Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Köksal ÇİFTÇİ /// Fransa ve Cezayir :
İmkansız Barış
 

20 Şubat 2020


Dünya jeopolitiğinde yaşanan önemli değişiklikler yeni
bir Dünya Düzeninin doğum sancıları olarak değerlendirilebilir.


Güç dengeleri değişirken Batı Emperyalizminin her
yerde sorgulanmakta.


Kartların yeniden dağıtıldığı stratejik alanların
başında, Afrika, özellikle de, Kuzey Afrika ve tabii ki, o bölgenin en güçlü
ülkesi olduğu için, Cezayir geliyor.


Şüphe yoktur ki bu meydan okumanın en büyük
muhataplarından birisi Fransa’dır. 


Pek bilinmez ve dillendirilmez ama, Fransa ve Cezayir
ikili ilişkileri 1962’den bu yana “ateş kes rejimi” çerçevesinde
yürütülüyor. 


Yani Fransa ve Cezayir resmî anlamda barışık değil.


58 yıl önce “Evian Sözleşmeleri”[2] çatışmalara son
vermiş ve Cezayir’in bağımsızlığını onaylamış fakat süreç iki ülke arasında
barışı getirmeyi başaramamıştır.


Tabi Cezayirlilerin bir buçuk asırlık sömürü ve
gözyaşını kolay kolay unutması beklenemez.


Biliyoruz ki Fransa, sömürgeci tarihinin en kanlı
sayfalarını, Cezayir’de yazmıştır. Sadece bağımsızlık savaşı (1954-1962)
sırasında resmî rakamlara göre 250.000’i aşkın Cezayirli hayatını kaybetmiştir.


İki milyon insanın kamplarda toplandığı, işkencenin
(Fransız ordusunca) kurumsallaştığı, soykırım tanımını çağrıştıran bu savaşın
birde öncesi ve sonrası vardır.


1830’da başlayan Fransız işgali boyunca Cezayir sadece
ekonomik anlamda sömrülüp bırakılmamıştır. Aynı zamanda halk çok zalim ve
amansız bir asimilasyona maruz kalmıştır.


Bugün Fransız popülistlerin ağzından düşürmediği
“Büyük Değişimi”, aslında ve hakikatte Fransız Devleti Cezayir’de uygulamaya
çalıştığını (bir ölçüde başardığını) söylemek mümkündür.


Kene cinslerinden Fransız türü en tehlikelilerinden
sayılır. Bünyesini bedeninizden söküp atsanız bile azalarını bırakır içinizde.


Bunu en iyi bilenlerin başında Cezayir gelir.


Çok ağır bedel ödeyerek kurtuluşunu kazanan Cezayir
Fransa’dan tamamen azad olabildimi derseniz cevap hayır olacaktır.


“Kara On Yıl”[3] olarak anılan iç savaşın
başlamasından derinlemesine kadar her aşamada eski sömürgecinin parmağı
olduğunu sokaktaki Cezayirli dahi bilir.


Cezayir, Fransa’dan suçlu geçmişiyle yüzleşmesini
bekliyor ve bunu, ülkeler arası ilişkilerde normalleşmeye, ön koşul olarak
görüyor.


Fransız tarafında ise konuyla ilgili kafa karışıklığı
hakim. Bu durum Macron’un son yıllardaki çelişkili açıklarından anlaşılıyor. 


İşte birkaç örnek:


 • Şubat 2017’de Cumhurbaşkanı
adayı olarak geldiği başkent Cezayir’de sömürgeciliğin “İnsanlığa karşı suç”
olduğunu kabul ederek, Fransa’nın “kime karşı bu suçu işlediyse onlardan özür
dilemesi gerektiğini” söylemişti [4]. Tabi bu açıklamalar Fransa kamuoyunda,
üstelik kampanya sürecinde fırtınalı tartışmalara yol açmıştı. O zamanki
hedefin, başta Cezayir asıllı gençler olmak üzere daha geniş anlamda sömürgeler
kökenli, seçmen kitlesi olduğu konusunda hiç şüphe yoktu.


 • 6 Aralık 2017 tarihinde
gerçekleştirdiği ilk resmî ziyareti sırasında bu sefer “geçmişin esiri olmak
istemediğini” belirten Cumhurbaşkanı Macron aynı zamanda bir ilke imza
atacaktır. “Ulusal Kurtuluş Cephesi”[5] şehitlerinin anıtına bir çelenk
koyarak, o savaşta ölenler ülkeleri şehit olduklarını kabul ederken, Fransa’ya
karşı yürütülen mücadelenin meşruiyetini kabul etmiştir.


