YABANCI ORDULAR & SAVAŞ TARİHİ & TAKTİKLERİ & TEÇHİZATI & YÖNTEMLERİ

Uzun Savaş Stratejisi : Cihatçı Çeteler, Pentagon ve MI6

2008 yılında ABD ordusu tarafından görevlendirilmiş
strateji geliştirme kurumu RAND Corp tarafından hazırlanmış olan raporda artan
İran, Suriye, Hizbullah etkisine ve Rusya, Çin paktına karşı ABD’nin Şii-Sünni
çatışmasını kullanması, bu amaçla Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan gibi
gerici Sünni rejimlerle iş birliği yapması gerektiği ifade edilmişti.[1]

Ancak bilindiği üzere egemenlerin cihatçı çeteler
üzerinden bölgesel hakimiyet elde etme stratejileri sadece son 10 yıla özgü
değildir, izi soğuk savaş yıllarına kadar sürülebilir. IŞİD’ın hangi güç
dengelerinin ve bölgesel çatışmaların ürünü olduğunu anlayabilmek için tarih
içerisinde egemenler ve diğer karşı bölgesel, küresel güçler arasındaki
çekişmelere, bölgesel çıkar çatışmalarına ve dinamiklere bakmak gerekiyor.
Resmi berraklaştıracak ve bütünsel bir analizi inşa edecek yaklaşım ancak bu
şekilde kurulabilir.

Küresel güçlerin çekişmesi

ABD’nin uzun soluklu yeşil kuşak projesi zaman içerisinde
‘ılımlı İslam’ projesine evrilmiştir. Bu proje Orta Doğu’da neoliberal yayılmacılığın
derinleşmesi için ABD ile iş birliğine girmeye hazır rejimlerin ve ağların
desteklenmesini ve iktidara getirilmesini kapsıyordu. Yine Rand tarafından
hazırlanmış ‘Ilımlı Müslüman Ağların İnşası’ (Building Moderate Muslim
Networks) başlıklı,  2007 tarihli rapor
bu ağların nasıl kurulacağı, hangi grupların desteklenebileceği ve bu grupların
ve ilişkilerin nasıl geliştirilip izlenebileceği ile ilgili öneri ve analizleri
içeriyordu.[2]

Yeşil kuşak projesi elbette ki egemenlerin sadece Orta
Doğu, Asya ve Afrika için çizdikleri bir plan değildi. Avrupa göçmen
gettolarındaki yoksul ve genç işçi nüfusunu sınıf mücadelesinden ve gerçek bir
politik direniş hattından uzaklaştırmak için yürüttükleri uzun soluklu bir
gettolaştırma ve radikalleştirme stratejisinin de bir parçasıydı aynı
zamanda.[3]

Peki küresel güçlerin çekiştiği arenada bu strateji hangi
amaçlara hizmet ediyor, hangi güncel ittifakları ve rakipleri kırmayı
hedefliyor?

ABD ekonomik hegemonyası için tehdit oluşturan Çin ve
Rusya ile bunların ekonomik ittifaklarına bakmak yeni soğuk savaş cephesi
Asya-Pasifik çekişmesini anlayabilmek için elzem gözüküyor.

Obama Asya’da Çin’i izole etmek için Trans Pasifik Ticaret
Anlaşması‘nı önerdi. Ancak Beyaz Saray’ın yatırım hamleleri müttefiklerini
cezbetmeye yetmedi. Çin yaptığı devasa ekonomik yatırımlar ve anlaşmalar ile
ABD’nin bölgedeki işbirlikçileri Hindistan ve Pakistan’ı dahi etkisi altına
almayı başardı. Bu büyük ölçekteki yatırımların en önemlilerinden birisi de
Pakistan’ın Gwadar kentinden Çin’in Kaşgar kentine uzanan, enerji nakil ve
ulaşım hatları ile Hint Okyanusuna bağlantı sağlayacak liman projesini de
içeren Çin-Pakistan ekonomik koridor projesidir.[4]

Çin’in piyasa başarısı Amerika’nın Asya, Latin Amerika ve
Afrika’daki baskın ekonomik gücünün yerini aldı.  Ekonomik ve diplomatik yollarla Çin’i izole
etmeyi başaramayan ABD Çin’i askerî bir cevap için kışkırtıp Asyalı
müttefiklerinin ve Avustralya’nın da dâhil olduğu büyük ölçekli bir savaş
başlatabilmek için Çin deniz, hava ve kara sınırlarının ihlalini araç olarak
kullanma taktiğine yöneldi.[5]ABD askerî bütçesi Çin’inkinden beş kat daha
büyük iken Çin’in Asya, Latin Amerika ve BRIC ülkelerine yaptığı yatırımların
ve ekonomik projelerin finansmanı ABD’ninkinden on kat daha fazla. Ancak Çin de
askeri kapasitesini arttırmaya başladı. Çin’in yıllık askerî harcaması,
Pentagon’un önümüzdeki beş sene içerisinde donanma gününün %60’ını Pasifik’e
kaydırması beklentisi dolayısıyla %10 oranında arttı.[6]

Rusya ve Çin’in Asya ve Latin Amerika’da kurmuş olduğu
veya kurması muhtemel ekonomik ittifaklar ve yatırım işbirlikleri ABD
hegemonyasını küresel ölçekte tehdit ediyor. 9 Temmuz’da başlayan BRICS,
Şanghay İşbirliği, AvroAsya Ekonomik Birliği ülkelerinin katıldığı zirve bu
nedenle hayati önem taşıyor.[7]

Genel çerçeveye bakıldığında Asya-Pasifik cephesinde
ABD’nin askeri varlığını ve kuşatmasını derinleştirdiği, Orta Doğu cephesinde
ise askeri etkinliğini sahaya aktif olarak girmeden maşası konumundaki
ülkelerin askeri harekatlarına destek ile sınırlı tuttuğu ancak bunun yanı sıra
bölgedeki mezhepsel çekişmeleri ve çelişkileri kullanarak bütün aktörleri
devamlı uzun soluklu bir savaş içerisinde yıpratıp kontrol altında tutmayı
hedeflediği görülüyor.

Bu genel çerçeveden sonra ülke ülke egemenlerin cihatçı çetelerle
bağlantılarına ve bölgesel açılımları ile stratejik alt yapısına bakmak
perspektifi tamamlayacaktır. Ancak Orta Doğu ülke analizlerini,
Suriye-İran-Rusya-Çin paktını ve bu ittifakın ABD ve Britanya için oluşturduğu
potansiyel tehdidi göz önünde bulundurarak yukarıda tarif edilmiş olan genel
çerçeve ile ilişkilendirmek gerekiyor.

Afganistan

Birçokları ABD ve Britanya’nın Afganistan’daki cihatçılara
verdiği desteğin Sovyetlerin dağılmasıdan sonra bittiğini düşünse de kanıtlar
bunun aksini göstermektedir.

1994’ten başlayarak ABD, Britanya, Suudi Arabistan ve
Pakistan Taliban’ı kapsayan El Kaide’ye destek verdi. Hem Clinton hem de Bush
hükümetleri Orta Asya doğal gazını Güney Asya’ya taşıyacak ve böylelikle Rusya,
Çin ve İran’ı bertaraf edecek bir Trans-Afgan boru hattı projesi (TAPI) için
Taliban’a yatırım yaptı. Bu yatırım 11 Eylül saldırılarından 3 ay önce
Taliban’ın ABD’nin şartlarını reddetmesi ve Kendahar ile Ketta üzerindeki
kontrolünde ısrarcı olması üzerine boşa çıktı.[8]Proje Obama yönetimi tarafından
tekrar canlandırıldı ve tamamlanmak üzere.[9]

Bosna ve Kosova

1993 Dünya Ticaret Merkezi bombalamasından bir sene sonra
Usame bin Ladin Londra’da Danışmanlık ve Reformasyon Merkezi (Advice and
Reformation Committee) adı altında dünya çapındaki eylemlerin koordine edildiği
bir ofis kurdu. Bu sırada Pentagon da El-Kaide’li cihatçı militanları Orta
Asya’dan Bosna’ya transfer ediyordu.

NATO Kosova’da El Kaide bağlantılı ağları 1990’ların
sonuna kadar finanse etti, ABD ve Britanya da cihatçıları içeren Kosova
Özgürlük Ordusuna silah sağladı. Tüm bunlar olurken 1998’de Usame bin Ladin’in
Londra’daki ofisi tarafından organize edilen saldırılarda ABD’nin Kenya ve
Tanzanya elçilikleri bombalanıyordu.

Balkanlar’da güdülen hedef Yugoslavya’nın dağılmasının ardından
Balkanların Avrupa ile entegrasyonunu sağlamak, pazarı genişletmek ve yine bir
Trans-Balkan projesi ile Orta Asya doğal gazını ve petrolünü Avrupa’ya taşıyıp
Avrupa’nın Rusya’ya olan bağımlılığını sona erdirmekti.

Libya

NATO’nun 2011’deki Libya müdahalesi Batı Avrupa’nın doğal
gaz ve petrolde Rusya’ya olan bağımlılığını kırmayı ve Britanya ve Amerikan
petrol devlerinin pazarını genişletmeyi amaçlıyordu ve bu amaç uğruna ABD,
Britanya, Fransa Libya’daki El Kaide kolunu desteklediler.

İfşa olan istihbarat raporları NATO destekli asiler ile El
Kaide arasında güçlü ilişkiler olduğunu gösteriyordu.[10]Ayrıca CIA cihatçıları
Suriye’ye silah sevkıyatında kullanıyordu.

Bunun yanı sıra NATO tarafından korunan uçuşa yasak
bölgede yer alan Bingazi’deki geçici hükumet komuta merkezi Kaddafi karşıtı
El-Kaide militanları için mevzi işlevi görüyordu. Bilindiği üzere NATO
Kaddafi’nin devrilmesinden sonra yarattığı karmaşa ve yıkımın sonuçları ile hiç
ilgilenmeden ellerini yıkayıp kenara çekildi.

Orta Doğu

Küresel kapitalist yayılmacılık ve petrol ve doğal gaza
bağımlılık egemenlerin cihatçı çetelerle olan ilişkilerini Orta Doğu’da
güçlendirerek devam ettirmelerine sebep oldu. Suudi Arabistan liderliğindeki
Körfez ülkeleri ile ittifak halinde olan Batılı güçler artan İran-Şii etkisine
karşın Orta Doğu ve Orta Asya’da cihatçılara olan desteklerini sürdürdüler.
Bunun sonucunda Irak’tan Suriye’ye ve Lübnan’a uzanan geniş bir bölgede iç
savaş, kaos ve İslami terör etkin olmaya başladı. Böylelikle Rusya ve Çin ile
ittifak halinde olan İran ve Suriye’nin zayıflatılması hedefleniyordu.[11]

Suriye ve Irak

Orta Doğu’daki 
‘mezhep çatışması ile böl-yönet’ stratejisinin temel motivasyonlarından
biri ‘enerji  kaynakları  savaşı’dır. Suriye iç savaşının egemen
güçlerin stratejisinde bir kaldıraç olarak kullanılmasının öncelikli nedeni
Orta Doğu’da enerji hatları üzerine süregelen çatışma ve bu çatışma sonucunda
Rusya, Çin ve İran’ı yalnızlaştırmaktır. Bu enerji savaşında Suriye’deki Esad
rejimi Rusya’yı yani Avrupa’nın en güçlü doğal gaz tedarikçisini tahtından
indirebilecek hayati önemdeki Katar doğal gaz boru hattının önündeki en büyük
engellerden biridir.

Federal bir davada Judicial Watch tarafından açığa
çıkarılan, ABD Savunma bakanlığına ve istihbarat birimlerine askeri istihbarat
sağlamakla görevli ABD Savunma İstihbarat Ajansı tarafından hazırlanmış 12
Ağustos 2012 tarihli dokuman anti-IŞİD koalisyonunun arkasındaki uzun soluklu
ve iki yüzlü stratejiyi gözler önüne serdi.[12]

Deşifre edilmiş 2012 tarihli rapor Esad karşıtı isyan
güçlerinin önemli bileşenlerinin IŞİD’ın ortaya çıkması için gerekli zemini
hazırlayacak cihatçı gruplar olduğunu ön görüyor. Bu öngörüye rağmen cihatçı
grupların desteklenmeye devam edileceği belirtiliyor. Selefilerin, Müslüman
Kardeşlerin ve Irak El Kaide’sinin Suriye’deki ayaklanmada önemli rol
oynacağının altı çiziliyor. Raporda Batı’nın, Körfez ülkelerinin ve Türkiye’nin
bu grupları, Rusya, Çin ve İran’ın ise Esad rejimini desteklediği açıklanıyor.

Pentagon kaynaklı dokuman Irak ve Suriye’deki cihatçı
grupların birleşmesiyle IŞİD’ın doğuşunu büyük bir açıklıkla ön görüyor. Ancak
bu öngörü Irak ve İran’daki Şii etkisinin stratejik bileşeni olarak gördükleri
Suriye rejimini yalnızlaştırmak isteyen Batı ve Körfez ülkeleri ile Türkiye’yi,
Suriye’nin doğusunda, Irak’taki Musul ve Anbar eyaletlerine komşu olan Haseke
ve Deyrizor illerini ele geçirmek için savaşan cihatçıları desteklemekten
alıkoymuyor.

Özetle ifşa edilmiş Pentagon raporu ile şimdilerde ABD
liderleğinde IŞİD ile savaşan koalisyonun 3 sene önce Selefist hakimiyetin
ortaya çıkışını Esad rejimini devirmek ve bölgede artan İran nüfusunu
engellemek amacıyla desteklediği teyit edilmiş oluyor. Raporda böylesi bir
Selefist hakimiyetin Doğu Suriye’de ortaya çıkışıyla Irak El Kaide’sinin Musul
ve Ramadi’de yeniden mevzi kazanacağı da öngörülüyor. Bilindiği üzere
geçtiğimiz sene IŞİD Musul’da, daha sonra da Ramadi’de kontrolü ele geçirmişti.

Britanya Gizli Servisi MI6 ile IŞİD bağlantısını gösteren
kanıtlar da mevcut. 8 Haziran Pazartesi günü Londra’daki yargıçlar İsveç
vatandaşı Bherlin Gildo’ya dava açılacağını duyurdular. Gildo, Suriye’deki
terrorist gruplara yardım etmekle suçlanıyordu. 
Fakat savunma sırasında Britanya gizli servisi MI6’nın Gildo’nun dahil
olduğu Esad karşıtı gruba silah desteği sağladığı ortaya çıktı ki söz konusu
grubun IŞİD ile bağlantısı bilinmekteydi.[13]

Benzer bir dava Ekim 2014’te gündeme gelmişti. O dönem
kökten dinci Moazzam Begg Suriye ve Libya’daki terrorist faaliyetlerinden ötürü
mahkemeye çıkarılmıştı. Begg, Britanya yerel haber alma servisi MI5’in Suriye
savaşında aşırı dinci bir örgütte olmasına rağmen kendisini desteklediğini öne
sürmüştü. The Guardian gazetesinin bildirdiğine göre bu durumu kanıtlayacak
belgelere de sahipti.  Sonra bir anda
bütün suçlamalar düştü ve Begg serbest bırakıldı.[14]Bu davada Britanya’nın
savunması diktatör Muammer Kaddafi’nin “yem” olarak kullanılarak silahların
Libya’dan çıkarılması ve diğer bir diktatör Beşar Esad’a karşı Suriye’de kullanılmasını
sağlamak olarak öne çıkmıştı.

Hizbullah hareketine yakın olarak kabul edilen Lübnan
haber ajansı Al-Akbar  9 Temmuz’da elinde
hackerlar tarafından sızdırılmış dokümanlar olduğunu ve bu belgelerin İsrailli
yetkililerin Suriye’li rejim karşıtı aşırıcı unsurlara silah transfer etmeye
çalıştığını ispatlayan bilgiler içerdiğini açıkladı.[15]Ayrıca geçen sene Golan
Tepelerindeki  Birleşmiş Milletler
gözlemcileri tarafından verilen bilgilerle de İsrail yetkililerinin Suriye’deki
asilerle yakın ilişki içinde olduğu teyit edilmişti.[16]

Yazının başında bahsi geçen RAND raporu ile cihadist
cephede de ‘böl ve yönet’ taktiğinin güdüldüğü görülmektedir. Irak’ta daha
önceden El Kaide yanında savaşmış milliyetçi güçlerin şimdilerde El Kaide
karşısında desteklenmesi, bir yandan da Suriye’de IŞİD’ın beslenmesi, Suudi
Arabistan ve Körfez Ülkeleri ile Yemen’de Husilere karşı ortak operasyon
yürütülürken bir yandan da Irak’ta Şii politik gücü ile ilişkilerin devam
ettirilmesi bu bölücü bölgesel taktiklere örnek gösterilebilir.

Yemen

Suriye ve Irak’tan sonra mezhep çatışmasının
araçsallaştırılarak iç savaşın körüklendiği diğer bir ülke Yemen’dir.

Aslına bakılırsa 1 sene öncesine kadar Suudi Arabistan
Başkan Hadi ile iktidarı paylaşan Müslüman Kardeşlerin Yemen kolu Islah
partisine karşı Husi’leri destekliyordu. Islah Partisi ile Husilerin
çatıştırılarak birbirlerini etkisiz hale getirmesi planlanmıştı. Ancak Islah,
Husilerle çatışmayı göze alamadı ve bu taktik geri tepti. Sonuçta Husiler
ABD’nin bilgisi dahilinde, Körfez ülkelerinin finansmanı ve Suudi Arabistan’ın
izin vermesi ile engelle karşılaşmadan Sana’yı ele geçirebildi.[17]

ABD’nin Husileri durdurmak için hiçbir şey yapmaz iken
sonradan Suudi Arabistan önderliğindeki anti-Husi koalisyonunu desteklemesi
ironik gözükebilir. Bir yandan bombalamalar devam ederken bir yandan Birleşmiş
Milletler gözetiminde barış görüşmeleri ve müzakereler yürütülebilir.[18]

Sonuç olarak

Ancak burada yine 2008 tarihli RAND raporunda bahsi edilen
‘böl-yönet’  ve ‘uzun soluklu savaş’taktiği
devreye girmektedir. Bu raporda birleşmiş bir Orta Doğu tehlikesine karşı
mezhep çatışmalarının araçsallaştırıldığı ‘uzun savaş stratejisi’ tarif
edilmektedir.

Bu savaş stratejisine göre selefistler, uluslararası ve
yerel cihatçılar, Müslüman Kardeşler, Baasçılar, komünistler hepsi birer
düşmandır ve birisi öbürüne karşı desteklenmeli, birbirlerine karşı
kışkırtılmalı ve sürekli bir çatışma ortamı ile bütün düşman güçler
yıpratılarak kontrol altında tutulmalıdır. Ancak bu şekilde zayıflatılan devletler  ve izole edilen Rusya ve Çin yerine ABD,
Britanya, Fransa, İsrail… ‘in egemen olduğu bir 
sistem sürdürülebilir.

Bu savaş stratejisi Avrupa’da bir çok müslüman kökenlinin
bulunduğu ülkede mücadeleye katılmak yerine Ortadoğu’ya yönelmesini
amaçlamaktadır. Bu nedenle koşullarında palazlandırdığı selefi ve cihatçı
gruplar gizli gizli desteklenmektedir.

isyandan.org

Notlar

1. http://www.rand.org/content/dam/rand/pubs/monographs/2008/RAND_MG738.pdf 

2. http://www.rand.org/content/dam/rand/pubs/monographs/2007/RAND_MG574.pdf 

3. http://www.sendika.org/2015/01/avrupada-gocmen-gettolari-cihatcilik-yap-kimlik-siyaseti-yap-sinif-siyaseti-yapma-ahmet-kaplan/ 

4. http://www.bbc.com/news/world-asia-32400091 

5. http://isyandan.org/makaleler/james-petras-baris-gorusmeleri-mi-yoksa-savas-hazirligi-mi/ 

6. http://www.sipri.org/googlemaps/milex_top_15_2014_exp_map.html 

7. http://armenpress.am/eng/news/811828/eaeu-brics-and-sco-leaders-meeting-started.html 

8. http://www.worlddialogue.org/content.php?id=200 

9. http://thediplomat.com/2015/03/a-breakthrough-on-the-tapi-pipeline/ 

10. http://www.washingtontimes.com/news/2015/feb/1/hillary-clinton-libya-war-push-armed-benghazi-rebe/?page=all 

11. http://www.middleeasteye.net/columns/cancer-modern-capitalism-1323585268 

12. http://www.judicialwatch.org/document-archive/pgs-287-293-291-jw-v-dod-and-state-14-812-2/ 

13. http://www.theguardian.com/uk-news/2015/jun/01/trial-swedish-man-accused-terrorism-offences-collapse-bherlin-gildo 

14. http://www.theguardian.com/world/2014/oct/02/moazzam-begg-contact-mi5-agents-papers 

15. http://www.middleeasteye.net/news/report-leaked-documents-show-israel-tried-sell-weapons-syria-oppositon-1500586222 

16. http://www.haaretz.com/news/diplomacy-defense/.premium-1.630359 

17. http://www.middleeasteye.net/columns/pentagon-plan-divide-and-rule-muslim-world-1690265165 






























































































































18. http://www.counterpunch.org/2015/06/29/why-the-yemen-peace-talks-collapsed/ 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir