SAĞLIK & TIP & HASTANELER & PSİKOLOJİ & SOSYOLOJİ & KİŞİSEL GELİŞİM & FELSEFE


ARSLAN BULUT /// SORUNU ÇÖZECEK SORU : CANSIZ VİRÜSE CAN VEREN NEDİR ???


24 Mart 2020


Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran düşünceler, örgütlü
olarak ilk defa Türk Derneği’nde ve sonra Türk Ocağı’nda şekillenmiştir. Yani
Türkiye’nin temel harcını Türk Ocağı kurucuları atmıştır.


Peki kimdir onlar?


Türk Ocağı’nın tarihçesinden okuyalım:


“Osmanlı devletinin temelini oluşturan
Türk toplumu, milli kimliğinden habersiz yaşıyor, bundan dolayı ayrılıkçı
davranış ve eylemlere gereken tepkiyi gösteremiyordu. Öyleyse ona kimliğini ve
benliğini tanıtacak, milli duygularını canlandırıp harekete geçirecek çalışmalar
yapılmalıydı.


Milliyetçi birçok aydının kafasını durmadan
meşgul ettiği muhakkak olan bu düşüncenin ilk önemli kıvılcımı zamanın Askeri
Tıbbiye Mektebi’nde parladı. Bir yandan hekimlik öğrenimi görürken bir yandan
da yurt ve millet sorunları ile ilgilenen 190 Askeri Tıbbiye öğrencisi, bu
sorunların çözümü ile uğraşacak bir ‘gönüllüler kuruluşu’ oluşturulmasına
yönelik görüş alış verişini sağlamak için bir toplantı düzenleme girişiminde
bulundu. 24 Mayıs 1911’de başta dönemin ünlü Türkçüleri olmak üzere, birçok
tanınmış şair, edip, bilim ve düşünce adamına mektuplar yazdılar ve 21 kişilik
de bir girişimciler kurulu oluşturdular.


Bu topluluğun Dr. Fuat Sabit (Ağacık)
başkanlığındaki üyeleri ile ünlü Türkçülerden Mehmed Emin (Yurdakul),
Akçuraoğlu Yusuf, M. Ali Tevfik (Yükselen), Emin Bülend (Serdaroğlu) ve Ağaoğlu
Ahmed’in katıldığı bir toplantı yapıldı. Türkçülük düşüncesini yayacak ve
yaşatacak bir derneğin kurulması ve adının da ‘Türk Ocağı’ olması, 3 Temmuz
1911’de yapılan bu toplantıda kararlaştırıldı.”


***


Burada öne çıkarmak istediğim konu, askeri tıbbiye
öğrencilerinin, Türkiye’nin kuruluşuna katkı yapacak derecede önemli bir
girişimde bulunmuş olması ve Türk devleti ilan edilene kadar ve ondan sonra da
savaş dahil her türlü hareketin içinde bulunmuş olmasıdır.


Bugün de millet olarak tıbbiyelileri ve bütün sağlık
mensuplarını alkışlıyoruz… Yalnız, tıbbiyelilerin meslek örgütü olan Türk
Tabipler Birliği’ne, iktidarın korona virüs salgınıyla ilgili çalışmalarının
hiçbirinde yer verilmiyor. Buna sebep olarak, TTB yönetiminin bölücü örgüte
yakın mesajlar vermesi ve bu yönde bir duruş sergilemesi gösteriliyor.
Eleştiriler doğrudur. Yalnız bu eleştiriyi yapan iktidarın, çözüm süreci
sırasında, aynı mesajları verdiği unutulabilir mi? Bir de kurumun adından Türk adını çıkaralım” diyenlere bakınız. Hemen hepsi, bir veya birkaç
kurumun adından Türk lafzını çıkarmayı bir kenara bırakın, devleti Türk devleti
olmaktan çıkarmak istemekte, bunu da İslâm’ı kalkan olarak kullanarak yapmaya
çalışmaktadır.


Dolayısıyla yapılacak iş, Türk Tabipler Birliği’nin
adından Türk kelimesini çıkarmak değil, 1911’de Türk Milleti’nin geleceği için
Türk aydınlarını toplantıya çağıran askeri Tıbbiye öğrencilerinin yaptığını
yapmaktır. Böyle yapılırsa, bu kurum, daha sağlıklı bir şeklinde yönetilebilir.


***


Gündeme gelince; Türk Tabipler Birliği, Sağlık
Bakanlığı’na 19 soru yöneltti. Bu sorulardan ikisi şöyle:


“-Tanısı doğrulanmış olgulardaki
bulguların (ateş, öksürük, nefes darlığı, ishal, vb) dağılımı nasıldır?


-Tanısı doğrulanmış olgulardaki akciğer
grafisi ve bilgisayarlı tomografi bulguları nelerdir?”


Bu iki soru şunun için önemli: Hastalar, çırpınarak
can veriyor. Oysa zatürre olup ölen insanlarda böyle bir bulguya rastlanmış
değildir.


O halde cansız olan korona virüsü, akciğerlere
indikten sonra harekete geçiren madde nedir? Yoksa iddia edildiği gibi madde
değil frekans mıdır, ses dalgası mıdır, manyetik enerji midir? Konunun akıllı
telefonlarla, uydularla ve 5G teknolojisiyle ilgisi var mıdır?


Sorunun çözümü, doğrudan bu konuyla ilgili olabilir!
Öyleyse tıbbiyeliler yanında elektrik, elektronik mühendislerine de büyük iş
düşüyor!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir