Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Suriye
Krizi Sonucu Türkiye Rusya İlişkileri


Darbe
sonrası halk oylamasıyla devlet başkanı seçilen Hafız Esed ülkeyi otoriter bir
rejimle yönetmiştir. Hafız Esed’den sonra Beşşar Esed de baskıcı tutum
sergilemiş ve bu zaten baskılardan, yasaklardan yılan halkın ayaklanmasına,
Suriye’de geri dönüşümü olmayan sonuçların ortaya çıkmasına yol açmıştır.
Aralık 2010’da Tunus’ta başlayan ve kısa zamanda Arap dünyasına yayılan halk
hareketlerinden Mart 2011’de Suriye de payını almaya başlamıştır. Adına Arap
Baharı denen bu halk hareketleri Tunus, Mısır, Libya ve Yemen’de hükümet
değişikliğine neden olmuştur. Arap Baharı ile ortaya çıkan ayaklanmalar sonucu
halk demokratik taleplerde bulunmuş, Esed ise bunlara baskıcı tutumlarıyla
karşılık vermiştir. Sonuçta rejim yanlıları ile rejim karşıtları arasında kanlı
çatışmalar başlamıştır. Bu durumdan en fazla etkilenen ülkelerden biri de
şüphesiz Türkiye’dir. Bu noktada Türkiye, Suriye krizi ile birlikte vizyonunu
ve misyonunu gösterebilme şansı bulmuştur. Ancak Türkiye’nin “Ortadoğu’da oyun
kurucu ülke” politikası krizin başladığı 4 yıl boyunca Suriye’de karşılığını
bulamamıştır. Bugün gelinen noktada ise Türkiye’nin Suriye’de çözüm
olabilmesinin ve bu çözümde rol alabilmesinin yolunun Rusya’dan geçtiğini fark
etmesi ve Rusya ile işbirliğine doğru ilerlemesi bu süreçte ona bir şeyler
kazandırabilecek gibi görünmektedir. Rusya açısından düşünecek olursak
Rusya’nın ta Çarlık Rusya döneminden beri Akdeniz’e inme düşünmesi ona Hafız
Esed döneminde Suriye’de Laskiye yakınlarında askeri üs kurma imkanı
sağlamıştır. Bugün ise Laskiye’de bir askeri üs inşaası bulunmaktadır. Yani
Rusya’nın bölgeden çıkmayacağı kesindir. Bunu da her fırsatta gerek BM’ye
gerek NATO’ya
bölgede bulunan Rus askerleriyle, bölgeye gönderdiği S-300’ler, S-400’ler ile
göstermektedir.


Suriye’deki Savaşın Doğuşu


1946’da
bağımsızlığını kazanan Suriye arka arkaya askeri darbelere maruz kalmış ve
istikrarsızlık içinde yaşamıştır. 1963’te yapılan darbe ile Baas Partisi
iktidara gelmiştir. Diğer tüm muhalefeti gerisinde bırakarak 1971’de Hafız Esed
devlet başkanı olmuştur. Esed demokratik görünümlü otoriter bir rejim yaratmış
ve ülkede istikrarı sağlamıştır. 1973 Anayasasıyla ülkedeki bütün kurumlarda
mutlak hâkimiyet sağlamıştır. Suriye’deki Nusayriler bir dini cemaat ve sosyal
ayrımcılığa maruz kalmış bir mezhep olma konumundan çıkarak Suriye siyaseti ve
ekonomisinde etkin bir konum kazanmıştır. Esed ülkenin stratejik konumlarına
kendi ailesinden ve mezhebinden insanları yerleştirmiştir. Kolektif liderlik
prensibini benimseyen Esed, kendisini merkeze alarak siyasi yapıyı
şekillendirmiştir. Hafız Esed iç politikada etnik ve mezhepsel farklılıklar
üzerinden bir denge kurup azınlık yönetimi teşkil ederken dış politikada çıkar
algılaması çerçevesinde politikalar üretmiştir. Arap milliyetçiliği ve İsrail
karşıtlığı dış politikanın öncelikli konuları haline gelirken çift kutuplu
dünyada denge politikası güdülmüştür. [1] Beşar Esed babasının ölümü üzerine
Temmuz 2000’de düzenlenen bir referandumla devlet başkanı olmuştur. Bu
referandum yapılmadan önce Suriye Anayasası’nda devlet başkanının yaşı ile
ilgili olan maddesi değiştirilmiş, devlet başkanı olma yaşı 40’tan 34’e
indirilmiştir ve bu yaş sınırı da Beşar Esed’e uymaktadır. Böylece monarşilerde
bulunan yönetimin babadan oğula geçmesi özelliği Suriye’de uygulanmış ve Suriye
“başkanlık monarşisi” özelliği kazanmıştır. Yeni yönetimle ortaya çıkan reform
umutları menfaat gruplarının direnci sonucunda birkaç yıl içinde yok olmuştur.
Çok partili sisteme geçme gibi adımlar atılamamıştır. Çok sayıda sivil toplum
kuruluşu, televizyon kanalı, radyo istasyonu ve internet sayfası yasaklanmış
veya kapatılmıştır. Beşar Esed, 27 Mayıs 2007’de düzenlenen referandumla ikinci
kez devlet başkanı seçilmiştir. Suriye’de ekonomik ve siyasi sistem hızla
gelişen ve değişen toplum karşısında hantallaşmış, ihtiyaçlara ve taleplere
karşılık veremez hale gelmiştir.


2010
yılında Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da ortaya çıkan halk ayaklanmaları Suriye
yönetimini endişelendirse de ilk tepkileri bu ayaklanmaları önemsememek ve
kendilerine güvenmek olmuştur. Beşar Esed, uluslararasındaki duruşunun halkı
tarafından desteklendiğini, ülkenin yaşadığı ekonomik ve siyasi zorluklara
halkının dayanabileceğini, ayaklanmayacaklarını savunmuştur. Ancak çok geçmeden
ilk ayaklanma patlak vermiştir. Bu ayaklanma 17 Mart 2011 Dera kentinde ortaya
çıkmıştır. En önemli nedeni de bütün ülkeyi etkileyen kuraklık ve yolsuzlukla
beraber büyük bir işsizlik sorununun ortaya çıkmasıdır. Bu ayaklanma diğer
kentlere de sıçramış, rejim baskıyla sorunu çözmeye çalışırken olaylar iç
savaşa dönüşmüştür. Ancak halkın yaptığı bu ayaklanmalar rejim tarafından ciddiye
alınmamış, bu ayaklanmaların arkasında dış güçlerin ya da aşırı kökten
dincilerin olduğunu düşünmüştür. Sorunu tüm ülke genelinde olarak değil yerel
bir sorun olarak düşünmüştür. Çatışmalarla birlikte yoğun insan hakları
ihlalleri de ortaya çıkmıştır. Böylece sorun büyüdükçe büyümüş, iç mesele
olmaktan çıkmıştır. Bu durum kısa sürede bölgesel ve küresel aktörlerin krize
müdahale etmesine fırsat vermiştir.  ABD, Esad
rejiminin ezeli düşmanlarından biri olarak uluslararası tepki veren ilk
aktörlerden biri olmuştur. Olayların tırmanması üzerine ABD
konuyu bir yandan BM gündemine taşırken, diğer yandan Türkiye ve
Arap Birliği ülkeleriyle yakın temasa geçmiş, bölgesel inisiyatifler
geliştirilmesini ve diplomatik çabalara öncelik verilmesini desteklemiştir.10 ABD’nin
çağrıları Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’dan hemen, Arap Birliği’nden ise
gecikmeli karşılık bulmuş, özellikle Türkiye Esad yönetimine telkin ve
baskılarda bulunmaya başlamıştır. Türkiye’nin bir taraftan Esad’a telkin ve
baskıları devam ederken, diğer taraftan Arap Birliği’ni inisiyatif almaya
teşvik etmesi ve muhalif grupları desteklemesi de krizin bölgeselleşmesi ve
uluslararasılaşmasında etkili olmuştur. Esad’ın yönetimi terk etmesini
amaçlayan grubun karşısına İran, Rusya ve Çin’den oluşan ve statükonun
devamından yana tutum alan grup çıkmıştır. [2] Suriye’deki bu iç çatışma ve
iktidar mücadelesine dış güçlerin dâhil olması sorunun daha da karmaşık hale
gelmesine sebep olmuştur.  Türkiye ise bu krizde başlangıçtan beri
izlediği ahlaki ve ilkeli tutumunu kaybetme riski ile karşı karşıya kalmıştır.


Suriye Krizi’ne Türkiye’nin Bakışı ve Krizin Türkiye’ye Etkileri


Türkiye-Suriye
sınırı 910 km’dir ve Türkiye’nin en uzun sınır hattı Suriye iledir. Bu ülkeler
arasındaki sınır doğuda Dicle Nehri’nden batıda Akdeniz’e kadar uzanır. 
Türkiye’nin doğuda Şırnak’tan batıda Hatay’a kadar 6 ilinin Suriye’ye sınırı
vardır. İki ülkede sınıra yakın bölgelerde yaşayan vatandaşlar arasında
akrabalık vardır. İki ülke arasında ekonomi ve güvenlik alanlarında coğrafi yakınlıktan
dolayı karşılıklı bağımlılık söz konusudur.  Ayrıca Suriye Türkiye’nin
Lübnan, Ürdün vb. Arap ülkelerine açılan kapısıdır. Su sorunu, PKK, Hatay
meselesi gibi sorunlar altında Suriye-Türkiye ilişkileri belli dönemler dışında
sorunlu olmuştur. AK Parti’nin 20002’de iktidara gelmesiyle ilişkiler hiç
olmadığı kadar ilerlemiştir. Ancak Arap dünyasında başlayan ayaklanmaların
Suriye’ye sıçramasıyla Türkiye-Suriye ilişkileri yeni bir döneme girmiştir.
Türkiye ilk zamanlarda Esed ile iyi ilişkileri dikkate alarak ve bağları da
koparmamak adına Esed yönetiminin bölgede yaptığı zulüm ve katliamlara sert
tepki gösterememiştir. Ancak bu şiddeti ve baskıyı arttırması üzerine
Türkiye’nin bu sessizliğini sürdürmesi imkânsızlaşmıştır. Esed’e sert uyarılar
da bulunulmuş ancak şiddet ve baskı daha da artmıştır. Bunun üzerine dönemin
Türkiye Başbakanı Erdoğan Suriye’de olanları Türkiye’nin iç işleri olarak
algıladıklarını belirtmiştir.


Suriye’deki
kriz, İran’ın ve Arap Birliği’nin müdahil olmasıyla bölgesel bir anlaşmazlık
haline dönüşmüştür. Esed yönetiminin Arap Birliği’nin hazırladığı çözüm planına
uymaması sonucunda Suriye’nin üyeliği askıya alınmıştır. Bu gelişmelerden sonra
Türkiye de bu ülkeye tek taraflı yaptırımlar uygulamaya başlamıştır.


Türkiye’nin
30 Kasım 2011 tarihinde 9 madde halinde açıkladığı yaptırımlar kapsamında;


·        
Suriye’de halkıyla barışık
bir yönetim kurulana kadar Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi
mekanizmasının askıya alındığını,


·        
Baas iktidarında halka karşı
şiddete başvuran kişilerin Türkiye’ye seya­hatlerinin yasaklandığını ve
Türkiye’deki mal varlıklarının dondurulacağını, Esed rejiminin kuvvetli
destekçisi konumundaki bazı işadamlarına da benzer tedbirlerin getirileceğini,


·        
Suriye ordusuna her türlü askeri
malzemenin satış ve tedarikinin durduru­lacağını,


·        
Türkiye üzerinden Suriye’ye
silah ve askeri malzeme transferinin önlene­ceğini,


·        
Suriye Merkez Bankası ile
ilişkilerin durdurulacağını,


·        
Suriye hükümetinin
Türkiye’deki finansal mal varlıklarının dondurulaca­ğını,


·        
Suriye hükümeti ile kredi
ilişkilerinin durdurulacağını,


·        
Suriye Ticaret Bankası ile
işlemlerin durdurulacağını,


·        
Suriye’deki altyapı
projelerinin finansmanı için imzalanan Eximbank kredi anlaşmasının askıya
alındığını duyurmuştur.[3]


2012
yılında Arap Birliği tarafından BM’ye taşınan Suriye Krizi küresel bir
anlaşmazlığa dönüşmüştür. Dönemin Başbakanı Erdoğan Beşşar Esed’in iktidarı
terketmetsi yönündeki yaklaşımını sürdürmüştür. Türkiye’nin muhalefet olarak
sürdürdüğü temaslara karşılık Esed rejimi PKK/KCK terör örgütü liderleriyle
irtibat kurmuş ve Suriye’nin kuzeyinde PKK/KCK’nın Suriye uzantısı olan PYD’ye
serbestlik tanımıştır. Gerilen ilişkiler sonucunda Türk Hava Kuvvetleri’ne ait
bir F-4 tipi savaş uçağı, Malatya’dan havalandıktan sonra Akdeniz üzerinde
düştü. Uçakla ilgili uluslararası ajanslar “Suriye düşürdü” haberini geçti. Dün
gece Başbakan Erdoğan başkanlığında yapılan güvenlik zirvesinde sonrası yapılan
açıklamada da uçağın Suriye tarafından düşürüldüğü doğrulandı. Başbakan Erdoğan’ın
açıklaması şöyle: “22 Haziran 2012 tarihinde görev uçuşu için Malatya Erhaç
Meydanı’ndan kalkış yapan uçakla, radar ve telsiz temasının kesilmesinin
akabinde yaşanan gelişmeler, yapılan toplantıda ele alınmıştır. İlgili
kurumlarımızın sağladığı verilerin değerlendirilmesi ve Suriye ile yürütülen
ortak arama kurtarma faaliyetleri çerçevesinde elde edilen bilgiler neticesinde
uçağımızın Suriye tarafından düşürüldüğü anlaşılmıştır. Pilotlarımız dâhil
arama kurtarma çalışmaları halen devam etmektedir. Türkiye olayın tam olarak
aydınlatılmasının ardından, nihai tavrını ortaya koyacak, atılması gereken
adımları kararlılıkla atacaktır.” [4] Uçağın düşürülmesi ve iki pilotun şehit
olması sonucu Türkiye, Suriye’ye karşı angajman kurallarını değiştirmiş, Türk
kara ve hava sahasına yaklaşan unsurların hedef alınacağını belirtmiştir. Bu
dönemde Türkiye, sığınmacılar sorununa karşı Suriye’nin kuzeyinde tampon bölge
kurulabilirliği konusunda BM’ye ve NATO’ya öneride bulunmuştur. Bu öneriyi Fransa
kabul ederken, ABD temkinli yaklaşmış, Rusya ise karşı
çıkmıştır.


Suriye
ordusuna ait topçu birliklerinden 3 Ekim 2012 tarihinde atılan top mer­milerinin
Türkiye sınırları içinde Akçakale’ye düşmesi neticesinde 5 Türk vatandaşı
hayatını kaybetmiş ve 10 kişi yaralanmıştır. Uçak krizinden farklı olarak bu
saldırılara misli ile mukabele edilmiş, atışın yapıldığı noktalardaki hedefler
Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından etkisiz hale getirilmiştir. Şam’ın kaza
olduğunu iddia ettiği ancak tekrar etmeye devam eden saldırıların ardın­dan Türkiye,
Suriye’ye karşı caydırıcı olmak maksadıyla Meclis’te hükümete bir yıl süre ile
yurtdışına asker gönderme yetkisi veren tezkere kararını almış­tır. Türkiye bu
dönemde Suriye kaynaklı tehditlere karşı ayrıca NATO’dan
savunma amaçlı Patriot füze sistemi talep etmiştir. Türkiye’nin talebinin kabul
edilmesiyle gönderilen Patriot hava savunma sistemi Suriye sınırına konuş­landırılmıştır.
[5]


Suriye
Krizi Türkiye’deki terör eylemlerinin artmasına da yol açmıştır. Daha önce
sınır kapılarında meydana gelen bombalı saldırılardan sonra 11 Mayıs 2013’te
Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde meydana gelmiştir. Ayrıca Suriye Krizi Türkiye’nin
güneyinde bir sığınmacı sorununu meydana getirmiştir. Çatışmalardan kaçan
Suriye vatandaşları komşu ülkeler olan Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Irak’a
sığınmışlardır. Bugün Türkiye’de 3 milyonun üzerinde Suriyeli sığınmacı
bulunmaktadır. Bu mesele Türkiye’de ciddi bir mali külfete yol açmış ve Suriye
yakınlarındaki il ve ilçelerimizde de güvenlik sorunları ortaya çıkmıştır. Bu
insanların bazıları kaçak yollarla Avrupa’ya geçmeye çalışırken yollarda telef
olmuşlar büyük bir çoğunluğu Ege Denizi’nde boğularak ölmüştür. Batı bu
insanların kendi ülkelerine gelmemeleri için Türkiye ile anlaşmaya çalışmışlar,
bu insanların mali ihtiyaçlarını karşılayacaklarını beyan etmişlerdir. Ancak ne
kadarını karşılamışlar orası tartışılır.


Suriye
Krizi PKK/KCK terör örgütüne ciddi bir dış destek sağlamıştır. 
Suriye’deki otorite boşluğu ve Esed’in örgüte destek vermesi örgüt için bölgede
hareket alanı sağlamıştır. Orta Doğu’da dört parçalı konfederal bağımsız bir
Kürdistan hedefleyen terör örgütü, PYD üzerinden bölgedeki ayrılıkçı eğilimi
tahrik etmiş, Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusunda başlangıç olarak özerk bir
yönetim kurmaya çalışmıştır. Bu terör örgütü Suriyeli Kürtlerden militan temin
etmiştir.


Kürt
yapılanması özellikle Türkiye iç siyasete ilişkin önemli etkiler yaratırken,
Suriye’de ortaya çıkan güç boşluğunda ortaya çıkan IŞİD gibi petrol
kaynaklarına yakınlığı nedeniyle dünyanın en zengin terör grupları arasında
sayılan silahlı gruplar Türkiye için gerek kısa vadede gerek uzun vadede daha
büyük tehditler oluşturmaktadır. Bölgedeki istikrarsızlık sürdükçe bu güçlerin
alanı daha da genişleyecek ve Türkiye için daha büyük bir tehdit
oluşturacaklardır. 2015 yılı itibariyle IŞİD Türkiye’yle sınır komşusu
olmuştur.[6]


Suriye Krizi’nde Rusya’nın Tutumu


Rusya’nın
yüzyıllar boyunca yegâne amacı Akdeniz’e inmek olmuştur. Bu sebeple de Orta
Doğu bölgesiyle ilgilenmeye, bölgede nüfuz edinmeye çalışmıştır. BM’de
Suriye’yi defalarca ekonomik yaptırımlardan kurtaran Rusya, gerek BM
bünyesinde gerekse uluslararası arenada Suriye’nin koruyucusu haline gelmiştir.
Bunun en önemli nedenlerinden biri de Suriye ile geliştirdiği işbirliğidir.
2005-2010 yılları arasında Rusya, Suriye’ye 2,5-3 milyar dolar değerinde silah
satmıştır. Askeri teknolojilerin yanı sıra enerji alanlarında da işbirliğini
geliştirmek için adımlar atmışlardır. 2005’te Rusya ile Suriye; Ürdün, Mısır ve
Suriye’yi enerji alanında birbirine bağlayacak doğalgaz boru hattının
Suriye’deki uzantısının Ruslar tarafından inşa edilmesi konusunda
anlaşmışlardır.


Rusya-Suriye
münasebetlerinde Suriye’deki Tartus limanı ve buradaki Rus askerî varlığı da
önemli rol oynamaktadır. Suriye’deki Tartus limanı, Soğuk Savaş sırasında
Ruslar tarafından bir ikmal ve bakım üssü olarak kullanılmıştır. Her ne kadar
bugün bu üs Ruslara ait olmasa da çok sayıda Rus askeri görevlisi, Suriye
ordusunda danışman sıfatıyla görev yapmaktadır. 2010 yılından itibaren Rusya
Tartus limanını yenileme ve modern teknolojilerle donatmak için bölgedeki
çalışmaları hızlandırmış bulunmaktadır. Ruslar, Tartus limanını Rusya’nın
Karadeniz Askeri Donanması’nın ihtiyaçlarını karşılayacak hale
getirmektedir.[7] Rusya’nın bu limanının yeniden yapılandırmasının sebebi
sadece gemilerinin ihtiyaçlarını karşılamak değildir. Rusya burada kendi
bayrağını dalgalandırarak bölgede etkisini ve nüfuzunu arttırmak ve Kırım’daki
üssünü kaybettiği takdirde bunu Akdeniz’de telafi etmek istemektedir. Netice
itibarıyla Suriye ile geliştirilen çok yönlü işbirliği, bu ülkeyi, Rusya’nın
bölgedeki en önemli dayanağı haline getirmiştir.


Rusya,
Suriye Krizi nedeniyle Suriye’de uluslararası askeri bir müdahaleye kendi yakın
çevresindeki krizlere örnek olmaması için karşı çıkmaktadır. Rusya, Suriye’deki
kendisine dost merkezi hükümetten yanadır ve sorunun Suriyelilerin sorunu
olduğunu savunmaktadır. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Gennady Gatilov, “Biz
hiçbir zaman siyasi sürecin sonunda Esad’ın mutlaka iktidarda kalması
gerektiğini söylemedik ve bu yönde ısrarcı olmadık. Bu konu Suriye halkı
tarafından çözülecektir” demektedir.[8] Ancak Esad giderse Rusya’nın bölgedeki
çıkarlarını nasıl koruyacağı muammadır. 2012 yaz aylarında Rusya bir yandan
BMGK’nın Suriye’ye karşı sert önlemler almasını engellemeye çalışırken bir
yandan da Suriyeli muhaliflerle Esad yönetiminin arasını yapmaya çalışmıştır.


Suriye Krizi’nde Türkiye ve Rusya Arasında Yaşanan Gelişmeler


Suriye
Krizi’nde Türkiye ve Rusya’nın Suriye politikaları farklı olsa bile yaşanan
sorunlarda ortak payda bulunabilmiş ve ticari, siyasi ve sosyal ilişkilerini
devam ettirebilmişlerdi. Ancak geçtiğimiz sene Rus uçağının düşürülmesi
akabinde iki ülke arasındaki ilişkiler en gergin günlerini yaşamıştır. Bugün
ise gelinen noktada karşılıklı olarak zarara uğrama sonucunda geri adımlar
atılmış ve Suriye’de birlikte çözüm arayışına gidilmiştir. Öncelikli olarak
Suriye Krizi süresince Türkiye ve Rusya arasında yaşanan sorunlara değinmek
istiyorum.


22
Haziran 2012 tarihinde Suriye tarafından Türk jeti düşürülmüş ancak Rusya
Suriye politikasını değiştirmemiş aksine Suriye yanlısı bir politika
izlemiştir.


10
Ekim 2012 gecesi Türkiye, askeri kargo taşıdığı şüphesiyle Moskova’dan Şam’a
giden Suriye’ye ait sivil bir uçağı askeri jetler zoruyla Esenboğa
Havalimanı’na mecburi inişe zorlamış ve ardından Türkiye-Rusya ilişkileri
gerilmiştir. Türkiye’nin uçakta bulunan malzemelere el koymasının ardından
Rusya Dışişleri Bakanı,  Suriye Krizi ve Ankara’da indirilen Suriye
uçağıyla ilgili olarak Türkiye’nin, bu olayda Chicago Sözleşmesi’ne dayanarak
hareket ettiğini açıklayarak iki ülke arasındaki gergin ortamı bir anlamda
yatıştırmıştır.[9]


Kasım
2012 sonlarında Türkiye’nin NATO’dan Suriye sınırına konuşlandırılmak üzere
Patriot füzeleri talep etmesi haberi gündeme gelmiştir. Bunun üzerine Rusya
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Türkiye-Suriye sınırının silahlandırılmasının bir
alarm olduğuna dikkat çekerek Türkiye’ye bölgede tehlike seviyesini arttırmak
yerine etkilerini Suriyeli muhalifler üzerinde kullanarak Suriye’de diyaloğun
bir an önce kurulmaya başlanması gerektiğini söylemiştir.


24
Kasım 2015’te Rusya’ya ait Su-24 tipi savaş uçağının sınır ihlali yapması
nedeniyle Türk F-16’ları tarafından düşürülmesinden sonra Türkiye ve Rusya
ilişkileri gerilmiştir. Rusya, Türkiye karşıtı bir politikaya yönelmiştir. 24
Kasımda düşürülen uçakla ilgili Genelkurmay Başkanlığı’nın yaptığı açıklamada
uçağın beş dakika içinde 10 kere uyarıldığı açıklanmıştır. Kriz ile birlikte
düşürülen uçağın rotası ve sınır ihlaline ilişkin olarak iki ülke arasında
harita krizi ortaya çıkmıştır. Bu krizle birlikte Rusya Devlet Başkanı Putin
yaptığı açıklamalarla iki ülkenin stratejik ortaklığını rafa kaldıran tutumlara
yönelmiştir. Krizin ardından Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Türkiye’ye
gerçekleştirmeyi planladığı ziyaretini iptal etmiştir. Ayrıca Putin Suriye’nin
Laskiye kentindeki hava üssüne S-300 füze bataryaları gönderileceğini söylemiş
ve Savunma Bakanlığı da S-400 hava savunma sistemi de göndereceğini
açıklamıştır.


Rusya
Başbakanı Dmitri Medvedev, “Türkiye uçağımızı düşürmekle savaş başlattı, ama
karşılık vermedik.” ifadelerini kullanmıştır. Rusya hükümeti, Putin’in imzasını
attığı ekonomik yaptırımları uçağın düşürülmesinden 4 gün sonra yürürlüğe
sokmuştur. Buna göre;


-Türkiye
ve Rusya arasındaki vize serbestisi kaldırılmış,


-Başta
gıda ürünleri olmak üzere Türkiye’den gelen birçok ürünün Rusya’ya girmesi
engellenmiş,


-Türkiye’ye
tur satışları yasaklandı ve charter uçuşları kaldırılmış,


-Türkiye
yargı yetkisi altında bulunan şirketlerin Rusya’daki faaliyetleri durdurulmuş,


-İzin
verilen yaklaşık 60 şirket dışında Rusya’daki işverenlerin yeni Türk işçi
çalıştırması yasaklanmıştır.[10]


Olaylar
bu şekilde seyrederken yaptırımlar yüzünden ekonomide meydana gelen zararla
birlikte Türkiye Rusya ile ilişkilerini düzeltme kararı almış ve bu kararını
Rusya’ya bildirmiştir. Rusya da ilişkilerden yana olmuş ancak bazı şartlar
ileri sürmüştür: Resmi özür, tazminat ve pilotun katilinin cezalandırılması.
Türkiye ise bu artların kabul edilemez olduğunu bildirmiştir. Ancak zamanla
Türkiye’nin bu sert tutumu yumuşamıştır. İlişkilerin normalleşmesi için
Cumhurbaşkanı Erdoğan Rusya Birlik gününde (12 Haziran) Kremlin’e mektup
göndermiş ve “ilişkimiz hak ettiği seviyeye ulaşsın” demiştir. Rusya mektubun
yeterli olmadığını, ilişkilerin normalleşmesi için resmi özür dilenmesi
gerektiğini ifade etmiştir. 27 Haziran’da Erdoğan’ın Rusya’dan resmi özür
dilediğini ve tazminat ödemeye hazır olduğunu belirten Kremlin sözcüsü Dmitri
Peskov, iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden düzeltilmesi için gerekli
çalışmaların başlatılacağını bildirmiştir. Rus-Türk ilişkilerinin normalleşmesi
için iki ülke lideri 9 Ağustos’ta St. Petersburg’da bir araya gelerek
ilişkilerin krizin öncesi seviyeye getirilmesinde mutabık olmuşlardır. Sonuç
olarak Suriye Krizi nedeniyle bölgede çıkar çatışması yaşayan bu iki ülke
karşılıklı olarak ekonomik anlamda zarara uğradıklarını fark ettiklerinde
ilişkilerini normalleştirmeye karar vermişlerdir. Bugünde Suriye bölgesinde
müttefik olmaya çalışmaktadırlar.


Fırat Kalkanı Harekâtı


Fırat
Kalkanı Harekâtı, Türkiye ve Türk ordusu tarafından
eğitilmiş Özgür Suriye Ordusu grupları tarafından yapılan askeri bir
operasyondur. Operasyonun amacı Türkiye tarafından tehlike olarak görülen
unsurları temizlemek, sınır ve bölgedeki halkın güvenliğini sağlamak ve kontrol
altına almak ve göç sorununu yok etmek için 5 bin km²lik
alanda IŞİD, YPG ve Suriye rejimi güçlerinden sivillerin
güvenliği dolayısıyla tamamen temizlenmesi hedeflenen Güvenli
Bölge oluşturmaktır. Harekâtın bir diğer amacı ise PYD’nin
bölgede kantonları birleştirerek otonom bir yapı kurma hedefini
bitirmektir. Türk Silahlı Kuvvetleri operasyonda IŞİD ve YPG mevzilerinin
yoğun ateş ile hava ve kara unsurlarınca vurulduğunu duyurmuştur. 24 Ağustos’ta
başlayan harekâtın ilk 6 gününde IŞİD’den 33 köy ele geçirildi. 5
Eylül’de ise IŞİD Türkiye sınırındaki tüm köylerden çıkarılmıştır.[11]


20
Ağustos 2016’da sayıca büyük bir grup muhalif ağır ve orta seviye teçhizat
yüklü elliye yakın araç ile  Çobanbey’den yola çıkarak Türkiye sınırına
yaklaşmışlardır. 22 Ağustos 2016’da, Irak ve Şam İslam
Devleti tarafından Gaziantep saldırısına misilleme
olarak Karkamış’a 2 adet havan ateş yapılmıştır. Türk Kara Kuvvetleri 60
adet obüs ateşleyerek Cerablus ve Menbiç’i bombardıman ateşine
tutmuştur. Karkamış’da vatandaşlara şehri terketmesi söylendi ve belde
kısa sürede boşaltılmıştır. 25 Ağustos 2016’da Türk Silahlı Kuvvetleri,
“Topraklar ilhak edilmeyecek Özgür Suriye Ordusu’na teslim edilecektir”
açıklamasını yapmıştır.[12]  Operasyona tüm dünyadan çeşitli tepkiler
gelmiştir. Bunlar başlıca şöyledir:


Suriye: Suriye Dışişleri’nden yapılan ilk
açıklamada, “Türk tanklarının Suriye’ye girmesi egemenliğimizin ihlalidir.”
denilmiştir.


ABD: ABD
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner, “Her iki tarafa da burada asıl düşmanın
IŞİD olduğunu hatırlatmaya çalışıyoruz.” ifadesini kullanmıştır. Beyaz
Saray tarafından yapılan açıklamada, “NATO Müttefikimiz Türkiye DAEŞ karşıtı çabalara
değerli katkılarda bulundu” denilirken  ertesi gün yapılan açıklamada
ise ABD
Savunma Bakanlığı Sözcüsü Cook, “Fırat Kalkanı Operasyonu DAEŞ’e büyük bir
darbe vurdu” şeklinde konuşmuştur.


Rusya: Rusya Dışişleri’nden yapılan
açıklamada, Türkiye-Suriye sınırında yaşanan gelişmelerin Moskova’da derin bir
endişeye neden olduğu bildirilmiştir. Açıklamada “Türkiye’nin
Cerablus’taki operasyonlarında Şam ile işbirliği yapmalı.” ifadelerine yer
verilmiştir.


PYD Lideri Salih Müslim :
“Türkiye, Suriye batağında çok şey kaybedecektir.” açıklamasında bulunmuştur.


Fransa: Fransa Dışişleri Bakanlığı
tarafından yapılan açıklamada, “Fransa, uluslararası koalisyonun ortağı olan
Türkiye’nin IŞİD’le mücadeledeki çabalarını yoğunlaştırmasını memnuniyetle
karşılamaktadır.” denildi. Ertesi gün cumhurbaşkanı François Hollande,
“IŞİD’in saldırılarına sahne oluşunu göz önüne aldığımızda Türkiye’nin bu
operasyonunu anlayışla karşılıyoruz. Fakat aynı zamanda bu operasyonun,
müzakereye götüren ortak bir iradeye dönüşmesini sağlamalıyız.” açıklamasında
bulunmuştur.


Almanya: Almanya Dışişleri Bakanlığı
sözcüsü Martin Schäfer, “Türkiye’nin başlattığı harekatı anlayışla
karşıladıklarını” belirterek, “Ankara’nın Uluslararası Koalisyon güçlerinin
IŞİD’e karşı mücadeledeki hedefleri ve amaçları ile uyumlu hareket ettiğini”
dile getirmiştir.


İsrail: İsrail Büyükelçiliği Ankara
Maslahatgüzarı Amira Oron, “Türkiye, sınırlarında IŞİD’in olmasına izin
veremez. Türkiye’yle hemfikiriz ve destekliyoruz” açıklamasında bulunmuştur.


İran: İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü
Bahram Kasimi yaptığı açıklamada,”Suriye topraklarındaki terörist gruplarla
mücadele, uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri olan o ülkenin toprak
bütünlüğü ve egemenlik haklarına saygı gösterilerek merkezi yönetimle
koordineli şekilde yapılmalı” ifadesinde bulunmuştur.[13]


Bu
tepkilere rağmen Türkiye Fırat Kalkanı Operasyonuna başlamış ve bugün hala
sürdürmektedir. Bölgeyi önemli oranda temizleyebilmiş ve bölgede yaşayan
Türkmen halkı evlerine geri dönebilmiştir.


Sonuç


Suriye’de
ortaya çıkan kriz her ne kadar bir iç isyan şeklinde başlamış olsa da kısa
zaman sonra etkisi tüm komşu ülkeleri etkilemiştir. Orta Doğu iç ve dış
aktörlerin müdahalesine çok açık olan bir bölgedir. Bu bölgede ortaya çıkan
sorunların çözümü kolay değildir. Sorunların çözümünde inisiyatif alınması ve
küresel ölçekte ağırlığı olan aktörlerin bölge ülkeleriyle işbirliği içinde
ortak bir noktada buluşması gerekmektedir. Ne yazık ki Suriye, meselede söz
sahibi olan ülkelerin anlaşamamasının faturasını ödemektedir. İhmaller,
anlaşmazlıklar, yanlış politikalar ve çekişmeler neticesinde içinden çıkılamaz
bir çatışma alanı haline gelen Suriye, komşu ülkeler için de bir tehdit ve
istikrarsızlık kaynağı olmuştur. Esed rejiminin gerilemesiyle ortaya çıkan
boşluğun devlet altı gruplar tarafından doldurulması Suriye krizinin gidişatını
değiştirmiş ve yeni aktörler ve pazarlık alanları oluşturmuştur.


İŞİD
gibi içte ve dışta sorumsuzca hareket eden ve terörü hedefe ulaşmak için amaç
edinen yapıların bölgede etki alanını genişletmiştir. Bu noktada çok yönlü ve
sıfır sorunlu bir dış politika yönünde adımlar atan Türkiye’nin durumu hiç de
iyi değildir. Bir yandan sınırının hemen dibinde IŞİD ile karşı karşıya gelmiş
bir yandan da Suriye’nin kuzeyinde oluşmaya başlayan ve özerklik yolunda
ilerleyen yeni bir Kürt oluşumuyla karşı karşıya gelmiştir. Bölgedeki
Türkmenlere yapılan zulüm de bunun cabasıdır. Ayrıca Suriye’de savaştan kaçan
milyonlarca Suriye’yi ülkesine almış olan Türkiye için mülteci sorunu da
oldukça önemlidir. Bu insanlar hem ekonomik anlamda hem de güvenlik anlamında
Türkiye’yi zor durumda bırakmaktadır. Üstelik Suriye Krizi yüzünden Rusya ile
de ilişkilerinde sorunlar yaşamış, bu sorunlar yüzünden de ekonomik anlamda zor
zamanlardan geçmiştir.


Rusya
ile sorunlarını halletmiş ve artık bölgede aktif olmaya ve bölgedeki durumu
kendi lehine çevirmeye karar vermiştir. Bunun için de adına Fırat Kalkanı
Operasyonu denilen harekâta başlamış, belirli adımlar atabilmiştir. Yine de
Türkiye’nin bu operasyona istikrarlı bir şekilde devam etmesi ve bölgeyle olan
sınırını kendi aleyhine sonuçlar doğurabilecek her türlü etkiden arındırması
gerekmektedir. Bunun için de Suriye’de Esed rejimi ile anlaşmalıdır.


Afranur ARIKAN, Giresun Üniversitesi İktisadi ve
İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler 3.sınıf öğrencisi


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış