YABANCI ORDULAR & SAVAŞ TAKTİKLERİ & TEÇHİZATI & YÖNTEMLERİ

Soğuk savaşlardan sıcak savaşlara doğru (1) 

Rusya, Türkiye dahil
bazı ülkelere bir nükleer saldırı olması durumunda adı geçen devletleri
koruyacağını deklare etti. Türkiye gibi
NATO üyesi bir ülkeyi nükleer saldırılara karşı korumak Rusya’ya kaldı ise yeni
bir strateji ile karşı karşıyayız demektir. 
Buna bir de
Rusya’nın dünyanın her tarafını vurabilecek ve engellenemeyecek bir füze
geliştirdiğini de eklersek ve ABD’nin de buna karşılık vereceği beyanını göz
önüne alırsak, giderek, farklı bir bölgesel ve küresel olgu ile yüzleşmekte
olduğumuz gerçeğini teslim etmek zorundayız. 

1990’lardan itibaren
Ortadoğu’daki Irak sorunu ile başlayan bölgesel kaos, küresel bir koalisyonun
oluşmasına sebep olmuştu.
 Bugün bu
küresel koalisyon, ikiye, üçe bölünmüştür ve daha da bölünecektir.
 

Rusya’nın
geliştirdiği yeni füzeler ile okuduğu meydan, gerçekten çok önemlidir. Rusya, paranın, güçlü bir silah teknolojisi olmadan çok da anlamlı
olmadığının altını çizmektedir
. “Çok paranız olabilir, ama
benim de çok etkili füzelerim var” demek, eski Doğu ve Batı arasındaki nükleer
konvansiyonel ve bilişimsel dengenin yeniden tesis edilmekte olduğunun
vurgulanmasıdır. Bir süre sonra Çin de bu dehşet dengesini takviye edecek bir
açıklama yapacaktır. Kuzey Kore’nin tehdidi de bir kenara not edilebilir. Fakat
Türkiye’nin doğusunun, Hindistan ve bazı Körfez ülkeleri hariç, Batı’ya karşı
yeni bir nükleer cephe oluşturduğu artık iyice belirginleşmektedir. 

ABD’nin korumacılık
eğilimlerinin canlanmaya başlaması ve bunu etkili bir silah olarak kullanmak
istemesinin küresel komplikasyonları olacaktır. Bu komplikasyonların ABD, Çin,
Rusya ve Avrupa Birliği’ni değil, bunların dışındaki coğrafyaları öncelikle
vuracağı da öngörülmelidir. Dolayısıyla yukarıda saydığımız büyük güçler, önümüzdeki süreçte başta Ortadoğu olmak üzere
Afrika,  Güney Amerika ve Güney Doğu Asya’da ciddi savaşların içinde karşı
karşıya geleceklerdir.
 Bunun yanı sıra ABD korumacılığı,
ABD’ye karşı finansal hücumların gündeme gelmesini kaçınılmaz hale
getirecektir. 

Görüldüğü gibi dünya
yumuşak sıcak savaş sürecindedir ve bu süreç, sert sıcak savaşa doğru evrilerek
ivme kazanacaktır. Soğuk Savaş’lar sürecinin bittiği 1990’lar aynı zamanda
yumuşak sıcak savaşlar dönemini başlatmıştır. Bunun ülkelerin içindeki
etnik-dini terörle cereyan edenine “düşük yoğunluklu savaş” deniyordu. Ancak
uluslararası koalisyonlar kurularak yürütülen Irak işgalinden sonra yumuşak
sıcak savaşlar, yukarı yönlü gelişme göstermekte daha ısrarlıdır. 

Bu yumuşak sıcak
savaşlar süreci, dünyanın eski denge ve uluslararası ilişkiler korelasyonlarını
bozmuştur. Artık yeni paktların oluşma süreci başlamıştır. Bu sürecin de hayli
sancılı olacağı görülmektedir. Burada Batı’nın Türkiye ile ilgili tavrı, yeni
paktların nirengi noktasını oluşturacaktır. Batı’nın Türkiye’ye karşı tutumu ve
izlediği strateji, öncelikle Batılıların aklını karıştırmaktadır.
 

Etnik ve dini
manivelalar siyaseti ve stratejisi ile Ortadoğu ve dünya, şekillendirilebilecek
midir? Yoksa etnik ve dini ufalanmalar sonucu oluşan boşlukları doldurmak için
yeni etnik ve dinsel tanımlamalar ile mi karşılaşacağız? 

Pazar günü devam
edelim.

 

Soğuk savaşlardan sıcak savaşlara doğru (2) 

ABD Başkanı Trump,
Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’la görüşür mü? Bu görüşme sıcak savaşlar
risklerini ne yönde etkiler? Kuzey Kore nükleer bir güçse bundan yararlanacak
devletler hangileridir ve Kuzey Kore’nin de taraf olduğu bir sıcak savaş söz
konusu olsa, acaba bu durum, savaşın galiplerini belirleme gücünü bu ülkeye
verir mi? 

Görüldüğü gibi
“yumuşak sıcak savaşlar” süreci diye tanımladığımız yeni uluslararası ilişkiler
rejiminin ilk dönemi, sert söylemler ve tehditler fakat aynı sertlikte olmayan
askeri ve istihbari karşılıklar şeklinde kendini göstermektedir ve
gösterecektir. Irak ve Suriye’nin işgali ve iç savaşları ise “yumuşak sıcak
savaşlar” sürecinin nitelik değiştirmesi medya örtüsü ile engellenerek,
“yumuşak” niteliğini koruması sağlanmıştır, Dolayısıyla savaşlar ne kadar
sert olursa olsun diplomasi medya ve siyaset, bu olguyu “yumuşak sıcak
savaşlar” boyutunda tutmaya azimli görülmektedir. Bunun da planlayanlara
faydası; savaş ve savaşın komplikasyonlarının sıradanlaştırılarak, ciddi,
rasyonel ve engelleyici cephelerin oluşmasını bertaraf edecek olmasıdır.
 

Soğuk savaş
döneminde -rakamlar doğru ise- sıcak savaşlar dönemindeki gibi insani kayıplar
yaşanmıştır. “Yumuşak sıcak savaşlar
döneminde oluşacak insani kayıpların da yüz milyonlarla ifade edilme olasılığı
oldukça yüksektir. 

Yumuşak sıcak savaşlar”ın talimleri, Münih
Olimpiyatları baskınlarına kadar götürülebilir. 11 Eylül saldırıları,
Türkiye’deki HSBC Bank, İngiliz Başkonsolosluğu ve sinagog saldırıları, Ankara
ve Diyarbakır bombalamaları, 15 Temmuz’daki darbe girişimi, Güneydoğu’daki
hendek tuzakları gibi birçok olay da yine “yumuşak sıcak
savaşlar
” sürecinin eğitim setini oluşturmaktadır. 

Ayrıca Avrupa’nın
tam göbeğinde Yugoslavya’nın dağılması sürecinde Bosna Hersek’teki katliamlara
uzun süre sonuç alıcı bir tepki vermedi Batı. Diplomatik görüşmeler eşliğinde
yapılan katliamlar nerede ise “doğal
karşılanmıştı. “Yumuşak sıcak savaşlar
sürecindeki en büyük trajedilerden bir bölümü bu coğrafyada
yaşandı.  

Sinema sektörü;
‘Gladyatör’ gibi filimler aracılığıyla savaşı, kanı, vahşeti ve öldürmeyi
eğlenceye dönüştürerek, “yumuşak sıcak savaşlar” sürecini teorize eden bir
vasıf kazandı.
Medyanın savaşları naklen vermesi ve naklen verilen savaşların
Hollywood filmlerinin savaş efektleri ile gösterdiği benzerlik, gerçek ile
kurgunun ayırt edilememesi gibi bir algı yanılgıları serisi oluşturarak
aklımızı köreltmektedir. Dolayısıyla aslında bugün ve yarının hikâyesi dün
yazılmış, filmleri de çekilmiştir. Bu süreçte konformizm, sorun ve savaşları
gerçek boyutları ile algılamamızı önleyecek, resmin bütününü göremeyeceğimiz
için de “savaş”ı tam olarak bilemeyeceğiz. İşte en sert
savaşlar bile bu yüzden yumuşak sıcak savaşlar olarak anılacaktır. 

Bu fütürizm içeren
analiz-öngörüler, ne yazık ki son 30-40 yıldır yaşadığımız zaman diliminin de
canlı resmidir. Bu bağlamda yarınları
aslında bugünlerde yaşıyorsak, sürekli bir dejavu kuşağının tesiri altında
yaşamak, kaderimiz olacak gibi görünmektedir.
 

Önümüzdeki günlerde
en çok gerçeği arayacağız ve fakat “gerçek” hiçbir zaman
bulunamayacaktır. Belki böyle bir karmaşa; bireysel, kurumsal ve sair tüm
zaafları, günahları ve de suçları örteceği için ironik olarak savaşların olması
için kitlesel kuvvetli bir arzu dalgası oluşturulmaktadır. 

Bu duygu,
gerçek-yalan karmaşası, savaşları da yumuşatacağı için bu sürece “yumuşak savaşlar süreci” tanımı gerçekten de çok
isabetli görünmektedir. Bu şartlar altında yakın geleceğimizin uluslararası
ilişkiler rejiminin ipuçları ve kilometre taşları, teşhis edilebilecek netliğe
kavuşmaktadır. 

Yarın devam edelim. 

 

Soğuk savaşlardan sıcak savaşlara doğru (3) 

Eldeki veriler Lübnan, Afganistan, Irak, Bosna
Hersek ve şimdi Suriye ile devam eden “yumuşak sıcak savaşlar” serisinin
önümüzdeki dönem değişik coğrafyalarda devam edeceği öngörüsünü
desteklemektedir. Ekonomi, finans, bilişim, nükleer silahlanma, enerji ve
korumacılık gibi alanlarda giderek genişleyen ülkelerarası rekabet, sıcak
savaşlara evrilmek için yoğunlaşan bir hareketlenme yaşamaktadır. 

Sadece İslami
Asya’da yaşananlar, yaşanacak olanlar hakkında yeterli net gelecek tablosu
çizmektedir. 

Uzak Doğu’daki
üretim, teknoloji ve ticaret devriminin, sıcak savaşlar sürecini besleyici bir
rol oynama tehlikesi de giderek enerji biriktirmektedir. ABD’nin çelik ve
alüminyum ürünlerine yönelik gümrük duvarı oluşturma kararına başka sektörler
de eklenecek ve bu sürece başka ülkeler de katılacaktır. 

Finansal ve ekonomik
enstrümanlar yelpazesi genişledikçe, sermaye aidiyeti mobilitesi arttıkça,
korumacılık türü önlemler yeterli olmayacak ve daha sert ekonomik, finansal ve
dış ticaret tedbirleri geliştirilecektir. Zaten gerilimi üreten de besleyen de
bu atmosferdir. 
Sıcak savaşların zeminini sulayan ve gübreleyen bu atmosfer,
dağılma eğilimi yerine yoğunlaşma yönlü ivme kazanmaktadır. 

O halde bugün bütün
yapılanlar, savaşların “yumuşak” geçeceği intibaını uyandırmak ve bu düşünceyi
takviye etmek için her türlü imkânı kullanmak şeklinde izah edilebilir. 

Diğer yandan her ne kadar büyük askeri hareketlilik ve büyük dehşet tehditleri
kol gezse de, insanlık, tarihin hiç bir döneminde bir birine bugünkü kadar eklemlenmemiştir.
 Bu
mega iç içe geçiş ve kendi besinini üretemeyen milyarlarca insanın bir birine
bağımlılığı, sıcak savaşlar sürecinin feci bir bölgesel ve küresel nitelik
kazanmasını engelleyecek bir stratejik değer kazanmaktadır. 

Ayrıca gelecekte
yaşanacak olası sıcak savaşlar, birbirine bağımlılık oranı yüksek ülkeleri,
öngörülemeyen politik, ekonomik, askeri, finansal ve gıdasal önlemler
geliştirmek zorunda bırakacaktır. 
Bu kapsamda “GDO’lu ürün”, “endüstriyel ve kimyasal
katkılı ürün” gibi kavramlar da önümüzdeki süreçte bambaşka bir vizyona ve
stratejik analize dönüşme içeriğine sahip olacaktır. 

Daha açık ifade ile
küresel sorumluluk duygusu tavan yaparsa, insanlığın mutfak ve gıda girdileri
kalıcı şekilde değişecektir. Bu hem gergin yüz milyonlarca insanına pirinç
vermek zorunda kalan Çin’in mecburiyetinin anlaşılmasını sağlayacak, hem de
“yumuşak sıcak savaşlar” sürecinin devam edeceğini işaret edecektir. 






























































Küresel sorumluluk
değil de küresel ayıklama söz konusu olacaksa o zaman da gereksiz görülen
insanların yok edilmesi için sahne oluşturulacaktır.
 Bu sahnede de
yine her şey yumuşak görünümlü ve ani mi olacaktır? İnsanlık bir açmazlar
sarmalına doğru mu gitmektedir? Bu soruların cevapları, savaşların yumuşaklık
oranını da belirleyecektir. (bitti)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir