir anda Ordu Komutanı Orgeneral
Liman von Sanders, topladığı
kurmaylara “ne yapmak gerektiğini?” sordu. Diğer kurmaylar farklı
farklı öneriler sunarken Mustafa Kemal,
komutanlığı bana devredin” dedi. Hiç beklemediği böyle bir yanıt
karşısında şaşa kalan Liman Paşa, karşısındakini küçümser bakışlarla tepeden
tırnağa süzdü. Kendisi 60 yaşında, Avrupa’nın en güçlü ordusu olduğunu herkesin
kabul ettiği Prusya ordusunda
yetişmiş, deneyimli bir general. Karşısındaki ise 34 yaşında genç bir subay. 25
Nisan’daki ilk çıkarmada Anzak saldırısını durdurduğu için, kendi önerisiyle
henüz yeni albay olmuş! Bununla birlikte Paşa, bir doğulu gibi kızmadı.
Tersine, gözlerinin içine bakarak konuşan bu genç adamın yüksek özgüveni hoşuna
gitti. Alman soğuk kanlılığı ile gülümseyerek bir soru daha sordu: “çok
olmaz mı?”
Mustafa Kemal, gene dik kafalı bir yanıt verdi: “hayır, az
bile!”

*
* *

Çok
yoğun bombardımanlardan sonra başlayan 6
Ağustos (1915) günü, düşman Anafartalar’a
10 bin asker daha çıkardı.

Liman
Paşa anılarında diyor ki: “Sekiz buçuk ay süren Çanakkale seferinin
ortalarına rastlayan Anafartalar çıkarması, bu muhaberelerin askeri ve politik
bakımdan zirve noktasını teşkil ediyordu
.”

 7 Ağustos günü düşman birlikleri
Anafartalar ovasını çevreleyen tepelere doğru ilerlemeye başladı.

Liman
Paşa, kendisinin kurduğu kolordu düzeyindeki Anafartalar Grup komutanlığına, Saros Grup Komutanı A. Fevzi Beyi getirdi ve “ilerleyen
düşmana taarruz ederek durdurmasını
” emretti; “aksi halde bunların Anzak
taarruz kollarıyla birleşerek Türk cephesini batıdan ve kuzeyden
kuşatacaklarını, bu durumda her şeyin bitmiş olacağını
” bildirdi.

8 Ağustos’ta
birlikleriyle Anafartalar cephesine gelen A. Fevzi Bey, askerinin yol yorgunu
olduğunu vb. ileri sürerek taarruz etmeyi art arda erteledi. Bunun üzerine
Liman Paşa onu Anafartalar Grup komutanlığından aldı ve yerine saat 21.45’de, kendisinden Ordu
Komutanlığını istemiş olan 19. Tümen Komutanı Albay Mustafa Kemal’i getirdi.

Mustafa
Kemal, Tümen Komutanlığını Yarbay Şefik Aker’e devretti. Yanına sadece emir
subayını ve doktorunu aldı. Atlarına binerek gece yarısına doğru, dağ yollarından makiliklerin arasından
Anafartalar kesimine hareket ettiler. 01.30’da
Anafartalar Grubunun Karargahına
geldi. A. Fevzi Bey çadırında uyumaktaydı. Mustafa Kemal uyandırarak “komutayı
devralmaya geldiğini
” bildirdi. Ama o kalkmadı bile, “sabah ola hayrola
diyerek uykuya devam etti. Kurmay Başkanından da yeterli bilgi alamayan M.
Kemal, bütün kurmay subayları toplayıp tek tek bilgi aldıktan sonra “gün
doğmadan
taarruz edileceğini” bildirerek herkesi birliğinin başına
gönderdi. Taarruz anına kadar cepheyi dolaştı ve “hücum “emrini vererek,
o gece hiç uyumamış olduğu halde, akşama kadar harekatı yönetti.

Liman Paşa
anılarında şöyle diyor: “9 Ağustos
sabahı erkenden, evvelce üç defa emredildiği halde  yapılamayan taarruz
yapıldı ve düşman, sahile doğru sürüldü
.”

Sonuçta
Anafartalar’a ilerleyen İngiliz Kolordusu ile Conk Bayırı- Kocaçimen kesimine
taarruz eden Anzak taarruz kollarının birleşmesi engellendiği gibi düşman bir
daha saldırı yapamaz duruma getirildi.

İngiliz Resmi Harp Tarihinde deniliyor ki: “Bir Türk Komutanı, Çanakkale savaşlarının
kaderine hakim olmuştu.”
(Turgut
Özakman, Vahidettin, M.Kemal ve Milli Mücadele- yalanlar, yanlışlar,
yutturmacalar. S.148-151)

Alan Moorehead
kitabında Anafartalar taarruzunu şöyle anlatır: “Bu korkunç bir hücumdu ve
İngiliz birliklerini yok etti…. Güneş doğarken Triad zırhlısının güvertesinden
durumu seyretmekte olan General Hamilton, acı bir manzaraya tanık oluyordu.
Askerleri, Suvla ovasına doğru, karmakarışık bir halde kaçıyorlardı. Saat
06.00’da, yani çarpışmanın başlamasından bir buçuk saat sonra, durum tam bir
çöküş halini almıştı.
(Çanakkale
Geçilmez, s.389; R.R.James, Gelibolu Hareketi, s.417)

O
gün sadece Conkbayırı- Kocaçimen hattındaki düşman birlikleri
püskürtülememişti. Mustafa Kemal gerekli emirleri verdikten sonra saat 17.30’da Grup karargahından yola
çıkarak Conkbayırı’ndaki 
8.Tümenin karargahına gitti. Komutan ve kurmayları toplayarak bilgi aldı,
cepheyi bizzat inceledi. Siperler arasındaki mesafe o kadar azdı ki iki taraf
da topçu atışı yapamıyordu. Çünkü atılacak top düşmanınkinin yanında kendi
siperlerinde de yıkım oluşturacaktı. İki tarafın askerleri de siperlere
çivilenmiş gibi yapışmışlardı. Başını çıkaran anında kurşunu yiyordu.

Mustafa
Kemal, karşısındaki düşman iki tümenden fazla olmasına karşın, iki alay ile süngü hücumu yaparak
Conkbayırı’nı temizlemeye karar verdi. 8. Tümen Komutan ve Kurmay Başkanı’nın
itirazı üzerine harekatı kendisinin yöneteceğini bildirerek kararını
değiştirmedi. Siperleri dolaştı, Mehmetçiklerle konuştu. “Şafaktan önce,
alacakaranlıkta hücum edeceğiz; siperden, önce ben çıkacağım; elimde kırbaç
olan sağ kolumu havaya kaldırarak düşman hatlarına doğru yürüyeceğim; beni
dikkatle izleyeceksiniz ve kolumu aşağıya indirdiğimde, hep birlikte fırlayıp
düşman siperlerine atlayacak ve tümünü süngüleyeceksiniz”
dedi. Biliyordu
ki siperden, önce kendisi çıkmazsa, askerleri oradan çıkarmak mümkün değildi
fakat eğer kendisi orada vurulacak olursa Mehmetçikler daha hırslı bir şekilde
saldıracak ve işi bitireceklerdi. O, Mehmetçiği çok iyi tanıyor ve hep
güveniyordu!..

Ve
bildirilen zaman geldi. Mustafa Kemal,
belirttiği şekilde siperden çıkarak, düşmanın
üzerine doğru, kararlı bir şekilde yürümeye başladı. Nöbetçi düşman
askerleri, üzerlerine doğru, kolu havada silahsız bir karaltının geldiğini görünce önce bir anlam veremediler ama
içgüdüsel bir refleksle bir asker gelişi güzel ateş etti. Ateş sesini duyan
diğer askerler de rast gele ateşe başladılar. Kurşunlar sağından solundan
geçmeye başlayınca Mustafa Kemal, kolunu hızla aşağıya indirdi. O anda Gelibolu
yarımadasını inleten “Allah, Allah, Allah…” haykırışıyla Mehmetçikler
siperlerinden fırladılar ve düşmanın içine daldılar…

Bu
hücumla birlikte öteki birlikler de kendi kesimlerindeki düşman birliklerine
hücuma geçmişti. Sonuçta Conkbayırı ve çevresi tümüyle silinip süpürüldü.

Şafaktan
birkaç dakika önce M. Kemal, düşman siperleri önünde ayağa kalktı, bir mermi
saatini parçaladı ama o kırbacını kaldırarak İngiliz hatlarına doğru ilerlemeye
başladı. Dört saat sonra, Sarıbayır sırtlarında tek bir İttifak Devleti askeri
kalmamıştı
.” (A. Moorehead, Çanakkale
Geçilmez, s.391; R.R. James, Gelibolu Harekatı, s.421; A. Oglander, İngiliz
Resmi Tarihi, BTTD, sayı 28/ Haziran 1987)

Mustafa
Kemal’in hayatını kurtaran parçalanmış
saati Liman Paşa istedi ve “bunu evimin baş köşesinde sergilemekten onur
duyacağım” dedi.

Bundan
sonra “Anafartalar Kahramanı”
olarak adı, yalnız Osmanlı topraklarında değil tüm Avrupa’da dalgalanacak olan
Mustafa Kemal’in generalliğe
yükseltilmesini, Liman Paşa Başkomutanlık Makamına arz etti. Eskiden beri M.
Kemal ile yıldızı barışmayan Enver Paşa,
öneriyi görmezden gelerek “sümen altı”
etmek istedi. Bunun üzerine Liman Paşa,
“önerisi kabul edilmediği takdirde istifa
edeceğini” bildirince, gereğini yapmak zorunda kaldı.










































Gazilik
dahil, tüm rütbelerini savaş meydanlarındaki üstün başarılarıyla kazanan Mustafa Kemal Paşa’ya, Türk halkı da “Anafartalar Kahramanı Sarı Paşa
unvanını vermiş ve bundan sonra Osmanlı’nın en karizmatik paşası olarak
fotoğrafları kahvelerin baş köşesinde yerini almıştır…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir