TELEGRAM


Kişilerin
ruhsal yakınmalarının, zihinsel ve duygusal dengelerinde gösterdikleri
ya da hissettikleri uyumsuzluk, uygunsuzluk ya da bozuklukların, bir başka
kişinin ruhsal yeti, donatım ve araçlarıyla, kendileriyle belirli bir
düşünce ve duygu alışverişi kurarak giderilmesi yol ve yöntemlerine toplu
olarak “psikoterapi” adı verilir. Çok genel bağlamda söylemeye çalışırsak,
zihinsel ve duygusal iç çatışmaları çözümleyen, bu çatışmalardan doğan
gerginlik ve kaygıları, korku, huzursuzluk ve çöküntüleri azaltıp gideren,
ruhsal uyumu geliştiren, kişinin kendisiyle barışık olmasını
sağlayıp diğer kişilerle ilişkilerini olgunlaştıran bütün yol ve yöntemler
psikoterapi adını hak ederler. Yaşam koşulları karşısında, toplumsal çevresiyle
belirgin bir uyumsuzluk içine giren, kendi kişilik, yeti ve
özelliklerinden hoşnutsuz olan, kendi varoluşunu başarıyla ve kendi
istediği gibi, kendisi için doyurucu nitelik ve boyutta
gerçekleştiremeyen herkesin psikoterapiye gereksinimi olduğu söylenebilir.
Psikoterapi adı “ruhsal” gibi bir anlam veren “psiko” ön eki ile “tedavi”
demek olan “terapi” sözcüğünün birleştirilmesiyle oluşmaktadır. Böylece
ruhsal tedavi demektir. Ruhsallık gerek uygulanan obje için, gerekse
uygulanan yöntem için söz konusudur. Yani ruhsal bozukluk, ruhsal
yöntemlerle iyileştirilmektedir.


Yukarıda
verilen tanım gerçekte psikoterapiyi tam olarak anlatıyorsa da,
hukuki süreçler açısından yeterli bulunamamaktadır. Çünkü hukuk daha açık
ve tam ifadeler istemektedir. Bu nedenle daha kapsamlı birçok tanım ortaya
atılmışsa da, hemen hiçbiri yeterince kapsamlı değildir. 1975’te H.
Strotzka tarafından formüle edilmiş olan tanım birçokları için yeterince
açık ve kapsamlıdır. Buna göre:


• Psikoloji ve psikoterapi alanında yeterli
eğitimi almış, deneyimi ve belgelenmiş yetkisi olan bir terapist tarafından
uygulanan; hasta, terapist ve ilgililerce tedavisi zorunlu sayılan, davranış
zorluk ve bozukluklarının ve diğer yakınmaların, çoğunlukla konuşarak ve bazen
de konuşmaya gerek olmayan yöntemlerle, psikolojik bir iletişimle, normal ve
patolojik davranışlara ilişkin kapsamlı bir kurama dayalı olarak, öğrenilebilir
ve öğretilebilir olan bir yöntemle, hasta ve terapistin birlikte, ilgililerin
isteklerini de gözeterek kararlaştırılan bir hedef doğrultusunda değiştirilip
düzeltilmesi için sürdürülecek olan bilinçli ve planlı, duygusal bir katılımı
da gerektiren, tıbbi bir etkileşim sürecidir.


Görüldüğü
gibi bu ayrıntılı tanıma göre psikoterapi “tıbbi bir etkileşim
sürecidir”,”yetkisi olan bir psikoterapist tarafından” ve “kapsamlı bir kurama
dayalı”,“bilinçli ve planlı” yapılması gereken bir işlemdir. Buradan bu
tedaviyi yalnız ruh hekimlerinin, psikiyatri uzmanlarının yapabileceği
şeklinde, yanlış olmasa da eksik bir sonuç çıkartılmamalıdır. Her hekim ve
hatta birçok yardımcı sağlık mesleği mensubu da psikoterapi ve psikoterapi
genel kapsamı içinde sayılabilen kimi yöntemleri uygulayabilir ve
uygulamak zorunda kalabilir. Ancak bu zorunlu oluş, sadece acil ve zorunlu
kimi durumlar ve basit nitelikte olan yöntemler için söz konusudur.
Örneğin bir ameliyat gereği narkoz uygulaması öncesi anestezi uzmanının
yatıştırıcı ve güven verici bir konuşma yapmasında ya da cerrahın,
hastanın kaygılarını giderici tavır ve sözlerinde, sistematik olmasa da, psikoterapilerde
kullanılan kural ve yöntemler açıkça kullanılmaktadır. Bu sırada hekimin
yaklaşımı kesinlikle psikoterapötiktir, fakat psikoterapi değildir.
Sistematik bir psikoterapiyi düşünülmüş ve planlanmış bir tedavi biçimi
olarak düzenli bir şekilde uygulamak için mutlaka bu alanda özgün
bir eğitim görmüş olmak gerekir. Unutulmamalıdır ki, psikoterapi
kesinlikle bir tedavi türüdür; insan sağlığına ve varlığına yarar
sağladığı gibi, yanlış ya da dikkatsiz uygulandığında ağır zararlara da
neden olabilir. Üstelik olası zararlar tedaviyi görenin kişiliğinde,
duygularında ve sosyal ilişkilerinde gerçekleşeceği için, etkileri
ilgisiz üçüncü kişilere ve topluma kadar uzanabilir.


Psikoterapiler
bazı ana kuramsal yönelişlere dayanır. Psikiyatri ve psikolojide insanın davranışlarını,
davranışlardaki bozulmaları açıklamak ve bunların düzelme yollarını bulmak
için sayıları binleri bulan çeşitli kuramlar geliştirilmiştir. Bu
çeşitliliğin nedeni, konu olarak alınan “insan”ın standart olmayışı, kuramların
masa başında değil, hastanın yatağı başında ya da karşısında uygulamayla
ortaya atılıp geliştirilmesi ve her kuramcının kendi gözlemleyebildiği
malzeme ile, yani çeşitli insan varlıklarının gösterdikleri durum ve
tepkilere göre farklı yollarda ilerleyebilmesindedir. Bu kuramlara dayalı
olarak elbette sayısız terapi yaklaşımı ortaya çıkmıştır ve daha da

çıkmaktadır. Psikiyatri ve klinik psikoloji içindeki bütün görüşler dört
ana grupta toplanabilmektedir. Bu gruplamada terapinin dayandığı teorik
temeller ve hasta-hekim ilişkisinin biçimi göz önünde tutulur. Bu dört
yaklaşım sırasıyla organik-biyofizik, davranışsal-bilişsel,
fenomenolojik-varoluşsal ve intrapsişik-dinamik yaklaşım

kümeleridir.



Kaynak: 50 Soruda
Psikiyatri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir