SAĞLIK & TIP & HASTANELER & PSİKOLOJİ & SOSYOLOJİ & KİŞİSEL GELİŞİM & FELSEFE


Dr. MEHMET ÖZ’DEN
CORONA ANALİZİ


2020-03-29


Yıllardır doğru düzgün girmediğim facebooka bu virüs
yüzünden girip bir şeyler yazayım istedim çünkü neredeyse 15 ocaktan bu yana,
yani 2 aydır bu hastalık üzerine bilimsel makaleler de dahil çok fazla okuma
yaptım.


Öncelikle şunu belirtmekte fayda var. Bu virüsten
kaçış yok arkadaşlar. İstisnasız hepimiz yakalanacağız. Ama ne kadar geç
yakalanırsak o kadar iyi, bunu en sonda açacağım. Aynen grip virüsünde olduğu
gibi önümüzdeki yıllar, on yıllar boyunca bu virüsle yaşamayı öğreneceğiz. Emin
olun bu kesin. Şu an alınan karantina, tatil, izin vb önlemlerinin tamamı
virüsün yayılma hızını yavaşlatıp, sağlık sektörünün çökmemesini sağlamak üzere
alınıyor.


Çok hızlı yayılımda hastanelerin yoğun bakım üniteleri
çıkmaza giriyor ve bilamecbur İtalya örneğinde olduğu gibi hangi hastanın
yaşayacağına, hangisinin öleceğine karar verilmesi gereken berbat bir durum
ortaya çıkıyor.


Virüs dediğimiz şeyler aslında öldürücü, şeytani birer
düşman değiller. Onlar da aynen bizim gibi üzerinde konuşlandıkları alan
sayesinde yaşayan canlılar. Zaten genelde hayvanlardan bize geçiyorlar ve evet,
hayvanları genelde öldürmüyorlar. Çünkü kendileri de yaşamak için üzerinde
yaşadıkları canlılara muhtaçlar. Yüzyıllardır hayvanlarla beraber yaşamaya
alışmışlar.


E peki biz neden ölüyoruz? Çünkü birbirimizi
tanımıyoruz. Virüs kendini hala hayvan vücudunda zannediyor. Yeni yerleştiği
konağın şartlarını henüz bilmiyor. Belli bir süre geçtikten sonra hem bizler
onlara bağışıklık kazanacağız hem de onlar kendi sonsuz yaşamları için
mutasyona uğrayacaklar. Böylece beraber yaşamaya alışacağız.


Mesela aranızda herpes labialis adlı virüsü duyan oldu
mu hiç? Duymadınız ama kendisi dünyanın en yaygın virüslerinden birisi ve bir
kere vücudumuza girdikten sonra biz ölene kadar vücuttan atılamıyorlar. Peki ne
yapıyor bu virüs? Dudağınızda uçuk çıkarıyor. O kadar işte. Bizi öldürmüyor
çünkü biz ölürsek kendisi de yaşayamıyor.


Grip virüsü de hemen hemen öyle. Öldürücülük oranı
%0.1 civarı ve genelde zaten vücudunda kronik sorun olanları öldürüyor. Her
sene ve her sene dünyada yarım milyar insan grip virüsüne yakalanıyor. Bu
şekilde birlikte yaşamaya alıştığımız tonla virüs var. Corona virüsler (sars,
mers vb) ile de yaşamaya alışacağız (tabii mers ile belki 1000 yıl sonra).


Sadede gelirsem, dediğim gibi hepimiz bu virüse
yakalanacağız. Hatta belki birçoğumuz yakalandı bile ama fark etmedi. Ve hatta
hastalığı da atlattı. Vücudu virüsle yaşamaya çoktan alıştı ya da virüs o
vücutta yaşayamadı ve başka konaklara geçti. Bu konuda en güzel örnek Diamond
Princess gemisi. Gemideki 3700 kişinin 700’ünde test pozitif çıkmış. Ama bu 700
kişinin 350’si hastalığı hissetmemiş bile. Ve hala da çok sağlıklılar. Yatak
döşek yatmıyorlar. Ki yaş ortalamaları da baya yüksek.


Peki neden böyle? Çünkü o 350 kişinin bağışıklık
sistemi çok güçlü. Yani bu hastalıkta en önemli şey bağışıklık sistemi.
Aramızda bağışıklığı iyi olanlar, spor yapanlar, doğru besinleri alanlar,
sigara içmeyenler vb. bu hastalığı belki hissetmeyecek bile. Belki hafif bir
grip gibi atlatıp hayatlarına devam edecekler.


Ne yapmak gerekiyor? Öncelik vücut direnci. Spor ve
hareket. Sonrası beslenme. Özellikle meyve sebzeler ile daha spesifik şeyler,
mesela sarımsak, yoğurt, kefir, yeşil çay vb. Sonrası ise besin takviyeleri.
Özellikle c vitamini, çinko, beta glukanlar (1.3 ve 1.6) ve kara mürver
ekstresi. Meyve sebzeler ve takviyeler eğer kendinize de dikkat ederseniz bu
kışı atlatmanızı sağlayabilir. Çünkü bağışıklık sistemini çok dirençli hale
getiriyorlar.


Dediğim gibi, bu virüsle yaşamaya alışın. Önümüzdeki
yıllarda, hatta belki aylar ya da haftalarda mutasyona da uğrayacak, ya daha
ölümcül olacak, ki kendi de kaybeder, bu yüzden bunu düşük olasılık görüyorum,
ya da o da bizimle yaşamayı öğrenecek. Aşısı bulunsa bile mutasyona her
uğradığında aşı işlevini kaybedecek. Grip aşıları da öyledir. Sizi sadece
geçmiş senelerin grip virüslerinden korur. Yenilerinden değil. Yani tam koruma
sağlamaz. Tam koruma her zaman için bağışıklık sisteminizdir.


Fakat dediğim gibi virüsün canlılığını devam
ettirebilmesi için bulunduğu konağı öldürmemesi ve başka konaklara geçebilmesi
gerekiyor. Bunun için de mecburen mutasyona uğramak zorunda. Mutasyon dediğimiz
şey ise nesille alakalı ve virüsler çok hızlı üreyip öldükleri için bizlerde
yıllar alan nesil değişimi onlarda saatler alabiliyor. Bu sayede çok hızlı
mutasyon geçiriyorlar. Ve büyük bir olasılık süre geçtikçe virüs bulaştığı
kişiyi öldürmeyecek şekilde mutasyon geçirecek. Yani bu virüsü ne kadar geç
kaparsanız tehlikesi o kadar az olacak.


Evet, hepimize uğrayacak bu virüs ama ne kadar geç
uğrarsa o denli şanslı olacağız. Bu yüzden olabildiğince evden çıkmamak,
hijyene dikkat etmek, gerekli şekilde beslenmek, hareket etmek ve gerekli
takviyeleri almak gerekiyor. Bunları yapanlar emin olun hepimizden uzun
yaşayacak.


Özet

1- Kendinizi karantinaya alın. Virüsle en geç temas
edenler en şanslıları olacak

2- Hijyen. Olabildiğince temizliğe dikkat edin.

3- Meyve sebze yiyin.

4- Bağışıklığa iyi gelen sarımsak, kefir, yoğurt gibi besinler tüketin.

5- Bağışıklığa çok iyi gelen besin takviyeleri ve vitaminler alın. Örnek: beta
glukanlar, c vitamini, çinko, kara mürver ekstresi vb.

6- Hareket edin ve evinizde spor yapın.

7- Sigarayı bırakın.

8- Bol su için.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir