Ruh hastalık ve
bozukluklarında şimdi de kullanılmakta olan eski bir ayrım vardır. Ağır
tablolarla seyreden, organik yani yapısal bir bozukluktan ileri gelmeyen,
zihinsel yeti ve özelliklerde çeşitli bozulmalarla kendini belli eden ve
temelli olarak düzelmeyen bozukluklara Kraepelin tarafından konan adla
psikoz adı verilir. Buna karşılık daha hafif seyreden ve salah (düzelme),
hatta şifa ile sonuçlanabilen durumlara da sinir bozukluğu anlamına gelmek
üzere nevroz denmiştir. Bu adlar artık geçerli değilse de, durumun ağırlık
ve ciddiyetini belirtmek üzere halen kullanılmaktadır.


Psikozların en önemli
örneği şizofrenidir.
Şizofreni,
başlangıçta gene Kraepelin tarafından 1893’te tarif edilmiş ve “dementia
praecox = erken bunama” adı verilmiş olan durumun, daha sonra Bleuler
tarafından konulmuş olan adıdır. Çünkü bunun bunama, yani demans durumuyla
hiçbir ilgisi yoktur. Bu tam bir psikozdur. Bleuler tarafından ayırt ve
tarif edilmiş olduğu için buna “Morbus Bleuler = Bleuler hastalığı” da
denir. Hiçbir nörolojik ya da organik bozukluğa bağlı değildir. Bozukluk,
sinir hücrelerinin fizyolojisinde, işlev ve işleyişindedir. Nedenleri
arasında kalıtım başta gelir. Diğer nedenler hâlâ tartışmalıdır ve kesin
nedenleri saptanabilmiş değildir. Klasik “deli” deyimi bu hastalığa uyar.
Bu hastalığın belirtileri, hezeyanlar (sanrılar), halüsinasyonlar
(varsanılar), darmadağın (dezorganize) konuşmalar, ileri derecede dağınık
ya da katatonik (katılaşmış) davranış gibi pozitif, ya da duygusal
donukluk, konuşmazlık gibi negatif semptomların olmasıdır. Burada pozitif
ve negatif deyimleri kişinin çevreyle ilişkisinin olması ya da olmamasına
göre konulmakta olan sıfatlardır.


Kişide toplumsal,
özellikle mesleki işlevler bozulur. Genellikle gençlik, erken erişkinlik
döneminde belirginleşir. İleri yaşlarda ortaya çıkması son derecede
nadirdir. Genellikle ailede yüklülük vardır ya da aile yaşantısında ayırt
edilebilen çok olumsuz süreçler bulunur. Şizofreni üreten (şizofrenojen)
aile yapısı diye bir kavram vardır ve bunda büyük gerçek payı da bulunur.
Ancak bu yapıda aile bireylerinde çok açığa çıkmamış şizofreniler
bulunması da mümkündür. Dolayısıyla kalıtım daha olası bir durumdur. Ancak
şizofrenojen olarak tanımlanabilecek pek çok ailenin bireyleri arasında,
sadece nörotik yakınmaları olan, hatta tamamen normal olan pek çok
kimse de bulunur. Yani bu kalıtım mutlak değildir.


Şizofreni birkaç alt
tipe ayrılır. Bu tipleri ayrı ayrı tarif edeceğiz:


Paranoid tip: Hastada hezeyanlı
düşünceler vardır. Kendisinin düşmanları bulunduğundan, onların kendisini
takip ve izaç ettiğinden (tedirgin etme, bunaltma) söz
der. O düşman ya da hasımlara yönelik önlemler alır. İzlendiği
düşüncesindedir. Bu hasım ya da düşmanlar uzaydan ya da sanal birtakım
ülkelerden gelmiş olabilir. İşitme varsanıları sıktır. Ya da en azından
işittiği çeşitli söz ve konuşmalarda kendisine ilişkin anlamlar bulur. Bu
izlenme hezeyanları mantıklı ve olası olabildiği gibi son derece saçma,
tuhaf da olabilir. Takip edilme fikirlerine kendince birtakım
nedenler bulabilir. Hiçbir neden de göstermeyebilir. Büyülenmiş olmak,
birtakım kem gözlülerin nazarına ya da iyi saatte olsunların hışmına
uğramış olmak gibi düşünceleri de olabilir. Bazen hezeyanlar erotik
nitelik kazanır. Falancanın kendisine âşık olduğunu ve bu nedenle
kendisini izaç ettiğini ileri sürer.


Hastanın davranışları
hezeyanlarına uygun olarak normaldir. Dezorganize değildir, katatoni
geliştirmez, yani kasılıp kalmaz. Ancak kendisini rahatsız eden hayali
düşmanlardan korunmak amacıyla garip davranışlar, duruşlar sergilediği
olabilir. Dinsel hezeyanları da olabilir. Özellikle işitsel varsanılardan
ötürü kendisine vahiy geldiğini, Tanrı ya da öteki âlemden
görevler yüklendiğini ileri sürebilir. Daha nadir olmakla birlikte
görsel varsanıları da olabilir. Karşıdaki evin damında kendisini
gözetleyen ya da kendisine kasteden insanlar bulunduğunu iddia edebilir.
Ya da ortaçağdan çıkma zırhlı bir şövalye görebilir. Hasta bazı kimselere
karşı perseküte, yani yönelmiş hezeyanlı olabilir. Durum genellikle
progresif, yani ilerleyicidir. Hastalık nadiren de olsa başkaları için
tehlikeli olabilir. Hasta önlem olarak silahlanabilir ve bu silahla suç da
işleyebilir. Ancak bu olay gerçekten çok nadirdir. Çünkü hasta işleyeceği
suçun ağır şekilde cezalandırılacağından korkar. Gene nadiren hezeyanı
doğrultusunda istemeden suç işleyebilir; örneğin yatağında uyuyan kadının,
yani karısının aslında bir şişme bebek olduğunu
düşünebilir ve bunu kendine kanıtlamak için onu bıçakla delebilir,
yani öldürebilir. Hastalık nadiren dezorganize tipe ya da katatonik tipe
dönüşebilir. Fakat çok ilerlemiş durumlarda rezidüel tipe dönüşebilir.


Katatonik tip: Şizofreninin en ağır
tablolarındandır. Tabloya motor hareketsizlik ya da aşırı hareketlilik
egemendir. Motor hareketsizlik, taş gibi kasılıp kalma şeklindedir. Bu
sırada genellikle anlamlı olmayan bir postür yani duruş görülür. Hastada
bu hareketsizliğe refakat eden düşünce ve konuşmalar görülmez. Bu taş
gibiliğe balmumu durumu da refakat edebilir. Balmumu durumu (Fleksibilitas
careas), hastaya dışarıdan belirli bir duruş verildiğinde bunu
değiştirmeden muhafaza etmesidir. Kolunu arkaya ya da öne doğru bükebilir,
bir bacağını havaya kaldırabilir, başını yana çevirebilirsiniz. Bu son
derecede rahatsız durumu hasta, bazen saatlerce muhafaza eder, yerinden
kıpırdamaz. Bazen de tersine, kendisine verilecek tavırlara şiddetle karşı
koyar, o hareketi, o durumu almamak için direnir. Her iki durumda da hasta
konuşmaz, sözel iletişim kurmaz. Bu taş gibiliğin nedeni hastanın çeşitli
korkular içinde kasılıp kalmış olmasıdır. Korkular kendi yapacaklarından
olan korkulardır.


Aşırı hareketlilik de
hiçbir amaca yönelik değildir. O sırada hasta dış dünyayla temas kurmaz, dış
dünyadan, dış uyaranlardan etkilenmez. Hareketleri mekân içinde fırdolayı
dolaşmak, koşup sıçramak şeklinde olabildiği gibi, bulunduğu yerde
garip postürler almak, garip yüz hareketleri, el ve kol hareketleri
şeklinde de olabilir. Hastada spontan konuşmalar olabildiği gibi, ekolali
denilen, dışarıdan söyleneni tekrar etmek şeklinde de olabilir. Bu ekolali
ve bir de ekopraksi, yani karşısında gördüğü bir hareketi taklit etmek bu
tip için çok karakteristiktir. Ekolali bazen söylenen bir sözün son
bir-iki hecesini sonsuz yinelemek şeklinde olur. Katatonik
hastaların beslenmeleri sorundur. Çünkü kendileri yemek yemezler,
kendilerine verileni de almazlar. Buna karşılık çok büyük bir enerji
harcarlar. Genellikle bu tutum ve davranışların birkaçı bir arada bulunur.
Zaman zaman hareket ve tutumlarına kısa aralar verirler ve o sırada aşırı
bir şekilde tıkınırlar. Ama hemen hareket ve tutumlarına geri dönerler.


Dezorganize tip: Eski adı hebefreni
olan bir şizofreni tipidir. Bu da çok ağır bir şizofreni olgusudur. Hasta
darmadağın ve saçma sapan konuşur. Davranışlarında da aynı darmadağınıklık
vardır. Duygudurumu uygunsuz ya da donuk olur. Sürekli konuşması sırasında
durdurularak kendisiyle sözel iletişime girilemez. Çevreyle
ilgili değildir. Çevreden etkilenmez. Konuştukları bazen kafiyeli ya da
yakın çağrışımlıdır. Çağrışımları çoğunlukla ses çağrışımları şeklindedir.
Kafiye gibi görünenler de tunç kafiye denilen sese bağlı çağrışım
kırıntılarıdır. Hastanın öz bakımı çok bozuktur. Yemeği tıkınır gibi yer.
Çok hareketlidir ya da durgundur ama çok konuşur. Diğer
şizofreni tiplerinde olduğu gibi bunda da intihar olayı hiç görülmez.
Yalnız çok hareketli olabildiklerinden kazaya uğrama olasılıkları
yüksektir. Hasta hezeyanları doğrultusunda uçmaya kalkışabilir ve pencereden
düşerek ölür, ya da demiryolu rayları üstünde koşmaya çalışırken gelen
trenin altında kalarak parçalanabilir. Suç işleme olasılığı da çok
düşüktür. Çünkü işlenecek suçun niteliğine bağlı olarak tuhaf
korkular içindedir ve harekete geçemez. Genellikle dağınıktır. Bir hedefe
yönelemez.


Farklılaşmamış tip: Her
tipten bulguların olduğu bir tiptir. Ancak bu bulgular diğer tiplerin
özelliklerini tam olarak karşılamaz. Bu da ağır bir olgu tipidir.
Ancak düzelme olasılıkları daha yüksektir. Tedavilere daha iyi yanıt
verirler.


Rezidüel tip: Hastalığın alevli
dönemleri dışındaki yatışmış durumlarında belirgin hezeyanlar ya da
dağınık konuşmalar, garip davranışlar ya da donuk bir duygulanım kalmış
olan olgular bu tipe girer. Hastalık alevli safhaları geçirmiş ama sakat bir
ruh hali kalmıştır. Genellikle tedavi görmüş ya da görmemiş olsun,
kronikleşmiş bazı olgular bu durumda kalırlar. Negatif semptomlar
dediğimiz otizm, mutizm (konuşmama) ve temas kurmaktan kaçınma da buna
refakat edebilir. Çevreyle ilinti kurmakta daha büyük zorluklar
gösterdikleri ve kişinin ruhsal varlığının tümüyle bozulmuş olmasından
ötürü bunlara negatif semptomlar denilmektedir. Buna karşılık kişinin
sürekli hezeyanlar üretmekte olduğu tablolardan pozitif semptomlar olarak
söz edilir. Gene de negatif tablonun egemen olduğu durumlarda da, zaman
zaman kendi kendine konuşma, halüsinasyon görünümünde davranışlar
görülebilir. Seyrek olarak hastalık tablosunun kısa süreli kısmi
alevlenmeleri olabilir.


Şizofreni
kronikleşerek rezidüel bir durum almamışsa, genellikle episodlar
halinde seyreder. Zaman zaman alevlenir, her episod aylarca sürer;
episodlar arasındaki süreler de çok uzun, hatta yıllarca olabilir. Tam
remisyonda gibi görünen hastaların bile, birden yeniden hasta oldukları
olabilir.


Bu gidiş bakımından
da hastalar sınıflanabilir:


a) Episodlar arasında rezidüel semptomları
olan episodik,

b) Episodlar arasında rezidüel semptomları olmayan episodik,

c) Zaman zaman alevlenmeler olmakla birlikte, belirgin episodları olmayan
kronik,

d) Tek episod geçirmiş olup da kısmi remisyonda olan kronik,

e) Tek episod geçirmiş olup da tam remisyonda olan şeklinde bölünmeler
ayırt edilebilir.


Episodlar, akut
semptomların alevlendiği dönemlerdir. Şizofreni bugün etkin ilaç tedavisi
olan, bu tedaviye iyi yanıt veren bir hastalıktır. İlaç tedavilerini bu
kitabın ileriki sayfalarında daha yakından inceleyeceğiz. Şizofrenilerde
ilaç tedavilerinin yanında, psikoterapilerin ve özellikle sosyal
önlemlerin de etkin biçimde yürütülmesi gereklidir. Sosyal desteği
olmayan, çalışma ortamından ve toplumsal yaşamdan dışlanmış hastalar,
toplumun başına bir sorun olmaya adaydır. Ancak son derecede önemli olan
aile desteğini sağlamak zordur. Çünkü genellikle zaten sorunlu olan
aileler, kendi çarpıklıklarını kendilerine anımsatan bu hastaları kabul
edip onlarla birlikte yaşamayı kolay kabul edemez. Şizofrenilerin
tedavisinde ve yaşama tutunabilmesinde en büyük sorun budur. Batı
ülkelerinde aile desteğindeki bu eksiklik hasta kulüpleri, yarı-yol
evleri, korumalı işyerleri gibi sosyal etkinliklerle büyük ölçüde
giderilebilmektedir. Ne yazık ki yurdumuzda bu tür örgütlü destek pek
yoktur. Buna karşılık aile şefkat ve desteği, Batı ülkelerine oranla bir
parça daha güçlüdür. Ne var ki son yıllarda çok etkili ilaçların piyasaya
çıkmış olması hastalara büyük faydalar sağlamış, zaman zaman alevli
episodlara girseler bile, sosyal yaşamlarını oldukça iyi
sürdürebilmelerine olanak vermiştir. Bugün ABD’de şizofrenlerin silahlı
kuvvetlerde bile aktif görev yapabildikleri bilinmektedir. Bu, toplumda belli
bir uyanıklığı gerektirse bile, kuşkusuz ki sosyal politika bakımından çok
olumlu bir gelişmedir. Eski Sovyetler Birliği’nde de bu tür hastalara
aktif sosyal destek son derecede organize ve düzenliydi. Orada da hastalar
topluma entegre, aktif ve mutlu bir yaşam sürdürebilmekteydi. Rusya’nın ve
eski Sovyet Cumhuriyetlerinin sonraki gelişmesinde bu aktif sosyal
desteğin, piyasa ekonomisi gereği zayıflamış olduğu anlaşılıyor.



Kaynak: 50 Soruda
Psikiyatri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet