Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Süleyman ŞENSOY
: Kontrollü Bunalım Yönetimi, Suriye ve Doğu Akdeniz


Türkiye’nin bu konudaki kararlığı
biliniyor ve son bir yıldır takip ettiğimiz kadarıyla Türkiye’nin güneyinde
yani Suriye’nin kuzeyindeki bölgelerde Türkiye’nin ciddi bir askerî varlığı
bulunuyor. Israrlı duyurulara rağmen bu askerî varlık bir harekâta dönüşemedi.
Amerika ile yapılan müzakerelerde de bir aşama kaydedilememişti….


Program konuğu Türk Asya
Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) Başkanı Sayın Süleyman Şensoy ile
birlikte ülke, bölge ve küresel boyutta yaşanan gelişmeleri konuşacağız.
Bölgesel ve küresel gelişmeler oldukça hareketli Sayın Şensoy, öncelikle
bölgesel konulara ilişkin değerlendirme fırsatı bulalım. Türkiye, Millî
Güvenlik Kurulu toplantısından hemen sonra bir Barış Koridoru kararını dünyaya
ilan etmişti. Ardından, Türkiye’ye gelen ABD’li askerî heyetle Türk heyeti
arasında Ankara’da yapılan temaslardan bir mutabakat çıktı. Cumhurbaşkanı
Erdoğan tarafından da durum kamuoyuna açıklandı. Uzlaşmanın kapsamı ve buna
sizin yorumunuz nedir? Barış Koridoru’nun kilometre olarak mesafesi konusunda
Türkiye’nin mi ABD’nin mi dediği, yani 15 km mi, 35 km mi olacak, bu konuda
hâlâ görüşmeler devam edecek gibi görünüyor. Ayrıca Türk-Amerikan ortak çalışma
grubunca Bölge’nin kontrolü sağlanacak. Neler söylersiniz?


 

Türkiye’nin bu konudaki kararlığı biliniyor ve son bir yıldır takip ettiğimiz
kadarıyla Türkiye’nin güneyinde yani Suriye’nin kuzeyindeki bölgelerde
Türkiye’nin ciddi bir askerî varlığı bulunuyor. Israrlı duyurulara rağmen bu
askerî varlık bir harekâta dönüşemedi. Amerika ile yapılan müzakerelerde de bir
aşama kaydedilememişti. Çünkü zaten Suriye’nin kuzeyindeki yapılanmayı bizzat
ABD’nin kendisi destekliyor ve sürekli bir silah takviyesi var. Buna rağmen
gelinen noktadaki durumu şu şekilde yorumluyorum; ABD Türkiye’ye bu konuda
engel olamayacağına kanaat getirdi,  “engel olamıyorsam içinde olayım”
gibi bir perspektifle ortak bir harekât merkezi kurulması ve birlikte
çalışılacağı için olası sürprizlerden ve kontrol edilemeyecek olaylardan
kaçınılacağı öngörülüyor. Bu durum, yani bu “güvenli bölge” çalışması ve askerî
seçenek Türkiye’nin istediği yönde ne kadar olacak? Bunu zaman gösterecek fakat
en azından birlikte çalışıyor olmanın da karşı karşıya olmaktan iyi olacağını
düşünüyorum.

 

Peki, bu “güvenli bölgenin” nihai amacı ne
olacak Sayın Şensoy?


 

Tabi ki bizim çok büyük bedeller ödediğimiz Kuzey Irak süreci var. En son
bağımsızlık referandumuna kadar gitmişti. Türkiye ve İran’ın çabaları ile
şimdilik vazgeçilmiş görünüyor.

 

2003’teki tezkereden mi bahsediyorsunuz?

 

Hayır, Körfez Savaşı’ndan itibaren Kuzey Irak’ta oluşturulan bağımsız Kürt
devleti girişiminden bahsediyorum. Bu olayın benzerinin Suriye’de tekrarlanması
ihtimal değil artık. Bu açık bir plan olarak görülüyor. Çünkü orada ciddi
askerî gücü olan bir yapılanma kurulmaya çalışılıyor.

 

ABD bir orduya yetecek kadar silah sevkiyatı
yaptı.


 

Evet, burada Suriye’deki Şam merkezî yönetiminin etkisi de önemli. Onların da
böyle bir duruma rıza göstermeyeceğini ve bu durum toprak bütünlüğü açısından
göz önüne alınırsa önümüzdeki dönem sürpriz işbirlikleri ve yumuşamalar
olabileceğini düşünüyorum.

 

Türkiye – ABD arasında bir yumuşamadan mı
bahsediyorsunuz?


 

Türkiye ve Şam arasında. Bu durumun ihtimal dâhilinde olduğunu görmek
gerekiyor. Çünkü hiç kimse, Suriye bu noktaya gelsin istemedi. Çok bilinmeyenli
denklem, vekâlet savaşları bilinen şeyler ama bugün Suriye’deki durum hiçbir
şekilde Türkiye de dâhil hiçbir kimsenin istediği bir noktada değil. Belki çok
az aktörün istediği noktada ama biz o aktörlerden değiliz.

 

İsrail gibi mi?

 

Evet ve ABD gibi. Çok büyük bir demografik felaket var. Çok büyük bir demografik
vebal var.

 

Türkiye’nin “güvenli bölgedeki” nihai amacı
Türkiye’de yaşayan dört milyon Suriyelinin rahat ve güvenli bir şekilde kendi
ülkesinin toprağında yaşayacağı alana gönderilmesi olarak düşünülüyor. Bu
değişim kalıcı mı sizce?


 

Bu durum teknik olarak pek mümkün değil. Sınırda otuz kilometrelik bir alan
bile açsanız oraya kaç kişi gönderebilirsiniz? Orası ancak tampon bölge görevi
görecektir veya bu alanda belli sayıda kamp vb. yaşam alanı kurabilirsiniz.
Mültecilerin bizatihi ülkelerine dönmeleri için kendi kasabalarına köylerine
şehirlerine dönmesi lâzım. Biraz kontrollü bunalım gibi düşünmek gerekir.
Suriye’deki güvenlik risklerinin ve demografik risklerin Türkiye’ye yansımaması
ve gelecekte herhangi bir defakto Kürt devleti gelişimine muhatap olmamak
açılarından bir tedbir olarak düşünmek lâzım. Ayrıca bu durum nihai bir çözüm
değil. Nihai çözüm; Suriye’de herkesin katıldığı bir yönetimin teşkil edilmesi,
devlet otoritesinin tesisi ve güvenliğin sağlanması gibi sonuçların sağlanması
gerekiyor.

 

Rusya, oluşacak olan ABD – Türkiye
mutabakatının neresinde olacak sizce? Sınırda kurulacak olan bu “güvenli
bölgede” Türk ve Amerikan askerlerinin ortak devriye yürütmesi durumunda Rusya
– Türkiye arasında herhangi bir sorun çıkma ihtimali var mı?


 

Bu yönetilebiliyor. Daha içeride ve başka alanlarda da Türkiye ve Amerika
birlikte devriye görevi yapmıştı. Dolayısıyla bunun yönetilebilir olduğunu
düşünüyorum. Suriye ile daha radikal kırılmalar söz konusu olursa, o zaman
Rusya’yı daha ciddi değerlendirmek lâzım. Mevcut durumun yönetilebilir olduğunu
düşünüyorum. Çünkü orada İsrail dâhil Rusya da kendi açısından birçok dengeyi
gözetmeye çalışsa da Türkiye’nin taleplerinin çok doğal ve makul talepler
olduğunu söyleyebilirim.

 

Daha öncesinde bahsettiğiniz Körfez Savaşı’ndan
sonra Bölge’de kurulan Kürt devlet yapısının aynısı Suriye’de yapılmak
isteniyor. ABD’nin bu konudaki hedefleri 3-5 yıllık bir plan değil. Yapılan
planlar, belli oluyor ki yirmi-otuz sene öncesine kadar dayanıyor. Peki,
sonunda ulaşılmak istenen amaç ne olacak?


 

ABD’nin bizatihi devlet politikası açısından çok anlamlı bir şey değil. Buna
rağmen ABD de belli güç grupları tarafından etkileniyor, kontrol ediliyor.
Dolayısıyla İsrail ve İsrail’i destekleyen unsurlar açısından önemli bir husus.
Bu konuda hep bilindiği ve söylendiği üzere Suriye, Irak, İran ve Türkiye’nin
ortak bir riski var. Bugüne kadar İran ve Türkiye kayıpları olmasına rağmen bu
riski yönetebildi. Fakat Suriye ve Irak’ta durum kötüye gitti. Bu durum ne
kadar eski bir plandır, o tartışmalı bir konu olarak görünüyor. Konu hakkında
komplo teorileri de var. Yüz yıldan fazla geçmişe götürenler de var. İsrail’in
kutsal devlet planı olduğunu söyleyenler de var. Biz daha somut ve güncel
gelişmeler üzerine odaklanırsak burada Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hem
toprak bütünlüğünün korunması hem de stratejik konumunun korunması Bölge’de
devlet parçalanmasının olmaması gibi birçok uluslararası hukuka uygun talepleri
savunmaya ve takip etmeye devam edeceğiz.

 

Bu yaşanan süreçte ABD Türkiye’yi tek taraflı
bir operasyonu yürütmekten vazgeçirmeye çalışıyordu. Türkiye daha önce Fırat
Kalkanı, Pençe 1-2 Harekâtı ile Bölge’yi terörden temizlemeye kararlı olduğunu
bir şekilde kanıtladı. Şimdi ABD ile varılan mutabakat çerçevesinde Türkiye’nin
Fırat’ın güneyine yönelik muhtemel operasyonu gündemde kalmaya devam eder
mi? 


 

Elbette devam edecektir ama boyutunu kontrol edebilmek açısından ABD’nin ve
Pentagon’un bu sürece “ortak harekât merkezi” ile dâhil olduğunu düşünüyorum.
Fakat şu konuda da çok iyimser olmamak lâzım; bu ülkelerin kendi içlerinde bir
yönetim tarzı kabul edilerek devlet otoritesi sağlanmadıkça, oralarda terörün
tamamen bitirilmesi ve tamamen aşılması mümkün değil. Çünkü çok fazla
bilinmeyenli denklem var, çok fazla – tabiri caizse – harekete geçebilecek
“uyuyan hücre” var, çok fazla harekete geçebilecek yeni demografik alanlar var.
Daha önce hiç teröre bulaşmamış olsa bile mevcut ortamdan, fakirlikten,
yoksulluktan, haksızlıklardan ve hukuksuzluktan dolayı manipüle edilebilecek kitleler
var. Dolayısıyla buralarda ancak bu merkezî yönetim biçimi kurumsal olarak
oturana kadar kontrollü bunalım diyebileceğimiz palyatif tedbirler olabilir.
Yapılması gerekiyorsa da bu yapılır. Çünkü hiçbir şey yapmadığınız zaman daha
radikal sonuçlarla karşılaşabilirsiniz. Buna rağmen Türkiye’nin orada ciddi bir
güç bulundurmaya devam etmesinin de ciddi bir maliyeti var.

 

Türkiye de uzun süre kalıcı olmak istemiyor
gibi görünüyor, değil mi?


 

Asıl olan Suriye’nin kendi toprak bütünlüğü içerisinde olmasıdır. Birçok defa
tekrarladığım gibi, bir devlet otoritesine ihtiyaç var. Bu olursa neden Türkiye
orada kalmak istesin? Çünkü Türkiye de bütün şartlarını zorlayarak orada
proaktif bir pozisyon almaya çalışıyor.

 

Türkiye’nin özellikle dört milyon Suriyeliyi kendi
ülkesine gönderme işini konuşuyoruz. “İlerleyen zamanlarda Suriye ile biraz
daha ılımlı bir ilişki kurulabilir” şeklinde bir cümle kurmuştunuz. Diğer
taraftan Esad gibi Türkiye’nin kırmızı çizgisi olan bir konu var. Türkiye bu
konudaki bakışını, tavrını değiştirecek mi, ne düşünüyorsunuz?


 

Tekrar altını çizmek gerekirse bu konudaki takdir şüphesiz Ankara’nın. Fakat bu
hususta geç kaldığımızı düşünüyorum. En azından ikinci kanallardan belli
noktada bazı yumuşamalar sağlanabilirdi. Belki sağlanmıştır, onu biz
bilmiyoruz. Sonuçta 2010’da başlayan olayların hedefi ile Türkiye’nin katkı
sunmak istediği ortam arasında olağanüstü fark var. Ayrıca çok büyük bir
demografik felaket var. Bu anlamda zaman içerisinde Ankara’nın da tavrını
değiştireceğini ve daha yumuşayacağını düşünüyorum. Belki beklediği şartlar
var. Biz birkaç yıldır bunun kademeli bir normalleşme olması gerektiğini ve
sonuçta toprak bütünlüğünü korumanın Şam’ın kendi meselesi olduğunu
düşünüyoruz. Ayrılıkçı Kürtler veya başka grupları kontrol etmek noktasında
sorumluluğun Şam hükümetinde olması gerektiğini ve gerekirse buna uluslararası
toplumun da Türkiye’nin de meşru sınırlar içerisinde yardım edebileceğini
söylemiştik. Çünkü herhangi bir ülkenin sorununu dışarıdan çözmeye
kalktığınızda işte bu noktaya geliyorsunuz.

 

Türkiye’deki Suriyelilerin ülkelerine
gönderilmesi için ilave tedbirler alınacağı söyleniyor. Şimdi, hukukî olarak
“geçici sığınma” statüsü içinde olan Suriyelilerin “güvenli bölge” kurulduğu
zaman oraya gönderilme durumu var. Siz zaten “Bölge’nin dört milyon kişiyi
kaldırabilecek bir potansiyeli olamayabilir” dediniz. Peki, Suriyeliler dönmek
istemezlerse konuyla ilgili nasıl bir önlem alınacak?


 

Zaten dönmek istemeyeceklerdir. Ancak kampta kalanlar nakledilebilir diye
düşünüyorum.

 

Kampta da çok az kişinin kaldığı söyleniyor.

 

Evet, dolayısıyla bir yerleşim yeri altyapısı olmayan yerlere götürebileceğiniz
insan sayısı az olarak öngörülüyor. Bu durum hiç olmaz demiyorum ama bu sayı
yüz bin olur, iki yüz bin olur. Belki yüzde 10’u kadar olur ama o bile çok
ciddi bir rakam. O insanların geri dönebilmesi için hem güvenlik hem devlet alt
yapısının çalışmaya başlaması lâzım ki bu konuda bir takım bölgeler
temizlendikçe de dönüşler yaşandı. İnsanlar kendi evine, köyüne, şehrine dönüyor.
Tabi bunun üzerinde ekonomik durumun da çok etkisi var. Hiçbir iş ve kazanç
imkânı yoksa elbette insanlar gitmek istemeyecektir.

 

Bir de akrabalarının, ailesinin bu iç savaş
süresinde ne kadarı orada kaldı?


 

Orada çok büyük demografik felaketler var. Bir kısmı vefat etmiş, bir kısmı
farklı ülkelere dağılmış, bir kısmı ise kayıp…

 

Akrabaları ile Türkiye’ye gelenler var mesela.

 

Tabii, fakat o akrabaların arasında da çok ciddi bölünmeler olabiliyor. Kimisi
Avrupa’ya gitmiş, kimisi Körfez ülkelerine, kimisi Lübnan’a, Ürdün’e gitmiş
durumda. Bu anlamda da ciddi bağlantısızlıklar var. Dolayısıyla onlar açısından
bu durum hayatta kalma mücadelesi olarak düşünülüyor. Türkiye’deki
Suriyelilerin – tamamı mümkün olmasa da – evine dönmesinin daha zaman alacağını
düşünüyorum. Fakat her şartta belli bir kısmı, iyi uyum sağlayan ve Türkiye’de
kendisine başarılı bir altyapı kurabilmiş olanların dönmeyeceğini de öngörmek
gerekiyor. Bu sayının ne olacağını bugünden görmek mümkün değil. Zaten İçişleri
Bakanımızın açıkladığına göre, 93 bin kişiye çocuklar dâhil vatandaşlık
vermişiz ki bu sayı önümüzdeki dönemde biraz daha artacaktır. Belli sayıda
Suriyelinin her şey düzelse de gitmeyeceğini bilmek ve bu durumu da normal
kabul etmek gerekiyor. Mesela bizim Almanya’ya giden işçiler de gidiş şekli
farklı olsa da bir ev, araba parası kazanmaya gitmişlerdi. Fakat dönmediler.
Bunun da biraz hayat akışının ne getirdiğiyle ilgili olduğunu söyleyebiliriz.

 

Sonuçta gittiğiniz yere alışıyorsunuz, yıllar
geçiyor.


 

Çocuklarınız oluyor, iş kuruyorsunuz, iş buluyorsunuz geri döndüğünüz yerde
daha iyi şartlar yoksa ve hukuken de bulunmanızda bir sorun yoksa kalma
tercihinde bulunuyorsunuz. Dört milyon değil de beş yüz bin kişi kalsa Türkiye
açısından çok daha yönetilebilir olur. Daha çok, iş gücü anlamında yetkin
kişiler kalmış olur.

 

Bazı uzmanlar tarafından, özellikle ABD ile
Türkiye’nin mutabakatı sonrasında ortak askerî birimlerin devriye göreviyle ABD
doksanlardaki “çekiç güç” benzeri kalıcı olacak yorumları mevcut. Siz bu konuya
nasıl bakıyorsunuz?


 

ABD zaten Bölge’de var. Çok sayıda uçak indirebilecek 14-15 noktada üs kurdu.
Orada on binlerce kişiyi eğitiyor ve donatıyor. Fiilen orada var zaten, olmaya
da devam edecek görünüyor. Suriye’nin geleceği nasıl şekillenirse, ABD’nin ne
pozisyonda olacağı ortaya çıkacakr. Bir federatif devlet mi olacak ki üniter
devlet ihtimalinin gelinen noktada mümkün olduğunu görmüyorum. Bunu zaman
gösterecek. ABD orada kalmaya devam edecek. Rusya da kalmaya devam edecek.

 

Peki, Türkiye?

 

Türkiye de kalmaya devam edecek bu şartlarda.

 

O zaman bu bölgedeki Suriye’nin toprak
bütünlüğü yine merkezî otoritede mi kalacak? Bu yönetim meselesi ne olacak?


 

Konu, durumun neye evirileceği ile ilgili. Federatif bir devlet kurulur.
Anayasaya göre devlet güvenliği sağlanır. Bu güçlerin rolü de o süreçte
belirlenir. Üst düzeyde mi kalacak veya tamamen mi gidecekler ki Suriye’de
yönetim ne olursa olsun Rusya’nın Lazkiye üssünü boşaltmak gibi bir niyeti
olduğunu düşünmüyorum zaten. Dolayısıyla bu güçler orada var olmaya
çalışacaklar ama daha farklı daha meşru bir zeminde orada kalacaklar.

 

Peki, S-400 savunma sistemlerinin teslimatı
konusunda gerginleşen Türkiye – ABD ilişkilerinin bu anlaşma sonrasında
normalleşme sürecine girdiği şeklinde bir yorum yapılabilir mi?


 

Bu konularda çok iyimser olmamak lâzım. S-400 konusunu ABD kendi içinde
tartışmaya devam ediyor. Sistemin aktivasyonu da Sayın Cumhurbaşkanımızın
açıklamasıyla Nisan 2020’ye uzayacak. Önümüzde 7-8 aylık bir zaman dilimi daha
açıldığı görünüyor. İkinci bölüm sevkiyatın gelecek aylarda yapılacağı yine
Rusya tarafından söyleniyor. Aktif hâle getirecek donanımların hepsi elimize
geçmiş değil. S-400 konusunda ABD’nin tavrı; beklemede kalacağı yönünde. Ne
yapacağı noktasında ise temkinli olmakta yarar olduğunu düşünüyorum. Suriye ile
ilgili sürece de “karşı karşıya olmaktansa birlikte hareket etmek daha
sağlıklıdır” perspektifinden bakmak gerekiyor. Çünkü ABD’nin buradaki duruma
reaksiyonu; Türkiye’yi korumak değil, orada oluşturduğu gücü korumak ve
herhangi bir olası çatışmaya izin vermemek noktasında olduğu görülüyor. Bu
noktada temkinli olmakta fayda olduğunu düşünüyorum. Her şeye rağmen tablonun
bu şekilde seyretmesi de olumlu tabi.

 

Diğer bir konu da; Doğu Akdeniz’deki gelişmeler
Türkiye’nin gündeminde yer alıyor. Sondaj gemimiz Yavuz faaliyetlerine başladı.
Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan, ABD ve İsrail Enerji Bakanlarının bir
araya geldiğini görüyoruz. Türkiye’nin Bölge’deki sondaj ve arama
faaliyetlerine karşı tavırları, ABD’nin yaptırım tehdidi vs. Türkiye’nin Doğu
Akdeniz’deki rolü, etkinliği ve adımları konusunda nasıl bir düşünceniz var?


 

Türkiye isteyerek ya da istemeyerek Doğu Akdeniz’de çok zemin kaybetti. Bu
durumun sonucu olarak yeni bloklaşmalar ortaya çıktı. Sonrasında bu süreç Arap
Baharı ve Mısır krizi ile Mısır’la olan ilişkilerimizin bozulmasıyla hızlandı.
Türkiye açısından mevcut durumun çok sürdürülebilir olduğunu düşünmüyorum.
Mevcut fiili durumda orada varlık göstermemiz, sondajların yapılması, deniz
kuvvetlerimizin o gemileri koruması, Türkiye’nin uluslararası hukuk içerisinde
hak iddiasında bulunması gibi kararları çok doğru ve yapılması gereken şeyler
olarak görüyorum. Fakat Doğu Akdeniz’deki bölgesel politikamızın hem ikili
ülkeler bazında hem de çok taraflı olarak yeniden gözden geçirilmesi gerektiği
kanaatindeyim. Şu anda “münhasır ekonomik bölge” ilan edebilmek için
Türkiye’nin elinde bir tek Libya’yla anlaşma ihtimali var. Fakat Libya’da da
durumu biliyorsunuz. İki tane farklı hükümet var. Yüzlerce de milis güç var ve
kimin kiminle savaştığı da çok net değil. Suriye gibi her an bir kırılma
aşamasında. Bu anlamda bölgesel politikaya ihtiyaç olduğu düşüncesindeyim.
Bunun içerisine Mısır’la olan ilişkileri gözden geçirmek gerektiğini de eklemek
gerekiyor.

 

İsrail ile ilişkilerimiz?

 

İsrail ile olan ilişkilerimizi de pragmatik bir şekilde gözden geçirmek
gerekiyor. Çünkü bu bloklaşma bizim enerjimizi israf ettirir diye düşünüyorum.

 

Çin ile Türkiye yeni anlaşmalar yapıyor. Olaya
sonuç olarak biraz daha ekonomik temelli bakılıyor. Çin ile ilişkilerimizde
olduğu gibi İsrail ile yine bu perspektiften yeniden ilişkiler kurulabilir mi?


 

Reel-politik ilişkilerde diplomasi, savaştayken bile çalışır. Reel-politik
ilişkilerin kurulabileceğini, daha da güçlendirilebileceğini düşünüyorum ki bu
sadece İsrail için geçerli değil. Özellikle Mısır bu konuda önemli bir aktör.
Ayrıca Batılı ülkelerden Mısır’a yönelik askerî kapasitesinin büyültülmesine
yönelik bir takım yaklaşımlar da var.

 

Son zamanlarda Uygurlara yapılanlar konusunda
haberleri çok sık görüyoruz. O yüzden İsrail ile olan ilişkiler, Çin ile olan
ilişkiler kapsamında benzer bir şekilde mi olmalı?


 

Büyüklük, özellik ve etki alanları itibarıyla Çin ile İsrail farklı ülkeler.
Gücünüz ölçüsünde bazı şeyleri etkileyebilir ya da değiştirebilirsiniz.
Reel-politik sınırlar içerisinde kalmak bir psikolojik yenilgi değildir;
ülkeleri daha doğru sonuca götüren bir düşünme ve bir davranış biçimidir. Doğu
Akdeniz’de, Çin’le olan ilişkilerde veya herhangi bir aktörle olan ilişkilerde
o reel-politik sınırlar içerisinde kalmanın her zaman yarar getireceğine
inanıyorum.


( TASAM
Başkanı Süleyman ŞENSOY, TRT Radyo “Haber Yorum” Röportajı | 08.08.2019 )

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış