Post-Korona Dünya


29 May 2020


Salgın (pandemi) dünyayı sonsuza dek değiştirecektir.
Önde gelen 12 düşünürün tahminleri Koronavirüs pandemisi, Berlin Duvarı’nın
yıkılması veya Lehman Brothers’ın iflası gibi, geniş kapsamlı sonuçlarını bugün
ancak hayal etmeye başlayabileceğimiz dünyayı sarsan bir olaydır….


( John ALLEN | Nicholas
BURNS | Laurie GARRETT | Richard N. HAASS | G. John IKENBERRY | Kishore
MAHBUBANI | Shivshankar MENON | Robin NIBLETT | Joseph S. NYE, Jr. | Shannon K.
O’NEIL | Kori SCHAKE | Stephen M. WALT | FOREIGN POLICY, 20 Mart 2020 )

 

Salgın (pandemi) dünyayı sonsuza dek değiştirecektir. Önde gelen 12 düşünürün
tahminleri

 

Koronavirüs pandemisi, Berlin Duvarı’nın yıkılması veya Lehman Brothers’ın
iflası gibi, geniş kapsamlı sonuçlarını bugün ancak hayal etmeye
başlayabileceğimiz dünyayı sarsan bir olaydır. Şu çok kesindir; tıpkı bu
hastalığın yaşamları parçaladığı, piyasaları bozduğu ve hükümetlerin
yetkinsizliğini (veya eksikliğini) ortaya çıkardığı gibi, siyasi ve ekonomik
güç üzerinde daha sonra ortaya çıkacak şekilde kalıcı değişimlere yol
açacaktır. Bu kriz devam ederken, ayaklarımızın altında hareket eden zemine
anlam verebilmeye yardım etmek için, Foreign Policy, dünyanın dört bir yanından
önde gelen 12 düşünürden, pandemiden sonra küresel düzene ilişkin tahminlerini
paylaşmalarını istedi.



Daha Az Açık, Daha Az Müreffeh ve Daha Az Özgür Bir Dünya

Stephen M. WALT

 

Pandemi, devleti kuvvetlendirecek ve milliyetçiliği yeniden pekiştirecektir.
Her türden hükümet, krizi yönetmek için acil durum önlemleri alacak ve birçoğu
kriz bittiğinde bu yeni güçlerden vazgeçmeye razı olmayacaklardır.  

 

KOVİD-19, güç ve etkinin Batı’dan Doğu’ya seyreden hareketini de
hızlandıracaktır. Güney Kore ve Singapur’un ardından Çin de – en baştaki
hatalarını telafi ederek – virüse karşı en iyi yanıt veren ülkelerden oldu.
Avrupa ve Amerika’nın vermekte güçlük çektiği yanıt ise “Batı” markasını
oldukça zedeledi.

 

Değişmeyecek olan, dünya politikasının temelde çelişkili doğasıdır. Önceki
vebalar – 1918-1919 grip salgını da dâhil olmak üzere – büyük güçler arasındaki
çekişmeyi sonlandıramadı ya da yeni bir küresel işbirliği çağını başlatmadı.
KOVİD-19 da yapamayacak. Vatandaşlar ulusal hükümetlerini korumak için
hükümetler yanında saf tutarken, devletler ve şirketler ileriki zayıflıklarını
azaltmaya çalışırken, hiper-globalizasyondan daha fazla bir geri çekilme
göreceğiz.

 

Kısacası, KOVİD-19 daha az açık, daha az refah içinde ve daha az özgür bir
dünya yaratacaktır. Bu böyle olmak zorunda değil; fakat ölümcül bir virüs,
yetersiz bir planlama ve eksik bir liderlikten oluşan kombinasyon, insanlığı
tehlikeli bir patikaya yönlendiriyor.

 

Bildiğimiz Anlamdaki Globalizasyonun Sonu

Robin NIBLETT

 

Koronavirüs pandemisi ekonomik küreselleşmenin bardağını taşıran son damla
olabilir. Çin’in büyüyen ekonomik ve askerî gücü; Amerika’da Çin’i ABD kaynaklı
yüksek teknoloji ve fikrî mülkiyetten caydırmak ve müttefiklerini davayı takip
etmeye zorlamak için şimdiden iki partili bir kararlılığı kışkırtmıştı. Karbon
emisyonlarını azaltma hedeflerine ulaşmak için artan kamusal ve siyasi baskı,
birçok şirketin uzun mesafeli tedarik zincirlerine olan bağımlılığını
sorgulatmıştı. Şimdi KOVİD-19, hükümetleri, şirketleri ve toplumları uzun
süreli ekonomik self izolasyon dönemleriyle başa çıkma kapasitelerini
güçlendirmeye zorluyor.

 

Dünyanın bu bağlamda 21. yüzyıl başlarını tanımlayan “karşılıklı yarar
sağlayan” küreselleşme fikrine geri dönmesi pek olası görünmüyor. Küresel
ekonomik entegrasyondan sağlanan ortak kazancın korunmasına yönelik bir teşvik
olmaması durumunda, 20. yüzyılda tesis edilen küresel ekonomi yapısı hızla
çökecek. Daha sonra siyasi liderlerin uluslararası işbirliğini sürdürmeleri ve
açık bir jeopolitik rekabete girmemeleri de çok büyük bir öz disiplin
gerektirecek.

 

Vatandaşlarına KOVİD-19 krizini yönetebileceklerini kanıtlamak liderlere bir
miktar siyasi kazanç sağlayacak. Fakat başarısız olanlar başarısızlıklarından
dolayı başkalarını suçlama çekiciliğine direnmekte zorlanacaklar.

 

Daha Fazla Çin Merkezli Bir Küreselleşme

Kishore MAHBUBANI

 

KOVİD-19 salgını küresel ekonomik yönelimleri kökten değiştirmeyecek. Sadece
zaten başlamış olan bir değişikliği hızlandıracak; ABD merkezli küreselleşmeden
daha Çin merkezli bir küreselleşmeye geçiş.

 

Bu eğilim neden devam edecek? Amerikan toplumu küreselleşme ve uluslararası
ticarete olan inancını yitirdi. Serbest ticaret anlaşmaları ABD Başkanı Donald
TRUMP olsun veya olmasın zehirlidir. Aksine, Çin inancını kaybetmedi. Neden
kaybetsin? Çünkü daha derin tarihsel nedenleri vardır.

 

Şu anda Çin liderleri, 1842’den 1949’a kadar olan aşağılanma yüzyılının; kendi
kendilerini fazla beğenmenin ve o zamanki yöneticilerin Çin’i dünyadan
koparmaya yönelik boş çabalarının bir sonucu olduğunu çok iyi biliyorlar. Buna
karşılık, son birkaç on yıllık ekonomik canlanma küresel atılımın bir
sonucuydu. Çin halkı da kültürel güven patlaması yaşadı ve artık her yerde
rekabet edebileceklerine inanıyorlar.

 

Sonuç olarak, yeni kitabım olan Has China Won?’da belgelediğim gibi, ABD’nin
iki seçeneği var. Eğer birincil hedefi küresel önceliği korumaksa, Çin ile
siyasi ve ekonomik olarak sıfır toplamlı bir jeopolitik yarışmaya katılmak
zorunda kalacak. Bununla birlikte, Amerika Birleşik Devletleri’nin hedefi,
sosyal durumu kötüleşen Amerikan halkının refahını iyileştirmekse, Çin ile
işbirliği yapmalıdır. Bilgece öğüt işbirliğinin daha iyi bir seçim olacağını
öne sürecektir. Bununla birlikte, ABD’deki Çin’i toksik olarak gören siyasi
ortam göz önüne alındığında, daha bilgece öğütler geçerli olmayabilir.

 

Demokrasiler Kabuklarından Çıkacak

G. John IKENBERRY

 

Kısa vadede kriz, Batı’daki büyük strateji tartışmalarında çeşitli gruplara
tartışmaların alevlenmesi için yakıt verecek. Milliyetçiler ve
anti-küreselciler, Çin şahinleri ve hatta liberal enternasyonalistler bile
görüşlerinin aciliyeti için yeni kanıtlar bulacaklar. Yayılmakta olan ekonomik
hasar ve toplumsal çöküş göz önüne alındığında, milliyetçiliğe doğru hareketin
güçlendirilmesi, büyük güç rekabeti, stratejik ayrışma ve benzerlerinden başka
bir şey görmek zor.

 

Ancak, 1930’larda ve 1940’larda olduğu gibi, daha yavaş gelişen bir karşı akım
da olabilir, Franklin D. ROOSEVELT ve diğer birkaç devlet adamının savaştan
önce ve savaş sırasında dillendirmeye başladığı gibi bir tür sert, ”realist”
enternasyonalizm olabilir. Dünya ekonomisinin 1930’lardaki çöküşü, modern
toplumların birbiriyle ne kadar bağlantılı olduklarını ve ROOSEVELT’in bulaşma
(bulaşıcı hastalık) olarak adlandırdığı şeye ne kadar savunmasız olduklarını
gösterdi. Amerika Birleşik Devletleri modernliğin derin güçlerine (ve Dr.
Jekyll ve Bay Hyde karakteri) nazaran diğer büyük güçler karşısında daha az
tehlikedeydi. ROOSEVELT ve diğer enternasyonalistlerin bir araya geldiği şey,
savaş sonrası bağımlılığı yönetmek için yeni koruma biçimleri ve kapasiteleri
olan açık bir sistemi yeniden kuracak bir düzendi. Amerika Birleşik Devletleri
sınırları içinde gizlenemedi, ancak savaş sonrası açık bir düzende faaliyet
gösterebilmek için çok taraflı işbirliğinin küresel altyapısının oluşturulması
gerekiyordu.



Yani Birleşik Devletler ve diğer Batılı demokrasiler, kademeli bir kırılganlık
duygusu tarafından yönlendirilen benzer tepkiler dizisinden geçebilirler; tepki
ilk başta daha milliyetçi olabilir, ancak uzun vadede demokrasiler yeni bir tür
pragmatik ve koruyucu enternasyonalizm bulmak için kabuklarından çıkacaklar.

 

Daha Düşük Kârlar, Ancak Daha Fazla İstikrar

Shannon K. O’NEIL

 

KOVİD-19, küresel üretimin temel ilkelerini baltalıyor. Şirketler şimdi üretime
hâkim olan çok adımlı, çok ülkeli tedarik zincirlerini yeniden düşünecek ve
küçülteceklerdir.

 

Ekonomik olarak, artan Çin iş gücü maliyetleri, ABD Başkanı Donald TRUMP’ın
ticaret savaşı ve robotik, otomasyon ve 3D baskıdaki ilerlemeler, politik
olarak da özellikle olgun ekonomilerdeki gerçek ve algılanan iş kayıpları
nedeniyle küresel tedarik zincirleri zaten ateş altındaydı. KOVİD-19 şimdi bu
bağlantıların çoğunu bozdu. Etkilenen bölgelerdeki fabrika kapanışları diğer
üreticilerin – hastaneler, eczaneler, süpermarketler gibi – stok ve ürünlerden
uzak kalmasına neden oldu.

 

Salgının diğer tarafında daha fazla şirket, tedariklerinin nereden geldiği
hakkında daha fazla bilgi sahibi olmayı talep edecek ve fazlalık için
verimliliği değiş tokuş edecektir. Hükümetler bu duruma ellerinden geldiğince
müdahale edecek ve stratejik endüstri olarak düşündüklerini yerel yedekleme
planlarına ve rezervlerine sahip olmaya zorlayacaktır. Kârlılık düşecek, ancak
arz istikrarı yükselecektir.

 

Bu Pandemi Yararlı Bir Amaca Hizmet Edebilir

Shivshankar MENON*

 

Henüz ilk günler olmasına rağmen, üç şey belirgin görünüyor. Koronavirüs, ilk
olarak ülkelerin iç ve dış siyasetlerini değiştirecektir. Bu, toplumların -
hatta liberterlerin bile – hükümetin gücüne yeniden inanmalarıdır. Hükümetin
salgını ve ekonomik etkilerini aşmada göreceli başarısı, güvenlik meselelerini
ve toplumlardaki son kutuplaşmayı şiddetlendirecek veya azaltacaktır. Her iki
durumda da hükümet geri döndü. Şimdiye kadarki deneyimler, otoriterlerin veya
popülistlerin pandemiyle mücadele konusunda daha iyi olmadıklarını gösteriyor.
Gerçekten de, Kore ve Tayvan gibi erken ve başarılı bir şekilde yanıt veren
ülkeler, popülist veya otoriter liderlerin yönettiği demokrasiler değildi.

İkinci olarak bu durum, birbirine bağlı bir dünyanın henüz sonu değil. Salgının
kendisi karşılıklı bağımlılığımızın kanıtıdır. Ancak tüm politikalarda, kendi
kendine bir dönüş, bir otonomi arayışı, kendi kaderini tayin etme arzusu var.
Daha fakir, daha ortalama ve daha küçük bir dünyaya yöneliyoruz.

 

Son olarak, umut ve yararlı işaretler de var. Hindistan, tüm Güney Asya
liderlerinin tehdide karşı ortak bir bölgesel tepki oluşturmaları için bir
video-konferans düzenleme girişiminde bulundu. Eğer pandemi, karşı karşıya
olduğumuz büyük küresel meselelerde çok taraflı işbirliği yapma konusundaki
gerçek ilgimizi fark etmemizi sağlarsa, faydalı bir amaca hizmet etmiş
olacaktır.

 

Amerikan Gücünün Yeni Bir Stratejiye İhtiyacı Var

Joseph S. NYE, Jr.*

 

ABD Başkanı Donald TRUMP 2017’de büyük güç rekabetine odaklanan yeni bir ulusal
güvenlik stratejisi açıkladı. KOVİD-19 bu stratejinin yetersiz olduğunu
göstermektedir. Amerika Birleşik Devletleri büyük bir güç olarak hüküm sürse
bile, tek başına hareket ederek güvenliğini koruyamaz. Richard DANZIG’in,
sorunu 2018’de özetlediği gibi: “21. yüzyıl teknolojileri yalnızca üretim ve
dağıtım süreçleri açısından değil, sonuçları açısından da küreseldir.
Patojenler, yapay zekâ sistemleri, bilgisayar virüsleri ve radyasyonlar, bizim
sorunumuz olduğu kadar, onları ortaya çıkaranların da sorunudur. Anlaşmalı
raporlama sistemleri, paylaşılan kontroller, ortak beklenmedik durum planları,
normlar ve anlaşmalar, sayısız karşılıklı risklerimizi hafifletmenin bir yolu
olarak izlenmelidir.”

 

KOVİD-19 ve iklim değişikliği gibi uluslar-üstü tehditler üzerine Amerika’nın
diğer uluslar üzerindeki gücünü düşünmek yeterli değildir. Başarının anahtarı,
gücün başkalarıyla birlikte olan önemini de öğrenmektir. Her ülke önce kendi
ulusal çıkarlarını belirler; önemli soru, bu ilginin ne kadar geniş veya dar
olarak tanımlandığıdır. KOVİD-19, bu yeni dünyaya stratejimizi
uyarlayamadığımızı gösteriyor.



KOVİD-19’un Tarihi Galipler Tarafından Yazılacak

John ALLEN*

 

Her zaman olduğu gibi tarih, KOVİD-19 krizinin “galipleri” tarafından
yazılacak. Her ulus ve daha fazla birey, bu hastalığın toplumsal gerginliğini
yeni ve güçlü bir şekilde deneyimliyor. Kaçınılmaz olarak; hem benzersiz siyasi
ve ekonomik sistemleri açısından hem de kamu sağlığı açısından ısrar eden
uluslar, farklı ve daha yıkıcı bir sonuç yaşayanlar üzerinde başarı iddiasında
bulunacak.

 

Bazıları için bu, demokrasi, çok taraflılık ve evrensel sağlık hizmetleri olarak
büyük ve kesin bir zafer olarak görünecektir. Diğerlerine göre, baskın otoriter
yönetimin açık “faydalarını” gösterecektir.

 

Her iki durumda da koronavirüs krizi, uluslararası güç yapısını, daha henüz
hayal etmeye başladığımız bir şekilde yeniden şekillendirecektir. KOVİD-19,
ekonomik hareketlilik üzerindeki baskısını artıracak, ülkeler arasındaki
tansiyonu yükseltmeye devam edecektir. Uzun vadede pandemi, özellikle
işletmeler kapanırsa ve bireyler iş gücünden ayrılırsa, küresel ekonominin
üretken kapasitesini önemli ölçüde azaltacaktır. Bu dislokasyon riski özellikle
gelişmekte olan ülkeler ve ekonomik olarak fazla sayıda dayanıksız işçileri barındıran
ülkeler için önemlidir. Uluslararası sistem de büyük baskı altında kalacağı
için bu durum hem istikrarsızlığa hem de ülkelerin içinde ve aralarında yaygın
çatışmalara yol açacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet