YABANCI ORDULAR & SAVAŞ & SAVAŞ TARİHİ & TAKTİKLERİ & TEÇHİZATI & YÖNTEMLERİ

Dünya
yeni bir savaşa mı hazırlanıyor ???

Savaş deyince 1 ve 2’nci Dünya Savaşı gibi
büyük bir savaş aklınıza gelmesin. 1’nci Dünya Savaşı öncesinde ülkeler
ekonomik çıkarlarını gerçekleştirmek için kolayca savaş yolunu seçiyordu.

Dünyadaki ana aktörler arasındaki
küresel denge sürekli değişiyor. Değişimin hızını yakalamak neredeyse mümkün
değil. Dilimizin döndüğü kadar son resmi sizlere aktarmaya çalışacağız.

SON BİR SENEDE NELER OLDU?

 

Geçtiğimiz yıl Haziran ayında CIA’nin İran operasyon masasının
başına, “Karanlık Prens” olarak tanınan Michael D’Andrea’nın atanmasıyla Aralık
ayında renkli devrim operasyonunun başlaması İran’a yapılacak olası bir askeri
müdahalenin habercisi olarak yorumlanmıştı[1].

Bu gelişme üzerine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 1 Mart
2018’de yaptığı tarihi ulusa sesleniş konuşmasında, ülkesinin geliştirdiği 6
yeni asimetrik silahı tanıtarak yaklaşan operasyonu durdurmayı amaçladı[2].

Aynı süreçte İran ve veya Kuzey Kore müdahalesinden endişelenen
Çin devlet başkanı ŞiJinping, 3 Ocak’ta Çin Halk Kurtuluş Ordusu Merkez
Komutanlığı’nı ziyaret ederek binlerce askere hitaben yaptığı konuşmada
“Ölümden korkmayın savaşa hazır olun” diyerek, olası müdahalelere karşı
oldu mesajını vermişti[3].

Bu aşamada Trump yönetimi,sanki Rusya ve Çin’in meydan okumasını
test etmek istercesine müttefikleri İngiltere ve Fransa ile birlikte,Esad
yönetimini Doğu Guta bölgesindemuhaliflere karşı kimyasal silah kullanmakla
suçlayarak 14 Nisan tarihinde Suriye’ye bir saldırı düzenledi. Bu saldırıda
kullanılan 105 seyir füzesinden 71’i Rusya’nın takviye ettiği eski Sovyet
yapısı Suriye hava savunma sistemleri tarafından havada vuruldu. Bu olay, Rusya
gibi gelişmiş silah teknolojisine sahip bir müttefik tarafından himaye edilen
bir ülkeye artık istendiği gibi müdahale edilemeyeceğini gözler önüne serdi[4].

Bu gerçeklik en çok İsrail’i korkuttu. Artık İsrail, Suriye’ye ve
bu ülkedeki İran destekli milislere istediği gibi müdahale edemeyecekti. Zaten
bu çıkarımı destekleyen olaylarda yaşanmaya başlamıştı. 16 Ekim 2017’de Lübnan
hava sahasını kullanarak Suriye’ye yönelik operasyon yapan, radara yakalanmama
özelliği ile bilinen bir İsrail F-35 uçağı, Suriye’nin S-200 füzeleri ile
vuruldu. Uçak ağır hasar almasına rağmen geri dönüp üssüne inmeyi başardı.
İsrailli yetkililer bu olayı kabul etmeyerek uçağın eğitim uçuşu sırasında kuş
sürüsüne girerek hasarlandığını beyan ettiler[5]. Benzer bir olay 10 Şubat
2018’de gerçekleşti. Suriye devlet televizyonu, İsrail’in Suriye
topraklarına yaptığı saldırı sırasında hava savunma sisteminin birden fazla
İsrail uçağını düşürdüğünü açıkladı. İsrail 1 x F-16 uçağının vurularak
düşürüldüğünü kabul etmek zorunda kaldı[6].

Bu yöndeki gelişmelerle bağlantılı olarak İsrail Başbakanı
BenyaminNetanyahu29 Ocak 2018’de Moskova’ya bir ziyaret gerçekleştirdi.
Netanyahu, Twitter’da yaptığı açıklamada; “Putin’e İran’ın Suriye’de askeri üs
kurma ve Lübnan’a İsrail’i hedef alan yüksek hassasiyetli silah konuşlandırma
girişimlerinden duyduğu endişeyi belirttiğini”söyledi[7].

Kısa süre sonra 11 Şubat’ta Putin ile Netanyahu arasında bir
telefon görüşmesi gerçekleşti. Bu görüşmeden sonra İsrail Hava Kuvvetleri’nin
Suriye’deki hedeflere yönelik saldırıları durdurdu. İsrail ordusu,yaptığı bir
açıklamada, Suriye’ye yapılan son saldırılarda, Suriye ve İran’a ait füze
platformlarının yarısının imha edildiğini bildirmişti. Daha sonradan İsrail’in
kalan füze platformlarını da imha etmeyi planladığı, ancak Netanyahu’nun,
Rusya’nın, Suriye’de çıkarlarına zarar verecek bir gerginlik istemediği için
Putin ile yaptığı telefon görüşmesi sonrasında bu operasyonları durdurma kararı
aldığı ortaya çıktı[8].

İşte bu gelişmeler sonrasında, İsrail’in teşvikiyle, ABD,
İngiltere ve Fransa devreye girerek 14 Nisan tarihli seyir füzeleriyle yapılan
Suriye saldırısını gerçekleştirdiler. Seyir füzelerinin önemli bir kısmının
Suriye hava savunma sistemleri tarafından vurulması ve takip eden günlerden
İsrail’in yaptığı hava saldırılarının da bertaraf edilmesi üzerine
Netanyahu,tekrar Moskova’ya gitti9 Mayıs’ta bir kez daha Kremlin’de Putin ile
görüştü[9].

Bu görüşmeden sonra Suriye’nin güneybatısındaki İran askeri
varlığından rahatsız olan İsrail’in, Rusya ile uzlaşmaya vardığı haberleri
basında yer aldı. Uzlaşmaya göre İran, güçlerini sınırdan 60-70 kilometre uzağa
çekecek ve bölgedeki hâkim güç Suriye ordusu olacaktı. Londra’da yayımlanan
Arapça gazete Asharq Al-Awsat, Rus bir yetkiliye dayandırdığı haberinde,
İsrail’in Suriye yönetimine ait merkezleri vurmadığı sürece Suriye’de operasyon
yapmasının Moskova tarafından kabul gördüğünü yazdı[10]. İran bu çekilme işine
sıcak bakmıyordu. Bunun üzerine İsrail Hava Kuvvetleri tekrar Suriye’deki İran
destekli milisleri ve lojistik tesislerini vurmaya başladı. Seyir füzelerini
bile düşüren Suriye hava savunma sistemleri ve Batı’ya meydan okuyan Rusya bu
duruma hiç ses çıkarmadı.

Anlaşılan Rusya ile
İsrail,İran’ın Suriye’deki varlığı konusunda bir mutabakata varmıştı.İsrail,
Suriye ve Lübnan’da İran’ınaskeri varlığını kesinlikle istemiyor. Niçin?
Küresel sistem açısından çok önemli olan bu konuya tekrar döneceğiz.

 

TİCARET SAVAŞLARI BAŞLIYOR

 

ABD Başkanı Donald Trump, Mart ayında Çin’den ithal edilen çelik
ve alüminyuma sırasıyla %25 ve %10 ek gümrük vergisi koyarak ticaret
savaşlarını başlattı. Çelik ve alüminyumun silah sanayinin temel girdisi
olduğunun altını çizelim. Çin, Washington’un çelik ve alüminyum ürünlerine
yönelik ek gümrük vergilerine cevaben, ABD menşeli 128 ürüne %15 ila %25 tarife
getirilmesi kararı aldı.

Kısa bir süre sonraTrump’ın, çelik ve alüminyumda Çin’e uygulanan
vergi artışının Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, Kanada, Meksika, Avustralya,
Arjantin, Brezilya ve Güney Kore’ye gibi diğer ülkelere de uygulanacağını
açıklaması üzerine,AB, ABD’ye karşı uygulamayı planladığıilave gümrük vergisine
tabi olacak10 sayfalık ürün listesi yayınladı[11].

Bu süreç paralelinde Trump, İran ile bazı ekonomik yaptırımların
kaldırılması karşılığında imzalanan nükleer anlaşmadan ABD’nin tek taraflı
olarak çekildiğini duyurarak, İran ile ticaret yapan ülkelere yaptırım uygulayacaklarını
duyurdu. Bu yaptırımlardan olumsuz yönde en çok etkilenen başta Türkiye olmak
üzere İran’a yatırım yapan Almanya ve Fransa gibi diğer AB ülkeleri olacak.

Sanayileşmiş 7 ülkenin (ABD, Almanya, İngiltere, Japonya, Fransa,
Kanada ve İtalya) liderleri, 8-9 Haziran tarihleri arasında Kanada’nın Quebec
City kentinde G7 zirvesivesilesiyle bir araya gelerek başlamakta olan ticaret
savaşlarını konuştular. Ancak liderler Trump’ıticari korumacılığa karşı ortak
mücadele konusunda ikna etmeyi başaramadı.Trump,açıklanması beklenen ortak
deklarasyonu imzalamadı ve zirve sonrası attığı bir tweette; “Üzgünüm, ne
arkadaşlarımızın ne de düşmanlarımızın ticarette bizden faydalanmalarına daha
fazla izin veremeyiz. Amerikalı çalışanlar önceliğimiz olmak zorunda” ifadelerini
kullandı.

Bir başka tweette ise; ülkesinin kendisini “ticaretten söküp
atmak” isteyen ülkeleri korumak adına neredeyse NATO’nun tüm mali yükünü
üstlendiğini öne sürerek “artık değişim zamanı” mesajını paylaştı[12].

İşte ticaret savaşlarının kızıştığı bu dönemde NATO Zirvesine
gidildi. 11 Temmuz’da yapılan zirveye katılmadan önce Trump, 9 Avrupa ülkesine
mektup göndererek, “ABD’nin, NATO’ya tüm müttefiklerden çok daha fazla katkı
sağladığını, adil olmayan bu durumun kabul edilemez olduğunu” söyleyerek diğer
ülkelerden savunma harcamaları artırmalarını talep etti.

Trump, başkanlık görevini devralmadan hemen önce yaptığı bir
açıklamada NATO’yu yıllar önce kurulan ve teröre karşı önlem almayan modası
geçmiş bir örgüt olarak nitelemişti[13]. NATO’nun Avrupa kanadı zirve öncesi bu
yöndeki gelişmelerden çok endişeliydi. NATO, Atlantik bağı sağlayan en önemli
örgüttü. İttifak’ın zayıflaması, Amerika ve Avrupa arasındaki rekabet ve
mücadelenin kızışacağının bir göstergesi olacaktı.

Nitekim zirve için Brüksel’e gelen Trump, toplantı başlamadan önce
yaptığı bir açıklamada Almanya’yı halihazırda Rusya’nın esiri olmakla
suçlayarak sert bir dille eleştirdi. Bu nokta çok önemli.

ABD VE AVRUPA’NIN YOLLARI
AYRILIYOR

 

ABD, Rusya ile Almanya arasında imzalanan 2’nci Kuzey Akımı
doğalgaz boru hattı projesine ısrarla karşı çıkıyor; Almanya’nın Rusya’dan
fazla miktarda enerji alarak hem Kremlin’e çok miktarda ekonomik kaynak
aktardığını hem de Rusya’ya bağımlılığını artırdığını düşünüyor.

Ukrayna’da tezgahlanan iç savaşın amacı Rusya’dan Avrupa’ya gelen
enerji boru hatlarını kesmekti. Almanya, Rusya ile yaptığı anlaşma neticesinde
Baltık denizi altından geçirdiği 1’inci doğal gaz boru hattıyla enerji
güvenliğini bir ölçüde garanti altına almıştı. İnşa edilmesi planlanan 2’nci hat,
Washington’un planlarını bozacak gibi gözüküyor.

İngiltere, 19. Yüzyılın büyük bir kısmında Fransa ve Rusya’yı en
büyük rakipleri olarak görüyordu. Almanların sanayi, üretim ve askeri alanda
kaydettikleri ilerlemeler neticesinde, kendisine en büyük tehdidinAlmanya’dan
geleceğini değerlendirmeye başladıktan sonra Fransa ve özellikle Rusya ile
işbirliğine giderek Almanya’yı kuşatmaya çalıştı. Bu hedef doğrultusunda
İngiltere, Rusya ve Fransa arasında üçlü itilaf (TripleEtente) isimli ittifak
kuruldu. Böylece Almanya, 1’nici Dünya Savaşı’nda aynı anda hem doğuda hem
batıda 2 cephede birden savaşmak zorunda bırakıldı. Aynı durum 2’nci Dünya
Savaşı’nda da tekrar etmiştir. Almanlar Batı cephesinde İngiltere, Fransa ve
ABD’ye karşı savaşırken doğu cephesinde de Ruslara karşı savaşmak zorunda
kaldılar.

Her iki dönemde de İngilizlerin
ana hedefi Almanya-Rusya yakınlaşmasını önlemekti. Günümüzde de pek bir şey
değişmedi. Bu sefer İngiltere’nin yerini alan ABD, Almanya liderliğindeki AB
ileRusya’nın yakınlaşmasını önlemek istiyor. Ukrayna krizi ile Kırım’ın
ilhakından sonra Rusya’ya uygulanan yaptırımların amaçlarından belki de en
önemlisi, ticaret ve yatırımlar sebebiyle AB ile Rusya arasında doğması
muhtemel karşılıklı bağımlılığı önlemektir. Yani ambargo sadece Rusya’ya değil
AB’ye uygulanıyor.Rusya gibi sınırsız enerji ve hammadde kaynaklarına sahip bir
ülke ile Almanya gibi bir sanayi devinin müttefik olması Washington’un kıta
Avrupası üzerinde kontrolü kaybetmesine sebep olur.

İşte Trump, NATO Zirvesi sonrası, Putin ile Helsinki’de yapacağı
görüşme öncesi, CBS televizyonuna yaptığı açıklamada; “Bizim çok
düşmanımız var. Ticarette bize yaptıkları konusunda AB’nin düşman olduğunu
düşünüyorum. Şimdi AB’den beklemezsiniz ama düşmanlar” şeklinde konuşarak,
Avrupa’yı kontrol etme oyununa Putin’i hazırlamaya çalıştı.

Trump, Putin ile yaptığı
görüşmenin ardından düzenlediği basın toplantısında ise; “İlişkilerimiz
daha önce hiç şimdiki kadar kötü olmadı. Ama bu durum yaklaşık dört saat önce
değişti. Gerçekten böyle olduğuna inanıyorum” diyerek Rusya ile
ilişkilerin yeni bir döneme girdiğini vurguladı[14]. Bu yöndeki
açıklamalarıyla Trump, dünyaya ABD için en büyük tehdittin artık Rusya değil
Çin ve Avrupa olduğu mesajını vermiş oldu
.

Trump ve temsil ettiği sermaye
çevresi, “Önce Amerika (America First)” şeklinde ifade edilen politika ile ABD
pazarına yabancı ülkelerden korumayı, yurtdışına giden Amerikan sermayesini
ülkeye geri getirmeyi ve bu sayede ülkenin kaybetmiş olduğu üretim gücünü
yeniden kazanmayı planlıyor. AB ve Çin üretim alanından ABD’nin en büyük
rakipleri. Rusya ise askerî açıdan bir tehdit ancak ekonomik açıdan bir rakip
değil. Rusya, yeni ürettiği asimetrik silahlarla askerî açıdan yenilemeyeceğini
gösterdi; bir renkli devrim operasyonu ile de Rusya’yı şekillendirmek mümkün
değildi. O halde başka bir yöntem bulunmalıydı. Trump yönetimi, enerji ve
hammadde açısından bir dev olan Rusya’yı yanına çekerek hem AB’yi hem de Çin’i
dizginleyebileceğini düşünüyor.

 

KÜRESEL SERMAYE TEHDİT ALTINDA

 

ABD’nin Rusya ile yakınlaşması buna karşılık AB ve Çin ile
girişilecek ticaret savaşları ise küreselleşmenin sonu demek. En çok yatırımı
Atlantik’in her iki yakasıve Çin’de olan küresel sermaye, bu ticaret
savaşlarından çok büyük zarar görecek. Zaten Trump, Haziran ayında attığı bir
tweette küresel sermayenin tetikçi medyası New York Times ve Washington Post’u
hedef alarak, “7 yıl içinde kapanacaksınız” demişti. Aslında Trump, bu tweeti
ile kendi dönemi içinde küresel sermayenin korumacı politikalara boyun eğeceği
mesajını vermişti.Demokrat Tim Kaine ve JackReed ile Cumhuriyetçi John McCain
ve CoryGardner’ın, Trump’ın tek başına alacağı bir kararla NATO’dan çıkmasını
engellemeye yönelik bir ortak yasa tasarısını Senato’ya sunması, ABD’de
küreselciler ile ulusalcıların nasıl bir mücadele içinde olduğunu göstermesi
açısından önemlidir[15].

Helsinki zirvesi sonrasında iyice paniğe kapılan küresel
sermaye,Trump’ı görevden uzaklaştırmak için yaptığı dezenformasyon operasyonunu
en üst seviyeye çıkarttı. Trump’a yönelik bir çeşit darbe hatta suikast bile
yapılabilirdi. Hem ABD hem de Avrupa’daki iş çevreleri Trump yönetimine büyük
baskı yapmaya başladı. Bu baskılar sonuç verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı
Jean-ClaudeJuncker, 25 Temmuz’da Washington’da Trump ile bir görüşme yaptı.
Görüşme neticesinde ABD ile AB arasındaki ticaret savaşlarına şimdilik ara
verilmiş gözüküyor. Ancak bu geçici bir durum.

Dünya sıkışmış vaziyette. ABD-Rusya yakınlaşmasına silah lobisi
izin verir mi? Putin bu ittifakı kabul eder mi? Korumacı politikaları
uygulamadan ABD ayakta kalabilir mi? Bu gibi soruların hiçbirinin cevabı belli
değil. Bugün kimin kiminle ittifak kuracağı, ertesi gün fikir değiştirip kime
yanaşacağı belli olmayan bir döneme girdik. Dünyada bu gibi dönemler hep
savaşla sonuçlanmıştır.

SAVAŞ KRİZDEN ÇIKMAK İÇİN BİR
SEÇENEK OLABİLİR

 

Savaş deyince 1 ve 2’nci Dünya Savaşı gibi büyük bir savaş
aklınıza gelmesin. 1’nci Dünya Savaşı öncesinde ülkeler ekonomik çıkarlarını
gerçekleştirmek için kolayca savaş yolunu seçiyordu. Çünkü o günlerin silah
teknolojisi savaşan ülkelerin çok büyük zararlar görmesine müsait değildi.
1’nci Dünya Savaşı’nda devreye makineli tüfek girdi. Savaş sebebiyle 10 milyonu
siperlerdeki askerler olmak üzere 6 milyonu sivil toplam 16 milyon insan
hayatını kaybetti. 2’nci Dünya Savaşı’nın silahı ise uçaktı. Uçaklar daha
önceden cephelerde cereyan edene savaşı ülke içlerine taşıdı. Artık sivil kayıplar,
asker kaybından daha fazlaydı. 2’nci Dünya Savaşı’nda 21-25 milyonu asker olmak
üzere toplamda 60 milyondan fazla insan hayatını kaybetti. Bu günkü silah
teknolojisiyle büyük güçler arasında çıkacak bir savaşın bütün dünyayı yok etme
tehlikesi mevcut. Hâl böyle olunca savaş şekil değiştirdi. Çevremizde
yaşadığımız vekalet savaşları yeni mücadelenin birer örneği. Ancak vekalet
savaşları sorunu çözmek için yeterli gözükmüyor. Küçük ülkeler arasında çıkacak
bölgesel bir savaşa ihtiyaç var gibi.

Bunun bir örneğini Soğuk Savaş’ın devam ettiği 1970’li yıllarda
yaşadık. 2’nci Dünya Savaşı’nın etkileri geçmiş, başta Avrupa olmak üzere
dünyadaki birçok ülke, üretim yarışına girmişti. Üretimdeki rekabet kâr
marjlarını azaltarak kapitalist sisteminin krize girmesine sebep oldu. Sonunda
Doları altın karşılığına bağlayan BrettonWoods anlaşması çöktü. Dolardaki hızlı
değer kaybıyla birlikte ABD, ekonomik açıdan zayıflamaya başladı. Bu baş aşağı
gidişe Henry Kissinger’in bulduğu çözüm Yom Kippur Savaşı’ydı. İsrail’e karşı
giriştikleri savaşı Batı’nın desteği yüzünden kaybettiklerini düşünen Arap
ülkeleri, Suudi Arabistan’ın liderliğinde Batı’ya petrol ambargosu uyguladılar.
Uygulanan ambargo sebebiyle petrol fiyatları %400 oranında arttı. Savaş
öncesinde Washington ile petrolü Dolar üzerinden satma anlaşması yapan Riyad bu
işten kârlı çıkmıştı. Ancak bu denklem, petrol satın almak zorunda olan bütün
ülkeleri, merkez bankalarında daha fazla dolar bulundurmaya mecbur etti.
Böylece günümüzde de hâlen devam eden petrodolar sistemi kurulmuş oldu.

Artan petrol fiyatlarından kaynaklanan krizi, üretim yapan
gelişmiş ülkeler, ticari mallarına yansıttıkları fiyat artışlarıyla aşmayı
başardı. Fakat Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler, bütçelerinin önemli bir
kısmını petrol alımına ayırmak zorunda kaldıklarından üretime yönelik yatırım
yapamadılar. Hatta işçi ve memur maaşlarını ödeyebilmek için artan petrol
fiyatları sebebiyle fazladan ödedikleri kendi paralarını, yeni oluşmaya
başlayan küresel finans sisteminden bir de ciddi faizler ödeyerek borç olarak
geri almak durumunda kaldılar. Böylece gelişmekte olan ülkelerin ekonomileri,
IMF ve Dünya Bankası gibi küresel araçlar üzerinden kontrol altına alınarak
gelişememeye mahkûm edildi. Bir başka deyişle kapitalist sistemin krize girmesine
sebep olan üretim yarışına dahil olmak isteyen yeni ülkeler bu yarışta saf dışı
edilmiş oldu[16].

İSRAİL BENZER BİR SAVAŞTA YİNE
TETİKÇİ ROLÜNE GÖNÜLLÜ GİBİ

 

Bugün de aynı tezgahla karşı karşıya kalabiliriz ve yine bu oyunun
tetikçiliğini İsrail yapabilir.İşte bu noktada makalenin en önemli konusu olan
niçin İsrail, Suriye ve Lübnan’da İran’ın askeri varlığını istemiyor sorusunun
cevabına geliyoruz.

Kendisini Yahudilerin ulus
devleti olarak tanımlayan yasayı meclisinden geçiren İsrail, İran’dan tehdit
algılıyor ve İran’a askeri bir müdahale yapılmasını ısrarla istiyor. İlk
fırsatta bizzat kendisi operasyonu başlatarak İran’a yapılacak uluslararası bir
askeri müdahalenin fitilini ateşleyecek. İsrail’in uçak ve füzeleri, Ürdün ve
Irak üzerinden veya ikinci bir rota olarak Ürdün ve Suudi Arabistan üzerinden
uçarak İran’daki kitle imha silahları üretildiği iddia edilen hedefleri
vurabilir. Suudi Arabistan, İsrail uçaklarına hava sahasını açabileceğini
ima etti. En kısa yol olan Irak rotasına gelirsek, Bağdat yönetiminin kendi
hava sahasını kontrol edecek imkân ve kabiliyeti yok. İsrail,
kendisinin bu operasyonda bedel ödemeyeceğine inandığı anda tetiği çekecektir.

 

İran’ın karşılık verecek
Hürremşehr, Kadir-H veSiccil gibi İsrail’i vurma imkânı olan uzun menzilli
balistik füzeleri var. Nükleer kabiliyeti olmayan İran’ın konvansiyonel başlık
taşıyan az sayıdaki bu füzeler ile İsrail hava savunma sistemlerini delerek
ülkeye kayda değer bir zarar vermesi mümkün gözükmüyor. İran, bu eksiğini
Suriye ve Lübnan’a yerleştireceği maliyeti çok daha ucuz olan, çok sayıdaki
kısa menzilli füze ile gidermeye çalışıyor. Olası bir çatışmada Suriye,
Lübnanve İran gibi değişik istikametlerden atılacak çok sayıda füze ile İsrail
hava savunmasıişba haline getirilerek birçok füzenin hedefini vurması
sağlanabilir. İşte Tahran yönetimi, “sana bedel ödetirim”
mantığı ile olası bir İsrail saldırısını önlemek maksadıyla Suriye ve Lübnan’da
askeri varlık göstermek istiyor.

 

İran’ın olası bir askeri
müdahaleyi önlemek için kullandığı diğer koz ise Suudi Arabistan’ı tehdit
etmek. Suudi Arabistan’ın bütün petrol tesisleri,körfezinin karşı kıyısında,
İran’ın her türlü silahla kolayca vurabileceği menzilde. Tahran, Riyad’a “böyle
bir şeye kalkışırsanız sende bedel ödersin” mesajı veriyor. Hata İran,
dünyada kullanılan petrol ve doğal gazın %30’nun geçtiği küresel enerji
ticaretinde stratejik öneme sahip olan Hürmüz boğazını, olası bir savaşta
kapatacağı tehdidinde bulunuyor. Bu tehdit, tamda kapitalist sistemin krizden
çıkmak için ihtiyacı olup da bulamadığı çözüm yolu olabilir. İsrail’in
tetikleyerek başlattığı körfezde yaşanacak olası bir savaş sonrası dünyada
petrol ve gaz fiyatları tahmin edilemeyecek astronomik rakamlara yükselecektir.

 

Enerji fiyatlarındaki böylesine
bir artış, Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomileri bitirir. Mevcut durumda
borçla yaşayan Türkiye’nin 2023-2071 gibi hedefleri hikâye olacaktır. Olası
körfez savaşından AB, Çin, Japonya, Hindistan, Güney Kore ve Singapur gibi
enerjiye bağımlı olan tüm ülkeler zararlı çıkacaktır. Bu senaryodan hiç
kuşkusuz en çok kârla çıkacak enerji bağımlılığı olmayan ABD ve dünyayadoğalgaz
ve petrol satarak geçinen Rusya olacaktır.

1 ve 2’nci Dünya Savaşı’nda müttefik olarak savaşıp, dünyayı
paylaşan ABD ve Rusya,Helsinki zirvesinde bu yönde bir pazarlığa girmiş midir?
Rusya, İran’ı satar mı? Çin bu işe ne der? Moskova’nın, İran’ı Suriye’deki
milislerini 60-70 km geriye çekmeye zorlaması, İsrail’in İran’ın ülkedeki
lojistik ve askeri tesislerini vurmasına izin vermesi, bu yöndeki gidişatın bir
habercisi midir? Bilemeyiz…

EY MÜSLÜMANLAR UYANIN

 

Bu analizden varılacak sonuç, Türkiye’nin bekasının İran’a
yapılacak olası bir müdahalenin önlenmesine bağlı olduğu yönündedir. Türkiye
ile İran bir anlamda stratejik müttefik olmaya zorlanmaktadır.Hatta bu
senaryodan büyük zarar görecek olan Almanya ve Fransa’nın da Türkiye ile ortak
hareket etmelerinin uygun olacağı çıkarımında bile bulunabiliriz.

1’nci Dünya Savaşı’nda Ortadoğu petrollerine el koymayı planlayan
İngilizler, Arapları Osmanlı Devleti’ne karşı kullanmıştı. Araplar, Osmanlının
kendilerini sömürdüğüne inandırıldı. Savaş sonrasında bağımsızlıklarına
kavuşacakları hayaline kapıldılar. Bu tuzakta en iyi kullanılan araç yine
dindi. Her iki taraf da Sünni İslam kökeninden gelmesine rağmen Vahhabi Araplar,
Türklerin gerçek Müslüman olmadığına inanırken aynı şekilde Türkler de
Vahhabilerin gerçek Müslüman olmadığını düşünüyordu. Sonuçta Müslümanlar
arasındaki çatışmadan İngilizler yararlandı ve kaynaklara el koydular.

Bugün de İslam içindeki Şii ve Sünni mezhep farklılıkları aynı
amaç için kullanılmaya çalışılıyor. Şii ve Sünni Müslüman halklar arasında
teolojik farklılıklardan ziyade hurafelere dayanan bir düşmanlık yaratılmış
durumda. Her iki tarafta birbirleriyle girişecekleri savaşta Batılı Hristiyanları
müttefik olarak kabul etmeye razı. Bu denklemi bozmak zorundayız.

Şii İran ile Sünni Arap
devletleri arasındaki ilişkileri düzeltmekten daha önemlisi, halklar arasındaki
bu husumeti sonlandırmaktır. Halklar arasında husumet sonlandığında veya
azaldığında bu husumetten beslenen yönetimler de değişime boyun eğmek zorunda
kalacaktır. Bu değişimi başlatacak, Müslümanlara kurulmak istenen tuzağı
bozacak tek ülke Türkiye’dir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Batı’ya
meydan okuyan görüntüsüyle Sünni Arap halkları üzerinde büyük bir etkisi
vardır. Bu etki hem halklar bazında hem yönetimler bazında sonuna kadar
kullanılmalıdır. Ortadoğu’da her evde seyredilen Türk dizileri, bu amaç için
kullanılabilecek en önemli araçlardan biridir. Bu işi başarması durumunda
Türkiye hem bekasını sağlamış olur hem de Müslüman ülkelerin lideri konumuna
yükselerek kendisine daha parlak bir gelecek inşa edebilir.

 

Bu yöndeki çalışmanın ilk adımı en büyük problemin yaşandığı
Suriye’de atılmalıdır. Kendi ayakları üzerinde durabilen bir Suriye olmadan
İsrail durdurulamaz.Türkiye, Suriye politikasını köklü bir şekilde yeniden
gözden geçirmelidir. Ankara, BOP projesi ile tuzağa düşürülerek, ABD ve İsrail
ile aynı safta Esad rejimini yıkmaya çalışarak kendi ayağına sıkmıştır. Bölgedeki
kaostan tek karlı çıkan devlet İsrail’dir. Esad rejiminin yıkılmayacağı
anlaşılmıştır. Esad rejiminin terörist başı Abdullah Öcalan’ı yıllarca
beslediği, hapisteki Salih Müslim’i çıkartarak PYD’yi kurdurduğu, kendi halkına
zulüm ettiği, onların Nusayri bizim ise Sünni inancına sahip olduğumuz falan
gibi söylemlerle Türkiye daha fazlaoyalanmamalıdır. Her iki tarafın da geçmişin
üzerine bir sünger çekmesi mevcut durumda bir zorunluluk haline gelmiştir.

Yaklaşan İdlip operasyonunda yapılacak bir provokasyon ilişkileri
düzeltilmemecesine bozabilir. Türkiye, Esad yönetimi ile işbirliği yapıp, İran
ile el ele vererek gerekirse Batı’ya hatta Rusya’ya rağmen Suriye’de barışı
tesis etmek için bir an önce elinden gelen her şeyi yapmalıdır. Suriye’deki
sorunu uzlaşarak biz çözersek gerisi çorap söküğü gibi gelecektir.

[1] https://odatv.com/3.-dunya-savasi-hic-bu-kadar-yakin-olmamisti-1101181200.html

[2] https://odatv.com/1-marttan-sonra-dunyada-hicbir-sey-eskisi-gibi-olmayacak-30031810.html

[3] https://odatv.com/3.-dunya-savasi-hic-bu-kadar-yakin-olmamisti-1101181200.html

[4] https://odatv.com/suriye-savasinin-hic-konusulmayan-bir-sonucu-var-18041827.html

[5] http://www.kokpit.aero/israil-f35-kus-fuze

[6] https://www.sabah.com.tr/gundem/2018/02/10/suriye-israilin-ucagini-dusurdu-samda-patlama-sesleri-sirenler-caliyor

[7] https://tr.sputniknews.com/rusya/201801301032030250-putin-netanyahu-moskova-gorusme/

[8] https://turkish.aawsat.com/2018/02/article55376651/netanyahu-ile-putin-gorusmesi-sonrasi-saldirilar-durdu

[9] https://tr.sputniknews.com/rusya/201805091033373569-putin-netanyahu-kremlin-ortadogu/

[10] http://www.hurriyet.com.tr/dunya/israil-rusya-anlasmaya-yakin-40855337

[11] https://www.trthaber.com/haber/dunya/trumptan-ticaret-savasi-baslatan-politikasina-ovgu-373805.html

[12] https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-44434249

[13] https://www.trthaber.com/haber/dunya/trumptan-carpici-ortadogu-ve-nato-aciklamasi-294131.html

[14] https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-44845204

[15] https://tr.sputniknews.com/abd/201807301034520676-trump-senato-onayi-olmadan-nato-dan-cikmasin-diye-demokrat-cumhuriyetci-ortak-yasa-tasarisi/
  

[16] https://odatv.com/butun-korfezi-yakacaklar-3105161200.html

 

Osman Başıbüyük








































































































































































Odatv.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir