28
Şubat hâlâ iktidarda


Yıl,1993.

Güneydoğu’da uzun yıllar görev yapan emekli Binbaşı Ahmet
Cem Ersever,
kimi faili meçhul cinayetler konusunda bana özel
bilgi 
veriyordu. Aydınlık gazetesindeki köşemde bunları
isim vermeden yazıyordum. Çok geçmedi…

Ersever ve iki arkadaşı kaçırılıp öldürüldü.

Aydınlık gazetesini arayan kişi, “Ersever’i infaz ettik. Sıra Soner’de” deyip
telefonu kapattı. Ardından adresime postadan Ersever’in nüfus kağıdını
gönderdiler.

Sıra
bende miydi?..


Ankara’dan
kaçtım…


Saklandığım yerde boş oturamazdım; “Erbakan” kitabını yazdım. Bir yıl
sonra kitap “Hangi
Erbakan”
 adıyla çıktı.

Yıl, 2011.

Silivri Cezaevi’ne atılalı henüz 15 gün geçti; Necmettin Erbakan 27
Şubat’ta vefat etti.
Koğuşta televizyondan dönemin
cumhurbaşkanı, başbakanı, bakanları ve diğer AKP’li politikacıların Erbakan
ardından dizdiği methiyeleri seyrettim.

Tarih,
bahtsızların bilimidir.
 Erbakan siyasal yaşamı boyunca
itilerek, bastırılarak, eziyet edilerek ve arkadan hançerlenerek yalnızlığa
terk edilmiş bir politikacıydı.

AKP’lilerin Erbakan’ı öven sözlerine karşılık koğuşta “söylesenize,
‘o kimsenin hizmetine girmedi’ desenize” 
diye bağırdığımı
anımsıyorum!

Sesimi kim duyabilirdi?..

Hakikatin
başka kalıplara sokularak tanınmaz hale getirilmesine
 karşı
çıkmalıydım.

Yazdığım kitapta Erbakan’ın yaşamını 1993 yılına kadar getirmiştim. Şimdi,
Silivri zindanında hayatının sonuna kadar olan bölümünü de yazmalıydım.

AKP’liler gerçeği söylemiyordu çünkü…


CIA-Erbakan
ilişkisi


Yıl,
1989.

Berlin Duvarı’nın yıkılışıyla Soğuk Savaş bitti.

Sovyetler Birliği dağıldı.

CIA, başta Kafkasya ve Balkanlar olmak
üzere Müslüman ülkelere “Ilımlı İslam” teorisiyle girme stratejisini
hayata geçirdi.

Soğuk Savaş döneminden ilişkisi olduğu FETÖ’yü bu bölgelere bu amaçla soktu.

O
yıllarda… T
ürkiye ekonomik ve siyasi krizlerle
uğraşıyordu. PKK terörü artmıştı. Devlet içinde Susurluk
benzeri çeteler
 oluşmuştu. Faili meçhul suikastlar
oluyordu.

Halk yoksullaşmıştı. Yolsuzluk, gelir dağılımı adaletsizliği, enflasyon,
faizler tarihi zirvedeydi.

Tüm bunlar Özal’ın getirdiği -ABD patentli- neoliberalizmin sonuçlarıydı.

O
süreçte iki partinin şansı vardı: SHP ve RP.


1989 yerel seçiminde büyük başarı sağlayan SHP, kısa sürede belediyelerdeki
-rüşvet gibi- başarısızlıklarla 
umut olmaktan çıktı.
RP’nin ise yıldızı parlıyordu…

Bunu kavrayıp kitap yazan tek ben değildim kuşkusuz! Graham Fuller gibi
“Ilımlı İslam” taraftarı CIA ajanları, Harry Cole ya da Eugene
Zajac 
gibi ABD diplomatları RP ile ilişki kurdu.

O dönem partinin dışişleri sorumlusu Abdullah Gül,
Erbakan’ı -1992 ve 1994’te- ABD’ye götürdü. Öyle ki… 1994 yılının ilk
dokuz ayında RP ile ABD’liler arasında 15 görüşme yapıldı.
Büyükelçilikte RP’liler ile temas kurmak için Dean Deal
adlı -muhtemelen CIA ajanı- görevlendirildi.

Ankara’ya ziyarete gelen CIA Başkanı John Deutch Erbakan’la da
görüştü.

Wikileaks sızıntılarında Amerikalı diplomatlar, RP’den “Kürt sorununu çözecek
parti” diye bahsediyordu. Dillerindeki “hoca” gitmiş “profesör” gelmişti; Erbakan’a
yeni imaj çiziliyordu.
Ve:

21 Aralık 1995 genel seçiminden RP yüzde 21.4 ile birinci parti olarak çıktı.
Erbakan başbakan olacak mıydı?

Bu sorunun yanıtı, Müslüman ülkelerde İran ile nüfuz kavgası veren ABD için
de riskler taşıyordu. Erbakan’a güvenebilir miydiler?..


Neoliberal-Takiye


ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Peter Tarnoff Türkiye’ye geldi;
Erbakan’ın evinde görüşme yapıldı. Çıkarken medya önünde Erbakan’ın elini
sıkıp, “sizinle
çalışmak zevk olacak” 
dedi.

ABD, Erbakan’a şans verecekti.

BOP’un Ilımlı
İslam lideri 
yapacaklardı. Ama…

Milliciliği değil, küreselleşmeyi seçecekti…

İslam
Ortak Pazarı
 gibi projeleri unutacaktı…

Kamu korumacılığını değil, özelleştirmeyi savunacaktı…

Sıkı kemer sıkma politikalarını uygulayacaktı…

O sığ emperyalizm
laflarını
 etmeyip İsrail ve ABD ile dost olacaktı…

Erbakan
başbakanlık koltuğuna oturdu.


Ve bu emperyalist dayatmaların hiçbirini yapmadı! Aksine…

Kamu çalışanına yüzde 50 ve asgari ücrete yüzde 70 zam yaptı.

Tarımsal Destekleme Fonu’nu ve esnafa verilen teşvikleri artırdı.

Bankaların repo oranlarını düşürdü. “Havuz” sistemiyle özel bankaların kamuyu
sömürmesinin önüne geçmeye çalıştı.

Hele
dış politika…
 İlk yurtdışı gezisini ABD’nin baş düşmanı
İran’a gerçekleştirip 23 milyar dolarlık doğalgaz anlaşması yaptı. Müslüman
D-8’lerin kurulmasına öncü oldu. Uzatmayayım…

Sonra ne oldu?

Kültürel
sorunlar, 
ekonomik ve siyasi gündemin önüne geçti.

Ardından… 28 Şubat oldu.

Ardından… RP’de “Yenilikçiler” diye Erbakan’a karşı
çıkan bir ekip doğdu. Bunlar sonra -Erbakan’ın deyimiyle arka
kapıdan kaçanlar
partisi- AKP’yi kurdular.

Erbakan’ın
yapmak istemediklerini
 yapmak için -kısa dönem Erbakan’ın
arkasında olan ABD ile İsrail lobisi tarafından- iktidara getirildiler. CIA ürünü
FETÖ 
ile bu amaçla ittifak yaptılar.

Bugün “28 Şubat mağduruyuz” diye hiç söylenmesinler.

28
Şubat doğumludurlar!


Siyasi, ekonomik ve dış politika alanında 28 Şubat hâlâ iktidardadır!

Öyle
bağlanmışlar ki…


FETÖ’den darbe yemelerine rağmen hâlâ ABD’nin gözüne bakmaktadırlar!