Toplumları,
milletleri, kuruluşları etkileyen hareketlerden doğan, olayları zaman ve yer
göstererek anlatan, bu olaylar arasındaki ilişkileri, daha önceki ve sonraki
olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri, her milletin kurduğu
medeniyetleri, kendi iç sorunlarını inceleyen bilime tarih denir.
Her millet kendi tarihini bilmelidir. Prof. Dr. Halil İnalcık’ın “Milletleri
millet yapan tarihleri ve kültürleridir. Tarihsiz bir millet kişiliğini
kaybetmiş bir bireye benzer”
sözleri bir millet için tarihin ne
denli önemli olduğunun izahıdır. Milli şuuru olan herkes geçmişini öğrenir,
tarihten ders çıkarır, ibret alır. Geçmişini bilmeyen geleceğini göremez, tabiri
tarih biliminin önemini vurgulamaktadır. Ünlü Tatar tarihçisi Hadi Atlasi
(1876–1938) tarih bilimi ile ilgili şunları yazmıştır: “İnsanı gerçek
anlamda insan yapan bilimlerin ilki hiç şüphesiz tarih bilimidir. Kendisinin
kim olduğunu bilmeyen insan ne kadar duygusuzsa, ulusunun tarihini bilmeyen
insan da o kadar duygusuzdur.”
 (Atlasi 1993:
16).


Bir
dönemler büyük devletler kuran Kazan Tatarlarının, 1552 Kazan Hanlığı’nın
Ruslar tarafından işgal edilmesinden sonra esaret altındaki tarihi başlamıştır.
Ruslar sadece Tatar topraklarını işgal etmekle yetinmemiş onları millet olarak
tarih sayfasından silme siyasetini yürütmüştür. 1552’den sonra yazılan tarih
sırf şoven Rus tarihçileri tarafından yazıldığından asla objektif olmamıştır. “Aslanlar
kendi tarihçilerini ortaya çıkarmadıkları sürece, tarih avcıların kahramanlık
hikâyelerinden oluşmaya devam edecektir”
, şeklindeki Afrika
atasözünü Kazan Tatarları ve Ruslara uyarlarsak, aslanlar Kazan Tatarları,
avcılar Ruslar olur. Ruslara “avcı” yerine “işgalci” kelimesini kullanırsak,
tarih kitaplarında işgalcilerin “kahramanlık hikâyelerini” okuduğumuz ortaya
çıkmaktadır.


Burada
“Esir millet kendi tarihini kendi yazabilir mi?” sorusunu sormak yerindedir.
Yazamaz. Zira Tatar tarihini yazmayı deneyenlerin başları dertten
kurtulmamıştır. Örneğin, Kazan Hanlığı hakkında tarafsız ve gerçekleri yansıtan
kitap yazan Rus tarihçi Mixail Hudyakov (1894–1936) Stalin tarafından idam
edilmiştir. Stalin Devri kurbanları arasında Tatar tarihçileri de
bulunmaktadır. Ünlü tarihçi Hadi Atlasi 1929 yılında “Sultan Galiyevci” ve
“Sovyet Düşmanı” suçlamasıyla ilk kez tutuklanmış, 10 yıl hapis cezasına
çarptırılmıştır. 1934 yılında hapisten salıverilen Atlasi 1936 yılında yazdığı
“Sibirya Tarihi”, “Kazan Hanlığı” ve “Süyümbike” adlı eserlerinden dolayı
tekrar yakalanmış ve 1938 yılının Şubat ayında 7 arkadaşı ile beraber kurşuna
dizilmiştir. Tarih profesörü Gaziz Gobeydullin’i (1887–1938) da aynı kader
beklemiştir. (Kurban
2014: 196).


Ruslar,
Kazan Tatar tarihini yazarken, kendilerini “medeniyet getiren”, “kurtarıcı”
olarak gösterirken, Kazan Tatarlarını “barbar”, “yamyam”, “pis” olarak nitelendirerek
Tatarlara hakaret etmektedir. Bunun çeşitli nedenleri vardır. İlk neden Kazan
Tatarlarının geçmişteki şanlı tarihi Rusları rahatsız etmektedir. Onun için
sahte tarih yazmaktan çekinmeyen Rus ve Rus yanlısı şuursuz mankurt tarihçiler
Kazan Tatarlarını geçmiş tarihlerinden koparmak istemektedirler. Türkiye
Cumhuriyeti’nin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk: “Tarih yazmak,
tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat
insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”
demiştir. Maalesef Kazan
Tatarlarının tarihi yapıldığı gibi yazılmamıştır. Tarihin her döneminde farklı
yöneticiler tarafından Tatar tarihi sil baştan yeniden yazdırılmaktadır.
Bilindiği üzere, Sovyet Dönemi’nde Rus milletini yüceltme siyaseti
yürütülmüştür. Bu bağlamda 1944 yılında Stalin’in emri üzerine “Altın Ordu” ve
“Kazan Hanlığı’nın işgali” farklı yönden ele alınmıştır. Ruslar tarafından
Kazan Hanlığı’nın işgali, Kazan Tatarlarının “kurtuluşu”, “İdil-Ural bölgesi
için hayırlı oluşu” olarak değerlendirilmesi konusunda sıkı çalışmalar
yapılmıştır.


Özellikle
Kazan Tatarlarının Altın Ordu ile hiçbir alakası olmadığı konusu üzerinde
durulmuştur. Tarih kitaplarında Altın Ordu Devleti’nin yüceltilmesi “hata”
olarak gösterilmiştir. Kazan Tatarlarını geçmiş tarihinden koparmak amaçlı,
“1944’te SSCB KP’nin (Komünist Parti’nin) Merkezî Komitesi, TÖSSC (Tataristan
Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti) KP’sinin bazı ‘hataları’nı yeren bir karar
kabul eder. Bu ‘hatalar’dan biri olarak “Altın Orda’nın yüceltilmesi”
gösterilir ve o aralar kitap olarak yayıma hazırlanmakta olan İdigey
(Türkçe’de Edigey)[1] destanı yasaklanır. Bundan sonra tamamen
olumsuz olarak tanımlanmaya başlayan “barbar” Altın Orda tarihini Tatar
tarihinden ayırmak için 1946 yılında Moskova’da Tatarların kökeni konusunda bir
kongre düzenlenir ve Tatarların Altın Orda ile neredeyse hiç ilgileri olmadığı,
büyük ölçüde İdil Bulgarları kökenli oldukları ilan edilir. Kazan Hanlığı’nın
bir Moğol-Tatar devleti olduğu; Kıpçaklaşmış Bulgarlar olan Kazan Tatarlarının
ise, bu Moğol-Tatar yönetimiyle mücadele ettikleri ve sonunda Rusların Kazan’ı
almasıyla “kurtuldukları” tezi kabul edilir.” (Yirminci Yüzyılda İdil-Ural 2008:
269–270).
 


Tarih
kitaplarında Kazan Hanlığı’nın işgali sonrası başlayan Rus yayılması “Rusya’yı
çok uluslu devlete dönüştüren muhteşem olaylar dizisi” olarak
adlandırılmaktadır. Sovyet Dönemi’nde Başkurtların “kendi isteğiyle” Rusya’ya
katılması sözünü kanıtlamak istenen adımlar atılmıştır. Bu bağlamda,  1957
yılında Başkurdistan’ın “kendi isteğiyle” Rusya’ya katılmasının 400.yılı
kutlanmış ve aynı yılın 14 Haziran tarihinde Dostluk Abidesi’nin temeli atılmış
ve “Burada,
Başkurdistan’ın Rusya Devletine kendi isteğiyle katılmasının 400. yılı anısına
abide yapılacaktır”
yazılı bir mermer levha yerleştirilmiştir.[2] 1970’lı yıllarda ise, Rusya yönetimini
“gönüllü” olarak kabul edenlere Kazakistan ve Türkmenistan da eklenmiştir.


Geçmişten
günümüze kadar gelen tarihteki kuyruklu Rus yalanlarına her gün bir yenisi daha
eklenmektedir. Başkurdistan, Kazakistan, Türkmenistan dışında Kazan Hanlığı da
“kendi isteğiyle” Rusya’ya katılmışmış. Yeni federal standartlara göre
hazırlanan tarih ders kitaplarında bundan böyle Kazan Hanlığı işgal edilmiş
olarak değil de, “kendi isteğiyle” Rusya’ya katılmış şeklinde anlatılacakmış.
Konu ile ilgili haberi, Kazan’daki Ş. Mercani Tarih Enstitüsü’nün Bulgar-Tatar
Medeniyeti Merkezi başkanı, arkeolog, tarihçi Dr. Albert Borhanov
değerlendirmiştir. Yeni ders kitaplarında, Ruslarla Tatarlar arasında hiçbir
savaş olmamış, Kazan Hanlığı Rusya yönetimini gönüllü olarak kabul etmiş,
şeklindeki ifadeler yer almıştır.  Borhanov, bu fikre katılmadığının
altını çizmiştir. Tarih ders kitabında yazılanların kuyruklu yalan olduğu
herkese malumdur. “Yeni federal standartlara” göre sahte tarih yazmak hangi
akla hizmettir? Yazılanlar yenilir yutulur cinsten değildir.


Kazan
Hanlığı’nın işgali sırasında kadın, erkek, çoluk çocuk olmak üzere on binlerce
insan şehit olmuştur. Kazan Hanlığı’nın çöküşünden sonra da bağımsızlık
mücadelesi devam etmiştir. Yaşananları “kendi isteğiyle” veya “gönüllü” olarak
Rusya’ya katıldı denilmesi affedilir bir şey değildir. Kazan Tatarları bu Rus
yalanını kabul ederlerse, Kazan işgali sırasında şehit düşen dedelerimizin
kemiklerini sızlatmış, onlara ihanet etmiş olurlar. Kuyruklu Rus yalanının
kabulü Kazan Tatarları için mankurtlaşmaya atılan bir adım, sonun başlangıcı
olur. Bugüne kadar 1, 2, 5 ve 6. sınıf ders kitapları hazırlanmış, şimdi ise 7.
sınıf kitabı hazırlanmaktadır. Söz konusu ders kitaplarındaki Rus yalanları
gelecek nesilleri gerçek milli tarihten yoksun bırakacaktır.


Bunu
yapmaya kimsenin ne hakkı, ne de haddi vardır. Çarlık Rusya’sı, Sovyetler,
Rusya Federasyonu olarak değişen rejim adları, Stalin’in yerini Putin’in alması
Kazan Tatarları açısından hiçbir şeyi değiştirmemiştir. Aksine Tatarlara
yapılan zulüm, baskı giderek daha da artmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Bir ülkenin
tarihine sahip olmazsanız, o ülke sizin değildir”
şeklindeki
sözleri Kazan Tatarları için de geçerlidir. Bu bağlamda yapılması gereken
Rusların uydurduğu sahte tarihe karşı koymak ve okullarda gerçek tarihin
okutulmasını sağlamaktır. Kuyruklu Rus yalanları gerçeklerden üstün, karanlık
aydınlıktan güçlüyse orada millet olarak ayakta kalmak imkânsızdır. Tarih
geçmişteki gelecektir.
Geçmişimizi bilmezsek, geleceğimizi
göremeyiz… Onun için tarihimize sahip çıkmalı, sahte tarihe izin vermemeliyiz.


Roza KURBAN


Kaynakça:


1.    
Atlasi, Hadi, Seber
Tarixı, Söyenbike, Kazan Xanlıgı (Sibirya Tarihi, Söyenbike, Kazan Hanlığı),
Kazan
1993.


2.    
Kurban, Roza, Biz
İdil’den, Ural’dan…,
İstanbul 2014.


3.    
Kurban, Roza, Tatar
Dili ve Kazan Devlet Üniversitesi I,
Önce Vatan
Gazetesi, İstanbul, 22 Ocak 2015 sayısı, s: 8.


4.    
Kurban, Roza,
Tatar Dili ve Kazan Devlet Üniversitesi II,
Önce Vatan
Gazetesi, İstanbul, 23 Ocak 2015 sayısı, s: 8.


5.    
Kurban, Roza, Yalan
Anıtları,
Önce Vatan Gazetesi, İstanbul, 23 Haziran 2015
sayısı, s: 8.


6.    
Putlar, Gönül, Yirmi
Birinci Yüzyılda İdil-Ural,
Ankara 2008.


7.    
Türk Dil Kurumu, Türkçe
Sözlük,
10.Baskı, Ankara 2005.


[1]
İdigey, Altın Orda dönemindeki Türk halk kahramanıdır. İdigey destanı, Altın
Ordu’nun çözülme dönemindeki olayları ve İdigey ile Toktamış arasındaki
çatışmayı tasvir eder.


[2]
Konuyla ilgili daha geniş bilgi için, Roza Kurban “Yalan Anıtları” 2015, s: 8.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet