SAĞLIK & TIP & HASTANELER & PSİKOLOJİ & SOSYOLOJİ & KİŞİSEL GELİŞİM & FELSEFE


Kocaeli Üniversitesi öğrencisiyken başarılı
çalışmaları ile Harvard Üniversitesi’nin Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölüm
Başkanı Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil’in dikkatini çeken ve ondan aldığı davet
üzerine girdiği Harvard’da Endokrinoloji,


Diyabet ve Metabolizma üst-ihtisasını yapan
Doktor Burak’ın virüsün tanımı ve bundan sonra izlenecek yol haritası ile
ilgili kaleme aldığı yazıyı aynen paylaşıyorum…
 

* 

Korkumuzun Adı Corona




Öncelikle aşağıda yazdıklarım tamamen kişisel
görüşlerimi yansıtmakta olup çalıştığım hastane ve araştırma kurumlarını
bağlamamaktadır.
 

Korkumuzun adı Corona, nam-ı diğer COVID-19.
Bizim jenerasyonun çok alışık olmadığı türde bir virüs. Çok bulaştırıcı, elit,
zengin, fakir, Avrupalı, Asyalı seçmiyor. Öldürücülüğü yaşa ve altta yatan
diğer hastalıklara bağlı değişen bir baş belası.




Öncelikle en iyi bildiğimiz şey, bilimsel olarak
çok da bir şey bilmediğimiz. Sorunda buradan çıkıyor zaten. Belirsizlik toplumları
yıpratıyor, dedikoduları, komplo teorilerini alevlendiriyor ve ‘hadi oradan
bize bir şey olmazcı’ları arttırıyor.
 

Bununla beraber çok temel noktalar var, bunları
biliyoruz. Bilmediğimiz üzerinden spekülasyon yapmak yerine bildiğimiz
üzerinden aksiyon almakta fayda var.




1. İlaç yok, aşı hazır değil.
Klinik çalışmaların yer aldığı Clinicaltrials.gov’ da 103 tane Coronavirus ilaç
araştırması var. Hali hazırda hiçbiri yaygın kullanıma açık değil. Daha önceki
RNA virüslerinde denenmiş, en azından güvenli olduğu bilinen deneysel ilaçlar
(Re-purpose) en umut vadedenleri. İlaç ismi vermeyeceğim, malum olay hemen bu
virüsü ilaç şirketleri çıkardıya gidebiliyor. Zaman açısından 300 milyon+
aşının ulaşılabilir olması en iyi ihtimalle Kasım’a kadar mümkün değil.
Repurpose ilaçların her an güzel sürprizler yapma ihtimali tabii ki var ama
sistem kurgularken güvenilecek limanlar değil.

2. Testler yeterli değil. En
azından bugün için. Yeterli test yapılamaması; radikal, ekonomik riskleri
yüksek ama gerekli müdahaleleri geciktiriyor. Bunun en büyük örneği İtalya (az
ve geç test, yaşlı hastalar, çok ölüm). Tersi ise Güney Kore (çok ve erken
test, genç hastalar, az ölüm). Yaygın test yapıp erken dönemde sayıların
farkına varıp, vakalar yüksek risk grubunu vurmadan gerekli önlemleri almak,
ölümleri ve yayılım hızını azaltıyor. Amerika maalesef yaygın test yapmakta çok
geç kaldı. Washington (Seattle), New York, California, Massachusetts gibi
birçok eyalet artık önü zor alınacak bir salgın döngüsünün içinde. Türkiye de
çok kritik bir haftanın içinde.
 

3. Logaritmik – eksponansiyel vaka
artışları sağlık sistemini çok zorlayacak. Dünya’nın en iyi hastanelerinin
olduğu Boston’da bile maalesef sistem bu yükü taşımakta zorlanıyor. Eğer
İtalya’daki gibi ani vaka sayı artışı olursa da kaldıramayacak. Burada yoğun
bakım yatağı, mekanik ventilator sayısı (ameliyathanelerdeki dahil) ve en
önemlisi yoğun bakım hastası ve ventilator yönetebilen özel donanımlı sağlık
personeli sayısı çok kritik. Dünyanın hiçbir yerinde de bu sayı böylesine bir
salgını kaldırabilecek güçte değil.




4. Tek bir çare var şuan. Yakın
gelecekte enfekte olacağını bile bile nefessiz çalışan sağlık çalışanlarına
zaman kazandırmak. Salgının tepe (peak) yapma zamanını uzatmak, hatta
engellemek. Bunun da tek yolu var, SOSYAL İZOLASYON! Ama biraz değil, sonra
değil, azcık değil, sadece birileri için değil, BUGÜN, HERKES İÇİN VE ÖDÜNSÜZ.
 

5. Ok yaydan çıktı, herkes
topyekun evine sığınsın, 2-3 hafta hiç çıkmayacak kadar hazırlık yapsın,
toplantılarını, ev gezmelerini, törenlerini, davetlerini, toplu ibadetlerini,
dışarda yemeklerini, alışverişini, ofis işlerini, kısacası evi ve ev ahalisi
dışındaki-dışarıdaki bütün mesaisini acilen iptal etsin.




6. Pozitif biri 24 güne kadar
(ortalama 20 gün) bulaştırıcı, bilinen en iyi hesaplama ile 1 pozitif kişi
ortalama 2-2.5 kişiye bulaştırıyor. Semptomu olmayan biri ortalama 5 gün
boyunca habersiz olarak bulaştırıyor.
 

7. Ne zaman bitecek?




Yavaşlasa bile binlerce insanın daha yaşaması
anlamına gelir. Matematiksel olarak toplumun %50sinin bağışıklık kazanması
gerekiyor. Bağışıklık kazanmanın üç yolu var: hasta olmak, hastaya maruz kalıp
hasta olmadan bağışıklık kazanmak ve aşı olmak. Aşıyı saymazsak bu işin kendi
seyrinde tamamen bitmesi için Amerika’da 100-150 milyon insanın, Türkiye’de ise
40 milyon insanın bu süreçten geçmesi demek.
 

Tabi günün sonunda geriye baktığınızda ve mevcut
öldürücülük rakamlarını düşünürseniz, bu yüzbinlerce kişinin ölmesi demek.
Ölümlerin %90’a yakını 65-70 yaş üstü ve ek kronik rahatsızlığı olanlardan
gerçekleşecektir. Yani şuan evine girmeyen, AVM den çıkmayan, en sevdiği
cafésinden vazgeçmeyen sağlıklı, görece olarak genç insanların tercihlerinin
faturasını toplumun hasta ve yaşlıları hayatlarıyla ödeyecek.




Bu radikal önlemlerin ekonomiye zararı ve
insanların moraline vurduğu balta çok büyük olabilir. Ama geriye dönüp keşke
demenin vicdani yükü bütün bunları aşadabilir. Halbuki 2-3 hafta sonra ‘amma da
abartmışız demek’ şuan İtalya halkının yaşadığı hislerden çok daha çekilebilir
diye düşünmeden edemiyorum.
 

Önümüzdeki günlerde testler yaygınlaşacak,
sayılar katlanarak artacak, panik daha da büyüyecek, eğer bugün izole olmazsak
sağlık sistemi de bu yükün altında ezilecek. İyimser tablo çizmek, sadece
yaklaşan fırtınayı kale almamak ve kafamızı kuma gömmek olur. Herkes üzerine
düşeni yapıp evde kalmayı becerebilmeli.




Dünya bunu daha önce de tecrübe etti. 1918
İnfluenza salgınında izolasyonda geç kalan Philadelphia’ da tepe vaka çok hızlı
gelişerek katastrofik sonuçlar yaratırken izolasyonu çok hızla uygulayan St.
Louis’ de salgın yavaşlayıp tepe vaka hiç olmuyor (Mecher, Lipsitch PNAS 2007
Raporu).
 

Biz hastaneye gitmeye, toplum için çırpınmaya
devam ediyoruz. A, b, c, d, e, f… planları yaptık. Biliyoruz ki her geçen gün
enfekte olan sağlık personeli sayısı da artacak, nöbetler zorlaşacak ama biz
ailelerimizi geride bırakıp hastaneye gitmeye ve yoğun bakımda uykusuz
nöbetlere devam edeceğiz.




Tek dileğimiz biz evimizden çıkarken sizin
evinize girmeniz, bize zaman kazandırmanız.
 

Düşünün ki eski çağlarda önemli bir kaleyi
savunuyoruz. Sürekli ama az sayıda atakları püskürtebiliyoruz ama ani ve çok
büyük sayıda unsura sahip bir atağı kaldıramayabiliriz. Gelin bu kaleyi
düşürmeyelim.




Lütfen bugünü ciddiye alın, yarına hazırlığınızı
yapın, evinizden çıkmayın.
 

Saygılarımla,




Dr. M. Furkan BURAK 

İç Hastalıkları Uzmanı




Endokrinoloji ve Metabolizma Yandal Uzmanı 

Brigham and Women’s Hastanesi




Harvard Tıp Fakültesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir