SAĞLIK & TIP & HASTANELER & PSİKOLOJİ & SOSYOLOJİ & KİŞİSEL GELİŞİM & FELSEFE


ALMANYA’NIN CORONA İLE MÜCADELESİ




Almanya 

Robert Koch…




Alman hekimdi. 

Profesördü.




Şarbon bakterisini keşfetti. 

Tüberküloz bakterisini keşfetti.




Kolera bakterisini keşfetti. 

Bakteriyoloji biliminin babası oldu.




Nobel Tıp Ödülü kazandı. 




Şarbona çare bulduğunda, padişah Abdülhamid
tahtına daha yeni oturmuştu, vereme çare bulduğunda Atatürk henüz bir
yaşındaydı.
 




Tüberküloz bakterisini keşfedip, verem
hastalığına çare bulduğunda, dünyada her yedi ölümden biri veremdi… Yani kaba
hesap, bugüne kadar bir milyardan fazla insanın hayatını kurtardı.
 




Teee 1891 yılında, Almanya’da Berlin’de,
Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü kuruldu, başına Robert Koch getirildi.
 

Robert Koch beş yıl yönetti.




Robert Koch ölünce, bulaşıcı hastalıklar
enstitüsünün adı Robert Koch Enstitüsü olarak değiştirildi.
 




1891’de kuruldu. 

İmparatorluklar yıkıldı.




Birinci Dünya Savaşı geçti. 

İkinci Dünya Savaşı geçti.




Berlin Duvarı yıkıldı. 

2020 oldu.




Robert Koch Enstitüsü bunların hepsinde yerinde
durdu, faaliyetine devam etti, hastalıklarla mücadelesine ve araştırmalarına
devam etti.
 




129 yıl… 

Aralıksız devam etti.







Almanya’daki tüm mikrobiyoloji
laboratuvarlarıyla entegre edildi, sürekli modernize edildi, Alman halkının tüm
sağlık verilerini toplama ve takip etme yetkisi verildi, 2001 yılında çıkarılan
Enfeksiyon Koruma Yasası’yla güçlendirildi, biyoterörizm dahil, tüm bulaşıcı
hastalık riskleriyle mücadelenin odak noktası haline getirildi, Almanya’nın
sağlık kriz yönetim merkezi oldu. Alman halkının daimi aşılanmasından
sorumludur. İlaç araştırmalarından sorumludur. Genetik testlerden sorumludur.
Kök hücre onay otoritesidir.
 




450 biliminsanı çalışır. 




Özerktir. 

Kendi kendisini yönetir.




Kendi yönetimini kendisi seçer. 

Bütçesini devlet verir ama, yönetimine karışmaz,
karışamaz.




 

Siyasi kararları elbette hükümet ve sağlık
bakanlığı alır ama, tüm bilimsel kararları Robert Koch Enstitüsü’nün
biliminsanları verir.




 

Devleti, siyasiler yönetir.




Bilimi, biliminsanları yönetir. 




Şöyle örnek vereyim…


Almanya’nın şu anki sağlık bakanının tıp’la
alakası yok, kendisi siyaset bilimci, bundan önceki sağlık bakanı hukukçuydu,
ondan önceki sağlık bakanı iktisatçıydı, ondan önceki sağlık bakanı öğretmendi,
ondan önceki sağlık bakanı ekonomistti.
 




Robert Koch Enstitüsü’nün şu anki başkanı
mikrobiyoloji profesörü, bundan önceki başkan immünoloji profesörüydü, ondan
önceki mikrobiyoloji profesörüydü, ondan önceki viroloji profesörüydü.
 




Devleti, siyasiler yönetir. 

Bilimi, biliminsanları yönetir.




 

Almanya’nın sağlık politikası, hükümetlerden
bağımsızdır.




 

Alman halkının sağlığının emanet edildiği, 129
yıllık köklü geçmişe sahip Robert Koch Enstitüsü, partilerüstü, siyasetüstü
kurumdur.







Ve, hani Almanya’da çok yüksek coronavirüs
vakasına rağmen, ölüm oranı çok kez görülüyor ya…
 

Almanya’daki bu mucizevi mücadeleyi, işte bu
Robert Koch Enstitüsü yürütüyor.
 




– Almanya hükümeti daha virüs lafını duyar
duymaz, bir gecede, sağlık sistemine 36 milyar euro aktardı.
 

– Henüz Almanya’da bir kişi bile ölmemişken,
ülkedeki bütün hastanelerin yoğun bakım ünitelerini derhal dört katına çıkardı.




– Her gün 22 bin kişiye test yaptı, dünyada
Almanya’dan daha fazla test yapabilen, böyle bir kapasiteye sahip başka ülke
yok.
 

– Hastanelerinde 25 bin adet solunum cihazı
vardı, henüz bir kişi bile ölmemişken, derhal 15 bin adet solunum cihazı daha
satın aldı.




– Almanya, Japonya’dan sonra dünyanın en büyük
tıbbi cihaz üreticisi… Bu yüzden, test kitlerini, solunum cihazlarını ithal
etmedi, kendi şirketleri üretti. Böylece, şu anda paradan çok çok daha önemli
olan zamanı kaybetmedi.
 

– Saldım çayıra mevlam kayıra demedi, pozitif
çıkan herkesi iki gün hastanede tuttu, belirti göstermeyenleri evinde
karantinaya aldı, belirti gösterenleri 14 gün daha tuttu, çok erken teşhisle,
çok erken müdahale etmiş oldu.




– Henüz bir kişi bile ölmemişken, sağlık
sistemindeki tüm izinleri iptal etti. Yurtdışında tatilde olan doktorlarını, o
ülkeye uçuşlar yasaklanmış bile olsa, Alman devletinin gücünü kullanarak,
getirdi. Mecbur kalınan durumlarda, yurtdışındaki Alman vatandaşlarının
tahliyesini bile öteledi ama, dışarda bir tek doktor bırakmadı.
 

– Eğitimli, bilinçli Alman toplumu, Robert Koch
Enstitüsü ne diyorsa harfiyen uydu, tokalaşma, sarılma, öpüşme, birarada
bulunma filan, bıçak gibi kesildi, Alman toplumundaki disiplin kültürü
sayesinde, ikinci bir uyarıya gerek bile kalmadı.




– “Bencil” zannedilen Alman toplumunda, aslında
en üst düzeyde “toplumsal dayanışma ruhu” hakimdir. Coronavirüs krizinde bir
kez daha ortaya çıktı. Hükümetten veya belediyelerden talimat almadan, “fahri
gönüllüler” devreye girdi, özellikle gençlerden alışveriş ekipleri kuruldu.
Virüs taşıdığı için evinde karantinaya alınan vatandaşların, risk grubunda
oldukları için dışarı çıkmaması gereken yaşlıların market alışverişleri, bu
gönüllüler tarafından yapılıyor. İhtiyacı olanlara destek için para toplanıyor.
 




– İtalya, özelleştirme şehvetine kapıldı, 2007
yılından itibaren sağlık sistemini özelleştirdi, hastanelerini sattı, sağlık
sisteminin yüzde 80’i özel sektörün eline geçti, devletin tek elden yönetme
kabiliyeti ortadan kalktı. Bugün, bunun bedelini çok ağır ödüyorlar.
 

– İspanya hakeza… Hastanelerini, hatta sağlık
ocaklarını bile özel sektöre sattı. Bugün, bunun bedelini çok ağır ödüyorlar.




– Maalesef, Türkiye de aynı yolu izledi. 

– Almanya ise, asla böyle bir adım atmadı. Bugün
Almanya’da hastanelerin yüzde 80’inden fazlası, bizzat devletin… Özelleştirme
adı altındaki rant politikalarının ne kadar hayati olduğunu kanıtladı.




 

“Almanya bizi kıskanıyor” denilen Almanya, işte
bu.




 

Küresel felaketin hepimize tekrar tekrar
hatırlattığı tek gerçek var.




 

Siyasete biat edersen, ölüyorsun.




Bilime emanetsen, yaşıyorsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir