Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Altay
Ünaltay
: Vatanseverler-Küreselciler Arasında Dünya Savaşı


08 Kasım 2019


Bugün genel
tecrübe gösteriyor ki, tüm uluslararası kurumlar, IMF, dünya bankası, BM,
Avrupa Birliği, Nato ya da başkası.. hepsi demokrasi ve ulus egemenliğinin
düşmanıdır. Hepsi de kendi yabancı, elitist gündemlerini dayatmaktadır.


Demokratik bir ulus
devleti, milli egemenlik ve bağımsızlığı savunmak için ille de bir milliyetçi,
ırkçı veya kendi milletinin ya da dininin üstünlüğüne, seçilmişliğine inanan
biri olmanız gerekmez. Neden? Çünkü demokratik ulus devlet küresel yağmacı
kapitalizmin saldırısına karşı durabilecek son kaledir.


Küresel bir saldırıya
karşı ulus-devleti aşan başka uluslararası güç ve birliklerin daha etkili
olacağı, 3. Dünya hareketi, İslam birliği ya da başka birlikteliklerin karşı
bir cephe oluşturarak yeterli direnişi sağlayacağı şeklinde tezler de ileri
sürülmüştür. Ne yazık ki bu söylenenler iyi dilek ve temennilerden öteye
geçmemiş, bu amaçla kurulan birlikler kendilerinden beklenen katkı ve etkiyi
sağlamamıştır. 20.y.y.da Batı’ya karşı örgütlenen en etkin uluslararası güç
olarak komünist blok ülkelerinin üye olduğu Varşova paktını görüyoruz. Ama onun
üye ülkeler ve bunların halklarına ne derece özgürlük getirdiği ayrı bir
tartışma konusudur.,


İslam birliğine gelince..
“İslam dünyası” diye birşey yoktur. Çıkarları birbirlerinden farklı,
yeryer zıt ülkeler ve devletler vardır. Bu bölgedeki sonu gelmez çatışmalar, iç
savaşlar ve çarpışmalarda öldürülen her 10 müslümandan 9’unu bir başka müslüman
öldürmektedir. Belki acı tespitlerdir bunlar; ama realite budur. Bu nedenle
elde son kale olarak ulus devlet kalmaktadır.


Birçok ülkede, ulus
devlet yönetici elitlerinin yağmacı kapitalizm ile ittifak ettiği, kendi
insanlarının haklarını ve refahını kısıtladıkları görülebilmektedir; ama ülkede
demokrasi sürdükçe bu ülke insanlarının bir şansı vardır. Bir demokratik ulus
devlette, az ya da çok, yurttaşın politika, ekonomi, insan hakları için reform
ve yenilenme talep ve yapma imkanı vardır.


Ulus devletin çözdüğünden
çok problem çıkardığı, “millet” sorununun kaçınılmaz olarak ırkçılığa
yolaçtığı, bunun da iç çatışma ve huzursuzlukları beslediği ileri sürülmüştür.
Halihazırda bilinen ve bir devlet kurmak, bir “millet” oluşturmak
için eldeki seçenekler “kan bağı” ve “toprak bağı”dır.
Türkiye’de “din bağı”na dayanan bir millet kurmak iddiaları 
 gündeme gelmiş, kısmen  pratiğe dökülmeye çalışılmışsa da doğru din
tanımının ne olduğu, hangi mezhebin “din” içine girip, hangisinin
dışında kaldığı (“Alevi -Sünni problemi”!) tartışmaya açıktır. Bunun
dışında “müslüman”ın devamlı camiye gelenlerden mi ibaret olduğu,
camiye gelmeyenlerin, düzenli ya da hiç namaz kılmayan veya oruç tutmayanların
“müslüman” sayılıp sayılamayacağı tartışmaya açıktır. Yani eldeki din
tanımları içine milletin tüm fertleri girememekte, bir kısmı dışarıda, hatta
yer yer düşman kabul edilebilmektedir. Dahası 2018 ‘ de sektörün itibarlı
kurumlarından birince yapılan bir kamuoyu araştırmasında deneklere ” Sizce
Kuran-ı Kerim “vahiy” midir (Allah kelamı mıdır)?” diye
sorulmuş, buna deneklerin sadece %76’sı “evet” demiştir. Bunun anlamı
Türkiye’de yaşayan her 4 kişiden birinin bilinen ölçüler içinde 
müslüman   olmadığıdır! (insanın aklına “Halkının %99’u müslüman
olan bir ülkede..!” diye başlayan eski siyasi nutuklar geliyor; şimdi
bunları tekrarlayan dahi kalmadı!). Sonuçta “din bağı” bir başka
(dini) alandaki tartışmaları yurttaşlık konusu içine sokmuş, çözüm
getirememiştir.


“Millet”in
klasik tanımları olan “kan bağı” ve “toprak bağı”na
dönersek. Kan bağı (ırk) homojen ve aynı etnik kökenden gelme bir toplum arar.
Geçmişte kimi milletler böyle oldu ise de (örn. Almanya, Arnavutluk) bugünün
karmaşık ilişkiler dünyasında tek etnisiteli milletler yoktur. Anadolu-Osmanlı
coğrafyasında ise bu tür bir “etnik arılık” baştan beri yoktur. Kaldı
ki bugünün birçok ileri ve  saygı duyulan  milletleri (Amerika,
Rusya, Avustralya, Kanada vs.) ve  gelişen ulusların birçoğu (Hindistan,
Brezilya) çok etnik ve dini kökenden gelme insanlarca  oluşturulmuş, bu o
ülkelerde toplumsal işleyiş ve siyasi istikrar açısından kalıcı sorunlar
oluşturmamıştır. Bahsi geçen ülkeler toplumu oluşturan fertlerin aynı ülkede
yaşamasını yeterli görür, bunun bilimsel jargondaki adı “toprak
bağı”dır.


Türkiye’de millet bağı
ile ilgili sorunlar son 30 yılın iç çatışmaları ve terör bağlamında ön plana
gelmiş olup, gerek yurtiçi, gerek yurtdışında Türkiye’nin ikili (düaliter) bir
etnik yapıdan oluştuğu sanısı ortaya çıktı: Türkler ve Kürtler. Oysa bu topraklar
çok etnik kökeni içinde barındırır. Örneğin bu sayfaların yazarı, yani ben,
ailemin etnik kökleri itibariyle Türküm, Çerkezim, Kürdüm ve Arabım. Ve kendimi
Türk hissetmekteyim. Tabi böyle hissetmeyen başkaları da olabilir. Dahası bu
saydıklarımıza ek Arnavut, Boşnak, Pomak, Gürcü, Fars, Çingene vs. vs. çok
sayıda etnik köken ve bunların karması kişiler bu topraklarda yaşamaktadır.
Böyle bir karma toplum ancak toprak bağı ile birbirine tutunabilir, birlikte,
barış içinde yaşayabilir. Bu bağı halkımızın dilinde ifade edersek: “Bu
topraktan gelen (ve bu toprağa gelen) her can toprağımızdır, canımızdır,
kardeşimizdir; kim olursa olsun.”


Biraz da Ortadoğu ve
dünyanın diğer yerlerindeki bitmez tükenmez savaşlar için birkaç not:


  • İngiliz yazar H. G.
    Wells’in (“Zaman Makinesi” adlı bilim kurgu eseri çok ünlüdür)
    “Açık Komplo” adlı bir eseri vardır. Bunu okuyanlar için küresel
    güçlerin bugün ne yapmaya çalıştıkları bir sır değildir: Tüm ulus
    devletleri etnik gruplar, dinler, mezhepler, kabile-aşiretler, parti ve
    siyasetler arasında sonsuz savaşlar çıkararak bölüp parçalayın. böylece
    günün sonunda küçük şehir devletleri elde edin.

     
  • Anlaşılan o ki, 2 şehre
    sahip bir devlet bile “çok büyüktür”; hemen parçalamak için iç
    savaş başlatın! Minik minik devletçikler elde edin.

     
  • Bu şehir devletçikleri
    kendilerini savunamayacak ve barışı garanti edemeyecek derecede zayıf
    olduklarından, bir “imparatorluk” gölgesine sığınacaklardır.
    Wells 1928’de “Açık Komplo”yu yazdığında Britanya “küresel
    imparatorluk” için en iyi adaydı.. şimdi aday Amerika;)

     
  • İmparatorluk, nükleer
    şemsiyesi altında kalıcı bir “dünya barışı” sağlayacaktır. şehir
    devletçikleri onun kanatları altına koşacak, onun barışını, hükmünü,
    yasalarını, küresel ekonomik düzenini kabul edeceklerdir: yani “yeni
    dünya düzeni” (ya da “novus ordo seclorum” = çağların yeni
    düzeni; 1 dolarlık Amerikan banknotları üzerinde bu ibare yazar);)

     
  • Artık bağımsız bir ulus,
    bağımsız ulusal yasa, düzen, ekonomi yoktur.. Sadece yeni roma
    imparatorluğu vardır..


Sonuçta:


Her akıl sahibi ortalama kişi gibi, ben de
demokratik ulus devlet taraftarıyım. Çünkü o benim hak ve özgürlüğümü, saldıran
çokuluslu şirketler, finans kapital ya da diğer küreselci güçlere karşı
koruyabilecek tek kuvvettir. Daha önce dediğim gibi, birçok ülkede, ulus devlet
yönetici elitlerinin yağmacı kapitalizm ile ittifak ettiği, kendi insanlarının
haklarını ve refahını kısıtladıkları görülebilmektedir; ama ülkede demokrasi
sürdükçe bu ülke insanlarının bir şansı vardır. Demokratik ulus devlette, az ya
da çok, yurttaşın politika, ekonomi, insan hakları için reform ve yenilenme
talep ve yapma imkanı vardır. Küresel imparatorluk ise demokratik olarak dahi
yönetmeyecektir (Amerika ya da geleceğin başka bir küresel imparatorluğu
politikalarının gelecekteki bir “Vietnam” ya da “Irak”
halkınca referandum ya da başka bir demokratik kabul mekanizmasıyla
onaylanmasını beklemeyecektir); böyle bir düzende sizin de benim de özgürlük
şansımız sıfırdır!


Demokratik bir
imparatorluk kurma iddiasındaki Avrupa Birliği’ne gelince: Brüksel ve
Strasbourg’da karmakarışık bir bürokratik mekanizma kurmuş bu ulusüstü yapının
4 başkanı olduğunu ve bunların kimler olduğunu  sokaktaki  Avrupalı
bilmez! AB’ye üye adayı bir ülkenin yurttaşları olan biz de bilmiyoruz. AB adı
sanı bilinmez sayısız bürokratça idare edilen ve üst organı “komiserler
heyeti”nden oluşan (Avrupa Komisyonu; bu heyetin üyelerine
“komiser” – commissar, commissioner denir) bir bürokratik
imparatorluktur. Mizahi eleştirmenler onu (eski Sovyetler Birliği’nden kinaye)
ASSCB (ya da İngilizce EUSSR) olarak anar. “Brexit” ile AB’den
kurtulmaya çalışan İngiliz halkına ve ona imrenerek bakan Avrupa’daki sayısız
ve yükselişte olan (bugünün gözde tabiriyle) “popülist” (Türkçesi:
“halkçı”) hareketlere şaşmamalı..


Bir sonraki dünya savaşı
demokratik ulus devleti savunan vatanseverler ile küresel güçler arasında
olacaktır.


Başladı bile..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış