Türkiye-Rusya
İlişkilerinin Rasyonalitesi


15 Temmuz sonrasında Ankara ile Moskova arasında yaşanan
yakınlaşmanın Suriye sorununa kalıcı bir çözüm bulunması konusunda bir fırsata
dönüştürülmesi büyük önem arz etmektedir.


24
Kasım’da bir Rus uçağının Türkiye tarafından düşürülmesinin ardından rasyonel
düzlemden çıkarak, her iki ülkeye de zarar veren bir boyuta taşınan
Türkiye-Rusya ilişkileri yeniden olması gereken rasyonel düzleme çekiliyor.
Nedir bu rasyonel düzlem diye sorulduğunda, Moskova ve Ankara’nın her iki
ülkenin çıkarlarına uygun bir ilişki geliştirmeleri, kendilerini sıcak bir
çatışmaya sürükleyecek gerginlikten uzaklaşmaları ve ekonomik işbirliğine
odaklanan bir politikaya yönelmeleri cevabı verilebilir.


Türkiye
ve Rusya arasındaki ilişkileri çok tehlikeli bir şekilde tırmandıran uçak
düşürülmesi hadisesinin nasıl gerçekleştiğine yönelik bugün sorulan soruların
bazılarına verilecek cevaplar belki iki ülke arasındaki ilişkilerin bu düzeyde
bozulmasının nedenlerine ışık tutacaktır. Başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak
üzere Türkiye’nin bütün kurumlarına sızmış olan FETÖ/PDY örgütünün planlı bir
girişimi sonucunda mı Rus uçağının düşürüldüğünü zaman gösterecek. Bu konuda
yapılan soruşturma sonucunda, söz konusu hadise öncesinde Rusya ile iyi
ilişkilere sahip olan Türkiye’nin, yapılması planlanan darbe öncesinde Moskova
ile arasının bozulmasının amaçlanıp amaçlanmadığı da ortaya çıkacaktır.


Rusya
ile ilişkilerin krize girmesine yol açan uçak düşürülmesi olayında parmağı olup
olmadığı sorgulanan FETÖ/PDY örgütünün, Moskova ile Ankara arasındaki
ilişkilerin hızlı bir şekilde düzelmesinde de dolaylı olarak etkisi olduğu
görülmektedir. Bu örgüt tarafından Türkiye’de gerçekleştirilen darbe
girişiminin ardından Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinde başlattığı normalleşme
sürecini hızlandırması söz konusu olmuştur. Bunun iki temel nedeni olduğu
söylenebilir.


KINAMA
DEĞİL UYARI GELDİ


Birinci
olarak, Türkiye’de yaşanan darbe sürecinde başta ABD olmak üzere Batılı
ülkelerin verdiği tepkilerin Ankara’da oluşturduğu büyük rahatsızlık Moskova
ile yakınlaşma ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Türkiye’nin NATO müttefiklerinin
darbeyi kınamakta ve Ankara’ya destek vermekte gecikmeleri ve hatta kararsız
kalmaları bütün Türk halkında büyük bir öfkeye yol açmıştır.


Amerikan
Dışişleri Bakanı John Kerry’nin katıldığı Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları
toplantısından sonra yaptığı açıklamalarda, darbeyi ve darbecileri açıkça
kınamak yerine Türkiye yönetimini “uyaran” sözleri ve bunun ardından Washington
Post gazetesinde “Kerry, Türkiye’nin NATO üyeliğinin riske girebileceği
konusunda uyardı” başlığıyla çıkan haber, Amerikan yönetiminin darbecilere
sahip çıktığı şeklinde algılandı.


Darbeye
kalkışan FETÖ/PDY örgütünü, 1999’dan beri yaşadığı ABD’nin Pensilvanya
eyaletinden yöneten Fetullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi talep edildiğinde
“kanıtlar” isteyerek işi yokuşa süreceğini gösteren ABD’nin tutumu Türkiye’nin
Batı ile uzun zamandır sahip olduğu ortaklığı sorgulamasına neden olmuştur.
Türkiye’de yaşanan darbelerle ilişkisi hep sorgulanan ve dünyada gerçekleşen
birçok darbenin arkasındaki güç olduğu sonradan açıklanan belgelerle ortaya
dökülen ABD içerisindeki bazı kesimlerin 15 Temmuz darbe girişiminin de
arkasındaki asıl güç olduğu düşüncesi bu ülkenin FETÖ/PDY örgütüyle ilişkileri
nedeniyle kuvvetlenmiştir. Diğer Batılı ülkelerin çoğunda siyasetçilerin,
darbeciler yerine Türkiye yönetimini hedef alan açıklamaları ve bu ülkelerin
medyasının büyük kısmının Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye hükümetine yönelik
karalama kampanyaları Türkiye’de Batı’ya karşı öfkeyi artırmıştır.


İşte
Batılı ülkelerin Türkiye’nin demokrasisine ve güvenliğine yönelik bu ikircikli
tutumları ve darbe destekçiliğine varan aşırı müdahaleci politikaları,
Ankara’nın dış politikasında Batı’nın ağırlığını dengeleyecek alternatif
arayışlarını kuvvetlendirmiştir. Bu çerçevede ilk akla gelen ülkelerden birisi
Rusya olduğu için, Rusya ile zaten başlatılan normalleşme sürecinin
hızlandırılması söz konusu olmuş ve bu çerçevede Cumhurbaşkanı Erdoğan 9
Ağustos’ta Rusya’ya bir ziyaret gerçekleştirerek bu ülkenin Devlet Başkanı
Putin ile görüşmüştür. Batı’yı dengeleyecek şekilde dış politikanın
çeşitlendirilmesine yönelik arayışın Rusya ile sınırlı olmayacağı ve başka
ülkelerle de yakınlaşma çabası içerisine girileceği öngörülebilir.


MOSKOVA
TEHLİKENİN FARKINDA


Türkiye’nin
darbe girişimi sonrasında Rusya ile yakınlaşmaya yönelik politikasında
değinilmesi gerekli bir başka faktör de, Moskova yönetiminin FETÖ/PDY örgütüne
karşı güvenilecek bir ortak olarak görülmesidir. Bilindiği gibi Rusya, 2002
yılında Fetullah Gülen’e bağlı okulların faaliyetlerini mahkeme kararıyla
yasaklayarak bu okulları kapatmıştı. Bu okulları Amerikan istihbarat
örgütlerinin bir enstrümanı olarak gören Moskova yönetiminin, Türkiye’nin
Batılı “müttefiklerinden” farklı olarak, FETÖ/PDY örgütünün Türkiye ve dünya
için oluşturduğu tehlikenin farkında olarak Ankara’nın bu konudaki mücadelesine
her türlü desteği vereceği düşünülmektedir. Bu örgütün, 15 Temmuz darbe
girişimi ile birlikte Türkiye’nin tehdit sıralamasında en üst sıraya yükseldiği
düşünülürse, Moskova’dan bu konuda gelecek desteğin Ankara için çok önemli
olduğu görülür.


FETÖ/PDY
karşısındaki mücadeledeki ortak pozisyonları bu şekilde rasyonel olarak Türkiye
ile Rusya’yı birbirlerine yaklaştırırken, bu yakınlaşmanın başka rasyonel
gerekçelerine de değinmek gerekir. Bunların başında ekonomik çıkarlar
gelmektedir. 24 Kasım’da yaşanan uçak krizinin öncesinde 30 milyar doların
üzerinde seyreden Türkiye-Rusya ticaret hacmi bu krizin ardından hızlı bir
şekilde düşerek 2015 yılında 23,9 milyar dolara gerilemiştir. Türkiye’nin
turizm sektöründe en büyük gelir kalemlerinin başında gelen Rus turistler artık
Türkiye’ye gelmezken, Rusya’nın Türkiye’den gıda ithalatına getirdiği
sınırlamalar hem Türk üreticiyi hem de Rus tüketiciyi çok olumsuz etkilemiştir.
Rusya tarafından inşa edilecek olan Mersin/Akkuyu nükleer santralinde
çalışmalar dururken başta inşaat sektörü olmak üzere Türk yatırımcıların
Rusya’daki faaliyetlerinde ciddi gerilemeler yaşanmıştır. İşte her iki ülkeye
de ciddi ekonomik zararlar veren bu siyasi krizin bitirilmesi gerek Ankara gerekse
Moskova açısından büyük önem arz etmektedir. Her iki ülke de, Suriye krizinin
ekonomik baskılarını üzerlerinde hissederken ve Rusya Ukrayna’da, Türkiye de
PKK ve DAEŞ’e karşı kendilerini yıpratan sorunlarla mücadele ederken bu
ekonomik zararları ortadan kaldıracak bir açılıma ihtiyaç duymaktaydı. Bu
nedenle Türkiye ile Rusya’nın aralarındaki krizi sona erdirip başta ekonomi
olmak üzere birçok alanda işbirliğini yeniden tesis etmeye çalışmaları her
ikisi açısından da çok rasyonel bir adım olmuştur.


YA
SURİYE KRİZİ?


Ancak
bu rasyonel adımları risk altına sokabilecek anlaşmazlık noktaları olduğunun da
altını çizmek gerekir ki, Suriye krizi bunların başında gelmektedir. Suriye
sorunu halen Türkiye ile Rusya arasında önemli rekabet alanlarının başında
gelmektedir ve 24 Kasım krizinin gösterdiği gibi, iki ülke ilişkilerini derin
krizlere sokabilecek potansiyele sahiptir. Her iki ülke de yaşadıkları 24 Kasım
tecrübesinden sonra, o düzeyde ağır bir krize yol açacak davranışlardan
kaçacaktır mutlaka, ancak Rusya Esad yönetimine ve Türkiye ise ona karşı
mücadele eden muhaliflere destek verdiği sürece Suriye meselesi iki ülke
arasında da sorun olmaya devam edecektir. Bundan dolayı, 15 Temmuz sonrasında
Ankara ile Moskova arasında yaşanan yakınlaşmanın Suriye sorununa kalıcı bir
çözüm bulunması konusunda bir fırsata dönüştürülmesi büyük önem arz etmektedir.
İran, Katar ve belki Suudi Arabistan’ın da dahil edilmesiyle sağlanabilecek bir
mutabakata Türkiye ve Rusya öncülük edebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 9
Ağustos’taki Moskova ziyareti sırasında söylemiş olduğu “Şunu çok açık, net
söylemem lazım, yani Suriye’ye barışı getirme noktasında artık en önemli adım,
en önemli aktör birinci derecede Rusya Federasyonu’dur. Burada Rusya ve Türkiye
beraber adım atmak suretiyle biz bu işi çözmeliyiz diye düşünüyorum” 
şeklindeki sözler, Türkiye’nin bu konuda Rusya’dan adım atmasını beklediği ve
Moskova ile işbirliğine hazır olduğunu göstermektedir. ABD ve diğer Batılı
ülkelerin DAEŞ meselesine odaklanıp Suriye sorununa dair kapsamlı bir çözüme
başından beri ilgi göstermedikleri düşünülürse, Suriye trajedisinin bitirilmesi
konusunda Türkiye ve Rusya’nın öncülük edeceği bir inisiyatifin başarılı olma
şansı bulunmaktadır. Bu konuda Rusya’nın da, ABD yerine Türkiye, Katar ve Suudi
Arabistan’ı muhatap alması ve Riyad ve Doha’nın da aynı şekilde çözüm konusunda
Moskova ve Tahran ile anlaşmaya hazır olduklarını göstermeleri önemlidir.
Suriye sorununun çözümü konusunda izleyecekleri politika Türkiye ile Rusya’nın
bundan sonraki ilişkilerinin de seyrini çok etkileyecektir. Bu konuda çözüme
ulaşılmasını sağlayacak adımları atabilmeleri iki ülke arasında şu anda oluşan
olumlu havayı daha da ileri taşıyıp kalıcı bir ortaklığın temelini de atabilir.
Bu adımları atamamaları ise, belki Suriye sorununu bir parantez içerisine alıp
diğer alanlarda işbirliğini yapmalarını engellemeyecek şekilde izole etmelerini
sağlayabilir, ancak çözülmemiş bir Suriye sorunu Türkiye-Rusya ilişkileri
açısından hep bir risk olmaya devam edecektir. Ankara ile Moskova arasındaki
ilişkilerin seyrini etkileyecek faktörlerden bir diğeri ise başta ABD olmak
üzere Batılı ülkelerin Türkiye konusundaki politikaları olacaktır. Washington
ve Avrupa başkentlerinin, darbe girişimi sırasında Türkiye’ye karşı izledikleri
skandal politikaları sürdürmeleri, darbeciler yerine Türkiye hükümetini
eleştirmeleri, FETÖ/PDY ve PKK/PYD terör örgütleri konusunda “müttefikleri”
Türkiye’nin güvenlik kaygılarına cevap vermemeleri Türkiye’yi Rusya ile olduğu
gibi alternatif işbirlikleri aramaya itecektir.


[Star Açık
Görüş, 14 Ağustos 2016
]


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet