Tevfik ERDEM : “Mahşerin Dördüncü Atlısı:
Salgın Hastalıklar-1”




07 Mayıs 2020


20. yy ın en büyük yalanı aşı, antibiyotik ve
doktorların bizi ölümcül salgınlardan koruduğu yalanıdır
” gibi, modern
tıbba bir anlamda da modern bilime meydan okuyan ve oldukça karamsar (pesimist)
iddiaların yer aldığı eser[1],
Çin virüsünün oldukça can yaktığı bu günlerde okuyucuyu çok da ümitlendiren bir
içeriğe sahip değil.


Andrew Nikiforuk’un insanların medenileşme ve modernleşme
süreciyle birlikte doğa üzerinde meydana getirdikleri tahribat sonrasında
ortaya çıkan salgın hastalıkları anlattığı, Mahşerin Dördüncü Atlısı adlı eser
okunduğunda, bugün Çin virüsünün meydana getirdiği krizin çok da olağanüstü bir
kriz olmayıp, insanlık tarihinin belli dönemlerinde yaşanılan talihsiz
deneyimlerden biri olduğu anlaşılıyor.


Yazar insanlığın her zaman bir salgın hastalık
riskiyle karşı karşıya olduğunu ve bunun insan nüfusunu hatırı sayılır bir
oranda da azaltabileceğini söylüyor. Çünkü salgın hastalıklar ve onlara sebep
olan mikrop, bakteri ya da virüsler karşısında insanların hep yenildiğini
örnekleriyle gösteriyor. Tabii ki yazar modern tıbbın bir üyesi değil bir
araştırmacı-gazeteci olduğu için bize verdiği bilgiler hakkında “acaba” diye
bir tereddüt yaşamıyor değiliz ancak konusuna hâkim olduğunu ispatlayacak tıp,
biyoloji ve kimya diline sahip olduğu da görülüyor. Yine aldığı ödüllerden
dolayı da bilgilerin onaylandığı düşünülebilir. Ayrıca olayları basitleştirerek
ve örneklendirerek anlatımı hem kitabı akıcı kılıyor hem de okuyucuyu (en
azından beni) ikna ediyor.


Eser virüslerin ortaya çıkma sebebinin, insanların
doğal çevreleri üzerinde yaptıkları değişikliklerin meydana getirdiği bir başka
değişikliğin sonucu olduğunu iddia ediyor. Yani insanların doğaya müdahalesiyle
birlikte doğal denge bozulduğunda bu durumdan olumsuz etkilenen türlerin diğer
türleri etkilemesi sonucu virüsler ve haliyle hastalıklar ortaya çıkıyor.


Önce eserin adına bakalım. Kim bu Mahşerin Dördüncü
Atlısı? Aslında o, diğer üç atlıyla birlikte dünyayı şekillendiren
biçimlendirenlerden biri. Bu dört atlı İncil’deki Vahiy’in 6. Bölümünde
zikrediliyor: Birinci atlı, beyaz bir atın üzerinde oturur başında bir taç
vardır. Bu taç, Tanrının dünyasını ve umudu temsil eder. İkinci atlı, kan
kırmızısı bir küheylana binen ve elinde kılıç taşıyan Savaştır. Üçüncü atlı,
siyah bir atın üzerinde, refah ile kıtlığı ölçmek üzere bir terazi taşır.
Bunlardan dördüncüsü, soluk ve kansız bir ata biner ve açlıkla hastalıkla
öldürme gücüne sahiptir. Nikiforuk (s.15), bu dört atlının, kâh devrimlerle kâh
kıtlıkla ve sürekli değişen ölümcül salgın türleriyle dünya tarihini hep
birlikte yazdıklarını söyler. Savaşların sonucunun bazen salgınlar tarafından
nasıl belirlendiğini örneklendirir(s.30): Araplar, Haçlı ordularını sıtmayla
yener, Ruslar Napolyon’un ordularını tifoyla geri püskürtür, Amerikan iç
Savaşı’nı Kuzeylilerin kazanmasının nedeni, iki tarafın ordusunu da kırıp
geçiren ishalin ardından Güneylilere oranla Kuzeylilerin daha çok askerlerinin
kalmasıdır. İnsanlık tarihinde salgınların ne kadar belirleyici olduğunu da
veba salgını sonrası feodalizmin sonunun gelmesi ile örneklendirir. Ancak hemen
bir dipnot düşelim ki feodalite, sadece veba salgını yüzünden sona ermemiştir.
Feodallerin aşılmaz sanılan muhkem kalelerini yıkacak topların devreye girmesi
yeni bir aktör olarak kent soylu orta sınıfların (burjuvazinin) ortaya çıkması
da feodalizmin sonunu getiren etkenler olarak bilinir.


Eserde salgın hastalıkların, insanların doğaya çeşitli
şekillerde müdahale etmesinden dolayı ya da doğadaki dengenin verimsizlik,
kuraklık ya da başka sebeplerden dolayı bozulmasıyla, ortaya çıktığının altı
sürekli çizilir. Bu yüzden hem mikro evren (insan) hem de makro evren (doğa)
dengesinin çok önemli olduğu vurgulanır.


Nikiforuk bize, klasik bilim eleştirmeni Paul
Feyerabend’in ya da Fritjof Capra’nın üslubuyla seslenir adeta, “20.
yüzyılın en büyük yalanı aşı, antibiyotik ve doktorların bizi ölümcül
salgınlardan koruduğu yalanıdır
” (s.16),  öyleyse modern tıp ve modern
bilim bizi çaresizlikle baş başa bırakabilecektir. Hastanelerin artık hasta
bakamaz ya da hasta seçer hale geldiği Çin virüsü salgını, hastaneleri tam da
Capra’nın, insanların duygusal açıdan dezenfekte edilen ortamda ölümü
bekledikleri bir mekan
nitelemesine kavuşturacaktır. Capra’nın kanser için
yaptığı bilim eleştirisini Nikiforuk salgın hastalıklar için yapar ve ekler,
Dördüncü Atlı (salgın hastalıklar) sahneden ancak kendi istediği zaman
çekilir/miştir.


Bakteriler


Bakteri ve virüs hakkındaki tarihsel bilgiler
insanlığın onlarla olan karşılaşma hikâyesini de anlatır. Gözle görülmeyen
mikroplar olarak anılan bakteriler ve virüsler sadece canlıların vücudunda
değil her yerde bulunurlar, örneğin “toprağın bir gramında 1 ila 10 milyar
arasında, yani dünya üzerindeki insan nüfusunun iki katı kadar bakteri hücresi
barınır”
(s. 23). Bakteriler insan vücudunun değişik yerlerinde burun,
ağız, bağırsaklarda vb. uzun zamandır huzur içinde yaşarlar. İnsan vücudu 10
katrilyon hayvan hücresi ve 100 katrilyon bakteri hücresinden oluşur. İnsanlar
bakterilerden yapılmış, bakterilerle kuşatılmıştır ve bakterilere
bağımlıdırlar.


Bakteriler gruplar halinde çalışarak, hayvan ve bitki
ölülerini, kurtçuklar için yiyeceğe, çiftçiler için verimli topraklara dönüştürüp
doğaya geri kazandırır. Havadaki nitrojen gazını ayarlayarak bu yaşam kaynağını
ağaçlara ve diğer canlılara aktarırlar. Başka hiçbir canlı bunu yapamaz (23).


Virüsler


Bakterilerden daha küçük olup, yaşayan ölüler ailesine
mensup virüslerin birçoğu, büyük salgınlar ve ölümlerle bakteri topluluklarını
kontrol altında tutarlar (s. 24). İnsanların virüs ve bakterilerle tanışması
aslında medeniyetin seyriyle paraleldir. Tarımla başlayan medenileşme süreci
büyük kentleri ortaya çıkarıp doğa üzerinde çeşitli değişiklikler yapınca,
insanlar adeta bir hastalık pazarı oluşturan virüs ve bakterilerle tanışırlar.
Bu tanışma beraberinde hastalıkları da getirir: Köpek kızamığı, inek difteri ve
tüberküloz hastalığını insanlıkla tanıştırır. Ancak zamanla çiftçilerle birlikte
yaşamayı öğrenir virüsler çünkü insanların ölmesi yerleşecek bulmayacakları
için kendilerinin de ölmesi anlamına gelmektedir. Medeniyetin daha ileri
aşamaları insanlığı metropollerle tanıştırdığında insanlık hava kirliği, çöp
yığınları, su kirliliği ile tanıştı. Ormanların ve “vahşi toprakların yok
edilmesi, fareleri, sıçanları, keneleri, pireleri ve sivrisinekleri insanlara
daha yakın yaşamaya zorladı. Bu leş yiyiciler beraberlerinde veba, tularemi
(böcek ısırmasıyla bulaşan bir hastalık), tifüs ve sıtma gibi sürprizlerle
geldiler. Yüz binlerce insanın yaşadığı kentler ortaya çıktıkça, toplu ölümler
de fırtınalar kadar sıradan hale geldi” (s. 28). Ancak şehrin insanı kırdaki
ile mukayese edildiğinde zamanla daha sağlam bir bağışıklık sistemine sahip
hale gelecektir. 


Salgın hastalıkların önemli bir kaynağı olan
virüslerin sahip olduğu özellikleri şu şekilde sıralamak mümkün;


  • Virüsler mutasyona uğrayabilir ve zararsız bir virüs zararlı bir hale
    gelebilir. Örneğin, 1918’ e kadar evcil olarak görülen bir virüs (İspanyol
    virüsü) birden bire genç insanlara düşman kesilir ve 18 ay içinde 50
    milyon insanı öldürür. Sadece Hindistan’daki can kaybı 12 milyondur
    (s.188).
  • Grip virüsünün her on ya da on dört yılda bir (bu süre her zaman bu
    kadar kesin değildir) genetik değişiklik yapabilme yeteneği onu yenilmez
    kılar (s.191). Çin virüsü covid-19’u coronavirüs grubunun bir üyesi olarak
    görüyoruz.
  • Çeşitli hayvanlar adeta bir virüs üreticisidir, örneğin “ördeğin
    midesi muhtemelen dünyanın en iyi çalışan grip fabrikasıdır (s.189).
    Bunlara ilaveten domuz, sivrisinek ve yarasa bu konuda oldukça üretken
    hayvanlar olarak bilinirler.
  • Grip virüsü oldukça sosyal bir organizmadır, kalabalıkları arar. “İnsanlar
    yürüyerek, atla ya da yelkenli gemilerle seyahat ettiklerinde, grip
    mikrobu da yavaş hareket etti. Buharlı geminin ve trenin bulunmasıyla
    birlikte grip de hızlanmış ve dünyanın hemen her yerini dolaşmıştır. Bugün
    grip virüsü, daha çok uçak yolculuğunu, 747 jetlerinin ekonomi
    koltuklarını tercih ediyor. Hong Kong’da hapşırık olarak başlayıp 12 saat
    içinde New York’a salgın şeklinde inebilir. Genel bir kural olarak
    kalabalık şehirler ve hızlı uçaklar, hem yerel hem de geniş çaplı grip
    salgınları için biçilmiş kaftandır”(s.189). Virüsün buharlı gemi öncesi
    Londra’dan New York’a ulaşması üç aydı, buharlı gemi bunu 14 güne, uçaklar
    ise birkaç saate düşürdü. Büyük şehirler olarak New York ve İstanbul’daki
    vaka sayılarının neden bu kadar çok olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor.
  • Salgınlar dini duyguları canlandırır çünkü ölüm şahit olunan ve
    korkusu her an hissedilen bir olgudur. “Kolera ve veba mahallelerimizi
    sardığı zamanlarda, duaların önemi bugünkünden çok fazlaydı” diyor
    Nikiforuk, çeşitli Avrupa ülkelerinde ve ABD ‘de görülen Müslümanlıkla
    ilgili sembol ve ibadet tarzlarının kamusal alanda görünürlüğünün artması
    aslında bu tür vakalarda dine yönelişin köklü bir tarihi olduğunu
    gösteriyor. Ölüm insanı dine yaklaştırıyor. İslam peygamberinin, sık sık
    ölümün hatırlanması öğüdünün arkasında bu motivasyon unsurunun olduğu
    açık.
  • Grip, sınıf farklılıklarına karşı kördür bu yüzden herkesi eşitleyen
    bir yönü vardır. “Yoksulları tercih eden diğer salgın hastalıkların
    tersine grip ayrımcılık yapmaz” diyor Nikiforuk.
  • Grip salgını her yüzyılda, birkaç büyük salgınla ortaya çıkar ama bu
    salgınlar kısa sürelidir. “Grip, tatile çıkmış açgözlü bir turist gibi
    varını yoğunu saçıp gözden kaybolur” (s.191)
  • Virüsler, bakterilerin tersine ilaçlara karşı inanılmaz derecede
    dayanıklıdır. Bu yüzden antibiyotikler çözüm sunmaz, bugün olduğu gibi aşı
    ay da ilacının bulunması da hemen mümkün olmaz. Bugün insanları şaşırtan
    ve modern tıbba karşı zihinlerinde şüphe uyandırmalarına neden olan da, bu
    kadar insanın ölmesine ve bu kadar zaman geçmesine rağmen (5 ay) halen bir
    aşının-ilacın bulunamamış olmasıdır.


Virüslerin zaman içinde değişikliğe uğramaları, ortaya
çıktıkları zaman çok büyük can kayıplarına sebep olmaları, tedavide hızlı
mesafe alınamaması, onların meydana getirdiği soruna yönelik mesafe alınmasını
da engellemektedir. Ancak olayın bir başka yönü de bu tür salgın hastalıkların
ortaya çıkmasında sorumlu olan aktörlerin kimler olduğuna dair sözde
belirsizliktir. İnsanlığa ırk, din, sosyal sınıf farkı gözetmeksizin külliyen
zarar veren bu salgınların sorumlusu kimdir? Yazar bu sorunun cevabını daha önce
de belirtildiği gibi insan(oğlu) olarak açıklar. Biraz daha objektifi
odaklarsak “mikrop kuramcıları, mikrop avcıları ve ilaç şirketleri bugün,
insanların salgın hastalıkların saldırgan mimarları oldukları gerçeğini
gizlemede daha başarılı”
(s.32) diyen yazar, biraz daha ileri giderek
virüslerin ortaya çıkmasına sebep olan politikaların, uygulamaların ve
devletlerin de kimler olduğuna dair işaretler de verir. Örneğin;


Çin, virüsleri teşvik edecek tarım politikaları
izlediği için sıcak bölge kabul ediliyor. Çin’deki birçok çiftlikte önemli bir
grip deposu olan ördekler ve yabani su kuşları, sağlam bir grip taşıyıcısı olan
domuzlarla özgürce oynaşıyor. Ördeklerin, domuzların ve köylülerin yakın
ilişkisi, başka türlere sıçraması ve insanların bilmediği bir biçimde yeniden
örgütlenmesi için grip virüsüne sonsuz fırsatlar sunuyor. Böylesi ekolojik
gerçekler ışığında, gribin imkanlarını tüketmediğini kesinlikle söyleyebiliriz

(s.191). 


Yazar bize gelecekte ortaya çıkacak salgın
hastalıkların nereden çıkacağını belirtirken bir yandan da bunların ne kadar
büyük bir insan nüfusunu ortadan kaldıracağını söylemektedir. Eser bize ayrıca
ilaç mucizesinin sonundan (insanın aklına Fukyama’nın Tarihin Sonu
teorisi geliyor:) ve gerilla tarzı bir direniş sergileyen virüslerden söz
ediyor çeşitli örneklerle. Bu örnekler nelermiş onlara bir bakalım…







[1] Nikiforuk,
Andrew (2018), Mahşerin Dördüncü Atlısı, Salgın ve Bulaşıcı Hastalıklar Tarihi,
Çev. Selahattin Erkanlı, İletişim Yayınları, İstanbul.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet