98.
Yıl Dönümünde Türk Milletinin Varoluş Mücadelesi : Sakarya Meydan Muharebesi


23 Ağustos 1921’de, 98 yıl önce Türk tarihinin
dönüm noktalarından biri sayılacak Sakarya Meydan Muharebesi başladı. Peki bu
savaşta neler yaşandı? Hep birlikte o tarihi günleri hatırlayalım.


türk’ün melhame-i
kübra’sı


ölüm kalım savaşına türk milleti, kadınıyla, erkeğiyle, genciyle,
yaşlısıyla, binek ve taşıma hayvanıyla, süngüsüyle, ekmeğiyle, yani elindeki
her şeyle girmişti. sakarya nehri, bütün gücüyle doğduğu kaynağından
karadeniz’e doğru akarken, eskişehir ve ankara hudutlarında doğal bir sınır
oluşturuyordu ve her iki taraf da, bu nehri savaşta kendi lehine kullanmaya çalışacaktı
ama sakarya nehri, beşeri faktörlerin yanı sıra doğal bir unsur olarak türk
milletinin yanında yer alacaktı. sakarya nehri’ni, türkü yok etmek için nihai
nokta olarak gören yunan ordusu kurmay heyeti, bir balığın oltaya takıldığı
gibi sakarya nehri’nin akarken çizdiği çengele takılacak ve o doğal sınırı
kendi şark sınırı olarak konumlandırmak isteyecekti, tabii sakarya meydan
muharebesi’nde türk taarruzu başlayana dek. sonra, batı anadolu’yu elinde
tutmak isteyecekti, ta ki büyük
taarruz
‘a dek.


savaş
hazırlıkları ve taraflar:


yunan tarafı


savaş öncesinde iyi durumda olan yunan ordusu, kuvvetini daha da
arttırmak için aydın’dan 1 tugayı, izmir’den 3 evzon taburunu ve 1 tümeni,
balıkesir’den 1 tugayı ve bursa’nın güneybatısından 1 tugayı daha cephe hattına
kaydırdı. bununla da yetinmeyen general
papulas
*, kral i.
konstantin
‘den 1 ihtiyat tümenini daha cepheye sevk etmesini istemişti.
gelen bu ihtiyat tümeni izmir’e ve uşak’a yerleşirken, o bölgeden yaklaşık bir
tümenlik kuvvet daha cepheye kaydırıldı. kütahya-eskişehir muharebeleri’nde
görev alan askerlerin yaklaşık 10.000 kadarı cephe gerisine çekildi ve
yerlerine gelen daha iyi durumdaki birliklerle birlikte savaş öncesi yunan
ordusu, 135.000 civarındaki rakamlara ulaştı. asker sayısında kendini iyice
üstün konuma getiren yunan ordusu, bununla birlikte lojistik ve silah konusunda
da türk ordusundan üstündü. türk ordusu, lojistiği at ve katır arabaları ile
sağlarken, yunan ordusu, 900 kadar kamyona sahipti ve cepheye sürekli ve hızlı
tedarik sağlayabiliyordu. nitekim bu lojistik avantajı, yunan ordusunu
temmuz’da vuku bulan kütahya-eskişehir muharebeleri’nden 1 ay kadar kısa bir
süre sonrasında en iyi konumuna getirmişti ve vakit kaybetmeden saldırıya
geçebileceklerdi. yunan ordusu, 386 top, 1350 kılıç, 18 uçak, 4.000 subay,
3.800 hayvan, 840 kamyon ve yaklaşık 135.000 askeri* ile savaşa
hazırdı.


türk kanadı


türk ordusu, lojistikteki zaafiyetini, iletişim ile gidermeye
çalışıyordu. 7 ağustos’ta yayımlanan tekalif-i
milliye
emirleri, yaklaşan yunan taarruzu öncesi, orduyu en kısa sürede
saldırıyı karşılayabilecek hale getirmek adına duyurulmuştu. mümkün olan en
kısa sürede asker sayısını da arttırmak isteyen mustafa
kemal paşa
, ankara’daki ve civardaki bütün askerlere de cepheye gitme emri
verdi. bu bölgedeki askerlerin birçoğu subaydı ve her biri bu çağrıya yanıt
vererek derhal cepheye intikal etti. cephedeki subay sayısı 5.401’e ulaşmıştı
ve asker sayısı da 96.326 olmuştu. ordu mevcudiyeti kısa bir sürede hatrı
sayılır bir rakama ulaşsa da, sayı düşman karşısında halen yetersiz
görünüyordu. türk ordusunun elindeki 196 top ve 1.390 kılıç da, yine yunan
ordusunun savaş gereçlerine göre azdı ancak o dönemlerin tankı olan süvari
sayısında ve tecrübesinde türk ordusu, yunan ordusundan daha iyi bir konumdaydı
ama kılıç sayısındaki azlık, süvarilerimizin etkisini düşürecek gibi
görünüyordu. türk ordusunun en iyi subaylarından olan fahrettin
altay
ise, süvarilerini bir orkestra şefi gibi yöneterek bu açığı kapatacaktı.
başkomutan mustafa kemal paşa da, mareşal fevzi
çakmak
ve ismet paşa ile cephedeydi. türk ordusu, 96.326 er, 5.401
subay, 2 mareşal, 1 başkumandan, 196 top, 32.137 hayvan*, koca bir
millet ve coğrafyası ile savaşa hazırdı.


savaş öncesi
yayılma:


yunan tarafı


yunan ordusu,
şimalden cenuba, alpu-hamidiye-seyitgazi hattından, başlangıçta 4 koldan,
devamında sivrihisar’da 5. kola ayrılarak, operatif hedefi olan sakarya nehri’nin
seyitgazi yönüne doğru kıvrıldığı konuma ilerleyecekti. bunu yaparken cepheyi
100 km. kadar bir uzunluğa ulaştıracaktı. porsuk çayına hem kuzeyden, hem de
güneyden paralel olarak ilerleyen kol, hattın ilk kızışacak yerini
oluşturuyordu ve türk ordusunu şimale çekmeyi amaçlıyordu. özellikle mihalıççık
ve sivrihisar doğusunda, türk ordusunun ciddi bir direniş göstereceğini
varsayan yunan ordusu, gücünün büyük kısmını bu bölgede toplamıştı. halbuki bu
sahada düşmanla temasta bırakılan kuvvetler, yalnız süvari bölükleriyle yükü
hafif ve küçük piyade müfrezelerinden ibaretti. ve bunlar düşmanın harekatını
mümkün olduğu kadar geciktirecek, durduracak ve teması koruyarak geriye
çekileceklerdi. bunun sonucunda yunan ordusu, hattını yeniden düzenlemeye
gidecekti.


türk kanadı


türk ordusu,
sakarya nehri’ni bir avantaj olarak kullanmak adına, cepheyi nehir kıvrımlarına
şark yönünde paralel olarak oluşturdu. arkasında ankara düzlükleri bulunan türk
ordusu, batı anadolu coğrafyasının doğal engellerinin bittiği son yer olan
sakarya nehri’nin doğusuna, kendi vücudunu siper olarak sürmüştü. güneyden
kuzeye, güney kısmında yoğun, merkez kısmında yakın ama seyrek ve kuzeyde de
orta düzeyde bir yoğunluğa sahipti. mustafa kemal paşa, yunan ordusunun saldırı
ağırlığı vereceği bölgelere göre hızla konum değiştirebilecek ama asla cephede
gedik açmaya mahal vermeyecek şekilde orduyu cepheye yaydı. bu yayılış, hatt-ı müdafaa yoktur sath-ı müdafaa vardır cümlesinin ve
taktiğinin savaş başlamadan evvel düşünüldüğünü kanıtlar. bu söz, orduyu teşvik
etmenin yanı sıra, dünya harp tarihine altın harflerle kazınacak muazzam bir
savunma sanatıdır. kanatlardan çevrilmekten korkan ve kanatlardan çevirmeyi
denemek için cepheyi uzatan yunan ordusuna, kanatlardan saldırmak, cephe ardına
sarkmak ve özellikle lojistiğe zarar vermek için türk süvarileri de, ağırlıklı
olarak türk ordusunun cenubuna konuşlandırılmıştı.


iki tarafın da beklediği meydan muharebesi için, iki taraf da
hatlarını çizmişti. yunan ordusu, özellikle avcı birlikleri ile neredeyse her
noktadan cephede gedik açmaya çalışacak, türk ordusu ise, gedik açılsa dahi
hattın ve ordunun dağılmasını önlemeye çalışacaktı. savaş çetin olacaktı ama
iki taraf da, savaşın 22 gün ve 22 gece kadar uzun sürmesini beklemiyordu.


muharebe:


açılış evresi


13 ağustos
tarihinde, fevzi çakmak ve mustafa kemal paşa’nın öngörüleri gerçekleşmişti.
yunan ordusu kıpırdamaya başlamış, hatta harekete geçmişti. türk keşif
birliklerinin, kurmay heyetine yunan ordusunun hareketlerini hem havadan hem de
karadan gözleyip bildirmesi üzerine, yunan saldırısı bir baskın niteliğinde
olmayacaktı. yunan ordusu, bu ilerleyişinde, öncü türk süvari birlikleri ve
hafif piyadeleri tarafından 17-18 ağustos tarihlerinde karşılandı ve 23
ağustos’a kadar tacize uğrayıp küçük ama önemli zararlar görse de, ilerleyişi
durdurmadı. papulas, büyük cihan harbi’nde vuku bulan kanlı siper savaşlarını
duymuştu ve bu savaşın da tıpkı verdun, somme, çanakkale
ve passchendaele
gibi bir batağa saplanmasını önlemeyi birinci hedefi olarak belirlemişti. siper
savaşları aylarca sürebilir ve her iki tarafta da, ufak kazanımlar için büyük
kayıplara neden olabilirdi. yani yunan ordusu, sürekli bir taarruz içerisinde
olacaktı. türk süvari birlikleri, yunan ordusunun sağ kanadına ve cephe
arkasına sürekli saldırılar yaparken, yunan ordusuna zarar verip yunanı
yıpratması üzerine papulas, genel yunan strateji değişikliğine gitti ve 23
ağustos’a kadar büyük çapta bir çatışma çıkmadı.


23 ağustos
tarihinde, hat değişikliği tamamlanmıştı ve yunan ordusu saldırı pozisyonuna
nihayet geçmişti. yunan ordusu, ağırlığını artık cenuba, kendi sağ kanadına,
yani türk ordusunun sol kanadına vermişti. bu değişiklikteki amaç; türk
ordusunun sol kanadını çökertmek, türk hattını dağıtmak ve ara vermeden derhal
ankara’ya yürümekti. henüz yunan bu manevraya başlamadan önce ise mustafa kemal
paşa, türk ordusunu bu değişikliğe göre konumlandırmıştı. harita üzerinde
karadeniz’den akdeniz’e doğru neredeyse dik bir çizgi şeklinde pozisyon alan
türk ordusu, artık sol kanadından ankara yönüne doğru açılarak, bir dik açı
oluşturacak pozisyona gelecekti. bu stratejik yayılmanın muazzamlığı ise, savaşın
açılış ve kırılma evrelerinde kilit rol oynayacaktı.


23 ağustos’un
sabahında, yunan ordusu ilerleyişe geçti ve ilk sıcak temaslar sağlandı. artık
iki ordunun da siklet merkezleri karşı karşıyaydı. 


sakarya nehri’nin
batısına gelen yunan ordusu, sert bir direniş ile karşılandı ancak yunan avcı
birlikleri, inatla ilerlemeye çalışıyordu. 24 ağustos’a kadar aralıksız devam
eden muharebe, bu tarihte yunan kanadı adına sonuçlar vermeye başlamıştı. öncü
yunan birlikleri, beylikköprü üzerine yoğunlaştı, hatta nehri geçti. nehrin
doğusuna geçer geçmez köprü başını tutmaya koyulurken, bir yandan da türk
hattını kırmak adına taarruza devam edildi. nehri geçen öncü yunan
birliklerine, türk ordusu hem şimalden hem de cenubtan bir baskın taarruzuna
geçti ve hucüm eden yunan ordusu bir anda iki ateş arasında kaldı. kanlı
çatışmalar sonucunda durdurulan öncü birlikler, köprü başına kadar itildi.


yunan ordusu,
türk hattını vurmak adına, ağustos’ta yeni bir taarruza kalkıştı ve bu taarruz,
bir öncekinden de büyük bir sayı ile yapıldı. papulas inatçıydı. haymana’nın 30
km kadar doğusuna taarruz eden yunan ordusunun bütün saldırıları karşılandı,
sadece türbetepe’de yunan kazanımları oldu. işgal edilen türbetepe’de çatışmaya
devam eden türk piyadeleri, hattan desteğe gelen 3 alaylık bir kuvvetle yunan
pozisyonuna süngü hücumuna geçti ve yunan ordusu türbetepe’den de
itildi. türk piyadesi, en az papulas kadar, hatta ondan kat kat inatçıydı. 25 ağustos’un
son saatlerine kadar devam eden çatışmalar sonucunda yunan ordusu, nehrin
doğusundaki ilk konumuna gerilemişti.


kesintisiz süren
muharebe, 26 ağustos’ta yeni bir yunan genel taarruzu ile ateşini yükseltti.
yunan ordusu bu kez bir buçuk tümen ile beylikköprü’nun kuzeyine ve iki tümen
ile de yıldız ve devidemir’e ilerledi. ilk safhanın en kanlı çatışmalarından
birisi haymana’da gerçekleşti ve haymana cenubunda yunan ordusu kazanımlar
sağladı. diğer hatlarda ise türk ordusu pozisyonlarını zor da olsa
koruyabilmişti.


27 ağustos’ta
yeni kazanımlarına yerleşmeye çalışan yunan ordusu, ardı arkası kesilmeyen bir
genel taarruza daha girişti. bir sonuç elde edemese de türk ordusu büyük
kayıplar vermişti ancak yine de cephede tutunmayı bildi. bugünün ardından
ankara’daki meclis’in kayseri’ye taşınması dile geldi. eğer savunma hattı
geçilecek olursa, meclis işlevini sürdürmeliydi. enver paşa
da batum’dan bu muharebe’nin sonucunu bekliyor ve ona göre hareket etmeyi
planlıyordu.


28 ağustos’ta
yunan ordusu, sakarha nehri’nin kıyısına iyice yerleşmişti ve beylikköprü
üzerinden türk ordusunun cenubuna taarruza devam etti. yunan ordusu toprak
anlamında pek bir kazanım elde edemese de, türk ordusuna büyük kayıplar
verdirmeyi başarmıştı. bunun yanı sıra türk ordusunda firarlar başlamıştı ve
cepheyi terk eden askerler oluyordu. türk ordusu buna rağmen inatla direniyor
ve yunan ordusuna da büyük kayıplar verdirmeyi sürdürüyordu. yunan ordusunun yaptığı
genel taarruzlar sonucunda ordunun en hızlı birliklerinin çoğu öldürülmüş ve
yaralanmıştı. türk ordusu iyiden iyiye zayıflarken durum yunan ordusu için de
pek parlak değildi.


29 ağustos ise
yunan ordusunun artık türk ordusunu kırmak adına açılış evresindeki en büyük
genel taarruzu başlamıştı. 7 gündür aralıksız savaşan iki ordu da yorulmuştu
ama yunan, taarruzunda ısrarcı olmaya devam ediyordu, türk ordusu da
savunmasında. yine beylikköprü’den başlayan yunan taarruzu, bu kez dikilitaş ve
daha doğusundaki büyük gökgöz mevzilerine kadar sürdü. bu taarruz ile yunan,
neredeyse meydan muharebesi boyunca kazandığı toplam topraktan daha fazla bir
kazanım sağladı. bunun üzerine mustafa kemal paşa, ordunun merkezini derhal
sarı halil ve kursak hattına çekti. dikilitaş’ta ilerleyen yunan ordusuna karşı
alınan yeni pozisyon, yunan ordusunu yeni bir pozisyon almak zorunda
bırakmıştı. yani yunan ordusunun bütün kazanımları, boşa kürek çekmek değimine
karşılık gelmişti. yine harita üzerinde düşünecek olursak; kuzeyden güneye düz
bir çizgi gibi inen türk savunma hattı, en güneyinde dik bir açı oluşturacak
şekilde yeni bir hat oluşturmuştu. “hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa
vardır ve o satıh bütün vatandır!” vatansever bir söz olmasının yanı sıra
bu söz, askeri terminolojiye tepeden inecek olan bir savunma stratejisiydi.
türk hattı dağılabilir, gedik açılabilir ve yok olabilirdi, ama asla
dağılamazdı. hatta herhangi bir nokta geçilse dahi, diğer hatlar direnişe devam
edecek ve bozulan hat daha geride yeni bir pozisyonda hat kuracaktı. geleneksel
meydan muharebeleri’nde yarılan bir hat derhal dağılır ve diğer hatlar sağlam
olsa dahi kendisini yenilmiş sayar ve dağılırdı ama bu geleneksel bir savaş ve
yöneteni geleneksel bir paşa değildi. bununla da yetinmeyen türk ordusu,
savunma hattını daha geriye kurduğunda daha yoğun bir hat oluşturmuş oluyordu.
türk ordusu, sırtını artık şimale vermişti ve cenubuna doğru savunma pozisyonu
almıştı. papulas’ın öngörüsü, bu taarruz sonucunda yarılan türk hattının
tamamen dağılması gerektiği yönündeydi. yalnız papulas’ın değil, muharebeyi
takip eden bütün dünyanın öngörüsü böyleydi. papulas, hattı kısmen yarmasına
yarmıştı ama beklediği asla olmayacaktı. türk ordusu inatla direnişe devam
ediyordu.


“sönmüş
görünen türk ruhu yedi günden beri sakarya kıyılarında bir alev gibi yanıyor.
türkler dirilmiyorlar, yaşadıklarını ispat ediyorlar.”


30 ağustos’ta
türk savunma pozisyonuna göre güneyden kuzeye doğru yunan ordusu tekrar
taarruza geçti. papulas, türk ordusunun yeni savunma hattını çabuk okumuştu ve
merkezi olan sarı halil ve kursak bölgesinin yanı sıra türk hattının yeni sol
kanadı olan büyükçalış mevzilerini hedef aldı. bu büyük genel taarruz da türk
ordusu tarafından, kayıplarına rağmen uzaklaştırıldı. yunan ordusu, sadece
çaldağı’nın garp yönüne kolayca girebilmişti ve bu bölgenin kazanımı, yunanı
ümitlendirmeye yetmişti.


cephede kutlamalar yapmaya başlayan yunan ordusu, yeşeren ümitleri
ile yeni bir taarruzu 31 ağustos’ta gerçekleştirdi. sivrihisar-günyüzü
bölgesindeki kazanımlarını ilerleyen yunan ordusu çaldağı’ndaki kazanımlarını
da geliştirdi.


kırılma evresi


31 ağustos sonuna
kadar gelişen muharebeler sonucunda yunan ordusu, büyük kayıpları nedeniyle
türk ordusunun sol kanadına taarruz yapmaktan vazgeçti. bunun yerine, nispete
daha seyrek olan türk ordusunun sağ kanadına 1 eylül’de taarruza geçti. haymana
ve dikilitaş yönünde gelişen bu taarruz, türk savunması tarafından son ana
kadar karşılandı.


2 eylül tarihinde
bu taarruz hız kesmeden tazelendi. bu taarruz ile çaldağı üzerindeki türk
birlikleri daha doğuya çekilmek durumunda kalmıştı. çaldağı’nın hakimiyetini
ele geciren yunan ordusu, görünüşte bütün muharebe sahasına hakim olan bu tepe
sayesinde, savaşın gidişatını türk aleyhine döndürmüş gibi görünüyordu. gelin
görün ki, bu çok yanlış bir düşünceydi.


“daima özünü
koruyan, aklını ve ileri görüşlülüğünü koruyan bir ordu için mevziin önemi
yoktur. bir asker her yerde savaşır. tepenin üstünde, tepenin altında, derenin
içinde de savaşır.” -türk ordusu başkumandanı gazi mustafa kemal paşa


paşa, ordusuna,
davasına ve kendisine güveniyordu. hatt-ı müdafaa yoktu, sath-ı müdafaa vardı.
başkumandan’ına uyan türk ordusu, çaldağı’nın yunan ordusunun eline geçmesinden
endişe etmedi ve çaldağı’nın 500-1000 metre kadar doğusuna, daha güvenli bir
hatta yerleşip savunma düzenini tekrar kurdu.


3 eylül’de, yunan
ordusunun bütün yorgunluğu ve sessizliği gün gibi ortadaydı. ufak çatışmalar
sürse de büyük bir çarpışma vuku bulmadı. neredeyse bütün avcı birliklerini
kaybeden yunan ordusu, ufak hazırlıklar içerisindeydi.


eylül’ün dördüncü
gününde hazırlıklar sonuçlanmıştı ve elinde kalan iyi durumdaki saldırgan
birlikleri ile türk ordusunun hem sağ kanadına hem de merkezine bindirdi. bu
taarruz, yunan ordusu için felaket denebilirdi ve türk ordusu tarafından, büyük
kayıplar verdirilerek durduruldu, devamında da uzaklaştırıldı.


yunan ordusu mağlup olmak üzereydi veya çoktan mağlup edilmişti.
ama ne papulas, ne yunan ordusu, ne de bütün dünya bunu itiraf edemiyordu. bu
sebeple 5 eylül’de toplayabildiği bütün yedek kuvvetleri ile son bir taarruza
girişti. toplayabildiği kuvvet, türk ordusunun merkezini hedef almıştı ancak
yine savunma tarafından sert bir yanıt ile durduruldu. yunan ordusu artık
saldıramaz haldeydi. eli kolu kesilmiş olsa da kükremeye çalışan papulas, resmi
raporunda kendince savaşı bitirmişti. raporunda türk ordusunu yendiğini ve
nehrin doğusuna yerleştiğini beyan ediyordu. oysaki mustafa kemal paşa,
planının birinci evresini henüz bitirmiş ve ikinci aşamaya başlanmamıştı bile.
paşa’nın planının ilk aşaması, yunan’ı kendi istediği yerde savaşmaya zorlamak
ve meydan muharebesini hiç aralık vermeden sürdürüp yunan ordusunu kırmaktı.
ikinci evre ise, düşmanın üzerine atılmaktı ve artık başlıyordu.


kapanış evresi


6 eylül sabahında
gün doğudan doğarken, yunan ordusunun artık harekete veya taarruza takati
kalmamıştı. muharebenin başından bu zamana kadar savunma pozisyonunda kalan
türk ordusu, taarruza hazırlanıyordu. günlerdir mütemadiyen saldıran yunan
ordusu ile türk ordusunun durumları artık yer değiştirmişti. türk ordusu,
yunan’ın direnişinin ne dereceye kadar kırılganlaşacağını tartmak icin derhal
merkezinden taarruza geçti. iki tümenlik yunan cephesine taarruz eden türk
ordusu başarılı olmuştu ve görünen o ki, genel bir taarruzun vakti gelmişti. 13
eylül 1683 günü viyana’da başlayan türk geri çekilmesi, ölüm kalım savaşının
ardından, hiç kimse bunu beklemezken bitmişti ve bu da yetmezmiş gibi, türk
ordusu taarruza geçmeye hazırlanıyordu.


eylül’ün 7’sinde yunan
savunmasına yapılan tacizler, 8 eylül günü devam etti. türk kurmay heyetindeki
genel görüş; artık düşman ordusunun tepelenme vaktinin geldiği yönündeydi.
hazırlıklar daha köklü ve genel şekilde hızlandırıldı. 9 eylül günü hazırlıklar
bütün türk hattında ivedilikle sürdü.


10 eylül günü,
bütün cephede, özellikle beylikköprü’nün doğusunda bulunan yunan kuvvetlerine,
mustafa kemal paşa’nın emri ile genel taarruz başlatıldı. bu taarruz, türk
ordusuna kesin ve büyük sonuçlar sağladı. düşman mevzilerini türk topları
dövüyor, süvariler akın halinde ilerliyor ve piyadeler süngü hücumuna
kalkıyordu. bu bölgeyi işgal etmiş olan yunan ordusu, topunu ve tüfeğini terk
edip beylikköprü yönüne kaçmaya başladı. papulas, kendi ordusunun artık
saldıramayacağını fark ettiğinde, aynı şeyin türk ordusu için de imkansız
olduğunu düşünüyordu ve bu bölgeye yerleşmeye başlamıştı. taarruza geçen türk
ordusunun yarattığı tahribatlar sonucu yunan ordusu, acele bir şekilde geri
çekilmeye başladı.


yunan ordusu sağ
kanadı başta olmak üzere geri çekilirken, türk taarruzları giderek şiddetini
arttırmıştı. öldü denilen bir millet, yaşadığını kanıtlamak istercesine, sanki
günlerdir harp eden bir başkasıymış gibi saldırıyordu. geri çekilişi iyice
zorlaşan yunan ordusu, büyük bir cesaret örneği göstererek, türk taarruzuna
karşı koymaya çalışarak, geri çekilmeyi güvenli bir hale getirmeye çalıştı. 11
eylül günü geri çekilirken perdeleme taarruzu yapan yunan birlikleri, türk
ordusu tarafından derhal kırıldı ve uzaklaştırıldı.


türk taarruzu 12 eylül’de
de aralıksız devam etti. büyük bir direniş gösteren yunan savunmasına rağmen,
türk süngüleri en önemli mevzileri ele geçirmeyi başardı. kartaltepe,
beştepeler ve cenubundaki cephelerin türk ordusu tarafından ele geçirilmesi
ile, yunan ordusu iyice çözüldü. perişan bir görünüme bürünen yunan ordusu, bir
an önce nehrin garbına geçmeye çalışıyordu ve bütün tertibini kaybetmişti.


13 eylül’de güneş
tepedeyken, sakarya nehri’nin doğusu, yunan unsurlarından tamamen
arındırılmıştı. haberi alan meclis, imkansız görünen bu zafere inanamıyordu.
yunan taarruzunun durdurulması bile herkesçe imkansızken, o orduya karşı
saldırıya geçmek, görülse dahi inanılmayacak bir şeydi. ama türk ordusu,
subayıyla eriyle, topuyla, silahıyla, süngüsüyle ve başkumandanı ile bunu
başarmıştı. o satıh bütün vatandı!


“hürmet
sana ey şan dolu sancağım

baştan başa arza hakim ol şahım

türk ordusu türk ordusu sayende

sakarya’da kurtuldu şan otağım


dünyalara
bedeldir mah cemalim

allahına emanettir kemalim”


meydan muharebesi
halen devam ederken, afyonkarahisar ve dinar bölgesinde bulunan türk birlikleri
de uşak hattına taarruz etti ve yunan hattı ile köprülerini tahrip etti.
yunan’ın geri çekilişini zorlaştırmak için yapılan bu taarruz, meydan
muharebesinin kazanılmasına büyük katkı sağlamıştı. bu taarruz, düşman
çekilirken bir kama gibi düşman hattına girdi ve üzerine gelen yunan
birliklerini vurdu. sivrihisar’a kadar süren taarruzla türk ordusu, yunan
başkumandan’ının merkez karargahına kadar girdi ve papulas’ın şahsi eşyaları
dahil olmak üzere birçok şeyi ele geçirdi.


yunan ordusu,
nehrin batısına itildikten sonra çekilmeye devam edecek durumda değildi ve
toplanması gerekiyordu. bundan dolayı nehrin geçitleri kuvvetli bir şekilde
tutuldu ve nehrin garbında toplanmaya başlandı. bunu gören mustafa kemal paşa,
direkt olarak yunan ordusu üzerine saldırmak yerine, şimal ve garp yönünde,
toplanma alanı dışından taarruz ederek geri dönüş yolunu kesme emri verdi. bu
hareketin yaratacağı tehlikeyi fark eden yunan ordusu, nehrin savunmasından vazgeçip
batıya doğru süratle çekilmeye başladı. yunan ordusu, mihalıççık ile sivrihisar
arasında ve demiryolu güzergahını yeni toplanma alanı belirlemişti. aynı esnada
türk ordusu, sakarya nehri’ni her noktadan geçmiş ve mihalıççık ile sivrihisar
hattına yaklaşıyordu. önemli bir kısım türk kuvveti, mahmudiye-arapören
civarındaydı, yani seyitgazi ile alpu’nun güneyine kadar ilerlemişlerdi. bir
diğer kuvvet ise, şimalden kartaltepe’yi işgal etmiş ve doğruca alpu üzerine
ilerliyordu. türk ordusunun aldığı bu saldırı pozisyonu, yunan ordusu için hiç
de iç acıcı değildi. yunan ordusu buna tepki olarak, taarruz eden türk
kuvvetinin sol kanadını kuşatmak amacıyla hızlı bir saldırı harekatı
pozisyonuna geçti. yunan saldırıya başlamadan evvel, türk ordusu derhal bu stratejiye
önlem aldı ve yunan ordusunu daire konumu aldırmaya zorladı. bunun üzerine son
bir can havli ile merkezden yarma harekatı düzenleyen yunan ordusu, başarılı
olamadı ve savunma pozisyonunda kalmaya karar verdi. taarruza bu sefer türk
ordusu geçti ve yunan’ın savunma pozisyonu almasını engelledi.


ankara’nın 50 km.
kadar yakınına ulaşan yunan ordusu, savaşı kaybetmiş ve geri çekilmişti.
muharebeyi kazanan türk ordusu ise, başlangıçtaki büyük firarlar ve savaştaki
kayıplar nedeniyle genel bir taarruza hazır değildi ancak artık yunan ordusu da
taarruz edemez hale getirilmişti. ucu açık gibi görünse de sakarya meydan
savaşı, kurtuluş savaşı’nın gordion düğümü idi ve ulu önder gazi mareşal mustafa
kemal atatürk
de tıpkı iskender gibi o düğümü kılıcı ve aklı ile kesmişti.


“efendiler! barış yoluyla haklarımızı elde etmek için her
yola başvurduk. bu konuda hiçbir kusur etmedik. fakat, bizim bütün iyi
niyetlerimizi ve ciddiyetimizi, medeniyet alemi önünde gizlediler. ve ancak
ilkel kavimlere yapılabilir uygulama ile ve çocukça birtakım manasız
tehditlerle bizi karşıladılar. efendiler! bütün dünyanın bilmesi lüzımdır ki:
türk halkı, türkiye büyük millet meclisi ve onun hükmeti, uşak yerine konulmayı
kabul edemez. her medeni millet ve hükümet gibi varlığının, hürriyet ve
istiklalinin tanınması talebinde kesinlikle ısrarlıdır. ve bütün davası da
bundan ibarettir!”


sonuçları:


yunanlara etkisi


yunan ordusu geri çekilirken, türklerin kullanabileceği hiçbir şey
bırakmamak için demiryolları ile köprüleri havaya uçurdu ve birçok köyü yaktı.
geri çekilirken türk sivil halkına karşı yaptığı tecavüzler, kundaklamalar ve
yağmacılık sonucunda 1 milyonun üzerinde sivil türk evsiz kaldı. yunan kanadı,
hala türklerin büyük bir saldırı düzenleyip kendilerini anadolu’dan
atamayacağına emindi ve bölgedeki türk nüfusunu azaltma gayretine bütün
vahşilikleri ile devam etti. mayıs 1922’de yunan ordusu başkomutanı general anastasios
papoulas
ve kurmay heyeti istifa etti. yerine general georgios
hacianestis
atandı. hacianestis, deli olduğu kadar ihtiyatlı da bir
kumandandı ve batı anadolu’daki yunan hattını kuzeyden güneye uzatıp, iyice
tahkim ederek izmir’i güvene almaya çalışacaktı. papulas’ın hatalarının farkındaydı
ve aynı sonucu paylaşmak istemiyordu. gözden düşen papulas ise, 1930’lu yıllara
kadar elefterios venizelos‘u destekledi. venizelos’un siyasi
başarısızlıkları, papulas’ı da etkileyecek ve 1935’te bir askeri darbe
hazırlığında olduğu suçlaması ile idam edilecekti.


türk kanadı


miralay fahrettin
bey, miralay kazım bey, miralay selahattin adil bey ve miralay rüştü bey,
mirliva rütbesine terfi etti ve paşa oldular.


atatürk’ün ise,
sakarya meydan muharebesi’ne kadar askeri bir rütbesi yoktu. osmanlı devleti
tarafından verilmiş olan rütbeleri, yine osmanlı devleti tarafından alınmıştı.
nutuk’ta gazi paşa şu ifadeleri kullanır:


“sakarya
muharebesi neticesine kadar, bir rütbe-i askeriyeye haiz değildim. ondan sonra,
büyük millet meclisince müşir (mareşal) rütbesi ile gazi unvanı tevcih edildi.
osmanlı devleti’nin rütbesinin, yine o devlet tarafından alınmış olduğu
malumdur.”


“o
sevimli yüzün asla solmasın

hiçbir vakit kalbin yasla dolmasın

ey mert asker durma yürü ileri!

vatanımda tek bir düşman kalmasın


dünyalara
bedeldir mah cemalin

allahıma emanettir kemalim!”


mustafa kemal paşa, sakarya meydan muharebesi’nin zaferinin
ardından ankara’ya dönmekte iken, bir türbe başında dua edilmesi ve mevlit
planlanmıştı. sözde, bu zaferin mimarı, o türbe idi. bunu haber alan gazi paşa
hiddetlendi ve “mehmetçiğimin hakkını ve çabasını, burada yatan bir ölüye
yediremem!” diyerek, vatanın kurtulmasında askerinin önemini
vurgulamıştır. muharebenin kazanılmasıyla, türk milletinin savaşın
kazanılacağına olan inancı kuvvetlenmiştir. istanbul’da, tüm camilerde sakarya’da
şehit olan askerler için mevlitler okunmuştur. o ana kadar, ankara’ya mesafeli
duran istanbul basınında dahi bir sevinç duygusu oluşmuştur. muharebenin
sonunda, batı cephesi’ne bağlı birliklerin komuta yapısı değiştirildi. 1. ve 2.
ordu kuruldu. grup komutanlıkları lağvedilerek yerine 1., 2., 3., 4., 5.
kolordular ve kolordu seviyesinde kocaeli grup komutanlığı kuruldu. savaşın
başında umutsuzca firar eden askerlerin yerine, yurdun dört bir yanından
gönüllü askerler katılmış ve ordu revize edilmiştir. tekalif-i
milliye
emirleri, türk halkı tarafından zorunluluk şöyle dursun bir bayram
havası olarak algılanmış ve orduya destek her geçen gün artmıştır.


dünyada etkisi


uluslararası
toplumun,özellikle ingiltere’nin, tbmm güçlerine bakışı değişmiş ve yunanistan,
arkasındaki ingiltere desteğini büyük ölçüde kaybetmiştir. türk direnişi, bütün
dünya tarafından artık meşru olarak kabul edilmeye başlanmış ve davası destek
görmüştür.


buhara
cumhuriyeti
‘nden türk meclisine üç kılıç gönderildi. kılıçlardan birisi
mustafa kemal paşa’ya, diğeri de ismet paşa’ya verildi. bu kılıçlardan
sonuncusu ise, izmir’i fetheden timur’a aitti. manevi değeri çok yüksek olan bu
hediye, 1 sene sonra izmir’e giren ve izmir hükümet konağı’na, yaralı olmasına
rağmen, türk bayrağını çeken şerafettin
izmir
‘e verilecekti.


güneş batmayan
imparatorluk adı ile anılan britanya imparatorluğu, kuklası yunan krallığı
aracılığı ile emperyalizmini anadolu’ya ve türk’e de ulaştırmaya çalışırken
başarısız olmuştu. bu nedenle diğer sömürgeler de olan bitenin farkına varacak,
tanrı gördükleri britanya’nın kanayabileceğini fark edecek ve kendi bağımsızlık
savaşlarına girişeceklerdi. britanya için artık günbatımı ufukta görünüyordu.


devamı


anadolu’da hala
büyük bir kuvvet bulunduran yunan ordusu, kazanımlarını elinde tutmaya
çalışacak, türk ordusu ise vatan toprağında tek bir işgal kuvveti kalmayana dek
taarruz edecekti. bu dualite içinde türk ordusu için kaçınılmaz olarak ilk
hedef akdeniz görünüyordu. başkumandan gazi mareşal mustafa kemal paşa, 1 sene
içinde orduyu düzenleyecek, ileri emrini verecek, büyük
taarruz
‘u başlatacak ve yunan’ı denize dökecekti. bununla da yetinmeyen
türk ordusu, tarafsız bölge ilan edilen istanbul üzerine yürüyecek, çanakkale
krizi
‘ni çıkaracak, britanya hükümetinin düşmesine neden olacak ve mudanya
mütarekesi
ile bundan da alnının akı ile çıkacaktı. lozan
antlaşması
ise, türkün zaferinin nişanı ve türkiye cumhuriyeti’nin
resmiyeti olacaktı. mustafa kemal atatürk’ün, mareşal fevzi çakmak’ın, ismet
inönü’nün, bütün subaylarımızın, askerlerimizin her birinin, aziz
şehitlerimizin ve gazilerimizin hepsini büyük saygı ile anıyorum. onlar
olmasaydı hiçbirimiz ne sevebilir, ne üzülebilir, ne aşık olabilir, ne bir yerlere
gelebilir, ne de kendi bayrağımız altında hür olabilirdik. kısacası insan
muamelesi görmez ve yaşayamazdık. türk milleti, en buhranlı zamanlarından,
büyük fedakarlıklar, kahramanlıklar ve vatanseverliklerle çıkmasını bilecekti.


“umutsuz
durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. ben, umudumu hiçbir zaman
yitirmedim.” –gazi mareşal mustafa kemal atatürk


en geç 10
eylül’de, türk ordusu başkumandanı gazi mustafa kemal atatürk’ün, izmir’e giren
şanlı türk ordusu tarafından belkahve’de karşılandığı tarihte, büyük taarruz
yazısı ile, türk kurtuluş savaşı’nın muharebelerini sonlandırmak dileğiyle.