Bu kafa karışıklığının derin ve devamlılığı Ocak
2020’de aynen mevcut olduğunu ortaya koyan şu açıklama hem içerik açısından hem
zamanlama açısında ilginçtir:


“Önümdeki bazı meydan okumaların hem tarihsel hem
siyasal boyutlarını berrak bir şekilde görüyorum. Bunların arasında en
dramatiği Cezayir savaşıdır. Bunu seçim kampanyasından biliyorum. Bu (meydan
okuma) burada duruyor ve Chirac’ın 1995’Shoah’ya tanıdığı statüye eşittir.”


Bu önemli sözlerden anlaşılan şudur:


Emmanuel Macron’un, kendi deyimiyle “Fransa’daki
kimliklere dayalı acıların atan nabzı” olan, “hafıza (tarihsel) kavgasına” son
vermek istiyor.


 Konuyu iç barışı sağlamaya veya bir kesim
vatandaşın beklentilerini karşılamaya yönelik bir hamle olarak değerlendirmek
mümkündür.


Ancak bu son beyanatın nerede ve ne zaman yapıldığına
bakınca işin jeopolitik boyutu daha çok öne çıkıyor.


Akdeniz’de büyük manevraların başladığı ortamda
Türkiye karşıtı oluşturulan bir Yunanistan, Mısır, İsrail cephesini bilmeyen
yoktur. Emmanuel Macron’un yukarıdaki açıklamaları İsrail ziyaretinden dönerken
uçağındaki üç gazeteciye yaptığını vurgulamak lazım.


Bu hamle Doğu Akdeniz ve Libya denkleminde Anti Türk
cepheyi sağlamlaştırmakla yetinmeyip onu genişletme amacı taşıyor.


Zira, Fransa’nın böylesi cesur bir tavır ile Cezayir’e
el uzatması, Türkiyenin bölgedeki diplomatik ve siyasi ağırlığının arttığı bir
döneme denk gelmesi dikkatlerden kaçmamalı.


Cumhurbaşkanı Erdoğanın Libyadaki gelişmeler ile
bağlantılı Tunus ziyareti tabi Fransız yöneticiler tarafından merakla
izlenmişti.


Ardından Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz 26 Ocak günü
resmi temaslarda bulunmak üzere Cezayir’e gitti. Burada havalimanında Cezayir
Cumhurbaşkanı Tebbun tarafından karşılanan Erdoğan,İki ülke arasında önemli
siyasi ve ticari anlaşmalara imza attı.


Fransa Cezayir ile Barış Peşinde


Cezayir basınında geniş yer bulan bu ziyaretin
yakınları Paris’e kadar ulaşmıştır. Macron’un Cezayirlilerin gönlünü
almaya yönelik sarf ettiği sözlerin aynı günlere denk gelmesi tesadüf olamaz
herhalde. Bilinen ve meşhur bir “şark kurnazlığı” vardır ama bu
durum az bilinen fakat çok daha etkili “frenk kurnazlığı”
unutturmamalıdır.







[1] “Evian Sözleşmeleri” (Les accords d’Évian) Cezayir
savaşına son vermek için Fransız hükümeti ve geçici Cezayir hükümeti arasında
yürütülen görüşmelerin neticesidir (18 Mart 1962).


[2] 1990’lı yıllarında başında demokratik seçimlerin
neticesinde İslami Cephe Partisi iktidara gelir. Cezayir Ordusu, Fransa’nın
teşvik ve desteğiyle, bu sonuçları kabul etmeyerek kanlı bir darbe
düzenleyecektir.


 Bu müdahale, yüzbinlerin ölümüne yol açan ve
Kara Onyıl (1990-2000) diye adlandırılan, bir iç savaşın tetikleyicisi
olacaktır.


[3] Echerouk News, Şubat 2017


[4] FLN (Front de Liberation Nationale)


[5] Chirac 1995 yılında yaptığı o tarihi konuşmada
Fransa’nın Yahudi Katliamındaki rolünü kabul etmiş ve Devlet adına özür
dilemişti.


[6] İsrail ziyareti dönüşünde 25 Ocak 2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış