ARSLAN BULUT : DOKTORLAR, ŞİMDİ NEYİ SORGULUYOR ????


13 Nisan 2020


Neredeyse bir aydır, küresel salgınla ilgili ama
ağırlıklı olarak elektromanyetik dalgaların biyolojik varlıklar üzerindeki
etkisi üzerinde tamamen bilimsel araştırmalara dayalı yazılar yazıyorum…


Türkiye’de ilk vakanın açıklandığı 10 Mart gününden
yaklaşık bir ay önce, 13 Şubat 2020’de, Semih Kalkanoğlu’nun verdiği bilgilere
dayanarak, “Almanya neden 100 milyon maske
istedi?”
başlıklı yazıyla hem devlet
yetkililerini hem de halkı uyarmıştım. O yazıda “Şimdi bu girişimlerden,
Türkiye’de yüz maskesi üretiminin planlanmamış olduğu anlaşılıyor. Fakat
Almanya’da bir şirketin acilen 100 milyon maske araması, ilginç değil mi?
Almanya, Türkiye ile hemen hemen aynı nüfusa sahip: 83 milyon 200 bin…
Almanya’nın nüfusundan fazla maske sipariş edilmesi, salgının Avrupa’ya
sıçrayabileceği öngörüsüne dayanıyor olsa gerek. Türkiye, şimdilik bu konularla
meşgul değil. ‘Göç yolda düzülür’ mantığını genetik yapısında taşıyan Türk
Milleti, önemli işlerini hep son dakikaya bırakır ama devletin, her türlü
ihtimali düşünerek gereken önlemleri alması gerekir.”
demiştim.


***


Aslında tedbirlerin, Şubat ayından itibaren halka
hissettirmeden alınmaya başlandığı fakat bunların yetersiz olduğu sonradan
anlaşıldı.


Türkiye’nin hava kara ve deniz ulaşımında dünyaya
kapatılması gerekirdi. Bu karar çok sonra alındı. ABD ile uçak seferleri devam
etti. 21 bin kişi de umreye gönderilmişti. Dönüşleri Mart’ın ortasına denk
geldi. Umreden dönenlerin bir kısmı karantinaya alınabildi, bir kısmı da
Türkiye’nin dört bir tarafına dağıldı…


Bu süreçte bile devam eden siyasi tartışmaları bir
kenara bırakarak bütün dikkatimi virüsün, neden bağışıklık sistemi düşmüş
vücutlarda etkili olduğu konusuna verdim. Bu sebeple elektromanyetik dalgaların
insanlar, hayvanlar ve bitkiler üzerindeki etkilerini araştıran bilim
adamlarının çalışmalarına odaklandım. Bütün çalışmalarda, elektromanyetik
radyasyonun, hücrelerdeki oksijeni dönüştürmesi üzerinde durulduğunu gördüm.


Süreç ilerledikçe, iktidarın hataları da ortaya
çıkmaya başladı. Bu şartlarda bile iktidar, İstanbul, Ankara ve İzmir gibi
büyükşehir belediyelerinin başarısız olması için engellemeler yaptı. Yardım
kampanyalarına engel oldu. Çok kötü bir şekilde aniden açıklanan sokağa çıkma
yasağı ile halkı sokağa döktüler, sonra da muhalefetin elindeki belediyelerin
halka ekmek dağıtmasını bile durdurmaya çalıştılar!


***


Geldiğimiz noktada gerçek şu ki, ağır seyreden
vakalarda virüs, insan vücudunu oksijensiz bırakarak ölüme sebep oluyor. Yalnız
bu bilgi, Çin’de bazı insanların sokakta yürürken aniden düşüp ölmesini izah
etmiyor. Görüntüler var! Vücudun virüs sebebiyle oksijensiz kalması bir zaman
alır… Çin, bu konuda bilimsel bir açıklama yapmalıdır. Vuhan bölgesindeki
salgının Çin’in tamamına ve birkaç vaka dışında Pekin’e yansımaması da dikkat
çekicidir.


Son olarak, oksijensiz kalma konusuyla ilgili olarak
Dr. Ayşegül Çoruhlu’nun “Korona virüsü oksijen seviyesi düşük olanlara mı
kolay bulaşıyor?”
başlıklı yazısına dikkat çekmek istiyorum.


Çoruhlu, konuyu bilimsel açıdan izah ettikten sonra “Korona görüldüğü üzere hemoglobine saldırıp bizim
kandaki oksijenimizi azaltıyor ki Furinler artsın, virüs de hücreye daha sıkı
bağlansın. Covid 19 hastalığındaki oksijensizlik sorunu konusunda durum öyle
bir noktaya geldi ki hekimler şu soruyu soruyor:


‘Bu Covid 19 gerçekten bir akciğer
hastalığı mıdır, yoksa tıpkı ‘yüksek irtifa hastalığında’ olduğu gibi bir
oksijenlenme hastalığı mıdır? Tedavimize yüksek irtifa hastalığı tedavisini de
eklesek mi?’


Bunlar medikal dünyada yeni sorulardır.
Yeni çözümler de gelecektir”
diyor ve tedavide C vitamin verilmesi, hastaya nitrik
oksit solunumu yaptırılması gibi uygulamalara başlandığını hatırlatıyor! Peki
bu tespitler ve uygulamaların bilimsel anlamı nedir?