Kutuplarda
ayı avcıları buzların içine jilet kadar keskin bir baltayı yerleştirir, keskin
tarafın üzerine biraz kan sürerlermiş. Bunu bilmeyen ayı gelip kanı yalarken
kendi dili kesilirmiş ama kanın tadından dilinin acısını fark edemez ve kendi
kanını yalamaya başlarmış. Damarlarındaki kan tükenince de olduğu yere
yığılırmış. Avcı da gelip ayının derisini yüzermiş. Avcılar, ayıları kurşunla
vurduklarında ayının postu delineceğinden çok para getirmeyeceğini düşündükleri
için başvururlarmış bu yola…


Yani, av
geçici bir zevkle oyalanırken, avcılar düzeneği öyle sinsice kurarlar ki av
yavaş yavaş öldüğünü anlamadan kendi kanını sömürür. Avcı da kendini tehlikeye
atmadan, avından en yüksek faydayı sağlayacak şekilde hedefine ulaşmayı bekler.
Tıpkı, günümüzün hedefe ulaşmak için kitleleri yavaş yavaş sindirmeye çalışan
emperyalistleri gibi!


Emperyalizm,
bazen askeri güçle giremediği; topla tüfekle işgal edemediği ülkelerde silahlı
işgal dışında yollara başvurur. Bu yollardan en etkilisi “psikolojik harp”
yöntemidir. Psikolojik harpte hedef zihinlerdir ve bunun için en çok kullanılan
araç ise televizyondur. Çünkü yoksul olan halk olanaksızlıkları sebebiyle
evlere tıkılmıştır ve televizyon onlar için en ucuz eğlence kaynağı;
emperyalistler için ise bu kitlelere ulaşmanın en kolay yoludur. Ayrıca çeşitli
programlar, filmler aracılığıyla gençlere; çizgi filmler aracılığıyla ise
çocuklara ulaşmak için uygun bir araçtır. Televizyon kanalları aracılığıyla
hedef kitleye yönelik bir çeşit “kültürel
soykırım”
başlatılır ve toplum giderek kendi kültüründen
uzaklaşarak emperyalizmin dayatması olan
‘tek kültürlülüğe’
doğru yönelir. Sonrasında ise, emperyalist
devletler, artık kültürünü aşıladığı toplumu reklamlar aracılığıyla bir ‘tüketim toplumu’na
dönüştürür. Psikolojik harpte en önemli adım medya sayesinde atılır.
Değiştirilen, taraflı verilen ya da suni gündem oluşturmak için verilen
haberlerle halk gerçek gündemden uzaklaştırılır. Böylece, toplumda olan bitenin
farkında olmayan bilinçsiz bir topluluk oluşturulur. Eğer ülkede terör sorunu
varsa medya aracılığı ile eli kanlı teröristler birer “barış elçisi” ilân
edilir ve toplum millî olan tüm değerlerinden uzaklaştırılarak ‘kimliksizleştirme’
süreciyle sindirilmeye çalışılır.


Psikolojik
harp ve “kültürel soykırım” ilişkisi


İnsanlık
tarihinin en utanç verici sayfaları, içinde soykırımları barındıranlardır. Şunu
öncelikle belirtmeliyim ki soykırımların en büyüğü ve en etkilisi kültürel
olandır. Çünkü kültürel soykırım sayesinde birey içinde bulunduğu toplumun
kültüründen uzaklaşarak, kendi toplumuna yabancılaşır ve bir “ötekileşme” sürecine
girer. Kendisine kültürü dayatılan toplumun etkisi altında, emperyalizmin onun
için hazırlamış olduğu kılıfı geçiriverir üstüne. Daha da kötüsü kendi
kültürünü küçümseyerek, içerisinde bulunduğu topluma düşman oluverir… Gittikçe
farklılaşmaya çalışırken kendisine dayatılan “tek kültürlülük” ile giderek birbirine
benzeyen bireyler kervanına katılır aslında.


Ünlü düşünür
Stuart Hall’ın “Küresel
kitle kültürü, Batı merkezlidir ve daima İngilizce konuşur. Popüler müzik,
popüler filmler, kısacası popüler olan her şey İngilizce’dir. Bu kültürün
ikinci özelliği ise ‘kendine özgü türdeşleştirme’ biçimi, yani farklılıkları
özümseyerek daha büyük, her şeyi kapsayan ve aslında Amerikan tarzı bir
anlayışı olan çerçevenin içine yerleştirmek istemesidir.”

sözleri algı yönetimi ve psiklojik harp sayesinde ‘tek kültürlülüğün’ nasıl
dayatıldığının özetidir aslında.


Eğer bir
millet soykırıma uğramış ise onların çocukları, atalarını soykırıma uğratan
millet için intikam duyguları ile yetişecektir. O milletten ve kültüründen
nefret edecek ve o millete karşı sürekli bir müdafaa halinde olacaktır.
Psikolojik harp ile desteklenen bir “kültürel soykırım” operasyonu ise bireyi
ötekileştirerek onu “Batı’nın
gönüllü fedaisi”
haline getirecektir. İşte bu yüzden kültürel
soykırım ve psikolojik harp günümüzün sömürgecileri için vazgeçilmez bir
taktiktir. Zihinlere yönelik operasyonlarla ele geçirilen toplum reklamlar
aracılığıyla bir
“tüketim toplumu”
na dönüştürülür. Onlar gibi giyinmek, onlar
gibi yaşamak ister. İşte, “kendi
celladına aşık olmak”
deyimi tam da küresel çetenin tuzağına
düşmüş bu tür bireyler için kullanılıyor olmalı!


Terör,
medya ve psikolojik harp


Terör,
emperyalistler tarafından oldukça plânlı bir şekilde kullanılan bir yoldur.
Medya karşısında teröre karşıymış gibi görünen Batılı devletler, perde
arkasında başta silah olmak üzere teröristlere her türlü yardımı sağlar, Batı
güdümlü medya yardımıyla ise eli kanlı katiller topluma birer “barış elçisi” olarak
sunulur. Sözde aydın olan kesimden tutun da oyuncusundan, şarkıcısına kadar
birçok kişi de bu psikolojik harbin içinde yer almaya başlar. Millî değerleri
ayak altına alınmaya çalışılan toplum bir “sindirme” operasyonunun içinde bulur
kendini. Her türlü etnik bölücülüğe “özgürlük”
ve “insan hakları” palavraları
altında göz yumulur ve medya tarafından büyük çaplı bir destek verilirken
ülkesinin bütünlüğünü koruma çabasındaki insanlar “faşist, ırkçı” gibi
yakıştırmalarla suçlanıp, sindirilmeye çalışılır. Televizyon programlarında,
ülkenin bütünlüğünü tehdit eden söylemlerde bulunan sözde aydınlar hergün
ekranlardayken, millî bilinci uyandırmaya çalışan gerçek aydınları ise bu
kanallarda göremezsiniz. Çünkü Batı’nın güdümünde olan medyada halkı
uyandırmaya çalışan, düşünceleri Batı’nın düşünceleri ile uyuşmayan gerçek
aydınlara yer yoktur.


Haber
bültenlerinde ise haberler değiştirilerek ya da taraflı bir şekilde verilir ve
halk istenilen istikamette yönlendirilmeye çalışılır. Ülke için hayati önem
taşıyan konular tartışılmak yerine suni gündemler oluşturularak halkın dikkati
farklı yönlere çekilir ve böylece gerçeğin üstü örtülmeye çalışılır. Yani,
halkın doğruları öğrenme hakkı medya tarafından çalınır! Halk yalan haberlerle
ve günden güne sayıları artan, her kanala yayılan yarışma programları ile
uyutulurken; emperyalizm yer altı ve yer üstü zenginliklerine gözünü diktiği
ülkede kendini güvence altına almak için ülkenin ordusunu yavaş yavaş tasfiye
eder, ulusal bilinci uyandırmaya çalışan aydınları yavaşça susturur ve
bilinçsiz bıraktığı halkı aynı zamanda savunmasız bırakmaya çalışır. Bu durum,
bugün ülkemizin içinde bulunduğu duruma ne kadar benziyor öyle değil mi?


Peki,
ne yapmalı?


Bilinç ve
farkındalık dış ülkelerden gelecek her türlü tehlikeye karşı büyük bir kalkandır.
Bu yüzden toplumda başlayan bir bilinçlenme hareketi, o toplum üzerindeki tüm
oyunları bir anda tersine çevirmeye yetecektir. Yapılması gereken ilk şey bu
konuda bir bilinç uyandırmaktır.


Unutmayınız
ki millî değerlerinize, vatanınızın bütünlüğüne saldıran; emperyalizmin gönüllü
fedaisi olmuş kişilerin boy gösterdiği televizyon kanallarına sizin ihtiyacınız
yok, ama onların size ihtiyacı var. Çünkü o çark sizin sayenizde dönüyor.
Televizyon kanalları size adeta bir illüzyon gösterisi sunarak sizi uyutmaya
çalışıyor. Size bir psikolojik harp uygulayarak düşüncelerinize yön vermeye
çalışıyor. Bunun için de filmler, diziler ve televizyon programaları dışında
toplumca tanınmış ünlüleri de kullanıyor. Eğer bir kanalda sizin kültürünüze,
milli değerlerinize hakaret ediliyorsa neden o kanalı izlemeye devam
ediyorsunuz? Ya da halkının değil de farklı ülkelerin çıkarları için çabalayan
bir sözde aydının yazılarını neden hâlâ okuyorsunuz? Ülkenizin bütünlüğünü
önemsemeyen, bayrağınıza saygı duymayan bir şarkıcıyı neden hâlâ dinliyorsunuz?
Yoksa siz hâlâ “sanat”
ve “propaganda”
kavramlarını birbirinden ayıramıyor musunuz? Zihinlerinizi ele geçirmeye
çalışan bu psikolojik harbi bitirmek sizin elinizde. Sahi sizi etkisi altına
almaya çalışan şu “aptal
kutusu”
nun fişini ne zaman çekeceksiniz?



İlknur Burcu KESER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet