Rusya’nın Ortadoğu Politikasının Analizi


Rusya
Kuzey Avrupa, Doğu Avrupa, Balkanlar, Ortadoğu, Orta Asya ve Uzakdoğu gibi altı
çok önemli jeopolitik bölge ile çevrelenmiş dev bir ülkedir. Rusya apayrı,
kendine özgü kültürü, toplumsal yapısı, federal yapısı ve idari bölünüşü olan,
coğrafi konum avantajları ile dezavantajlarını birlikte taşıyan sıra dışı bir
ülkedir. Dünyanın en büyük federal devleti, en büyük Ortodoks ve en büyük Slav
ülkesi unvanlarını da taşımaktadır. Doğu Avrupa’nın çoğunu kaplayan Slav
halkları Avrupa’nın en kalabalık soyudur. Slav halklarının konuştukları dil,
Batı dillerine (İtalyanca, İspanyolca, Fransızca) göre birbirine daha yakındır.
Bir Slovak köylü başka herhangi bir Slav köylüyle sohbet edebilir, sözcük
dağarcıkları ve gramerleri birbirine bu kadar yakındır. Rusya’da Rusların
dışında 100’den fazla halk ve milliyet bulunmaktadır. Bunlardan Tatarlar,
Ukraynalılar, Ermeniler, Azerbaycanlılar, Kazaklar, Yahudiler ve Almanlar,
sayıları bakımından diğerlerinden daha fazladır. Rusların yarısı ateisttir.
İnananların büyük bir kısmı Ortodoks’tur. İslam, Katoliklik, Yahudilik ve
Budizm, Rusya’da yaşayan insanların mensubu oldukları diğer dinlerdendir.
(Ağır, 2015: 28). 2002 yılı verilerine göre ülkede 145 milyon insan
yaşamaktadır.(turkey.mid.ru, 2016)


Rusya,
tarihin her döneminde dünya siyasetinde önemli bir ülke olagelmiş olup, bugün
de yüzölçümü, coğrafi konumu, doğal kaynakları, savunma sanayisinin gelişmiş
olması, nükleer gücü ve BM (Birleşmiş Milletler) Güvenlik Konseyi’nin daimi
üyesi olması gibi nedenlerle dünyanın en önemli ülkelerinden birisidir. (Ağır
ve Baharçiçek, 2015: 46)


Sovyetler
Birliği’nin yıkılmasından sonra mirasçısı Rusya Federasyonu kendisini bambaşka
bir ortamda bulmuştur. Rusya’nın güney sınırlarında altısı Müslüman olmak üzere
birçok yeni devlet ortaya çıkmıştır. Bölgede Komünistlerin yıllarca bastırdığı
İslamiyet yeniden canlanmaya başlamıştır. Başta İran olmak üzere Ortadoğu’daki
radikal İslamcıların bu bölgeye akın edeceğinden korkan Moskova, Ortadoğu
politikasında İran’a öncelik tanımıştır. Ticari ilişkiler, Çeçenistan meselesi,
Tacikistan’daki iç savaş, Hazar Havzası’ndaki enerji kaynakları için Rusya ile
ABD arasında verilen mücadelede İran’ın rolü gibi etkenler, İran’ı Moskova
açısından değerli kılmıştır. Sovyet sonrasında Rusya’nın Ortadoğu’da yakından
ilgilendiği bir başka önemli mesele ise Arap-İsrail sorunu olmuştur. SSCB
döneminde İsrail karşıtı bir Arap Birliği’nin kurulmasını destekleyen ve bu
ülkeyle ilişkilerini sınırlı tutan Moskova’nın, bugün için bölgedeki en önemli
ticari ortağı İsrail’dir. Sovyetler döneminde Ortadoğu, Sovyetlerle ABD
arasındaki mücadele alanlarından biriydi. Sovyetlerin yıkılmasından sonra da
aslında bu mücadelenin devam ettiğini görüyoruz.


Hatta
Moskova sanki Ortadoğu’yu ABD’nin Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)
politikasına misilleme aracı olarak kullanmaktadır. Nitekim Rusya’nın Suriye’ye
silah satması, HAMAS liderlerini Moskova’da ağırlaması, İran’ı uluslararası
arenada desteklemesi gibi tüm adımlar ABD’yi tedirgin etmektedir. Rusya’nın bu
politikasının en önemli amaçları ise kendi etkisini artırmanın yanı sıra,
bölgedeki ABD etkisini kırmak, bölge ülkelerine sattığı askerî teknolojiden
gelir elde etmek, dünya enerji piyasalarına hâkim olmak ve Rusya’nın dünyada
tekrar söz sahibi olduğunu göstermek şeklinde özetlenebilir. (Kemaloğlu,2012:7)
Rusya Başbakanı Vladimir Putin, Suudi Arabistan, Katar ve Ürdün’e son yıllarda
ziyaretlerde bulundu. Bu ziyaretler sonrasında Rusya bölgede üç büyük hedefi
gerçekleştirmek için ciddi adımlar atacağını gösterdi. Bu hedeflerden ilki,
Rusya’nın yeniden bir süper güç olduğunu Amerikan etkisinde olan Ortadoğu’ya
göstermekti. İkinci hedef bölgedeki ekonomik potansiyeli kullanarak Rusya’nın
petrol-dışı ekonomisini geliştirmek ve üçüncü hedef ise, Çeçen direnişine karşı
Arap, Türk ve İran desteğini azaltmaktı. (SDE, 2010: 93)


RUSYA’NIN ORTADOĞU POLİTİKASI  


1.    
Rusya-Irak İlişkileri


Orta
Doğu’yu petrol faktörünü göz ardı ederek açıklamak mümkün değildir. Petrol,
siyasi ve ekonomik çatışmaları belirleyen tek öğe olmamakla beraber: tüm
aktörlerin ve unsurların dolaylı ya da dolaysız petrolle etkileşime girdiği, ya
da girmek durumunda kaldığı bir gerçektir. Bununla beraber, Orta Doğu’yu sadece
petrol ve petrole bağlı bir güç ve paylaşım savaşı olarak ele alan yaklaşımlar,
bu coğrafyanın tarihsel zenginliğini, hatta kaotik heterojenliğini, göz ardı
ettikleri oranda yetersiz kalırlar. Benzer bir şekilde Orta Doğu’nun yakın
tarihselliğini petrolü göz ardı ederek inceleyen çalışmalar, yerinde olmayan
saptamalara neden olabilirler. O halde, Orta Doğu analizleri hangi unsura
odaklanırlarsa odaklansınlar, bir şekilde petrolle ve bu coğrafyanın kültürel
doku çeşitliliğiyle etkileşmek durumundadırlar. (Bilgin,2007:20)


Irak’ın
bir devlet olarak ortaya çıkışı Birinci Dünya Savaşı’nın galipleri arasındaki
bir dizi gizli anlaşmaya ve petrolün paylaşımına dayanmaktadır.(Aydın,
vd.,2007:59) Bugün Irak Ortadoğu’da yer alan stratejik mevkisiyle, sahip olduğu
petrol rezervleri ile Körfez’in önemli ülkeleri arasındadır. RusyaIrak
ilişkiler baktığımızda ise Orta Çağlarda başlayan ilişkilerden de söz
edebiliriz. O zamanlar tüccarlar Volga ticaret yolunu ve Hazar Denizini
kullanarak birbirleriyle ticaret yapmışlardır.


Modern
tarihi dönemde baktığımızda ise üçüncü dünya ülkelerinde gelişen bağımsızlık
harekâtları ve özellikle Arap milliyetçiliği Moskova’nın iyice dikkatini
çekmiştir. Irak Arap ülkeleri içerinde Sovyet sınırına en yakın olan devlettir
ve herhangi bir Rus genişlemesi durumunda Arap ülkeleri içerisinde Irak’ın
kendisi açık tehdit alanıdır. Rus-Irak ilişkilerinin seyri genel olarak bir
çizgide ilerlememiştir. Irak’ın ilk olarak İran’ı (1980-1988) daha sonra da
Kuveyt’i işgal etme girişimleri (1990) iki ülke arasındaki ilişkiyi iyice
bozmuştur. Gelişen olaylar sonucunda ABD Irak’a müdahale etmiş ve Rusya bunu
engelleyememiş ve bölge hâkimiyetini ABD’ye bırakmak zorunda kalmıştır. Yeltsin
döneminde ilişkiler iyileşmeye başlamış ve Rusya Irak’a yaptırdığı ambargoları
kaldırılmıştır. Bunun temel sebeplerinden bir tanesi de iki ülke arasında ki
ticari gelişmeler ve diğeri de Batı Kurna’da ki petrollerin işletilmesi için ön
anlaşma yapan Rus şirketi Lukoyl‘in baskıları olmuştur.


Irak-ABD
ilişkilerine sıcak bakmayan Rusya 11 Eylül saldırıları sonrası gelişen Rus-ABD
ilişkilerinin bozulmaması için ses çıkartmamıştır zaten ses çıkartacak kadar da
güçlü değildir. ABD’nin ikinci kez Irak’ı işgal etmesi Rus-Irak ekonomik ilişkilerini
iyice zarara uğratmış Rusya 1997-2006 yılları arasında Irak’ın 40 milyar
dolarlık borç bölümünü silmiştir ve Rusya tarafları arabulucu görevini
üstlenerek müzakere masasına oturmalarını istemişse de zamanın Irak
Cumhurbaşkanı Celal Talabani Rusya’ya sıcak bakmamıştır. Sebebini de Rusya’nın
Saddam Hüseyin’i desteklemesi olarak görülmüştür.


Saddam’dan
sonra Rusya’nın en büyük amaçları arasında Irak’ta petrol işletmesi vardır ve
bunu Batı Kurna’da ikinci petrol işletme hakkını alarak amacına ulaşmıştır. Bir
diğer Rus enerji devi Gazprom ise Türk petrol şirketi TPAO, Güney Kore petrol
şirketi Korea Gas ve Malezya Petronas ile birlikte Bağdat’ın 160 kilometre
güneydoğusunda bulunan Bedra petrol bölgesinde ihale kazanmıştır. Bu bölgede
109 milyon varil petrol rezervinin bulunduğu tespit edilmiştir. Günlük 80 bin
varil petrol üretimi gerçekleştirecek konsorsiyum her varil için 5,5 dolar
kazanacaktır. İhaleyi kazanan şirketlerin söz konusu petrol yatağından (Batı
Kurna-2 ile kıyasla) daha fazla kâr etmesi ise buradaki şartların daha ağır
olması ve güvensiz bir bölge olmasından kaynaklanmaktadır. Nitekim diğer
bölgelere kıyasla Bedra petrol bölgesine yabancılar tarafından gösterilen ilgi
daha düşüktü. Ayrıca Irak Rusya’dan silah almayı hazır olduklarını dile
getirmiştir ve bunun da temel amacı ABD pazarına alternatif pazarlar bulmak
olarak söylenebilir. (Kemaloğlu,2012:9)


2.    
Rusya-Suudi Arabistan İlişkileri


Suudi
Arabistan Arap yarım adasındaki en büyük ve en güçlü devlettir. Aynı zamanda
hızla gelişen bir ülkedir. Suudi Arabistan yaklaşık 25,7 Milyon kişilik nüfusu
ile Arap yarımadasının ortasında 2,150 Milyon Km2 alanı kaplayan bir ülkedir.
Bu çok geniş alanın önemli bir bölümü (655 000 Km2 ’si) boş bölge (Rub Al-Khali
-Sessizliğin Kerpici) olarak tanımlanan Fransa veya Texas’tan büyük bir
çöldür.(SaSad, 2011: 2) Rusya ile Suudi Arabistan ilişkilerine baktığımızda ise
şunlara değinmek gerekmektedir. Rusya ve Suudi Arabistan dünyadaki en fazla
petrol ve gaz rezervlerine sahip iki ülkedir. İki devlet arasındaki ilişkiler
son zamanlarda askeri ve teknolojik konularında gelişmiştir burada dikkate
edilmesi gereken nokta Suudi Arabistan’ın ABD’ye alternatif olarak askeri
anlaşmalar yapmasıdır. Sovyetler Birliği ilk Suudi Arabistan devleti tanıyan
ülke idi. Sovyetler zamanında ilişkiler iki ülke arasında yok denecek kadar
azdır, ama Sovyet Birliği’nden sonra kurulan Rusya Federasyonu ile Suudi
Arabistan arasındaki ilişkiler gelişmiştir. Suudi Kral Abdullah 2003 yılında
Rusya Federasyonunu ziyaret etmiş ve taraflar enerji alanında anlaşma
imzalamışlardır. Ayrıca Rusya başkanı Vladimir Putin Suudi Krallığını
11.12.2007 yılında ziyaret eden ilk Rus liderdir. Bu ziyaret bölgesel güvenlik
sorunları, enerji, ticaret, bilimsel ortaklık gibi alanlarda her iki devlet
içinde bir fırsattı. Putin ziyareti sırasında her iki devletin petrol ve
doğalgaz alanında birbirlerinin rakibi değil aksine birbirlerinin ortağı
olduğunu söylemiştir. 2008’de ki Gürcistan-Rusya krizinden sonra Kral Abdullah
Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlık isteğini anladığını dile getirmiş fakat
her iki bölgeyi de daha uluslararası alanda tanımamıştır. Suriye iç savaşından
sonra da ilişkiler gerilmeye devam etmiştir. Rusya Suriye’de var olan rejimi
yani Esad’ı desteklerken Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye gibi devletlerin
yanında yer alarak sivilleri desteklemektedir. (Kemaloğlu, 2012: 13)


3.    
Rusya-İsrail İlişkileri


İsrail
devleti Ortadoğu’da Asya ve Afrika kıtalarının kesiştiği yerde bulunan bir
ülkedir. Batısında Akdeniz, Kuzeyinde Lübnan ve Suriye, doğusunda Ürdün,
Güneyinde ise Mısır, Filistin ve Kızıldeniz ile çevrilidir. 1917 Balfour
deklarasyonun da İsrail devletinin kurulacağı açıklanmasına rağmen 14 Mayıs
1948’de, İsrail bağımsızlığını ilan etti. (Halm, 2008:35)


Rusya
çeşitli konularda İsrail’e ihtiyaç duymaktadır. Özellikle Eski Sovyet
devletleri hariç en çok Rusçanın konuşulduğu yer İsrail devletidir. İsrail’in
kurulması ile birlikte Eski Sovyetlerden Yahudi olan çoğu kişi İsrail devletine
göç etmiş ve yerleşmiştir. Bu göç dalgasından sonra bu insanlar iki ülkede
turizmin ve kültürlerin gelişimini önemli oranda etkilemiştir. Aynı zamanda göç
eden kişiler arasında mühendislerin bulunması Rusya’nın İsrail ile özellikle
askeri projeler geliştirmesini tetiklemiştir. Günümüzde aynı zamanda İsrail
devleti bölgede Rusya’nın en büyük ticari ortağıdır. İsrail de Rusya ile iyi
ilişkiler geliştirmek istemektedir. Bunun sebeplerinden birincisi Rusya’nın
özellikle Suriye ve İran’a silah satışlarını azaltmasıdır. İkinci sebep ise
ticari ilişkilerin gelişimi İsrail içinde çok önemlidir.


Rusya
ile İsrail ilişkileri son yıllarda stabil bir istikamette gitmemektedir.
1967’de ilişkiler kesilmiş ancak Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra
ilişkiler tekrar başlamıştır. Benyamin Netanyahu’nun 1996 yılında seçimleri
kazanmasıyla birlikte İsrail ile Rusya ilişkileri gelişmiş, zor durumda olan
Rus ekonomisine İsrail devleti Rusya’ya 50 milyon dolarlık kredi açmış ve Rus
gazına ilgi duymuştur. Ancak Rusya’nın İran’a nükleer füze satmasıyla ilişkiler
tekrar bozulmuştur. Vladimir Putin döneminde de inişli çıkışlı ilişkiler devam
etmektedir. Rusya’nın Çeçenistan politikasını destekleyen İsrail Rus-İsrail
ilişkilerini olumlu etkilemiştir. Ayrıca Putin Yeltsin’den farklı olarak
İsrail’in Filistin politikasında her iki devleti de eleştirmiştir ve sorunun
çözümü için de ortak noktanın ancak müzakere ile olabileceğini dile
getirmiştir. 26-29 Nisan 2005 tarihleri arasında Ortadoğu’yu ziyaret eden
devlet başkanı Putin ziyaretleri sırasında İsrail’i de ziyaret etmiştir.
İsrailli yetkililer bu ziyareti tarihi olarak nitelemektedirler ve bunun
gerekçesi de İlk defa bir Rusya devlet başkanının İsrail’i ziyaret etmesidir.


İsrail
ilişkilerin iyiye gideceğini düşüncesinde iken Putin’in Ağlama Duvarı ziyareti
sırasında Kipa takmayı reddetmesi ilişkileri olumsuz etkilemiş hatta diplomatik
krizden dönülmüştür. Ziyaret sonrasında en önemli verim her iki devlet içinde
ticari anlaşmalar olmuştur. Putin 2012’de İsrail’i tekrar ziyaret etmiştir.
İsrail devleti yetkilileri Rusya’nın İran ve Suriye ile olan iyi ilişkilerden
memnun olmadığını Putin’e söylemişlerdir ve bu devletlere silah satışı
yapılmamasını istemişlerdir. Putin’de sorunun çözümünü diplomatik yollarda
olduğunu söylemiştir. Bu ziyaretin en büyük karları tekrar ticari anlaşmaların
yanında askeri alanda da yapılan anlaşmalar olmuştur.


Rusya
İsrail ilişkilerini olumsuz yapan bir diğer olgu ise Rusya’nın Hamas’a karşı
düşünceleridir. Hamas yetkililerini Moskova’da ağırlayan Rusya İsrail devletini
kırmıştır. Batı Rusya’nın Hamas’a karşı olan tutumunu batı karşıtı olarak
tanımlasa da Rusya, İsrail ile Filistin arasındaki ilişkilerin düzelmesi için
Hamas’ın ve İsrail’in diplomatik yollarla uzlaşması gerektiğini dile
getirmiştir. Rusya Hamas’a karşı olan tutumu ile Ortadoğuda etkisini
arttırmakta ve Arap devletlerin sempatisini de kazanmak istemektedir.
(Kemaloğlu, 2012: 13)


4.    
Rusya-İran İlişkileri


Rusya’nın
Ortadoğu politikasında dikkati en çok çeken İran ile olan ilişkileridir.
SSCB’nin çökmesinin ardından Rusya Federasyonu’nun sınırlarında birçok Müslüman
devlet ortaya çıkmıştır. Bu da başta İran olmak üzere Ortadoğu’daki “radikal
İslamcıların” bu bölgeye akın edeceğinden korkan Moskova’nın, Ortadoğu
politikasında İran’a öncelik vermesine neden olmuştur. Ayrıca SSCB’nin çöküşü
de İran için komünizmi ideolojik tehdit olmaktan çıkarmış ve böylece,
İran-Rusya ilişkileri karşılıklı çıkar ilişkisi temelinde şekillenmeye
başlamıştır. Ticari ilişkiler, Çeçenistan meselesi, Tacikistan’daki iç savaş,
Hazar havzasındaki enerji kaynakları için Rusya ile ABD arasında verilen
mücadelede İran’ın rolü gibi etkenler de, İran’ın Rusya için Ortadoğu’da en
önemli ülke konumuna gelmesini sağlamıştır.


Rusya-İran
ilişkilerinin temelinde Rusya açısında öncelikli olarak iki önemli faktör
bulunmaktadır. Bunlardan ilki, İran’ın Rusya için önemli bir silah pazarı
olması durumudur. İran’ın ABD ve Batı’nın silah ambargosu ile karşı karşıya
kalmasını kendisi için bir fırsat durumuna getiren Rusya İran’ı kendisinin
birinci silah pazarı yapmıştır. Zaten ABD’yi de Rusya’nın Ortadoğu politikasında
en fazla rahatsız eden konu Ortadoğu’nun Rusya’nın en büyük silah pazarı
olmasıdır. İkinci olarak İran’ın çok stratejik bir önemi olduğunu
söyleyebiliriz. Bu, İran’ın bölgede ABD karşıtı duruşuna bir destek mahiyetinde
ortaya çıkmaktadır. Rusya ABD karşıtı söylem geliştiren İran ile işbirliği
yaparak aslında ABD’ye söylemek isteyip de söyleyemediği bazı şeyleri ifade
etmek istemektedir.


XX. yüzyılın
sonunda İran ile Rusya arasındaki siyasi münasebetler de her iki tarafın
çıkarlarını gözetmiştir. Rusya’nın askerî teknoloji ve nükleer teknoloji
konusundaki desteğine karşın, İran Rusya’nın Çeçenistan politikasını fazla
eleştirmemiştir. Tacikistan ile Afganistan’daki savaşlar sırasında Rusya ile
İran ortak hareket etmiş, her iki ülke de Tacikistan’da iç savaşın sona
ermesini istemiş ve Afganistan’da da Taliban’ın ülkeyi ele geçirmesini
engellemeye gayret etmişlerdir. Yine her iki ülke, Azerbaycan’ın güçlenmesine
ve bölgedeki enerji hatların kontrolünün kendi ellerinde toplanması için
Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı projesine olumsuz yaklaşmışlardır. Rusya’nın İran
ile ilişkilerinde dikkati en çok çeken ise kuşkusuz nükleer enerji konusunda
iki ülkenin yapmış olduğu işbirliğidir. SSCB zamanında 1989 yılında dile
getirilen nükleer alanda işbirliği anlaşması SSCB’nin çökmesi sonucu ortaya
çıkan gelişmelerden dolayı ertelenmiş, nihayetinde 1995 yılında imzalanmıştır.


Rusya,
Batı’nın İran’ın nükleer enerji konusundaki kaygılarına rağmen bu ülke ile
işbirliği içerisinde İran’ın “Buşehr” kentinde nükleer santral inşa
etmişlerdir. Aslında Rusya’da nükleer enerji konusunda İran’ın bir noktadan
sonra kendi başına hareket edebilecek aşamaya gelmesini istememektedir. Fakat
ABD ile pazarlıkta elinde güçlü bir koz bulundurmak adına bu şekilde hareket
etmektedir. Bununla birlikte son zamanlarda İran’ın perde arkasında ABD ile
nükleer enerji konusunda pazarlık masasına oturduğu iddiası Rusya’nın yeniden
düşünmesini gerektirmiştir.


Rusya
her ne olursa İran’ın nükleer çalışmaları konusunda Batı’nın bunu savaşla
denetim altına alma fikrine sıcak bakmamaktadır. Rusya İran’ın nükleer
çalışmaları hakkında yürütülen “spekülasyonların” barışçıl şekilde çözüme
kavuşturulması yönünde tavır takınmaktadır. Diğer taraftan her ne kadar
İran’daki nükleer santrali Ruslar inşa etseler de Rusya da aynen Batı gibi
İran’ın nükleer silahlanmasını istememektedir. Ancak Batı’dan farklı olarak Rus
yetkililer, İran’ın herhangi bir başka ülkenin olduğu gibi barışçıl amaçlarla
nükleer program geliştirme hakkına sahip olduğu görüşündedirler. Buna ilaveten Rusya,
İran’ın nükleer programı sorununun yalnızca diplomatik yollarla
çözülebileceğinin üzerinde durmaktadır. Bütün bunlardan dolayı Rusya, kendi
çıkarlarını da göz önünde bulundurarak İran’ı uluslararası arenada desteklemeye
devam etmekte ve İran’a herhangi bir müdahale yapılmasına karşı çıkmaktadır.
Rus diplomatlar, uygulanan ambargoların da sorunu çözmeyeceği, sadece daha
fazla körükleyeceği görüşündedirler.


Diğer
taraftan Rusya, İran ve Hazar’a kıyıdaş diğer ülkelerin Hazar’ın statüsü ve
Hazar’daki yeraltı zenginliklerinin kullanımı konusunda bir anlaşmaya
varamamaları, Rusya ile İran arasındaki ilişkilerin gelişimini yavaşlatmıştır.
Yine Birinci Çeçenistan Savaşı, Rusya ile İran arasındaki ilişkileri
etkilememişse de, Vladimir Putin’in daha başbakan iken başlattığı II.
Çeçenistan Savaşı, ilişkilere gölge düşürmüştür. Bunda İran’ın o tarihlerde
İslam Konferansı Örgütü’ne (İKÖ) başkanlık etmesinin de etkisi büyük olmuştur.
İran, bir taraftan nükleer istasyon inşa eden ve askerî teknoloji ihtiyaçlarını
karşılayan Rusya ile ilişkilerine önem verirken, diğer taraftan da İslam
dünyasının en önemli kuruluşu olan İKÖ’nün başkanı olarak Rusya’nın Çeçenistan
politikasına sessiz kalamamıştır. Neticede İran, Rusya’yı Çeçenistan politikası
yüzünden eleştirmiş, ancak eleştiri dozunu iyi ayarlamıştır. Moskova ise
teşekkürü bekletmemiş ve İran’da ikinci nükleer santral inşa etmeye hazır
olduğunu bildirmişti. Bugüne gelinen noktada Rusya adeta İran ile Batı
dünyasında arabulucu hâline gelmiş ve sorunun barışçıl yollarla çözülmesi
konusunda çeşitli çözüm önerilerinde bulunmuştur. Bu önerilerinden biri,
İran’ın uranyum zenginleştirme işlemini Rus topraklarında yapması şeklindeydi.
Ancak, Rusya’nın bu planı işe yaramamıştır.1 Bilindiği gibi Batılı ülkeler,
İran’ın uranyum zenginleştirmeyi durdurmasını istemektedirler. İranlı
yetkililer ise kendi tezlerini savunmaya devam etse de Batı, ekonomik
ambargoları azalttığı ve Tahran’daki nükleer reaktörün ihtiyaç duyduğu yakıtı
karşıladığı takdirde yüzde 20 oranından fazla bir oranda uranyum
zenginleştirmemeyi taahhüt edeceklerini dile getirmektedirler. Buna benzer
açıklamayı İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad da yapmıştı.


İranlı
yetkililerin bu yöndeki tutumları, görüşmeler açısından “başarı” olarak kabul
edilmektedir. Zira taraflar 15 ay aradan sonra görüşmeleri yeniden başlatmış ve
karşılıklı geri adımları bile görüşmeye başlamışlardır. Söz konusu görüşmelerin
en çok da Rusya’nın işine yaradığını söyleyebiliriz. Moskova, Ortadoğu da dâhil
olmak üzere uluslararası sorunların çözümünde Rusya’nın önemli rol oynadığını
göstermiştir. Son olarak Rusya’nın bundan sonraki süreçte de İran’ı
desteklemeye ve onu çeşitli ambargolardan korumaya devam edeceğini
söyleyebiliriz. Bu desteği yukarıda değindiğimiz Rusya’nın bölgeye yönelik amaç
ve siyasetiyle açıklayabileceğimiz gibi uluslararası dengeler ve ABD’nin
yayılmacılık siyasetine karşı Rusya’nın almaya çalıştığı tedbirlerle de izah
edebiliriz. İran’da iktidar değişimi ve özellikle de ABD yanlısı siyasetçilerin
iktidara gelmesi, Rusya’nın çıkarına değildir. Rusya ile İran arasında büyük
sorunlar olmadığı gibi, MoskovaTahran ittifakı, Ortadoğu’da ABD’nin
yayılmacılığına, Güney Kafkasya’da da Azerbaycan-TürkiyeGürcistan ittifakına
karşı Rusya’nın gücünü arttırmaktadır. İran’a yapılan askerî müdahale, bölgenin
tamamen ABD’nin etkisi altına girdiği anlamına gelecek ve Rusya’nın sadece
Ortadoğu’daki değil, Kafkasya’daki konumuna da zarar verecek, Rusya’nın dört
bir taraftan çember altına alınma anlamına gelecektir. (Kemaloğlu,2012:7)


5.    
Rusya-Suriye İlişkileri


Suriye
hiç kuşkusuz içinde bulunduğu Ortadoğu coğrafyası ve Akdeniz’e açılan bir liman
olması sebebiyle geçmişten günümüze büyük devletlerin ilgisine konu olmuştur.
Suriye, Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı kontrolüne girmiştir. Birinci
Dünya Savaşı’ndan sonra itilaf devletlerinin SykesPicot Anlaşması’nı
imzalamaları neticesinde Ortadoğu paylaşılmış ve Suriye Fransız işgal alanına
dönüştürülmüştür. 1920 tarihinde ise Suriye ve Lübnan’da Fransız manda yönetimi
kurulmuş: Şam Devleti, Halep Devleti, Nusayri merkezli Alavi Devleti, Dürzi
merkezli Cebel-i Duruz Emirliği, Lübnan Devleti ve sonradan Türkiye’ye
katılacak olan Hatay Cumhuriyeti olmak üzere altı yapılı yönetim oluşmuştur.
1943 seçimlerinde manda yönetimine karşı olan Şükrü el Kuvvetli, Suriye’nin ilk
cumhurbaşkanı olmuştur. Fransa, II. Dünya Savaşı sonrasında Suriye’den geri
çekilmiş ve bu devlet, 1946’da BM’ye katılarak Suriye Cumhuriyeti adını
almıştır. (Sarıkaya,2015:1)


Rusya’nın
bölgede çok yönlü işbirliği geliştirdiği bir başka ülke de Suriye’dir.
Sovyetler Birliği, Suriye bağımsızlığına yeni kavuşmuş fakat henüz işgal
altındayken, 1944 yılında bu ülke ile diplomatik ilişkilerini başlatmıştır.
1950’lerden itibaren Suriye’nin Sosyalist eğilimleri artınca Sovyetler
Birliği’nin bölgedeki en önemli ortağı haline gelmiştir. 1970’te Hafız Esad
Suriye devlet başkanlığına gelince ilk ziyaretini Moskova’ya
gerçekleştirmiştir. Mısır da Nasır’ın ölümü ardından yerine gelen Enver
Sedat’ın ABD’ye yakınlaşması Suriye’nin bölgedeki önemini artırmıştır.


Hafız
Esad’ın ölümünün ardından devlet başkanlığına oğul Beşar Esad’ın gelmesi ve
Rusya’da aynı yıl Putin’in seçimle devlet başkanlığına gelmesinin ardından iki
ülke ilişkileri adım adım ısınmaya başlamıştır. Suriye’nin Rusya’ya yakınlaşmasında
ABD’nin 11 Eylül 2001 sonrası Ortadoğu’da sert bir politik tavır sergilemesi ve
İsrail’in kararlı işgal politikalarını desteklemesi karşısında düştüğü
yalnızlık önemli faktörlerdendir.


Rusya’nın
ABD ve AB’nin aksine Suriye’nin İsrail ile olan anlaşmazlık konularında dengeli
bir tutum sergilemesi ve Suriye’nin bölge için önemli olduğunu vurgulaması da
önemlidir. Tüm bu sebeplerden dolayı Suriye, ABD’ye karşı güçlü bir
uluslararası aktör olarak dengeleyici unsur olarak değerlendirmek düşüncesiyle
Rusya’ya yaklaşmıştır. Daha Vladimir Putin’in ilk devlet başkanlığı döneminde
Rusya’nın tekrar toparlanmasıyla birlikte Moskova’nın bölgeye ilgisi ve
bölgedeki etkisi artmıştır. Bu süreçte Rusya’nın Ortadoğu politikasının en
önemli amaçları, kendi etkisini artırmanın yanı sıra, bölgedeki ABD etkisini
kırmak, bölge ülkelerine sattığı askerî teknolojiden gelir elde etmek, dünya
enerji piyasalarına hâkim olmak ve Rusya’nın dünyada tekrar söz sahibi olduğunu
göstermek şeklinde özetlenebilir. Bu amaçları hayata geçirme konusunda
Rusya’nın yakın zamana kadar başarılı olduğunu da söylemek mümkündür. Rusya’nın
bu başarısında Ortadoğu’daki gelişmeler karşısında izlediği siyaset ve
bölgedeki sorunlarla ilgili tutumu etkili olmuştur. Bu politikasıyla Moskova
kısa zamanda Ortadoğu ülkelerinin de güvenini kazanmış ve bölgede etkisini
artırmıştır. Aynen SSCB zamanında olduğu gibi Rusya’nın bölgedeki rejimleri
destekleyerek, Ortadoğu ülkelerine silah satarak, bazı ülkelerin daha SSCB
zamanından kalan borçlarını silerek ve özellikle enerji alanında olmak üzere
önemli ekonomi projeleri hayata geçirerek, XXI. yüzyılın başında tekrar bölgede
önemli güç hâline gelmişti. Ancak “Arap Baharı”, Rusya’nın Ortadoğu’nun
politikasını doğrudan etkilemiş ve Rusya’yı da zor durumda bırakmıştır. Son
dönemde Ortadoğu’da patlak veren olayların, başlangıçta Moskova’nın bölgedeki
varlığına zarar vermeyeceği, hatta bölgenin kısa bir süre istikrarsız
kalmasının Rusya’nın işine yarayacağı düşünülüyordu. Zira Ortadoğu’nun daha
fazla istikrarsızlaşması ve buna paralel olarak enerji kaynaklarının
fiyatlarının artması, Rusya’nın kısa vadede işine yarayan gelişmelerdi. Ayrıca
bu husus bir kez daha enerji alanında Rusya’ya alternatif olarak gösterilen
Ortadoğu ülkelerinin “güvenilirliğinin” sorgulanmasına neden olmuştur. Ancak
Arap Baharının gittikçe genişlemesi ve uzaması, Rusya’nın Ortadoğu politikasına
da zarar vermiştir. Suriye’de yönetimin değişimi, Rusya’nın bu ülkedeki ve
genel olarak bölgedeki bütün varlığını tehdit etmektedir. Rusya’nın uluslararası
arenada Beşir Esad’a destek vermesinin asıl nedenini de bu hususlarla açıklamak
mümkündür.


Diğer
taraftan Suriye’den sonra başta İran olmak üzere baharın başka ülkelerde de
yayılma, hatta Rusya’nın arka bahçesi olarak adlandırılan Kafkasya ile Orta Asya’da
da benzer senaryoların uygulanma tehlikesi mevcuttur. Dolayısıyla Rusya, Beşir
Esad yönetimini desteklemeye devam edecektir. Hiç şüphesiz Suriye ve bütün
Ortadoğu’daki olaylar, Rusya’nın ABD ve genel olarak Batı ülkeleri ile
münasebetlerini olumsuz etkilemekte ve bizlere Soğuk Savaş dönemini
hatırlatmaktadırlar. Amerikan ve Rus devlet adamlarının birbirlerine karşı sert
açıklama ve suçlamalarda bulunmaları, alışık bir durumdur ve bu tür
davranışlar, münasebetlerin genel seyrini etkilememekte ve zarar vermemektedir.
ABD ile Rusya, aralarında sorunlar yaşadıkları dönemde dahi karşılıklı oturup
karşılıklı tavizlerde bulunabilmekte, ortak kararlar alabilmektedirler.
Rusya’nın ABD’nin Irak müdahalesine ses çıkarmaması ve 11 Eylül olayı
sonrasında yanında yer alması, ABD’nin Rusya’nın Dünya Ticaret Örgütü üyeliğine
yeşil ışık yakması, Rus yetkililerinin Lenin’in memleketi olan Ulyanovsk’u
NATO’ya “transit üs” olarak kullanması için izin vermeleri, tarafların
silahsızlanma vs konularda devamlı görüşmelerde bulunmaları vs. yukarıdaki
tezimize örnek teşkil etmektedir. (Kemaloğlu, 2012:14)


SONUÇ


Rusya
Federasyonu, geniş toprakları, zengin enerji kaynakları, coğrafi konumu, tarihi
ve kültürel birikimi ve bir döneme damgasını vurmuş olan SSCB’nin mirasçısı
olması gibi nedenlerle dünyanın siyasi ve ekonomik bakımdan önemli ülkelerinden
birisidir. Günümüzde özellikle devlet başkanı Vladimir Putin’in aktif siyaset
içinde önemli bir siyasi figür ve karizmatik bir lider oluşu Rusya
Federasyonu’nun etkilemektedir. Putin’in sık sık eski imparatorluğu getireceğiz
deyişi toplum nezdinde kabul edilen bir yaklaşım ve Rus halkının Putin’e
desteği içinde önemli bir siyasal söylemdir.


Rusya’nın
Sovyetler döneminde olduğu gibi günümüzde de Ortadoğu üzerine temel politikalar
güttüğünü yukarıdaki yazılarda gördük. İsrail devleti ile ilişkilerin Sovyet
dönemine göre seyir değiştiği ve günümüz Rusya Federasyonun da İsrail’in Rusya
için bölgede en önemli ticari ülke olduğu söyledik, ancak Rusya’nın Arap
ülkelerine silah satışları ve Suriye gibi bir devletle müttefik oluşu İsrail
devletini endişelendiren önemli olgulardır. Rusya’nın Suriye politikasında Arap
Baharının etkilerini görmek çok kolaydır. Rusya ülkede bulunan hava ve deniz
üssünü kaybetmek istemezken aynı zamanda birlikte hareket ettiği Beşar Esad
iktidarının güçten düşmesini istememektedir. Silah satışını ve bölgede önemli
bir jeopolitik yapıya sahip olan Suriye’yi kaybetmek Rusya’nın karizmasını
zedeleyecektir. Rusya’nın İran ile ilişkilerine baktığımızda ise Ortadoğu
bölgesinde bulunan Rusya’nın ikinci müttefik ülkesi olduğunu söyleyebiliriz.
Özellikle nükleer, petrol ve silah teknolojisi gibi konularda çeşitli
anlaşmaları vardır. Suudi Arabistan ile ilişkilerin Suudi Arabistan’ın ABD ile
bir çok noktada hareket etmesi sonucu çok iyi olduğunu söylemeye engel olduğu
söylenebilir. Ancak son yıllarda Rusya özellikle silah konusunda ve petrol
konusunda Suudi Arabistan’la ortak çıkarlar bulmaya çalışmakta ve kendine bir
pazar alanı yaratmaya çalışmaktadır. Son olarak Irak ile ilişkilerin ise
Sovyetler döneminde iyi olmamasına rağmen günümüzde özellikle ekonomik çıkar
peşinde olan petrol şirketlerinin yoğun dayatmaları sayesinde ekonomik olarak
ilişkilerin geçmişe nazaran iyi olduğu söylenebilir.


Aziz Ersoy


Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler


http://akademikperspektif.com/


Makalenin aslı dosya(pdf) halinde sunulmuştur:


Rusya’nın-Ortadoğu-Politikasının-Analizi-Akademik-Perspektif


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet