Drujinalıktan
Knezliğe Vareg-Rusları ve Rus Milletinin Teşekkülü


ÖZET


Bu makalede
Vareg- Norman- Slav uruğlarının nasıl birleşerek Rus Milleti’ni oluşturdukları
ve komşularıyla olan ilişkileri anlatılacak. Slavların, Almancadaki “konung”
kelimesinden esinlenerek Slavcada knez (Knyaz)1 denilen prenslikleri
oluşturmaları ve bu Knezler içinde Kiyef Knezi’nin özellikle 988 senesinde
Hristiyanlığa geçmesiyle üst- kültür unsuru oluşturması, bu sebeple de Rusların
Hristiyanlık öncesi dinleri ve kültür özellikleri irdelenerek bir sonuca
ulaşmaya çalışılacaktır. Sırasıyla Slavların menşei, ayrıldığı kolları,
yaşadıkları coğrafyanın özellikleri ve Rusların millet olma sürecindeki ana
etmenler incelenerek genel bir Rus Milletinin oluşum süreci anlatılmaya
çalışılacaktır.


Slavların
Menşei


Slavların
Hind-Avrupai (ari) kavime mensup oldukları son araştırmalarca saptanmış bu
konuda hiçbir şüpheye yer bırakılmamıştır. IX-X yüzyıla mezar kazılarında
Slavların kumral, orta boylu, yassı başlı insanlar olduğu ve Şimal ırkına
benzedikleri saptandı. Bu cihetle Arap ve Bizans kaynaklarında aynı zamanda
Slavlar “Sarışın” olarak da tanımlanmaktaydı.2


Doğu Slavları


Rus
Milleti’nin oluşumunda etkili olan Vareg-Norman ve Slav Uruğları unsurlarından
biri olan Doğu Slavları diğer Slav Uruğlarına nazaran daha iyi asker ve daha
çok disiplinlidir. Bunun en önemli sebebi Antların (Doğu Slavlarının) uzun
yıllar önce Avarlar sonra Hazarlar olmak üzere iki büyük Türk devletinin etkisi
altında kalmasıdır. Bu süreçte Slavlar, Türklerden esinlenerek siyasi
teşkilatlarını ve kültürlerini kurmuş bu sebeple de diğer Slav uruğlarına galip
gelmeyi bilmişlerdir. Hatta öyle ki Hazarlar zamanında Doğu Slavlarından
toplanan vergi sistemi sonraki yıllarda Vareg-Ruslarına örnek olmuştur.)3.
Doğu Slavları askerliği biliyorlardı fakat devlet teşkilatını yani
teşkilatlanmayı bilmiyorlardı. Bu sebeple Vareg’lerin onların içinde yer
almasıyla devlet olarak teşkilatlanmaya başlandılar. Bunun ana sebebi Normanlar
(Varegler) uzun yıllar Bizans ordusunda ücretli asker olarak görev yapmaları.
Rus Milletinin bel kemiğini oluşturan bu Slav unsurları zamanla üç ana kola
ayrılır. Batıda Çekler ve Lehler, Güneyde Balkan Slavları ve Rusların bel
kemiğini oluşturan Doğu Slavları.


Slav Halkının Eski İnançları


Eski Slav
inancı “Yazıçestvo” olarak adlandırılmış ve hayır ve şer kavramları oluşmuştur.
“Beliy Bog” (Beyaz İlah) hayır için ve “Çerniy Bog” (Siyah İlah) şer için
adlandırılmıştır. Bu ilahlar için birçok put yapmışlar ve onlara tapmışlardır.
Başlıca ilah isimleri şunlardır; Perun4, Hors5, Dajbog,
Stribog, Simurgl ve Mokoş. Bu ilahlar, tarımla uğraşan Doğu Slavlarının
yaşamlarında önemli bir yer işgal etmekte olup onların ihtiyaçlarına göre
şekillenmişlerdir. Gök (Baba) Yer (Ana) olarak adlandırılmış ve kış geldiğinde
bu Yer ve Gök ayrılır yaz geldiğinde ise Yer ve Gök birleşirdi. Doğu Slavları
ölüyü gömmeyi ona saygısızlık olarak atfetmiş ve ölüleri yakmayı seçmişlerdir.
Böylece onun günahlarından arındığına inanılırdı. Bu inanış onlarda ölümden
sonraki yaşamın olduğuna da inanıldığını gösterir. Öyle ki kişi yaşamında hangi
konumdaysa öldükten sonra da o konumda yer alacaktı. Bu yüzden düşmana esir
düşmeyi onun kölesi olması zelil bir durum olarak görürler, özgürlüklerine çok
düşkün idiler. Pagan Rus inancındaki ayinlerle ilgili detaylı bilgiyi kaleme
alan ünlü seyyah İbn-i Fadlan Er-Rihle isimli eserinde ölen varlıklı bir
kişinin yanında kölesinin de öldürüldüğünü söylemiştir. Rusların bu inancı yani
ölü yakma inancı zamanla kaybolmuş ve bizdeki gibi ölü gömme inancı
başlamıştır. Burada benim temel düşüncem o ki Doğu Slavları, Avarlar ve
Hazarlar gibi Türk unsurlarıyla karşılaştıktan sonra bu adeti benimsediler.
Çünkü bizde yer alan Atalar Kültü, Ruslarda da yer almış ve Cedler Kültü
ismiyle anılmıştır. Artık onlar da ölüleri yakma yerine gömmeyi tercih ederek
ölen kişinin ruhunun o evi koruduğuna inanmaya başladılar.


Slav- Pagan İnancında Bazı Kavramlar ve Anlamları


“Did-Lado”
(Bolluk İlahı) “Kupolo” (Bol mahsul getiren ilah) “Svarog” (Sema yani Gökyüzü)
“Svaragoviç” (Semanın oğlu)6. Ayrıca bunların yanında “Stribog,
Dajbog ve Mokoş”7 gibi önemli putlar da yer alır. Bu putların
isimleri Eza Kroniğinde detyalı şekilde anlatılmakta olup ayrıca yukarıda da
bahsettiğimiz gibi İbn-i Fadlan’ın Er-Rihle isimli eserinde de bu inanca ait
dini ritüeller ayrıntılı şekilde anlatılmaktadır. Hristiyanlık öncesinde
Slavlar, herhangi bir durum esanasında bu putlara giderek (yüksek yerlerde yer
alırlar) onlara dua ederler ve onlara birtakım kurbanlar sunarak, yardımlarını
isterler. Bu ilahların oluşumunda şüphesiz Slavların yaşam şartları birinci
etken olmuştur. Çiftçilikle uğraşan Slavlar, doğadaki her şeyi ilahlaştırmış ve
onlara birtakım isimler vererek onların putlarını yapmışlardır. Bu sebeple Eski
Slav İnancı “Yazıçestvo” (Tabiat güçlerine kutsal atfederek ilahlaştırma-
Naturizm) olarak isimlendirilmektedir.8 Bu isimlere ek olarak
“Russalka, Liechen, Domvoy, Moroz ve Morena”9 isimli ilahlar da
eklenebilir.


SLAVLARIN NORMAN-VAREGLERLE KARŞILAŞMASI VE RUS ADININ
ORTAYA ÇIKIŞI


Ruslaın kökeni
konusunda XVIII. Yüzyılda yoğun tartışmalar baş göstermiş ve bu konuda
çeşitlifikirler ortaya atılmıştır. Bu fikirler bağlamında ilk bilimsel çalışma
Gotlieb Bayer, August Ludwig von Schlözer10 başta olmak üzere birçok
kişi tarafından Rusların kökeni İskandinav Vikinglere veya Arap ve Bizans
tarihçilerinin deyimiyle Vareglere11 veya Rus tarih yazımındaki
kullanımıyla Normanlara bağlanıldı. Bu görüşün ana sebebi XII. Yüzyılda yazılan
İlk Tarih isimli kronik olmuştur. İlk Tarih isimli kronikte Finli Kavimlerin
zengin olduğu fakat düzenlerinin olmadığı vurgulanarak onların bu sebeple
Vareg-Ruslarına gittikleri ve onları yurtlarına davet ettikleri yazılır. Davet
üzerine giden Vareg-Ruslarının başında Rurik isimli biri vardır ve onun
yerleştiği şehir Novgorod (YeniŞehir) olarak isimlendirilir. Fakat bu görüşün
aksine özellikle SSSCB döenminde yapılan Rus Tarihi, Rusların Kökeni gibi
çalışmalar yukarıda bahsettiğimiz Norman görüşünü kesin suretle rededer. O
yıllarda yazılan bir kitapta şöyle ibareler geçer;


“Norman
kelimeler, Rusçada altı yada yedi tanedir. Denizcilikle ilgili terimler
Yunanca, ticaretle ilgili kelimeler ise Asya dillerinden veya yerli Slav
dillerindendir ancak İskandinav dilinden değildir. Kiev ve Doğu Slav
paganizminden de İskandinavların, Normanların hiçbir katkısı yoktur. Kiev
hukuku Norman hukuku ile ilişkilendirilemez.”12


Böyle Norman
teorisini kesin surette rededen eserlerin yanı sıra bu teoriyi bilimsel bir
temele oturtarak eleştirenlerin (Widukind- Res Gestae Saxonicae) temel düşüncesi
İlk Tarihe yazılanların kiasik Anglo-Sakson hikayesini andırdğı ve orada
bahsedilen Rurik’in oğlunun İgor vurgusu ile kronolojinin uyuşmadığıdır. Bu iki
düşüncenin ortasında kalan tarihçi Omeljan Pritsak, Baltık, Akdeniz, Doğu
Avrupa ve çok etnikli çok dilli youmunu13 Rus’un kökeni olarak
vurgular. Şu anda birçok Rus Tarihiçisi başta olmak üzere diğer ülkelerdeki
tarihçinlerin ana düşüncesi Rusların, Slavlarla ile Normanların karşılaşması
sonucu ortaya çıktığıdır. Yani Rusların oluşumunda Normanların
(İskandinavların) etkisinin olduğunun yazılı olduğu İlk Tarih ve Bertinian
Kroniği dünya ilim aleminde daha büyük önem görür. Normanlar ticaretle
uğraşıyor ve VIII. Yüzyıldan itibaren Doğu Slavlarını hakimiyet altına almaya
başlamışlardır. Zaman geçtikçe Bizans ile de münasebet kuran Normanlar,
Bizansta ücretli askerlik yapmışlar ve sürekli yerli slav halkı ile beraber
Bizans ile ticaret yapmışlardır. İşte bu ücretli kıtalara “Vareg”14
adı verilmiş, kıtaların içindeki her bir askere ise “Drujina” ismi verilmiştir.
Ücretli kıtaların başında bulunan Norman beylerine ise “Knez” denmiştir. Zaman
içerisinde bu Norman kütlesi Varegler, kalabalık Slav halkı arasında erimiş ve
böylece Vareg-Rus tabiri ortaya çıkmıştır. Bir süre sonra sadece Rus adı kalmış
oldu. Rus adının ne manaya geldiği veya nereden geldği tartışma konusu olmakla
birlikte burada bahsedilen görüşlerden sadece ikisini anlatacağız. Bunlardan
birincisi Rus Tarihçisi Vernadsky’nin söylediği “Rus ismi bir Alan Klanı olan
“Ruk”lardan gelmekte olup zaman içinde zaman içinde Ros- Rus adını almıştır ve
“ışık saçan” manasına gelir.15 Akdes Nimet Kurat ise Norman
Akademisinin görüşünü doğru kabul eder. Bu akademinin görüşüne göre Rus adının
eski ismi eğer “Rusi” ise bu Fincedeki “Ruotsi”den gelir. “Ruotsi” ise
“kayıkçı,kürekçi” anlamlarına gelir. Slavlar, İsveçten gelenlere Rusi demiş
daha sonra bu isim siyasi bir isim olarak günümüzdeki “Rus” adını almıştır.16


İLK RUS DEVLETİNİN OLUŞUMU


İlk Rus
Devleti’nin nasıl oluştuğuna dair birçok rivayetler mevcuttur. Bu sebeptendir
ki hangi tarihte ortaya çıktığı tam olarak tespit edilemese de Nestor
Kroniğinde yer alan rivayete Rurik’in Novgorod’a gelişi 862 yılıdır . Şöyle
bahseder;


6370 yılı
(862) onlar (fin ve slav uruğları kasdediyor) Varegleri denizin otesine
koğdular, vergi odemez oldular ve kendi kendilerini idareye başladılar.
Fakat aralarında kanun ve nizam yoktu, soy soya karşı ayaklandı ve ihtilaf
baş gosterdi, birbirleriyle mucadeleye giriştiler. (Bunun uzerine)
birbirlerine dediler ki: ” Üzerimizde hakimiyet surecek ve
nizam kuracak bir bey arayalım.,, (Böyle konuştuktan sonra)
denizi aşarak Vareg’lere, Rus’lara, gittiler; cunku bu Varegler
boylece Rus tesmiye edilirlerdi, nasıl ki bazıları İsvec,
diğerleri Norvec ve başkaları da Got tesmiye edilirler; boylece
onlar (Vareglar) da (Rus adlanırlardı). Cud’ler, Slovenler,
Krivicler ve Ves’ler Ruslara dediler ki: “Memleketimiz büyük ve
zengindir, fakat (orada) nizam yoktur, geliniz, hakimiyet surunuz
ve bizi idare ediniz,,. “Uc birader (Slavlar ve Finler uzerinde hakimiyet
surmek icin) secildiler ve butun Rusları alarak geldiler. En buyuğu olan
Rurik, Novgorod’da yerleşti; ikinci birader Sineus, Beloozero’da, ucuncu
kardeş Truvor da İzborsk’a gitti. İşte bu Vareglere nisbetle Rus yurdu
Novgorod adını aldı; Novgorodlular Vareg soyundandırlar, halbuki onlar
onceleri Sloven idiler. İki yıl sonra Sineus ve biraderi
Truvor olduler. Rurik te hakimiyeti ele aldı ve şehirleri kendi
adamları arasında boldu; birine Polotsk, oburune Rostov, ucuncu birine de
Beloozero’yu verdi’
.17


Burada yazılan
olay Rus tarihinin başlangıcı olarak kabul edilse de bazı kaynaklar bu olayın
862 değil de 858 yılında gerçekleştiğini yazar ve Rurik’in 860 senesinde
Konstantinopole saldırması 867 senesinde de bazı piskoposların Rus şehrine
geldiğini söyler. Durum böyleyken Nestor Kroniği’nin 150 yıl sonra yazılmış
olması, İlk Tarih isimli kroniğin 200 sene sonra yazılmış olması tarihleri
şüpheci kılar. Rurik’in, Konstaninopole saldırması o dönem için belki büyük bir
olay olabilir. Çünkü yeni kurulan bir devlet güçlü bir geçmişe sahip olan bir
yere saldırı düzenliyor. Bu seferin başarısız olması ve Bizan patriği
Photius’un Rusların arkasından misyonerleri yollaması,18 867 yılında
da Rusların bir kısmının vaftiz edilmesi demek Hristiyanlığın Rusya’ya Bizans
ile ticareti sonucunda değil de Rurik’in Bizansa saldırması sonucunda ilk
olarak geldiği savını ortaya çıkarır. Durum böyleyken burada esas düşünmemiz
gereken olay ve akabinde gelişen olgu “Rurik’in Konstantinopole saldırması ve
bu saldırının başarısız olması sonucu arkasından yollan hristiyan
misyonerlerdir.” 873 senesinde Rurik’in ölümüyle beraber Rus Tarihi’nde yeni
bir dönem başlayacak ve Kiyef Rusyası’nın temelleri atılacaktı. Kiyef Knezliği
(Prensliği), diğer Rus Knezliklere göre daha üstün daha merkezi bir konumdaydı.
Taht mücadeleleri tarih boyu hep bu knezliği ele geçirmek üzere gerçekleşmiş ve
Kiyef Knezliğine sahip olanın diğer bütün knezliklere üstün olacağı
düşünülmüştür. İşte bu Knezliğin ve gerçek manada bir Rus Devleti’nin
temellerinin atıldığı bu yer aile dışından biri tarafından inşa edilecekti. Bu
kişi Rurik’in oğlu İgor’un küçük olması hasebiyle ülkeyi yöneten Oleg idi.


Oleg Dönemi (873-913)


Oleg, aslen
Norveçli olup Rurik’in oğlu İgor’un daha bebek olması sebebiyle ölümüne kadar
Rus milletine liderlik etmiştir. Rurik’in ölümünden yaklaşık 5-6 sene sonra bu
da takriben 878-879 yıllarına rastlar. Tüm gücünü toplayıp Novgorod’dan çıkarak
Kiyef şehrine saldırır. Böylece Kiyef Rusyası kurulmuş oldu. Kiyef şehri konumu
itibariyle hem askeri hem ekonomik öem taşır ve şehir Dinyeper su yoluna
bağlıdır. Bu gibi etmenler bu şehir’in önemini ileride daha da artıracaktır.
Oleg, Kiyef şehrini aldıktan sonra yönünü diğer Slav kavimlerine çevirecek ve
onları hakimiyeti altına almak için mücadele edecektir. Nitekim de bu
doğrultuda ‘drujina”’larının da desteği ile birçok Slav kavmini hakimiyeti
altına almaya başarır. Hayatının sonlarına doğru 907 senesinde Bizans’a karşı
büyük bir askeri sefere çıkar. Ruslar’ın kayıklarının İstanbul’a kadar gelmesi
ve karaya çıkan askerlerin etrafı yağma etmesi üzerine Bizans dehşete düşer.
Bizans, Oleg’e bir ticaret anlaşması talebini iletir ve Oleg de etrafı yağma
edeceğine gayet son derece kendi lehine olan bu anlaşması kabul eder (911) Bu
olaydan sonra yerli Slav halkı tarafından Oleg’e “veşçi” (hakim) lakabı
verilir.19 Oleg’in 913 yılında ölümünden sonra yerine Rurik’in oğlu
İgor geçer.


İgor Dönemi (lngvar) 913-945


İgor hakkında
bilgilerimiz fazla olmasa da Rurik ailesinin devamını sağladığı için önemli
olduğunu düşünüyorum. İgor, Kiyef Devletini diğer Slav topraklarına yaymak ve
Drevliyanlar’ı hakimiyet altına almak istiyordu. Bu sebepledir ki tüm dikkatini
bu yöne çekti. Kiyef Devletini doğu-batı ekseninde geniş bir alana yayan ve
Drevliyanları da vergiye bağlayan İgor bu sefer de selefi Oleg gibi 641
senesinde Konstantinopole saldıracaktı. Bu çarpışma sırasında “Rum ateşini”
kullanan Bizans, Rusları geri püskürtmeyi başarmış ve onlarla yeni bir ticaret
anlaşması yapacaktı. Bu anlaşma 911 senesindeki anlaşmaya göre daha katı bir
anlaşma olup Rusların aleyhine bir sonuç oldu. Sefer dönüşünde İgor 944
senesinde Drevliyanlar tarafından öldürülmüştür. İgor’un bu ölümü karısı
Olga’yı, küçük yaşta olan oğullları yerine Kiyef’in başına getirmiştir.


Olga,
kocasının intikamını almak için Drevliyanlar üzerine bir sefere çıkar onlara
bunun bedelini ağır bir şekilde ödetir.20 Olga’yı Rus Tarihinde
önemli kılan esas etmen 957 senesinde Konstantinopol’e giderek vaftiz olması ve
Hristiyanlığı kabul etmesidiir. Bu vaftiz ile birlikte “Helene” ismini alan
prenses Olga, Kiev’e döndüğünde, Kiev halkını da Hristiyan yapmak için çaba
gösterse de başarılı olamaz. İlk olarak oğlu Svyatoslav’ı Hristiyan yapmaya
çalışır ve oğlundan meşhur o cevabı alır: “Drujinalarıma sormadan nasıl din
değiştereyim onlar sonra bana ne der”21. 965 senesinde Svyatoslav
Kiev’in başına geçmiş ve artık Kievde gerçek anlamda genişlemeci bir siyaset
başlıyordu.


Svyatoslav (Святослав Ігорович) Donemi (965-973)


Rurik
hanedanlığından Knez İgor’un oğludur ve hanedanlıkta ilk Slavca isim almış
Vareg’tir. Svyatoslav döneminde knezlik doğu-batı olarak geniş sınırlara hakim
oldu. Karakteri, savaşçılığı ve sefer sırasındaki tavırlarıyka bir Türk’ü
andıran Svyatoslav, haşlanmış et yemez, orduları ağırlık taşımaz, çadır taşımaz,
at eti veya av eti pişirirdi. Atının eyerini yastık yapar öyle uyurdu. Atılgan
ve cesaretli bir kişiliği vardı. Ordusunu ve halkına her zaman yeniliklere
uydurmasıyla da fütuhatçı bir karakterinin olduğu da söylenir. İlk Tarih’te
Svyatoslavın kişiliğinde şöyle bahsedilir; “Seferlerinde ne yük arabası ne
tencere taşıdı,etini kaynatmadı ama at eti, av eti ya da sığır etini bıçağı
ince şerit halinde kesti, kmürde kızartarak yedi. Çadırı da yoktu ama eyer
bezinin üstüne yatar, başının altına eyeri koyardı.”22 Svyatoslav’ın
ilk seferi Hazarlara vergi vermekte olan başta Vyatiçler olmak üzere diğer Slav
zümrelerini Hazar egemenliğinden kurtarıp kendi egemenliğine almak için
başlattığı 964 senesindeki Doğu Seferi olmuştur. Üç yıl süren bu sefer
sırasında Hazar ordusu mağlup edilmiş, birçok Hazar şehri (başkent dahil olmak
üzere) yağmaya maruz bırakılmıştır. Svyatoslav, stratejik konumda bulunan “Bela
Veja” (Akhisar) Kalesini 965 senesinde zaptettikten sonra bir diğer önemli
Hazar kalesi olan Tamatarhan’ı da zapt etmeyi başaramıştır. Svyatoslavın bu
faaliyetleri siyasi olup, stratejik konumda bulunan yerleri ele geçirerek
ticarete hakim olmak istemesidir.


967 senesinde
Svyatoslav, Kieve döndüğü zaman artık yönünü batıya yani Bulgarlara
çevirecekti. Bu yıllarda Bizans İmparatoru II. Phokas zamanında Bizans ile
Bulgarşar arasında bir mücadele başgösterir. Bizans İmparatoru, Kiev Knezi
Svyatoslavdan yardım talebinde bulunur ve Svyatoslan Bulgar ülkesine giderek
orayı yağma etti. Bu sefer sırasında Tuna üzerindeki Pereyaslavets şehrini ele
geçirmiş ve artık bu şehirde yaşamak istemiştir. Bu şehir hakkında Svyatoslav
şunları söylemiştir; “Tuna boyundaki bu yerde yaşamak arzusundayım, burası
topraklarımın merkezi ve bütün güzel şeyleri barındırıyor; Greklerden altın,
kumaş, şarap ve meyve, Çekler ve Macarlardan at ve gümüş, Rusya’dan kürkler,
bal mumu, bal ve köleler gelir, Kiev umurumda değil”.23 969
senesinde Peçenekler, Svyatoslav’ın Kievde olmamasını fırsat bilerek Kiev
şehrini saldırır. Bunun üzerine Svyatoslav seferini yarıda keserek başkente
geldi ve onun gelmesiyle Peçenekler geri çekilmek zorunda kaldı. Svyatoslav’ın
Balkanlarda hakimiyet kurmasını istemeyen Bizans İmparatoru John Tzimisces güçlü
bir ordu ile Svyatoslav’ın üzerine gider onu Silistre Kalesinde kuşatır (971).
Kiev Knezi sulh istemek zorunda kaldı ve bu sulh gereği serbest bırakıldı.
Bizans, ona bir sürpriz hazırlamıştı. El altından ajanları vasıtasıyla Peçenek
başbuğu Küre’ye haber gönderir. Küre, Kiev’e dönmekte olan Rus ordusuna Dnepr
nehri kıyısında pusu hazırlamıştı. Peçenek başbuğu Küre’nin Svytatoslav’ın
kafatasına şarap koyup içtiği söylenir. Svyatoslav, sağlığında macera arayan
,ganimet peşinde koşan, ülkesini doğu-batı yönünde geniş sınırlara ulaştıran
kişi olmuştur. Rusların Doğu ile Balkanlar arasındaki yayılışının ilk adımını
aynı zamanda bu knez zamanında atıkdı. Svyatoslav, Balkanlara indiğinde ülkeyi
üç oğlu arasında paylaştırdı. Büyük oğlu Yarapolk’a Kiev’i, Drevlyanların
olduğu bölgeyi Oleg’e ve Novgorod’u ise Vladimir’e vermişti. Svyatoslavın ölümü
üzerine üç kardeş Kiev şehri için savaştılar. Önce Oleg ile Yarapolk savaştı ve
bu savaş Oleg’in ölümüyle sonuçlandı. Vladimir ise Normanların desteği ile
büyük bir askeri kuvvet sahibi olunca Yarapolk’u mağlup ederek 980 yılında Kiev
şehrinin sahibi olmayı başardı. Vladimir dönemi, onun zamanında Rusların esas
itibariyle Hristiyanlığa geçilmesi ve pagan ibadet yerlerinin yıkılması
sebebiyle tarihi bir öneme sahiptir.


Vladimir (владимир святославич) Dönemi (980-1015)


Svyatoslav’ın
üçoğlundan biri olan Vladimir, gerek iç gerek ise dış siyaseti sebebiyle ve
Hristiyanlığı Kiev’e getirmesiyle Kiev Knezliğinin en tanınmış knezlerinden
biri olmuştur. Bu sebepledir ki Vladimir, Rus tarihinde “Aziz” diye
anılmaktadır. Vladimir zamanında 981 senesinde, Ruslar ilk kez Lehistan üzerine
gitmeye başlar ve başarılı olur. Sürekli sefer yapmayı arzulayan Vladimir,
sırasıyla Lehlilere, Bulgarlara ve Peçeneklere saldırmıştır. Vladimir, dışta fetih
politaski içte de “din” politikası gütmüştür. İç siyasetinde kendisinin iyi bir
pagan inancına sahip olduğuna göstemek çeşitli yeniliklere girişmiş fakat
bunlarda bir başarı elde edememişolduğundan yeni bir din arayışında bulmuştur
kendini. Hristiyanlığın etksini azaltıp, Slav paganizmini devlet dini
seviyesine çıkarmayı hedewfleyen Vladimir, bunun için Hristiyanlığa alternatif
olacak bazı yenilikler yaptı. Hristiyanlıktaki Baba figürünün yerine göğün
tanrısı Stribog’u, Oğula karşılık ise ışık tanrısının oğlu Dajbog’u koydu.
Hrıstiyanlık teslisinde yer almayan Bakire Meryem yerine ise bereket tanrıçası
Makoş’u koyarak kendince yeni bir teslis oluşturdu.24 983 yılından
sonra putlar karşısında insan kurban edilmeye bile başlandı. Vladimir’in,
Hristiyanlığın etkisini azaltmak için verdiği bu mücadele sonuçsuz kalınca
Vladimir de yeni din arayışına yönelmek mecuriyetinde kaldı. Rivayete göre
Yahudi, Hristiyan ve Müslümandan oluşan 3 ayrı elçilik heyeti Knez Vladimir’i
dinlerine davet ederler. İlk önce Müslüman Bulgarlar gelir Vladimire;


“Ey Knez sen
akıllı ve cesursun, ancak hiçbir kanun tanımazsın, Gel sen Muhammed’e iman et
ve bizim kanunlarımıza itaat et”. Bunun üzerine Vladimir sorar? “Bahsettiğiniz
nasıl bir inançtır”? “Allaha ve onun elçisine iman ederiz, Muhammet bizlere
böyle öğretti; sünnet oluruz, domuz eti yemeyiz, içki içmeyiz, ancak ölümden
sonra Muhammed biaze 70’er tane kadın verecek orası her türlü zinaya serbest
bir yer”25


Knez bir
düşüneceğim der fakat içki ve domuz Rusların en sevdiği şeyler olduğundan pek
sıcak bakmaz.


Hazar
Yahudileri de kendi dinlerine davet eder. Fakat knez onların Tanrı tarafından
kendi yurtları olan Kudüsten kovulduklarını öğrenince bu dini kesinlikle kabul
etmez. En son da Grek filozof olan bir Bizans elçisi gelir. Bu elçi islamı
aşağılayarak söze başlar. Vladimir’in önüne kıyamet gününü tasvir eden bir
tablo açar ve sağdakilerin kurtulduğunu soldakilerin ise cehenneme gittiğini
söyler. Vladimire de “Sen de sağdakilerden olmak istiyorsan vaftiz olmalısın”
der. Vladimir bu dini de düşüneceğini söyleyerek elçiyi gönderir. Bizans
İmparatoru II. Basileus (967-1017) zamanında Bardas ve Fokas imparatora karşı
isyan eder (987). Asker sıkıntısı çeken İmparator, zor durumdan kurtulmak
ümidiyle Vladimirden yardım ister. Vladimir isyanı bastırmadan Basileus’un kızı
Anna’yı almak koşuluyla yardım edeceğini iletir ve Basileus da mecburen kabul
etmek zorunda kalır. Fakat isyan bastırıldıktan sonra Basileus, Annayı
vermekten vazgeçer. Bunun üzerine Vladimir, drujinalarıyla birlikte Bizans’ın
Khersones şehrini işgal etti. İşgal üzerine Basileus, kardeşi Anna’yı,
Vladimir’in Hristiyanlığı kabul etmesi koşuluyla vereceğini söyler. Böylece 989
yılında Vladimir vaftiz edilir. Vladimir, Kiev’e döndüğünde pagan inancına ait
ne varsa yıktırır, yerlerine kiliseler inşa ettirmeye başlar. Halkını da
Hristiyan olmaya zorlar.


Ortodoks Hristiyan İnancının Tesiri


Oleg zamanında
başlayan Bizans ile ticari ilişkiler sonucunda Kiev şehrine gelen Hristiyan
misyonerler aracılığıyla başlayan Kiev’in Hristiyanlaşması, Olga’nın 955
senesinde Konstantinopolde vaftiz edilerek “Azize Helene” adını alması ve en
son da 989 senesinde Knez Vladimir’in din arayışı içinde bulunup ve Khersonesde
vaftiz edilmesi, Rus Dini Tarihinin dönüm noktaları olmuştur. Vladimir, Hristiyan
olduktan sonra Kievde kiliseler inşa ettirniş ve bu kilise Bizans
metropolitliğine bağlanmıştır. Pagan inancının etksi azaltılarak insanlar yeni
din’i kabul’e sevk edilmiştir. Vladimir hristiyan olmadan 150 sene kadar önce,
Bizans’ın Balkan Slavları için hazırladığı Kiril alfabesi, Kiev’de bulunan
kiliseler içinde de öğretilmeye başlanmış ve kiliseler zaman içinde bir eğitim
yeri haline gelmiş oldu. Kiliselerin eğitim yeri haline gelmesiyle bir başta
bir Kilise Rus Edebiyatı oluşturulmuş, oluşturulan bu edebiyat Klasik Rus
Edebiyatının temeli niteliktedir. Bu aynı zamanda Bizans’ın müttefikliğini
kazanmak için de güzel bir sebep oldu. Fakat zaman içinde Rus kilisesi ve
devleti gücünü artırarak 1453 senesinde Bizansın da yıkılmasıyla Ortodoksluğun
hamisi konumuna gelecekti.


SONUÇ


Rus milleti
gibi tarihi eski olan milletlerin ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı her zaman
bir tartışma konusu olmuştur. XVIII. Yüzyıldan başlayan Rusların kökeni
tartışması günümüze değin sürmuşür. Bu tartışma SSCB döneminde devlet
politikası haline gelmiş, araştırmalar devletin izin verdiği ölçüde devam
etmiştir. Neticede Rusların kökenini oluşturan Doğu Slavların önce Avarların
sonra ise Hazarların etkisi altına girerek onlardan etkilenmeleri, istihbaratı
ve askerliği Türklerden öğrenmeleri sayesinde diğer Slav zümrelerine üstün
gelmelerine sebep oldu. Doğu Slavlarının, Normanların ya da bilinen tabirle
Vareglerin etkisine girmesi fakat nüfuslarının çoğunluğu sebebiyle onları
asimile etmesi, Vareglerin, Slavları teşkilatlandırarak devlet haline getirmesi
sonucu Vareg-Rus milleti oluştu. Zaman içerisinde Vareg-Rusları sadece “Rus”
ismiyle anıılmaya başlandı. Rus isminin nereden geldiği hangi manaya geldiği
kesin bilinmemekle birlikte “Ruotsi” isimli bir topluluğun Vareglere giderek onları
yönetmesi sonucu olabileceği kabul edilen bir olgu olmuştur. Vareg-Rusları’nın
dini algılayış biçimi de gündelik yaşamlarında onlara yarar-zarar sağlayan doğa
nesnelerini ilahlaştırma biçimiyle gerçekleşmiştir. Nitekim bu sebeptendir ki
Bizans İmparatoru II. Basileus, Vladimirle yaptığı anlaşmayı onların bir dini
yok ve onlar barbar diye yerine getirmemiştir. Rus tarihinin dönüm noktası olan
Vladimir’in Hristiyan olmasının bir diğer sebebi ise Bizansın müttekfikliğini
kazanmaktır. Rusların, Knez diye tanımladığı kelime esas itibariyle Germen
kökenli olup, onlara askerliği ve istihbaratı öğreten Türkler olup ve onları
teşkilatlandıran ise İskandinavlardır. İşte bu sebeple Ruslar, farklı
unsurların bir araya geldiği bir millettir. Pagan inançlarında tasvir edilen
Tanrılar, Yunan Tanrılarına benzer, sonradan oluşturdukları Cedler Kültü ve Boy
Nizamı Türklerden alınmadır. Bu kadar farklı unsurların bir araya gelmesi
şüphesiz Rus milleti’nin dooğu-batı yönünde geniş topraklarda yer alıp, farklı
milletlerle etkileşiminin sonucudur.


Bazı Kavramların Anlamları


Norman:
İsveçlilerin ve İskandinavların ataları


Vareg:
Bizans’ta ücretli askerlik yapan Norman kıtaları


Drujina:
Vareglerin birbirine verdiği isim Rusça “drug (arkadaş, yoldaş)” kelimesinden
gelir.


Knezlik: Şehir
devletleri (Prenslik) hepsi aynı aileye mensup


Veçe: Şehir
ileri gelenlerinin toplandıkları mahkeme, yer


Rurik; 858-862
yıllarında Novgorod’a gelerek Rus tarihinin başlamasına sebep olan topluluğun
lideridir.


Olga: 955
senesinde Konstantinopole giderek vaftiz olan ve Helene ismini alan Rus
Azizesidir.


Svyatoslav:
Balkanlara ilk kez inen Knezdir


Vladimir:
988-989 yıllarında vaftiz olan ve Kiev’in hristiyanlaşmasında en büyük etken
sahibi olarak Aziz Vladimir adını almıştır.


Oleg: Devleti
doğu-batı yönünde ilk kez genişleten ve Bizans ile karlı bir ticaret anlaşması
yaparak halk tarafından akıllı, hakim anlamına gelen “veşçi” lakabı verilen
kişidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet