SAĞLIK & TIP & HASTANELER & PSİKOLOJİ & SOSYOLOJİ & KİŞİSEL GELİŞİM & FELSEFE


Yıldıray Oğur : Nasıl oldu da bu kadar
yayılabildi ???
 

25.03.2020



E-POSTA : yildirayogur@gmail.com


Dün öğleden
sonra bu yazı için oturduğumda, John Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin
interaktif haritasına göre dünyada koronavirüs kapmış insan sayısı 392.780, bu
virüsten hayatını kaybeden insan sayısı ise 17.159’du.


Dün akşam
rakamları güncellemek için tekrar baktığımda vaka sayısı 414.277’ye, hayatını
kaybedenlerin sayısı ise 18.557’ye çıkmıştı.


Aynı gün
içinde öğleden akşama değişen rakamlar bunlar. Siz bu yazıyı okurken rakamlar
bunların çok daha üstüne çıkmış olacak.


LİNK : https://coronavirus.jhu.edu/map.html


İki dünya
savaşından sonra dünyanın karşı karşıya kaldığı en büyük kriz diyenler
abartmıyor. Yeryüzündeki bütün insanları tehdit edip, milyarlarca insanı aynı
anda evlerine kapatan insanlık tarihinde bir örnek bulmak bile zor olabilir.


Dünyanın 169
ülkesine yayılmış olan virüs, sadece Kuzey Kore, Türkmenistan gibi nüfusunun
yarısı bu virüsü kapsa bile dünyanın haberi olmayacağı otoriter rejimlerle
yönetilen ülkelere,  Nijer, Mozambik, Sierra Leona gibi bu virüsü tespit
edecek kadar dahi sağlık sistemleri olmayan yoksul ülkelere ve Yemen, Libya
gibi savaş bölgelerine girememiş durumda.


İki gün önce
Suriye’ye hatta blokaj altındaki Gazze’ye bile girmeyi başarmış bir virüsten
bahsediyoruz.


Daha dün 1 milyar
300 milyonluk Hindistan’da 21 günlük sokağa çıkma yasağı ilan edildi.


Sadece
İtalya’da her gün her üç dakikada bir kişi koronavirüs yüzünden hayatını
kaybediyor.


Peki Aralık
2019’da Çin’deki bir pazaryerinde ortaya çıkan bir virüs, üç ayda herkesin
gözleri önünde bütün dünyaya nasıl yayılabildi?


Bu sorunun
yanıtı üzerine epeyce şey okuduk.


Ama her gün
üzerimize yağan ayrıntılara bu kadar gömülmüşken tekrar bu soru üzerinde
düşünmekte fayda var.


Çünkü dün
nerelerde hata yapıldığını hatırlamak bugün ve yarın benzer hatalarının
yapılmaması için hayati önemde.


Bu sorgulama
için hem gazetecilik hem de grafik olarak çok iyi hazırlanmış bir haberin
peşinden gideceğiz. Haber, önceki gün New York Times gazetesinin internet
sitesinde dört gazetecinin imzasıyla “Virüs Nasıl Yayıldı” başlığıyla
yayınlandı.


LİNK : https://www.nytimes.com/interactive/2020/03/22/world/coronavirus-spread.html


Haberde çok
basit bir gerçeğin izi sürülüyor: Çin’in Wuhan şehrinde ortaya çıkmış bu
virüsün yayılması, ulaşım engellenseydi durdurulabilirdi.  Peki neden bu
başarılamadı?


Nasıl oldu da
Çin’in Wuhan şehrinde ortaya çıkmış bir virüs üç ay sonra Trabzon Of’ta 62
yaşında bir kadının hayatına mal olabildi?


Hikaye,
herkesin bildiği gibi Aralık 2019’da 11 milyon nüfuslu Çin’in Wuhan şehrinin
deniz ürünleri pazarında başlıyor.


Ama maalesef
Wuhan aynı zamanda ulaşımda kavşak noktası olan bir şehirdi ve deniz ürünleri
pazarının yakınlarında da her gün on binlerce yolcunun geçtiği Hankou tren
istasyonu bulunmaktaydı.


Aralık ayının
sonlarında dört vaka, onlarca vakaya yükselmişti ama Wuhan’daki doktorlar virüs
hakkında, klasik yöntemlerle tedavi edemedikleri bir hastalık olmasından başka
bir şey bilmiyorlardı. Şüphelenen doktorların sesleri de Çin hükümeti
tarafından bastırıldı.


Virüsün ne
olduğunun tespit edilemediği o günlerde bile gerçek vaka sayısının en az 1000
olduğu düşünülüyor.


Buna rağmen
Çin hükümeti 31 Aralık 2019’a kadar Dünya Sağlık Örgütü’nü ortaya çıkan bu yeni
hastalıkla ilgili uyarmadı.


Uyardıktan
sonra da şöyle bir açıklama yaptı: “Bu engellenebilecek ve kontrol altında
tutulabilecek bir hastalıktır”.


Halbuki salgın
olabilecek en kötü zamanlamada ortaya çıkmıştı.


Yüz
milyonlarca Çinlinin, Çin Yeni Yılı tatili için seyahate çıktığı
günlerde. 


Çin’in
Google’u Baidu ve en önemli Telekom şirketlerinin verilerine göre 1 Ocak 2020
günü milyonlarca insan Wuhan’da hareket halinde görülüyor.


Sadece 1 Ocak
günü 175 bin Wuhanlı tatil için şehri terk etmişti.


Wuhan’ın
karantinaya alındığı 22 Ocak gününe kadar Ocak ayı içinde üç hafta boyunca
tatil için şehirden geçen ya da ayrılan insan sayısı 7 milyonu bulmuştu.


22 Ocak’tan
önce virüsü taşıyanlar Pekin, Şangay gibi Çin’in büyükşehirlerine çoktan
dağılmış, tatil için dünyanın her yerine binlerce Wuhanlı uçmuştu.


Ocak ayında
Wuhan’dan tatil için New York’a 900, Sydney’e 2200, Bangkok’a 15 bin kişinin
uçtuğu düşünülüyor. Yurtdışındaki ilk vaka da zaten Ocak ayının ortasında Bangkok’ta
görüldü. Ardından Tokyo, Seul, Singapur ve Seattle’de ilk vakalar ortaya çıktı.


Ama uzmanlara
göre bu tespit edilenler azınlıktı. Yüzde 85’i hiç denetlenmeden ve tespit
edilmeden virüsü aralarında Roma’nın, Paris’in Milano’nun, Tahran’ın da olduğu
26 ülkeden 30 şehre taşımışlardı.


Yani New York
Times haberi diyor ki virüs durup dururken, kaçınılmaz bir zorunluluk olarak
dünyaya yayılmadı, başta Çin hükümeti olmak üzere, hükümetlerin yanlış,
gecikmiş kararları yüzünden göz göre göre uçaklarla tüm dünyaya taşındı.


Örneğin bugün
ölü sayısında Çin’i geçmiş, vaka sayısında da yaklaşmakta olan İtalya’da,
Wuhan’ın karantinaya alındığı gün Roma’da İtalya-Çin ilişkilerinin 50’inci yılı
için ilan edilen 2020 İtalya Çin Kültür ve Turizm Yılı’nın açılış töreni
yapılıyordu. Tören için Çin turizm bakanıyla birlikte kalabalık bir Çinli heyet
İtalya’ya gelmişti.


LİNK : https://global.chinadaily.com.cn/a/202001/22/WS5e28025da310128217272d24_1.html


Aynı günlerde
bugün vakaların yüzde 60’ının olduğu sanayi bölgesi Lombardiya’da çalışan Çinli
göçmenler ise yeni yıl tatili için gittikleri Çin’den İtalya’ya geri
dönmüşlerdi. Muhalefet, Cumhurbaşkanı Conte’den en azından okullar açılmadan
Çin’den gelen göçmen çocukların karantinaya alınıp takip edilmesini istemişti
ama bu talep de dinlenmedi.


Bu arada Çinli
turistler akın akın İtalya’ya gelmeye devam ediyorlardı. İtalya’da tespit
edilen ilk vaka da 23 Ocak’ta Wuhan’dan Milano’ya turistik bir seyahatle gelmiş
bir Çinli çift olmuştu. İtalya, Çin ile tüm uçuşlarını ise ancak bir hafta
sonra 31 Ocak’ta durdurabildi.


Ama virüs
çoktan Çin ile güçlü ekonomik ilişkileri olan Milano’da ve Lombardiya
bölgesinde yayılmaya başlamıştı Virüsün yayılmasında etkili olan ilk hasta olan
38 yaşındaki Hasta-1’in virüsü Çin’den dönmüş bir İtalyan arkadaşından kaptığı
zannediliyor.


4 Şubat’ta
Lombardiya bölgesindeki küçük bir kasaba olan Codogno’daki hastaneye başvurmuş
olan Hasta-1’e grip olduğu söylenmiş, sonra ağırlaşınca tekrar hastaneye
başvurmuş ama yine koronavirüsten şüphelenilmemişti. Bu sırada virüs önce
hastane çalışanlarına, sonra 38 yaşındaki adamın aktif sosyal hayatı yüzünden
barda içki içtiği, maç yaptığı arkadaşlarına, hamile eşine, annesine ve
akrabalarına bulaşmıştı. Fark edildiğinde virüs yüzlerce kişiye yayılmış
haldeydi.


Bölge
karantinaya alındı ama bu kez de yakınlarındaki Milano’nun Belediye Başkanı
“Milano durmaz” adlı bir kampanyayla şehrin halkını günlük hayatlarına devam
etmeye çağırdı, virüsün Milano gibi büyük şehirlerde yayılması da hızlandı ve
bugünkü korkunç manzara ortaya çıktı.


LİNK : https://www.instagram.com/p/B9EH07MI9o3/


Güney Kore’de,
Çin’de, İspanya’da, Fransa’da, Uruguay’da, Romanya’da benzer hikayelerle virüs
yayıldı.


Türkiye’deki
hikaye de benzer.


Türkiye’de
virüsten hayatını kaybeden ilk kişi olan Beyoğlu’ndaki Melis Eczanesi’nin
sahibi 89 yaşındaki İhsan Giray’e virüs eczanede çalışan ve geçen gün vefat
eden 71 yaşındaki Ekrem Öztürk’ten, ona da eczaneye gelen bir Çinli turistten
geçmişti.


Muhtemelen o
Çinli turist de kendini hasta hissedip eczaneden ilaç almaya gelmişti.


Muhtemelen
çünkü daha fazla ayrıntı bilmiyoruz.


Ama net
bildiğimiz bir şey var; Virüsün Wuhan’da ortaya çıkmasından ve yayılmasından
sonra Çinli China Southern Havayolları, 23 Ocak’a kadar yani Wuhan’ın
karantinaya alınmasından bir gün sonraya kadar İstanbul’a haftada üç gün uçmaya
devam etti.


Yani ocak ayı
içerisinde en az 9 kez Wuhan’dan İstanbul’a Çinlileri taşıyan uçaklar indi.


Ancak 23
Ocak’ta Sağlık Bakanlığı, Wuhan’ın karantinaya alınmasından sonra bir açıklama
yaparak “Çin hükümetinin bölgeyi karantina altına almasının ardından, Çin’e ait
bir havayolu firması tarafından haftada üç gün düzenlenen Wuhan- İstanbul
seferleri durdurulmuştur” dedi.


Virüsün çoktan
yayılmış olduğu Çin’in diğer şehirlerden uçuşlar ise sekiz gün daha sürdü.


Tedbir olarak
Bakanlık Çin’den yapılan diğer uçuşlar hakkında  23 Ocak’ta şöyle bir
karar aldı:


“Çin’de
görülen Koronavirüs sebebiyle dün Bakanlığımızda toplanan Bilim Kurulu, Çin’den
gelen tüm uçuşlar için bulaşıcı hastalık kontrol önlemlerinin alınması, yolcu
iletişim bilgi formlarının doldurulması ve yer personelinin bilgilendirilmesi
yönünde karar almıştır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından bu konuda henüz bir
uyarı yapılmamış olmasına rağmen, Bakanlığımız tarafından Çin’den gelen tüm
uçaklardaki yolcuların uçaktan inişte termal kameralarla taranması kararı
alınmıştır.”


Fakat uçuşlar
yine de iptal edilmedi.


29
Ocak’ta  British Airways, United Airlines, American Airlines, Air Asia,
Air India, Lufthansa ve Finnair gibi dünyanın en önde gelen havayolu şirketleri,
Çin’e olan tüm uçuşlarını iptal ettiler.


Aynı gün THY
sözcüsü ise sosyal medyadan şöyle bir açıklama yaptı: “Türk Hava Yolları
olarak Çin’de ortaya çıkan Corona Virüsü ile ilgili gelişmeleri yakından takip
ediyoruz. İlgili kurum ve kuruluşlarla gerekli değerlendirmeleri yapıyoruz.
Değerlendirmelere göre sizleri bilgilendirmeye devam edeceğiz”


Bir gün sonra
30 Ocak’ta THY bir açıklama daha yaparak şöyle dedi: “Pekin, Guangzhou, Şangay
ve Xian uçuşlarımızda bir süredir görülen belirgin talep düşüşü nedeniyle bahse
konu noktalara 5 Şubat – 29 Şubat tarih aralığına planlı uçuşlarımızda frekans
azaltımına gidilecektir”


THY’yi Çin’e
olan tüm uçuşlarını iptal ettirmeye ikna edebilen ise, 31 Ocak günü, Dünya
Sağlık Örgütü’nün koronavirüs için “uluslararası kamu sağlığı acil durumu” ilan
etmesi oldu.


Peki salgının
Çin’den sonra yayıldığı diğer ülkelerden Türkiye’ye yapılan uçuşlarda nasıl
tedbirler alındı?


Bu tedbirler
önemli çünkü Güney Kore’de 6500 kişiye virüs, Çin’den gelmiş bir kişiyle temas
kurmuş “31 numaralı hasta” denilen tek bir kişiden bulaştı. Uruguay’a virüsü, 7
Mart’ta İtalya ve İspanya’dan gelerek 500 kişilik bir düğüne katılan bir
kadının taşıdığı düşünülüyor. Romanya’daki 150 kişi, İsrail’den gelen bir
kişiyle temas etmeleri sonucunda virüsü kaptı.


Türkiye’de
vakalar açıklanmadığı için elimizde yine basına yansımış bir örnek var.


Dün Yeni
Şafak’ta yayınlanan “Keşke 14 gün kuralına uysaydı” başlıklı haberden okuyalım:


“Ailesiyle
birlikte Fransa’da ikamet eden 62 yaşında gurbetçi E.Y. bir yakınının cenaze
töreni için 9 Mart’ta aktarmalı uçakla İstanbul’a indi, oradan da Trabzon’a geçti.
Virüsün merkezi Avrupa’dan geldiği halde kendini karantinaya almayan E.Y. maske
ve eldiven gibi basit güvenlik önlemlerini bile gözardı ederek Of’taki taziye
evine gitti. E.Y. burada önce cenaze törenine, ardından da mevlid ve taziyeye
katılarak çok sayıda insanla fiziki temasta bulundu. E.Y., 2 gün geçtikten
sonra 11 Mart’ta yüksek ateş şikayetiyle Of Devlet Hastanesi Dahiliye
Polikliniği’ne başvurdu. E.Y. burada da bir ihmale imza atarak doktorlara yurt
dışından geldiğini söylemedi. Buna rağmen doktorlar kendisine korona testi
yaptı, ancak sonuç negatif çıktı. İlaç verilerek evine gönderilen E.Y.’nin
ateşi düşmeyince 12 Mart’ta yeniden hastaneye götürüldü. Burada bir kez daha
test yapıldı. Ancak Avrupa’da da benzerleri görüldüğü gibi sonuç yine negatif
çıktı. Olumsuz durum görülmediğinden E.Y. yeniden evine gönderildi. 16 Mart’ta
yüksek ateşten dolayı Kaşüstü Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edilen
E.Y.’ye bir korona testi de burada yapıldı, sonuç pozitif çıktı. İlk
değerlendirmelerde kuluçka döneminde olduğu için testlerin ‘negatif’ sonuç
verebileceği öngörüldü. E.Y. karantinaya alınarak tedavisine başlandı. Ancak
E.Y. 20 Mart günü yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti.”


Haber
neredeyse koronavirüsten hayatını kaybetmiş 62 yaşındaki bir kadını suçlayan
bir dille yazılmış. İki kere test yapan ama ikisinde de negatif bulan hastane
ise “Avrupa’da da benzerleri görüldüğü gibi” diyerek korunmuş.


Halbuki
E.Y.nin Fransa’dan Türkiye’ye giriş yaptığı 9 Mart günü, Türkiye’de
yurtdışından gelenlere yönelik karantina uygulaması yoktu. Fransa’dan gelenler
16 Mart’tan sonra karantinaya alınmaya başlandı.


9 Mart’ta
gelenlerden ise sadece 14 gün kendilerini karantinaya almaları isteniyordu.
Cenaze için Fransa’dan Trabzon Of’a gelmiş 62 yaşındaki bir kadının üstelik
korana testleri negatif çıktıktan sonra kendini gönüllü olarak karantinaya
alması pek mümkün değildi. Bu yanlışın sonucu hem bir hayat hem de virüsün
70’ye yakın insana bulaşması oldu.


Nitekim, kendi
kendilerini karantinaya almaları istenen Kayseri’de ve Malatya’da Umre’den
gelen iki kişi de maalesef hayatlarını kaybettiler.


Peki o
tarihlerde, çok sayıda koronavirüs vakası görülen Avrupa ülkelerinden
Türkiye’ye gelenlere karşı nasıl bir denetim vardı?


Bunun cevabını
da o günlerde yaşanan bir Twitter tartışmasından biliyoruz.


26 Şubat günü
gazeteci Şirin Payzın şöyle bir tweet atmıştı:


“İst.
Havaalanı’nda Corona salgınına dair hiç bir önlem yok. İtalya’dan geliyorum.
Salgında 3. ülke. Ne kontrol yapıldı ne görevliler maskeli. Ekranda saçma sapan
konuşanları dinleyip kelle paça yiyoruz bize bişey olmaz mı diyor
yönetenler?@igairport @saglikbakanligi”


Sağlık Bakanı
da bu tweete şöyle cevap vermişti:


“Şirin Hanım,
termal kamera taramasından geçişinizi gösteren görüntüleri izin verirseniz
buradan paylaşabilirim. Sizi iyi görünce zahmet vermedik :)”


O günlerde bu
cevaba pek çok kişi “yılın kapağı” dedi.


Ama bugünden
bakıldığında, o günlerde koronavirüs yüzünden koskoca bir bölgenin karantina
altında olduğu İtalya’dan gelen yolcuların sadece termal kameradan ateşi
ölçülerek ülkeye girişine izin verilmesi pek de iyi bir tedbir gibi görünmüyor.


Zaten bu
tartışmadan iki gün sonra da THY İtalya’ya yaptığı seferlerinin önemli bir
kısmını iptal etmişti. İki hafta sonra da karantina uygulaması başladı.


Kararları geç
almada, koronavirüsün Türkiye’ye gelmeyeceği konusundaki abartılı bir özgüvenin
katkısı olmuş olabilir.


28 Ocak günü
Anadolu Ajansı’nın yaptığı bir haberden okuyalım:


“Türkiye
Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği üyeleri,
Çin’de ortaya çıkan yeni tip koronavirüs (2019-nCoV) salgınının Türkiye için
bir tehdit oluşturmadığını, gerekli önlemlerin alındığını vurguladı.”


LİNK : https://www.aa.com.tr/tr/koronavirus/uzmanlardan-koronavirus-aciklamasi/1716120


Tüm dünyanın
virüsten etkilendiği 9 Mart’ta Sabah gazetesinin birinci sayfasında çıkan
“Virüssüz tatilin adresi Türkiye” başlıklı habere bakalım son
olarak:  


“Dünya
koronavirüsle sarsılırken turistler, tedbirli ve güvenli olduğu için Türkiye’yi
tercih ediyor.”


Türkiye’de
tedbirlerin radikalleşmesinde Dünya Sağlık Örgütü’nün 11 Mart günü koronavirüsü
küresel salgın olarak ilan etmesi etkili oldu.


Ondan sonra
yine birkaç günlük dirençle okulların tatil kararı, yurtdışından gelenlerin
karantinaya alınması kararları verildi.


Ama yine de
Diyanet, Cuma namazlarını iptal etmemek için, Futbol Federasyonu ve bazı
kulüpler ise ligleri tatil etmemek için direndiler, her saatin önemli olduğu
salgının yayılmasına yardım ettiler.


Yine de
Türkiye pek çok Avrupa ülkesinden ve ABD’den daha atak davrandı.


Belki en
önemli hata radikal adımları atmak için Dünya Sağlık Örgütü’nün kararlarını
beklemekti.


Çünkü Dünya
Sağlık Örgütü’nün başkanı Etiyopyalı Tedros Adhanom Ghebreyesus, 29 Ocak
Pekin’e gidip, Çin’in virüsle mücadelesindeki başarıları övmüş, bütün dünya
çalkalanmasına rağmen salgın kararını ancak 11 Mart günü açıklayabilmişti. Bu
tercihlerinde, Etiyopya eski Sağlık Bakanı olan başkanın bu göreve, 2017’de
İngiliz adayın karşısında Çin’in desteğiyle seçilmesinin tabii ki payı vardı.


Yani Çin’de
ortaya çıkan virüsü dünyaya doğa değil, başta Çin hükümeti olmak üzere tüm
dünyadaki karar vericilerin basiretsizlikleri yaydı. Bu kaçınılmaz bir durum
değildi, maalesef yanlış kullanılan tercihlerin sonucuydu.


Tehlikeyi
görememek, önemsememek, sansür, ülkenin itibarını, turizm gelirlerini,
ekonomiyi halkın sağlığına tercih etmek, geç kalmak, risk alamamak gibi pek çok
nedenle yanlış verilmiş kararlar,  Wuhan’da bir balık pazarında ortaya
çıkmış bir virüs yüzünden yüzbinlerce insanın hastalanmasına, binlerce insanın
ölmesine, milyarlarca insanın evlerine kapanmasına neden oldu.


Bu krizden
çıkarılacak en önemli ders bu kararların neden yanlış ve geç verildiğini
anlamak olacak. Özellikle de bundan sonraki kararlarda yanlış yapmamak ve geç
kalmamak için…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir