SİBEL ONBAŞIOĞLU :
JAPON MÜHENDİS, ALPEREN’İN ÖLÜMÜ VE DEĞERLER EĞİTİMİ

Osmangazi Köprüsü yapılırken bir halatın kopması üzerine,
51 yaşındaki Japon mühendis Kishi Ryoichi ‘Sorumlu benim’ notu bırakarak
intihar etmişti…

Görev ve sorumluluk bilincinin göstergesi olan bu olaya
Japonlar “onur intiharı” diyorlar ve Japonya’da olağan bir olay:
Görevini yapamayan, yanlış yapan ya da sorumluluğunu yerine getir(e)meyen bir
insan onurlu ise ölmeli…

Japonların hepsi onurlu olmalı ki bugüne dek yanlış yapıp
da intihar etmeyen olmamış; örneğin yakın zaman önce hakkında yolsuzluk
iddiaları bulunan Tarım Bakanı intihar etmiş; bir yayınında bilimsel yanıltıcı
bulgu belirlenen bir profesör intihar etmiş…

Kreşe giden 3 yaşındaki Alperen’in servis minibüsünde
unutulması sonucu ölmesi üzerine bu olay aklıma geldi…

Bu olayın sorumluları da intihar edecekler mi?

Sorumlu denilince akla ilk sürücü, kreş sahibi ve
öğretmenler geliyor ama minibüs kaçak çalıştığı ve hostesi olmadığı için
denetleme yapması gerekenler de görevlerini yapmamışlar, dolayısıyla onlar da
sorumlu. Eğitim kurumu olması nedeniyle Milli Eğitim Müdürlüğü; ruhsat ve
trafik ile ilgili olduğu için Emniyet Müdürlüğü gibi…

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki intihardan vaz geçtik, kimse
sorumluluğu üzerine almayacak; yalan söyleyecekler, belgeler uyduracaklar,
yalancı tanıklar/ sahtekar bilirkişiler bulacaklar, işi kitabına uydurup, en az
sorumlu olan bir garibana, örneğin kreşin hademesine ufak bir ceza vererek
olaydan sıyrılacaklar. Kimse vicdanında bir sorumluluk duymayacak, toplum da
onları ayıplamayacak…

Gene biliyoruz ki iş kazalarına bağlı olarak ülkemizde her
yıl binlerce yurttaş ölüyor ama kimse ceza almıyor; ölümsüz, hatta
yaralanmalara neden olan kazaların sözü bile edilmiyor. Maden kazaları
örneğinde gördüğümüz gibi, toplu katliam denilebilecek kazalarda bile kamuoyu
baskısı nedeniyle birkaç sorumlu tutuklanıyor ama birkaç ay tutuklu kaldıktan
sonra dışarı çıkıyorlar ve utanmadan toplum içinde yaşamaya devam ediyorlar…

Japonya’da yayınında yanıltıcı bulgu bulunan profesör
intihar eder, bizde daha yüz kızartıcı olan intihal (aşırma) yapan profesör
rektör yapılır…

Hakkında yolsuzluk iddiası çıkan bir bakan Japonya’da
intihar eder, bizde başbakan olabilir…

Neden? Biz onursuz muyuz?

Birileri hemen “intihar etmek dinimizce günah”
diyecek…

Dinimizde hırsızlık günah değil mi?

Kaldı ki biz intihar etsinler demiyoruz. İntihar etmesin
ama, hiç değilse vicdani bir sorumluluk duysun; suçunu örtmek için yalan
söylemesin, sahtekarlık yapmasın vs.

Hıristiyanlıkta intiharın günah olup olmadığını bilmiyorum
ama Batı’da hata yapan intihar etmiyor ancak istifa ediyor ve suç oluşmuşsa
yasalara göre cezalandırılıyor…

Çoğunluğu Ateist ya da Pagan olan Japonlar intihar ediyor,
Hristiyan olan Batılılar istifa ediyor, Müslümanlar aldırmıyorsa mesele din ile
mi ilgili?

Mesele din değil; mesele toplumun değer anlayışı. Milli
Eğitim Bakanlığı (MEB) okullara “Değerler Eğitimi” dersi konulacağını
duyurdu. Çok doğru bir karar ama ders içeriği önemli…

AKP’nin eğitimde bugüne dek yaptığı düzenlemeler
bakılarak, “Değerler Eğitimi” adı altında din dersleri verileceği
düşünülüyor. Oysa binlerce yıllık deneyimler, öteki dünya korkusuna dayalı
dinsel eğitim ile etik değerler kazandırılamadığını göstermektedir. Bu konuda
güncel örnekler bile vardır. Örneğin, çok dindar bilinen kişilerin yalan
söyledikleri, hırsızlık/ yolsuzluk/ adaletsizlik yaptıkları, kul hakkı
yedikleri ve bunun gibi hem ahlaka aykırı hem de günah sayılan hareketler
yapabildiklerini herkes biliyor. Dinimizi öğretsinler diye camiye gönderdiğimiz
çocuklarımız, hocalar tarafından taciz ediliyor. Aynı şekilde kiliselerde de
pedofili olayları sık görülüyor.

Bunun, dinlerde bulunan Tanrının bağışlayıcı
niteliklerinden ileri geldiği düşünülüyor.

Hristiyanlıkta “günah çıkarma” var. Günah
olduğunu bildiği halde etik değerlere aykırı hareket eden bir Hıristiyan,
“itiraf ederek günahtan kurtulurum” diye düşünüyor.

İslam’da ruhban sınıfı, yani din adamı olmadığı için günah
çıkarma söz konusu değil. Bununla birlikte Müslümanların, istemeden/ farkında
olmadan işledikleri bir günah nedeniyle ömür boyu Cehennem korkusu içinde
yaşamalarını önlemek için getirilmiş bazı kolaylıklar var. Örneğin, tövbe
etmek. Ancak günümüzde isteyerek/ bilerek günah işleyenler de örneğin,
hırsızlıktan kaynaklanmış servetin üzerinde oturuyor olsalar bile, tövbe ederek
günahlarından arınacaklarını düşünüyorlar.

Tövbe yanında insanlar, özellikle Kadir Gecesi gibi kutsal
gecelerde nafile namazı kılarak, türbe/ yatırlarda kurban kesip dağıtarak vs.
günahlarından arınacaklarını sanıyorlar.

Aslında yok ama, İslam’da da ruhban sınıfı türedi. Ülkemizde
Diyanet devletin en büyük kurumu oldu. “Din Adamı” yerine kullanılan
din görevlilerinin sayısı öğretmen sayısından fazla. Ayrıca tarikat/ cemaat
gibi Diyanet’e paralel dini örgütler ve bunların liderleri, Şeyhleri, Şıhları,
hocaları vs. var. Daha da ilginci, televizyonların/ gazetelerin kadrolu din
adamları var.

İnsanlar Şeyh/ Şıh/ Hoca geçinenlerin önünde diz çöküp
ellerini- eteklerini öptüklerinde günahlarının bağışlanacağını düşünüyorlar.
Devlet ileri gelenleri bunlara saygı da kusur etmeyince sıradan vatandaşların
gözünde itibarları daha da artıyor. Bir süre önce Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet
Komutanları, Osmanlı’dan beri Şıhları ile ünlü Siirt’in bir köyüne gidip namaz
kılarak Şıhlarla fotoğraf çektirmediler mi?..

Şeyhe/ şıha gidemeyen vatandaş, diğer din adamlarına
işlediği günahları anlatıyor. Onlar da “Tövbe et, Allah’a sığın. İbadet
et, hayır yap” gibi nasihatlerde bulunuyor ve “bunları yaptığı
takdirde Allah’ın bağışlayacağını” bildiriyorlar. Bu nedenle olsa gerek,
geçmişte çok günah işlemiş olanlar, tövbe ettikten sonra en fanatik dinci
oluyorlar.

Sonuç olarak dini eğitimle insanlara etik değerler
kazandırmak yani doğaya ve topluma karşı sorumluluğunun ve görevinin bilincine
sahip, empati yapabilen, bencil değil bizcil/ sahip olmayı değil paylaşmayı
yeğleyen, duyarlı, vicdanlı, ahlaklı insanlar yetiştirmek olası değil.

Türkiye Felsefe Kurumu yıllardır etik değerler ve eğitimi
üzerinde çalışmalar yapıyor ve özel eğitimler veriyor. MEB, bu kurumla
işbirliği yaparak eğitim programı hazırlarsa yukarıdaki niteliklere sahip
nesiller yetiştirilir. Yoksa dini eğitimle ancak, Tayyip Erdoğan’ın deyimiyle
“Hoca kılıklı şarlatanın peşine takılan müritler” yetiştirilir.

Aşağıda bu konu ile ilgili alıntı bir yazı var.

JAPON AHLAKI

Katolik Hıristiyanlar, Japonların Hıristiyan olmadıkları
halde nasıl bu kadar ahlaklı olduklarını sorguluyorlar.

Ahlak anlayışı, kültürlere ve toplumlara göre farklılık
gösteriyor.

Örneğin ülkemizde sokakta öpüşen bir çift gören bazı
bireyler, ahlak elden gidiyor diye yaygara koparırken aynı anda sokağın bir
başka köşesinde bir cinayete tanıklık etseler görmezden geliyorlar.

O yüzden bizimki gibi ülkelerde sevişmek, adam öldürmekten
daha ayıp sayılıyor.

Japonya’da bir doğal afet olduğunda (üstelik bu afetlerin
boyutları azımsanacak gibi değil) hiçbir Japon, marketleri, mağazaları
yağmalamıyor. Boşalan evleri soymuyor. Stok yapmıyor. Markette 2 ürün kalmışsa
ikisini de satın almıyor, diğerini bir başkası alsın diye bırakıyor.

Devletlerinin dağıttığı yardımları stoklayıp, ihtiyacı olanlara
fahiş fiyatlarla satmıyorlar. Ölü soymuyorlar. Felakette ölen insanların
cesetlerini naklen yayın araçları ile yayınlamıyorlar, gösterişli olsun diye
devlet büyüklerinin katıldıkları cenaze törenleri düzenlemiyorlar. Sadelikle,
samimiyetle ve en önemlisi saygı ile defnediyorlar ölülerini.

Katolik Hıristiyanlar, Japonların Hıristiyan olmadıkları
halde nasıl bu kadar ahlaklı olduklarını sorguluyorlar. Japonların bir dini
inançları ve din kitapları yok. Ahlakın din ile sağlanamadığına en önemli örnek
işte bu. Birde aksi taraftan bakalım, 1.5 milyar İslam coğrafyasında toplumsal
ahlakın boyutu nedir? Duyarlılık, paylaşımcılık, hassasiyet nerededir?

Terör neden en çok İslam coğrafyasında yaygındır?

Bunu sorguladığınızda ilk yapılacak eylem sizi “din
düşmanı” olarak suçlamaktır. Ama nedense hiç kimse inandığı dinin ve hatta
bütün dinlerin ilk öğretisinin ahlak-hoşgörü ve paylaşımcılık olması
gerekirken, neden böyle olmadığını düşünmez.

Kendisini asla eleştirmez. “Ahlak konusunda en çok
ahkâm kesenler, en ahlaksız olanlardır” kuramı da kendini böyle
doğruluyor. Bu tür insanların ahlak anlayışları, diğerlerinin özel yaşamını
irdelemekten ibarettir. Başkalarına namus bekçiliği yapan zatlar, dul kadınları
en çok rahatsız eden tiplerdir.

Gelelim yeniden Japonların ahlak öğretisine;

Japon ahlakının temeli, günah ve günah anlayışından
kaynaklanan korkuya değil, çevreden utanma duygusuna dayanır.

İşin birde bu boyutu var, dünyada atom bombası yemiş bir
başka millet yok. Yaşadıkları savaş, açlık, yoksulluk, hastalık ve sakatlıklar
onların ahlak anlayışına zarar verememiş. Bu üzerinde düşünülmesi gereken bir
olgudur.

Japon devlet adamı, işini layıkıyla yapamadığında, yüz
kızartıcı suçla itham edildiğinde, kendisi görevdeyken, birimine bağlı bir
yerde bir işçi kaza eseri öldüğünde o adam acı içinde intihar ediyor. Çünkü
utanıyor. Zaten ahlak “utanmayı” bilmektir.

Yazımı Bekir Coşkun’dan alıntılayarak tamamlamak
istiyorum;

Japonların dini “Şintoizm”dir…

Peygamberleri yoktur…

Zaten cennetleri-cehennemleri de yok…

Japonların inanç ve ahlak anlayışı; bu dünyada, diğer
insanların gözündeki imajı esas alır…

Yani korkuya değil, utanma duygusu temeline dayanır…

Utanma duygusundandır; o özveri, düzen, disiplin, saygı…

Senin utanma duygun yok usta…

SİBEL ONBAŞIOĞLU










































































































LİNK : http://bildiklerimizbilmediklerimiz.blogspot.com.tr/2015/09/japon-ahlaki.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet