DERİN DEVLET & İSTİHBARAT SERVİSLERİ & İSTİHBARAT KONULARI & MİT VE TEŞKİLAT-I MAHSUSA

Ömür Çelikdönmez : İran istihbarat teşkilatının dünü bugünü !

 Türkiye’de özellikle İran sempatizanı
İslamcılar arasında İran devletinin çok köklü geçmişi nedeniyle İran
dışişlerinin izlediği politikaların ne kadar isabetli olduğu kanaati oldukça
yaygındır. Aynı imajın İran istihbaratı içinde düşünüldüğü malûm. İran’ı
bölgede güçlü göstermek Rusya başta olmak üzere ABD ve İngiltere gizli servislerinin
bir propagandası olabilir mi? Nitekim 2012 yılı Aralık ayında,  ABD
Savunma Bakanlığı (Pentagon) İran İstihbarat Teşkilatı’nı Ortadoğu’nun en güçlü
servisi olarak tanımlarken, Pentagon kaynakları tarafından İran’ın aktif 30 bin
istihbarat personeli olduğu söyleniyordu. Hatta İran’ın en büyük düşmanı
bilinen İsrail gizli servisi Mossad yetkililerinin de bu tür açıklamaları
mevcut. İran’ın Şii kuşak projesinin yaygınlığı ve sürdürülebilirliği büyük
ölçüde İran istihbaratının başarısıdır. İran gizli servislerinin etnik ve dinî
kökeni farklı elemanları kullanma başarısını sadece İslâm devrimi
dinamikleriyle açıklamak eksik kalır. Örneğin İran istihbaratında hatırı
sayılır Ermeni asıllı İran vatandaşının çalışması, bunların Azerbaycan ve
Türkiye düşmanlığı ile motivasyonunu akla getiriyor. Pakistan, Afganistan,
Yemen, Lübnan, Irak ve Suriye hatta Bahreyn, Suudi Arabistan ve hatta Nijerya
kökenli elamanları olduğu da bir gerçek.

İran istihbaratında farklı damarlardan söz edilebilir. Sovyet KGB haber alma örgütünün
İran istihbaratındaki etkisi İran Komünist Partisi TUDEH üzerinden
gerçekleşiyordu. İran petrollerinde hak iddia eden İngiliz petrol şirketlerinin
İngiliz istihbaratının desteğini aldığı unutulmamalı. İkinci Dünya savaşı
yıllarında Alman istihbaratının faaliyetlerinde Tahran önemli yer tutuyordu.
İran petrollerinin millileştirilmesi politikasını yürüten ve CIA operasyonuyla
iktidardan uzaklaştırılan Muhammet Musaddık sonrası dönemde tahtını
garantileyen Muhammet Rıza Pehlevi saltanatını sürdürmenin güçlü bir haber alma
servisiyle mümkün olduğunu anlamış ve İran’da tek güç olmak için çalışma
başlatmıştı. Kendisine muhalif hareketleri izleyebilmek, kendisine yönelik
faaliyetlerini tespit etmek amacıyla bir örgüt kurmak isteyen Şah Rıza Pehlevi
bu iş için kollarını sıvadığında yanında ABD’yi buldu. CIA yardımıyla 1957
yılında SAVAK adı verilen istihbarat teşkilatı İran’ın Mescid-i Süleyman
şehrinde kuruldu. Teşkilatta CIA yetkililerinin eğitim verdiği Fars (Pers)
kökenlilerin çoğunlukta olduğu Şah zamanında tamamen bir “karakutu” olan SAVAK;
bünyesinde savaş halinde silahlı 60.000 askeri birliği barındırıyordu. İran
gizli servisi SAVAK’ın başına sırasıyla Timur Bahtiyar, Hüseyin Pekrevan,
Nimetullah Nesiri ve son olarak Nasır Mukaddem geçmişti. Türkiye’de 12 Mart
muhtırasının Demirel hükümetine, SAVAK’ın haber verdiği bazı siyasilerin
hatıralarında belirtilir.

Nimetullah Nesiri Şah’ın çocukluk arkadaşıydı ve onun SAVAK’a başkanlık ettiği
dönemde örgütün amaçlarında sapmalar ve bozulmalar meydana geldiği, başlangıçta
komünist Tudeh Partisi üyelerinin faaliyetleri engellemek ve kısıtlamak amacı
çerçevesinde icraatlerde bulunan kurum hüviyetinden tamamen çıktığı, İran gizli
servisine yöneltilen eleştirilerdendir. Bir diğer eleştiride ABD’nin Şah
Rıza’nın koruyuculuğu üstlenen ve SAVAK ile doğrudan iletişim halindeki CIA ile
bölgedeki olaylardan aynı zamanda haberdar olmasıydı. Bu yaşananlar, 1979 İran
İslam Devrimi’nden önce Amerikan karşıtlığının fitilini ateşlemişti.Devrim
sonrası Humeyni rejiminin ilk işlerinden birisi, halk düşmanı ve ABD’nin maşası
SAVAK örgütünü ortadan kaldırmak, imha etmek oldu. Bu çerçevede yüksek rütbeli
ajanlar ve örgüt mensuplarının tamamı 3 yıl içerisinde tasfiye edildi. Şah’ın
istihbarat teşkilatını ortadan kaldıran yeni rejim, benzer amaçlarla yeni bir
istihbarat teşkilatı olan SAVAMA’yı kurdu. Bu teşkilat kurulurken eski
teşkilatın alt seviye elemanlarının çoğu kullanılmaya devam edilirken, bunların
başına rejime bağlı yeni kişilerin özen gösterildi. İran’da tek istihbarat teşkilatı
SAVAK ve onun yerine kurulan SAVAMA değildi. Başta silahlı kuvvetler olmak
üzere başka bazı teşkilatlar da vardı. Bunlar da yeni rejim anlayışına göre
yeniden yapılandırılmış, ayrıca yeni rejimin kurduğu bazı askeri ve güvenlik
gruplarının da istihbarat teşkilatları faaliyete geçirilmiştir.

SAVAK lağvedildikten sonra yerini VEVAK aldı. İran istihbaratının bir birimi
olan VEVAK daha sonra çeşitli alt kollara ayrılarak bugünkü halini aldı.
1984’te Muhammed Reyşehri’nin başkanlığında ülkedeki güvenlik ve istihbarat
birimleri örgütlenerek Vezaret-i Ettela’at Ve Amniyet-i Kisvar-VEVAK
(İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı) altında birleştirildi. Geniş bütçesi ve
devasa örgütlenmesiyle VEVAK, İran yönetimindeki en güçlü bakanlıklardan birisi
haline gelmiştir. Bu bakanlık, Ali Hamaney’in Velayet-i Fakih Örgütü’nün
rehberliğinde faaliyet gösterir ve diğer bakanlıkların güvenlik ve istihbarat
projelerini hem yönlendirir hem denetler ve eşgüdümünü sağlar.



İran İstihbarat Bakanlığı ya da gayri resmi kisaltilmis adlariyla VAJA / VEVAK /
MOIS bilinir. İran İstihbarat Bakanı cumhurbaşkanı tarafindan önerilmesine
rağmen Dini liderin onaylaması zorunludur. İstihbarat bakanları devlet
başkanına değil Dini lidere bağlıdır.

İran istihbaratında Devrim Muhafızları, Polis, Ordu ve İstihbarat
komutanlıkları vardır ve bunlar da Dini lidere bağlıdır. 1984’te kurulan SAVAMA-
İran İstihbarat Servisi-MOIS’in yıllık bütçesi 400 milyon dolar civarındadır.
VEVAK, bilgi toplamanın yanında dünya ve bölge çapında radikal gruplar ve
İslâmi Hareket Örgütleri ile irtibat sağlamaktan da sorumludur. VEVAK güdümlü
faaliyetlerin iki hedef ekseninde gerçekleştiği görülebilir;

Rejim muhaliflerinin cezalandırılmasını, İslâm Devrimi’nin ihraç
edilmesi.Günümüzde İran bu faaliyetlerini özellikle tüm Kafkasya, Güney Asya ve
Orta Doğuda yoğun şekilde sürdürmektedir. Şii jeopolitiğini ilgilendiren her
bölge operasyon hedefi seçilmektedir.

VEVAK
çatısı altında yer alan İran istihbarat kurumları şunlardır:

1- SAVAMA: Dış
istihbarattan sorumlu asıl servistir. Batılı ülkelere (Türkiye’ye) yönelik
faaliyetler, Hizbullah ve diğer radikal dinci örgütlerin faaliyetlerini
yönlendirir. 

2- Devrim Muhafızları (PASDARAN): 120 binin üzerinde askeri personeli olan
yapı, rejim muhaliflerini takip etmekle görevli bir istihbarat ünitesine de
sahiptir. Ayrıca “Basij/Besic ” adı verilen gönüllüleri de PASDARAN kontrol
eder. 900 000’den fazla elemanı olan bu kurumun Şii itikadına (jeopolitiğine)
uymayan kişilerin tespiti ve ortadan kaldırılması görev tanımındadır. Dış
operasyonlar her durumda SAVAMA ile ortak yürütülür. Başında bir general
bulunan PASDARAN’a bağlı İran’ın Rambosu Kasım Süleymani’nin komuta ettiği
“Kudüs Kuvveti” de ülke dışı harekâtlardan sorumludur.

3- Kurtuluş Hareketleri
Dairesi: PASDARAN’ın Körfez Taburu statüsünde oluşturulmuştur. Bu teşkilat;
PKK, ASALA, Japon Kızıl Ordusu ve Hizbullah gibi uluslararası terör örgütlerine
uzun yıllar boyunca askerî, malî ve lojistik destek vermiştir. Bu
faaliyetlerine açık veya gizli olarak halen devam ettiği biliniyor.

4- İran Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı (J-2),Şah döneminde ABD ordu
sistemine göre dizayn edilen bu yapı daha çok klasik askeri istihbarat ile
yükümlüdür.

Bugün Irak ve Suriye’de rekabet halindeki Türk ve İran gizli servislerinin
karşı karşıya gelişi ilk değil. 1997-1998 yılında; PKK ile ittifak halinde
bulunan İran destekli Talabaninin partisi KYB; Barzaninin partisi KDP’ye
saldırarak Erbil dâhil büyük bir bölgeyi ele geçirmişti. Barzani ile hareket
eden Türk zırhlı birliklerin de katıldığı çatışmalarda Talabani ve PKK güçleri
yenilgiye uğratılmış, Barzani güçlerinin kaybettiği yerlerin tamamını tekrar
ele geçirilmiş ve KDP’ye teslim edilmiştir. Bu çatışmalarda İran askeri
birlikleri de (çoğunlukla PASDARAN) Talabani’nin yanında gayri resmi olarak
fiilen katılmıştır. Yani Irak’ın kuzeyinde resmi olarak olmasa da İran ve Türk
askerleri karşı cephelerde çarpışmış, İran tarafı bu çatışmadan yenik
çıkmıştır. İran, istihbarat teşkilatlarını sadece bir haber alma teşkilatı
olarak değil, operasyonel unsurlar olarakta kullanıyor. Bu açıdan bakıldığında
yüzyıl önceki İstihbarat örgütümüz Teşkilatı Mahsusa’yı andırıyor. Türkiyede
istihbarat faaliyetlerini sadece MİT teşkilatını baz alarak değerlendirmek
sağlıklı sonuçlar vermez.Türkiye’de istihbarat yapılanması hem bunlardır hem
bunlar değildir.
























Ömür Çelikdönmez

Twitter:@oc32oc39

omurcelikdonmez@hotmail.com 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir