III.
DÜNYA SAVAŞI HİÇ BU KADAR YAKIN OLMAMIŞTI

YAZAR: Osman BAŞIBÜYÜK

İran Renkli
Devrime Hazırlanıyor

2017 Yılı Aralık ayının sonunda İran’ın Meşhed kentinde ekonomik
sıkıntılar gerekçesiyle başlayan olaylar beklenmedik bir şekilde hızla
tırmanarak rejim karşıtı gösterilere dönüştü. Gidişat, İran’ı istikrarsızlaştırmak
için renkli devrim operasyonunun devrede olduğunu gösteriyor.

Geçtiğimiz yıl Haziran ayında Trump yönetimi, CIA’nin İran
operasyon masasının başına, “Karanlık Prens” veya “Ayatollah Mike” olarak
tanınan Michael D’Andrea’yı atadı. Bu haber, Amerikan liberal haber sitesi “The
Huffington Post”da, Trump yönetiminin Suudi Arabistan ve Birleşik Arap
Emirlikleri ile birlikte İran dini rejimini devirme yönünde atılmış bir adım
olarak değerlendirilmişti[1].

2017 Aralık ayının başında İsrail ulusal güvenlik danışmanı
eşliğinde bir heyet Beyaz Saray’ı ziyaret ederek Amerikalı meslektaşlarıyla
İran’ın Ortadoğu’daki etkinliğini nasıl kırabilecekleri konusunda müzakerelerde
bulundular. Görüşmelerle ilgili yazılan haberlerde, her iki tarafın da İran’a
karşı izlenecek strateji konusunda tamamen aynı fikirde oldukları ve
hedeflerine ulaşmak için somut adımlar atacakları yer aldı[2].

Sokağa çıkan göstericilerin attığı sloganlar arasında dini lider
Ali Hamaney ve Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin görevden çekilmesi yönünde
söylemler de vardı. Bu söylemler, rejim değişikliği talebi anlamına
gelmektedir. Aynı zamanda göstericiler; “Filistin, Gazze, Lübnan için değil biz
sadece İran için ölürüz şeklinde”
 sloganlar da atıyordu.
İran’ın dış politikasını değiştirmeye yönelik bu söylemler rejim değişikliği
talepleriyle birlikte tam da ABD ve İsrail’in arzu ettiği istikamettedir[3].

İran’da 2009 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından
seçimin hileli olduğu gerekçesiyle Tahran ve ülkenin diğer büyük şehirlerinde
yapılan gösterilerle eş zamanlı olarak Brooking Enstitüsü, “İran için hangi yol
(which path to persia)” başlıklı, İran’a yönelik ABD stratejinin ne olması
gerektiğini anlatan bir rapor hazırlamıştı. Raporda, askeri müdahale ve işgal
dâhil her türlü yöntemle İran rejiminin yıkılması tavsiye ediliyordu. Rapor,
doğrudan askeri müdahale öncesi, renkli devrim, terör olayları, vekâlet
savaşları ve sınırlı hava harekâtı gibi seçeneklerin ABD veya İsrail veya her
ikisi tarafından tercih edilebileceği önerisinde bulunuyordu[4].

Anlaşılan o ki; İran’ı istikrarsızlaştırarak zayıflatmak ve
böylece askeri harekâta uygun hale getirmek amacıyla planın ilk safhası olan
“renkli devrim” operasyonu yürürlüğe konmuş bulunuyor. Dolayısıyla İran rejimi,
bugün ayaklanma girişimini bastırsa da sorunların devamı gelecektir. Bir dini
diktatörlük olan İran rejiminin uzun vadede ayakta kalması mümkün değildir.
Ancak dengelerin değiştiği, dünyanın yeniden şekillendiği günümüzde,
Türkiye’nin çıkarları açısında İran rejiminin barışçıl bir şekilde dönüşmesine,
eğer bu mümkün olmazsa mevcut rejimin bir süre daha ayakta kalmasına ihtiyaç
vardır.

Daha önce odatv’de yayınlanan, “Kuzey Kore krizi Amerikan
yüzyılını bitirebilir[5]
başlıklı makalemizde, Kuzey Kore ile başlamış olan ve İran ile devam edecek,
ABD tehdidi altındaki ülkelerin girebileceği bir nükleer silahlanma sürecini
durdurmak için Washington’un İran’a bir askeri müdahalede bulunacağını iddia
etmiştik. Bu makalede ise olası İran müdahalesinin arkasında yatan ekonomik
gerekçeleri anlatmaya çalışacağız.

Müdahalenin
Arkasındaki Ekonomik Nedenler

Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun en etkili stratejisti Tuğg. Qiao
Liang, Amerika hakkındaki ekonomik görüşlerini bir kitap çalışması şeklinde
2015 yılında Komünist Partisi Merkez Komitesi’ne sundu. Qioa’ya göre ABD bir
çeşit paradan para kazanma mekanizması geliştirmişti. ABD karşılıksız para
basıyordu, bu durumun ülkede enflasyon etkisi yaratmaması için Doları küresel
dolaşıma açmıştı. Doların değerini korumak için para basmanın bir sınırı
olmalıydı.  Amerika’nın bu soruna bulduğu çözüm ise borçlanarak Doları
ülkeye geri getirmekti. ABD bir yandan para bastığı diğer yandan borçlandığı
bir oyun oynamaya başlamıştı. Para basarak kâğıttan para yapıyor, aynı zamanda
borçlanarak yine parasal bir değer yaratıyordu. Bu tür finansal ekonomi,
endüstri ve üretime dayalı gerçek ekonomiden daha kolaydı. Çok az kâr getiren
gerçek ekonomiyle uğraşmanın ne anlamı vardı. Amerika, 15 Ağustos 1971’den
buyana tedrici olarak gerçek ekonomiden sanal ekonomiye geçmişti. Aslında bu
ekonominin altı boştu. Günümüzde ABD’nin gayrisafi mili hâsılası 18 trilyon
Dolar olmasına rağmen bu değerin sadece 5 trilyon Doları gerçek ekonomiye
aitti. ABD, borçlanarak çok büyük miktarlardaki Doları deniz aşırı ülkelerden
tekrar ABD’nin emtia, hazine bonosu ve borsa piyasalarına geri getiriyordu[6] sonra da bu parayı kredi olarak
tekrar dünyaya dağıtıyordu.

Bir başka deyişle Amerika’nın zenginliği emme basma tulumba
şeklinde çalışan bir mekanizmayla Dolar’ın dünya piyasasına pompalanması ve
tekrar emilmesi yoluyla işleyen sanal bir ekonomiye dayanmaktadır. Bu
mekanizmanın işlemesini sağlayan, Dolar’ın dünya rezerv para birimi olmasıdır.
Aslında bu mekanizmada Dolar, ABD’yi hiç terk etmemekte sadece fonksiyon olarak
bankalar vasıtasıyla dünyada işlev görmektedir. ABD, bu sayede finans kurumları
üzerinden dünya ekonomisini kontrol etmekte, istediği ülkeye istediği zaman
yaptırım ve ambargo uygulayabilmektedir. Bu bir çeşit soygun ve boyunduruk
mekanizmasıdır.

Çin, Rusya
ve İran Amerikan Doları’na Saldırıyor

Dolar üzerine kurulmuş bu soygun mekanizmasından en çok rahatsız
olan ülkelerden birisi Çin’di. Çin, üretiyor, kazandığı paraları Amerikan
hazine kâğıtlarına yatırıyordu. Şu an itibariyle Çin’in ABD’ye vermiş olduğu
borç miktarı 1,15 trilyon Dolar civarındadır[7]. Çin, uzun yıllardır bu soygun
mekanizmasından kurtulmanın yollarını arıyordu.

Çin yaklaşık 10 senedir altın rezervlerini artırmaya başladı. Çin
Halk Bankası (PBoC) dışında kimse gerçek rezervlerin ne olduğunu bilmese de
tahminlere göre piyasada dolaşan altınlarda dâhil olmak üzere Çin’in altın
rezervi 20 bin tonun üzerindedir[8].
Bazı analistler Çin’in altın rezervini bu kadar artırmasının sebebini, Yuan’ı
altına bağlı bir para birimi haline getirerek Dolar yerine dünya ticaret parası
yapma niyeti olarak açıklamaktadır.

13 Aralık 2017 tarihinde Çin, bu yöndeki en somut adımını atmıştır.
Çinli yetkililer, Şangay vadeli işlemler borsasında Dolar yerine Yuan’a
endeksli petrol satışı konusundaki çalışmaları tamamlayarak faaliyeti
başlatmıştır. Şangay borsasının Yuan endeksli petrol satısında merkez haline
gelmesi petrol ticaretindeki Dolar’ın hâkimiyetini önemli ölçüde
zayıflatacaktır. Bu işlemi daha cazip hale getirmek için Çin, alıcı ve
yatırımcılara ellerindeki Yuan’ı Şangay ve Hong Kong borsasında altına çevirme
imkânı tanımıştır. Altına çevrilebilir Yuan üzerinden yapılan kontratlar, Çin’e
önemli bir avantaj sağlayacaktır. ABD’nin Dolar hâkimiyeti sayesinde uyguladığı
yaptırımlardan kaçmak isteyen Rusya, İran ve Venezuela gibi ülkeler doğal
olarak bu borsaya yönelecektir[9].

Zaten hali hazırda Rusya ve İran, Çin’e Ruble ve Yuan üzerinden
gaz ve petrol satarak Dolar’ı tamamen baypas etmiş durumdadır. Bu kervana
Katar’da katılmış olup Çin’e yaptığı sıvılaştırılmış gaz ihracatını Yuan üzerinden
yapmaktadır. Suudi Arabistan ile Katar’ın arasının bozulmasının sebebi budur.
Ayrıca Rus ve Çin, bankacılık sektöründe karşılıklı Ruble ve Yuan üzerinden
işlem yapabilmek için gerekli düzenlemeleri hayata geçirmiştir. Buna ilave
olarak Rusya, tarihinde ilk defa 1 milyar Dolar değerinde Yuan’a endeksli
devlet tahvili çıkarmıştır. Böylece devlet projeleri kapsamında yapacağı
yatırımlarda ABD’nin yaptırımlarından etkilenmemeyi hedeflemektedir[10].

Amerikan yaptırımlarının hedefinde olan Rusya ve İran’ın Dolar
hâkimiyetinden kurtulmak için yaptıkları ortak başka çalışmalar da vardır. Bu
iki ülke, bankacılık sistemlerini karşılıklı olarak birbirine entegre etmeye
çalışmaktadır. İran’ın üst düzey bankacılık yetkililerinin medyaya yaptığı
açıklamalarda, iki ülke arasında banka kartlarının karşılıklı kullanılabilmesi
yönünde testlerin devam ettiği, merkez bankalarının yasal hükümler konusunu
çözmek üzere anlaşma imzaladığı söylenmiştir[11].

Diğer yandan devlet televizyonu Press-TV’nin bir haberine göre,
İran’ın Şubat 2018’den itibaren Rusya’nın kurduğu Avrasya Ekonomik Topluluğuna
üye olacağı belirtilmektedir. Rusya, Kazakistan, Belarus, Ermenistan ve
Kırgızistan’ın üye oldukları üyeler arasında sermaye, mal, hizmet ve
çalışanların serbest dolaşabildiği 183 milyonluk bu ortak Pazar, 80 milyonluk
İran’ın katılımıyla 263 milyon gibi ciddi bir büyüklüğe ulaşacaktır[12].

Çin, Rusya
ve İran’ın Dolar’dan bağımsız hareket edebilecekleri ortak bir para birimi
oluşturmak için stratejik seviyede iş birliği içinde oldukları ve bu çerçevede
ABD ile finansal bir savaşa tutuştukları gayet açıktır. Bu savaşta belki de en
önemli aktör İran’dır.

İran’ın
Öncelikli Hedef Olmasının Nedeni

Reuters’in verilerine göre İran’ın ambargo kalktıktan sonra
dünyanın ikinci büyük tüketicisi olan Çin’e ihraç ettiği petrol miktarı çok
büyük bir artış göstererek 3,22 milyon tona bir başka ifadeyle günlük 784 bin
varile ulaşmıştır. Bu arada Irak önemli ölçüde ABD ve Hindistan pazarını ele
geçirmiştir. Suudi Arabistan’ın üretim kısıtlamasından faydalan bu 2 ülke,
özellikle uzak doğu pazarında etkili olurken Suudi Arabistan pazar kaybetmiş ve
ihracatı azalmıştır[13].

Buradaki en önemli nokta, Dolar üzerinden satış yapan Suudi
Arabistan’ın petrodolar çevrimine aktardığı kaynak azalırken, İran’ın, Çin’in
yeni kurduğu Yuan üzerinden işlem gören petrol borsasının en önemli tedarikçisi
durumuna gelmesidir. Çin, Rusya ve İran’ın bu yöndeki çalışmaları
devam ederse çok geçmeden petrodolar sistemi çökecektir.

Ekonomik
Olarak Batık Olan ABD Savaşa Mahkûm Gibi

İşte bu çökme riskini ortadan kaldırmak için ABD’nin askeri
müdahaleden başka pek fazla seçeneği kalmamıştır. İran’da yürürlüğe konulmak
istenilen renkli devrimi bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Çin, Rusya
ve İran’ın devreye soktuğu altına endeksli petro-yuan sistemi giderek etkisini
artıracak, bu süreç Dolar’ın devalüasyonuna yol açacaktır. İran’a yapılacak bir
askeri harekâtın zamanlaması Dolar’ın değer kaybetmesiyle doğru orantılı
olacaktır.

ABD’nin askeri bütçesi, kendisinden sonra gelen 9 ülkenin
bütçesinin toplamından daha büyüktür. Washington’un askeri harcamaları
Moskova’nınkinin 10 katından fazladır. Trump yönetimi, çok büyük bir artışa
giderek bu yılki bütçeden askeri harcamaların alacağı payı 700 milyar Dolar’a
çıkarmıştır. Nükleer silah programları için enerji bakanlığına ayrılan pay,
dışişleri bakanlığının askeri programları, istihbarat kuruluşları ve ulusal
güvenlik departmanına ayrılan paralar da ilave edildiğinde ABD’nin güvenlik için
yaptığı harcamalar yıllık 1 trilyon Doları bulmaktadır[14].

Askeri harcamalardaki bu artış ve ulaşılan rakamlar normal
değildir.  Ünlü Çinli stratejist Sun Tzu’nun savaşa başlamadan önce elinizde mutlaka para
hazır olsun
 sözü
hatırlandığında, Washington’un bir savaş bütçesi hazırladığı kanaatine
varılabilir.

Amerikan Kongresi 2011 yılında aldığı bir kararla bütçe açığını
sınırlı tutmak maksadıyla askeri harcamalara 549 milyon Dolar tavan koymuştu[15].
Bu tavanın aşıldığını görüyoruz ve Kongre’de kimseden ses çıkmadı. Bu
sessizliğin sebebini anlamamız gerekmektedir.

Sebeplerden
birisi doların altın karşılığı olduğu Bretton Woods sisteminin çökmesi üzerine
kurulan bugünkü perodolar sisteminin de çökmeye yüz tutmasıdır. Mevcut durumda
doların arkasında kalan tek güç Amerikan Silahlı Kuvvetleri’dir.

Dönemin Amerikan Başkanı George Bush’un 11 Eylül olaylarından
sonra ortaya koyduğu “terörle savaş (war on terror)” adlı strateji çerçevesinde
ABD, yaklaşık 17 yıldır aralıksız devam eden bir çeşit savaşın içindedir. Bu
noktada Fransız General Napolyon’un bir sözünü hatırlamakta fayda var: “Savaşı
kazanmak için 3 şeye ihtiyacınız vardır; para, para ve daha çok para”.

Amerikan askeri bütçesinden de anlaşılacağı üzere gerçekten de
savaş para demektir. Burada şu soruyu sormak gerekiyor. ABD, savaşı yürütecek,
askeri bütçeyi finanse edecek bu parayı nereden buluyor? Basitçe ifade edecek
olursak savaşı finanse etmenin 3 yolu vardır: 1) Vergileri artırmak, 2)
Borçlanmak 3) Para basmak.

Vergilendirme seçeneğine baktığımızda ABD’nin bu seçeneği
kullanmadığını görüyoruz. En son Trump çıkardığı yasa ile tüzel kişilerin vergi
oranını %35’ten %21’e indirdi. Yeni düzenlemenin 2 trilyon Dolar bütçe açığına
sebep olabileceğini iddia edenler var[16].

Borçlanma seçeneğine gelince. ABD’nin paradan para kazanma
çevriminde borçlanma seçeneği kullandığını yukarıda açıklamıştık. Ancak 2008
küresel krizinden buyana ABD hükümetlerinin, tüm harcamalarının yanı sıra
askeri harcamalarını da finanse etmek için tercih ettiği asıl yöntem para
basmak oldu.

Mekanizma basitçe şöyle işliyor: Amerikan hazinesi borçlanmak
istediği kadar hazine tahvilini Amerikan Merkez Bankasına veriyor. Merkez
Bankası da bu tahviller karşılığı Amerikan Doları’nı hükümetin hesabına
aktarıyor. Burada ilginç olan nokta, Amerikan Merkez Bankasının sahibinin
devlet değil de şahıslar olması.  Amerikan Merkez Bankası’nın perde
arkasındaki gizli sahiplerinin içlerinde Rothschild ve Rockefeller’lerin de
bulunduğu dünyanın en güçlü 8 ailesi olduğu söyleniyor. Bu 8 aile, ellerindeki
büyük para, banka ve şirketler sayesinde, ülkelerin merkez bankaları üzerinden
dünyanın finansal ekonomisini yönetiyor[17].
Bu gerçeklik Rothchild ailesinin kurucusu Mayer Amschel’in 1790’da söylediği
iddia edilen; “bir ülkenin parasını basma ve kontrol etme imkânı benim elimde
olduğu müddetçe, kanunları kimin yazdığı (ülkeyi kimin yönettiği) önemli
değildir” sözünün hayata geçmiş olduğunu gösteriyor.

Rothschild ailesi, servetini, Napolyon savaşlarından (1803-1815)
başlayarak savaşan her iki tarafı finanse ederek yapmıştı. Savaşı kazanan kim
olursa olsun parayı kazanan her zaman Rothschild ailesi oluyordu[18]. Bankerlerin
savaştan para kazanma yöntemi buydu.

Günümüze geldiğimizde savaşan her iki tarafı birden finanse etme
işi bitmiş gibi gözüküyor. Küresel baronlar sadece ABD Silahlı Kuvvetleri’ni
finanse ediyor. Obama’nın göreve geldiği 20 Ocak 2009’da ABD’nin toplam borcu
10,6 trilyon Dolar’dı. Bugün bu rakam 2 katına çıkarak 20,6 trilyon Dolar’a
ulaşmıştır. Bu borç artışında Afganistan (2001) ve Irak (2003) harekâtlarını da
içine kattığımızda askeri bütçenin çok önemli bir payı vardır. Bu korkunç borç
yükü sebebiyle ABD artık silahlı kuvvetlerini karşılıksız para basarak, küresel
baronlara borçlanarak, dünyanın emeğini çalarak finanse edebiliyor. Washington
bu kısır döngüye mahkûm. Çünkü silahlı güç üstünlüğünü kaybettiğinde sistem
çökecek. Silahlı güce dayanan bu saçma düzene karşı çıkan ülkeler hedefte;
karşı çıkmayanlar ise kasabın bıçağını yalayan koyunlar gibi sıralarını
bekliyorlar.

Savaşın
Tarafları ve Hazırlıklar

İşte yaklaşmakta olan bu dünya savaşının ilk sıcak çatışması, ilk
muharebesi İran’da gerçekleşecek. İran’da başlayacak savaşın birdenbire
tırmanarak dünya savaşına dönüşme ihtimali çok yüksek. Şimdiye kadar son çare
olarak kalmadığı müddetçe ABD ile erken bir çatışmadan kaçmayı prensip edinmiş
Çin’in artık çatışmayı kabul edeceği anlaşılıyor. İran’da operasyonun
başlatılması üzerine devlet başkanı Şi Jinping, 3 Ocak’ta Çin Halk Kurtuluş
Ordusu Merkez Komutanlığı’nı ziyaret ederek binlerce askere hitaben yaptığı konuşmada “ölümden
korkmayın savaşa hazır olun”
[19] diyerek,
ABD’ye karşı koyacakları mesajını verdi.

Pentagon da küresel sermayenin önündeki en büyük engel olan Rusya
ve Çin’i kuşatma operasyonunun bir dünya savaşı ile sonuçlanabileceğinin
farkında. İran’a müdahale ettiklerinde savaşa Rusya ve Çin katılırsa buna
hazırlıklı olmaları gerekiyor. Bu maksatla silahlı kuvvetlerinin dünya çapında
intikallerini tamamlayarak savaş konuşuna geçmesi gerekir. Zaten savaş konuşuna
geçmek, aynı zamanda caydırıcılığı artırarak Rusya ve Çin’in savaşa katılmasını
önlemek maksadıyla yapılması gereken bir hamledir.

Pentagon küresel konuşlanma stratejisi gereği komuta kontrol açısından
dünyayı 6 komutanlığa bölmüştür. Bu komutanlıkların emri altında dünyanın 63
ülkesinde yer alan yüzlerce üsse yerleşmiş 255 bin Amerikan askeri savaşa hazır
bekliyor[20].

Pentagon, Rusya ve Çin’i kuşatacak şekilde Polonya, Romanya, Güney
Kore ve Japonya’ya yüksek irtifa hava savunma sistemleri yerleştirdi. Olası
İran savaşında, bölgedeki müttefiklerini korumak için Suudi Arabistan, Bahreyn,
Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri gibi körfez ülkelerine Patriot Pac-3 ve THAAD
(Terminal High Altitude Area Defense) hava savunma sistemleri konuşlandırıldı.
Bu ülkelere milyarlarca Dolar değerinde yüksek teknoloji silahlar satıldı.
Ayrıca körfezde dolaşan Aegis sınıfı gemilerde yer alan M-3 füzeleriyle de
bölgenin hava savunmasını güçlendirdi[21].

Bu kapsamda son zamanlarda Yemen’den Suudi Arabistan’a yapıldığı
iddia edilen uzun menzilli füze saldırılarının Patriot füzeleriyle havada
önlenmesini, olası savaş öncesi hava savunma sistemlerinin test edilmesi veya
tam tersi, İran tarafından Suudi Arabistan’ın hava savunma sistemlerinin tespit
edilmesi maksadıyla yapılmış operasyonlar şeklinde yorumlayabiliriz. Hangi
seçenek doğru olursa olsun her ikisi de savaş hazırlığı işaretleridir.

12 Haziran 2010’da bazı bölgesel haber kanallarında İran’a
yapılacak bir operasyonda Suudi Arabistan’ın İsrail uçaklarının hava sahasını
kullanmasına izin verdiği yönünde haberler yer almıştı[22].
Son zamanlardaki Katar hariç Suudi Arabistan liderliğindeki körfez ülkelerinin
İsrail ile yakınlaşmasını olası savaş öncesi bir ittifak olarak algılayabiliriz.

Savaş öncesi taraflar belli olmaya başlamıştır. ABD, İngiltere,
İsrail, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri bir tarafta, Rusya, Çin ve İran
diğer tarafta yer almaktadır. Almanya ve Fransa’nın henüz rengi tam belli
değildir. Türkiye’ye gelince, Türkiye yine 1’inci Dünya Savaşı öncesinde olduğu
gibi bir tarafa doğru itilmektedir. Osmanlı savaş öncesinde İngiltere ve Fransa
ile ittifak kurmak istemiş ancak bu iki ülke Osmanlı’yı parçalamak istediklerinden
ittifaka yanaşmamıştı. Osmanlı, Almanya ile ittifaka mecbur kalmıştı. Bugün de
ABD, PYD/PKK ile ittifakını devam ettirerek FETÖ elebaşısı ve üyelerini bize
iade etmediği gibi onlar üzerinden sosyal medyayı kullanarak ülkemizde
İran’dakinin benzeri bir halk ayaklanmasının altyapısını hazırlamaya
çalışmaktadır. Bu sayılanlar Türkiye’nin dışlandığını göstermektedir. Diğer
yandan Türkiye’nin, Çin-Rusya-İran bloğuna da dâhil olması istenmemektedir.
Olası İran operasyonu öncesinde Türkiye’nin Rusya ve İran ile ilişkileri
bozulmaya çalışılacaktır. 6 Ocak’ta Rusya’nın Suriye’deki Tartus ve Hmeymim
üslerine insansız hava araçlarıyla yapılan saldırıları bu kapsamda
değerlendirmek gerekir. Bu yöndeki çabalar devam edecektir.

Diğer yandan olası savaşta Türkiye’nin müttefikliğine mahkûm olan
Rusya, ünlü startejisti Alexandr Dugin vasıtasıyla bize stratejik ortaklık
teklifinde bulunmaktadır. Dugin, Odatv’de yayınlanan röportajında “Rusya,
Türkiye’ye sadece hali hazırda var olan Şangay İşbirliği Örgütü gibi
kuruluşları önermiyor. Türkiye, tabii ki bunlara üye olabilir ama bizim
teklifimiz bundan da öte. Biz, Türkiye-Rusya-İran üçgeninin birlikte
kurulmasını öneriyoruz. Bu daha kurulmamış, yeni bir örgüt olacak. Buna Avrasya
Üçgeni de diyebiliriz. Bu, askeri, siyasi ve stratejik bir ittifak modelidir
.[23]
diyerek, İran’ı savunurken yalnız kalmak istemediklerini, kazanan taraf olmak
için Türkiye’ye muhtaç olduklarını açıkça dile getirmiş oldu. O tarihte Şi
Jinping’in “savaşa hazır olun açıklaması” yoktu.

Şangay borsasında petrolün Yuan ile satılmaya başlamasıyla
Dolar’da bir düşüş eğilimi gözlemlendi. Bu düşüş devam ederse bütün tarafları
tahminlerinden çok daha önce beklenmedik bir çatışmaya sürükleyebilir. Yukarıda
sayılan defakto Çin, Rusya, İran, Türkiye ittifakı konusunda atılmış resmi bir
adım yoktur. NATO dâhil Batılı ülkeler de olası savaşa hazırlıklı değildir. 

Bu noktada
savaşın önlenmesi konusunda en büyük görev Amerikalı generallere düşmektedir.
Amerikalı generaller ya küresel patronların kutsal hedeflerine ulaşmak için
kurdukları tuzağa hizmet ederek dünyayı yok edebilecek bir nükleer savaşa neden
olacaklar veya direnerek insanlığı paranın kölesi olmaktan kurtaracaklar.

[1] https://www.huffingtonpost.com/entry/us-takes-step-towards-embrace-of-gulf-plan-to-destabilize_us_59338775e4b0649fff2119ff 

[2] https://www.globalresearch.ca/what-is-happening-in-iran-is-another-color-revolution-underway/5624505 

[3] Age.

[4] Age.

[5] https://odatv.com/kuzey-kore-krizi-amerikan-yuzyilini-bitirebilir-1809171200.html 

[6] https://www.strategic-culture.org/news/2017/12/31/behind-korea-iran-and-russia-tensions-lurking-financial-war.html 

[7] http://money.cnn.com/2017/08/16/investing/china-us-debt-treasuries/index.html 

[8] https://www.bullionstar.com/blogs/koos-jansen/estimated-chinese-gold-reserves-surpass-20000-tonnes/ 

[9] http://www.williamengdahl.com/englishNEO20Dec2017.php 

[10] http://www.williamengdahl.com/englishNEO20Dec2017.php 

[11] http://www.presstv.com/Detail/2017/12/26/546845/Iran-Russia-moving-closer-to-integrating-banking-systems 

[12] http://www.williamengdahl.com/englishNEO20Dec2017.php 

[13] http://theiranproject.com/blog/2017/10/25/irans-oil-exports-china-59/ 

[14] https://sputniknews.com/analysis/201712131059949025-us-ndaa-defense-budget-increase/ 

[15] Age.

[16] https://www.investopedia.com/news/trumps-tax-reform-what-can-be-done/ 

[17] https://www.globalresearch.ca/the-federal-reserve-cartel-the-eight-families/25080 

[18] https://www.conspiracies.net/rothschild-conspiracy/ 

[19] https://www.haberler.com/cin-devlet-baskani-si-den-orduya-olumden-korkmayin-10422755-haberi/ 

[20] https://www.globalresearch.ca/preparing-for-world-war-iii-targeting-iran/20403 

[21] Age.

[22] Age.














































































































































[23] https://odatv.com/nato-turkiye-icin-ana-tehdit-kaynagidir-0412171200.html