Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

KAYNAK : https://www.e-psikiyatri.com/psikolojik-bir-savastayim-diyorsaniz-60286

PSİKİYATRİST PROF. DR. NEVZAT
TARHAN SORUYOR : ‘Psikolojik bir savaştayım’ diyorsanız…


İnsan psikolojisinde,
hakim olma arzusu hep olmuştur. Kontrolü elinde tutmak isteyen kişi veya
kişiler, ahlaki sınırlar içinde veya dışında kalarak bunu devam ettirmeye
çalışırlar.


Egemen olma duygusu evrensel bir duygudur. Bu
duyguyu adil ve doğru yönetebilmek, tarihte çok az liderde gerçekleşmiştir.
İster ailede, ister şirket yönetiminde, isterse ülke yönetiminde olsun bazı
psikoloji yasaları biliniyorsa doğru kararlar verilecek, doğru yöntemler
uygulanacaktır.


Psikolojik savaş; klasik anlamdaki savaşın
kazanılması veya kaybedilmesinde, savaştan sonra da üstünlüğün devam etmesinde,
yahut sorunların çözülmesinde insanların ruh haline etki ederek sonuç almak
olarak tanımlanır.


Düşmanını tanımayan, savaşta yenilir. Hem
kendisini hem düşmanını tanımayan savaşta yenildiği gibi savaştan sonrada
toparlanamaz. Düşmanını tanımayıp kendisini tanıyan, savaştan sonra başarıya
ulaşabilir. Hem kendisini hem düşmanını tanıyan gücün ise, yenik düşme ihtimali
yok gibidir. Kendisini tanımayıp düşmanını iyi tanıyan gücün, savaşta yenik
düşme ihtimali çok yüksektir.


Psikolojik savaşın birinci adımı, hasmını ve
kendini iyi tanımaktır.


İkinci adımı, baskı ve ikna yöntemlerini ustaca
kullanarak karşı tarafta psikolojik çöküntü uyandırmaktır.Yıldırım Bayezid ve
Timur için verilen şöyle bir örnek vardır. Savaştan sonra iki Hakan birlikte
durum değerlendirmesi yapıyorlar.


-“Yıldırım:
Kuvvetlerimiz denkti, sen nasıl başarılı oldun?” diye soruyor. Bunun üzerine
Timur parmağını uzatarak;


 -İkimizde 
birbirimizin parmaklarımızı ısıralım diyor. Bir müddet sonra Yıldırım acıya
dayanamayarak “ah” deyince, Timur parmağını hemen kurtarıyor ve sonra da,


-
“Biraz daha dayansaydın ben yenilecektim” diyor.


Klasik anlamdaki psikolojik savaş, ST 33-5
gibi Harb Talimnamelerinde anlatılmıştır. Bu kitapla, klasik bilgileri vermekle
birlikte pratik yaşamda, uluslararası ilişkilerde, ülke ve dünya politikasını
belirleyenlerde, karar vericilerde mevcut ruh durumunu, toplumun psikolojik
özelliklerini iyi anlayıp doğru adımlar atılmasına katkı sağlamak amaçlandı.


Bazım Tanımlar


Strateji:


 Bir
gücün siyasi, askeri, ekonomik ve psikolojik kuvvetlerini istenilen alanda
kullanmak, istenen hedeflerin elde edilmesi için plan yapma sanat ve
bilgisidir.


Taktik:


 Belirlenen
hedef ve strateji doğrultusunda en iyi hareket tarzının sanat ve bilgisidir.


Askeri Psikolojik
Savaş :


 Psikolojik
hedef, psikolojik konu belirlendikten sonra savaşta veya olağanüstü durumlarda
düşman ve dost toplulukların, duygularını düşüncelerini ve hareketlerini,
inançlarını, hayat görüşlerini savaşın başarısını desteklemek üzere, etkili
propaganda ve önlemlerin planlanarak kullanılmasıdır.


Askeri Psikolojik
Faaliyet:


 Barış
halinde iken veya harekat alanı dışındaki bölgelerde uygulanan, planlanan, sevk
ve idare edilen psikolojik çalışmalardır.


Bilgi Savaşı  (Information
Warfare-IW) :


Bilgisayar
çağında habercilerin kurşunla öldürülmesi, istihbarat ve komuta merkezinin
bomba ile tahribi yerine, düşmanın bilgisayarlara girerek enerji şebekesi,
telefon sistemi, mali şebeke, ulaştırma tesisleri ve akaryakıt ikmal hatlarına
taarruz etmektir. Sosyal hayatı büyük ölçüde tahrip etmek hedeflenir.


Elektronik Savaş :


Mikrodalga,
FM kanallarını kullanarak düşman askerini etkisiz hale getirmek, planlanan
hedefe gidişi kolaylaştırmaktır.


Kişilik :


Bireylerin
sosyal durumlar karşısındaki özel olan veya olmayan bütün duygu, düşünce ve
davranış kalıplarıdır.


İçgüdüler :


İnsanın
eylemde bulunmasına neden olan içsel sevk edicilerdir.


Fizyolojik güdüler :
Açlık, cinsellik, dinlenme, uyuma, korunma.


Psikolojik güdüler:
Başarma, güvenme, inanma, sevme-sevilme, övme-övülme, kontrol duygusu.


Sosyal güdüler:
Aile sahibi olma, sosyal gelecek,  kendini güvende hissetme.


Psikolojik Hedef :


 Düşmanda
korku, dehşet, ümitsizlik, gelecek kaygısı, yorgunluk duyguları uyandırarak
kendi etkisi altına sokmaktır.


Kitlesel İç Düşman :


Barışta
kullanılan bir yöntemdir. İşgal edilen bir bölgede yasalara saygılı olmayan
ayaklanabilecek grupların potansiyel tehlike ilan edilmesidir. Faşizmde
yasalara saygılı olan halk, etnik ve dini gruplar, yönetenler gibi düşünmeyen
her birey veya grup iç tehdit olarak algılanır. “Elma yemek yasaktır” gibi
basit bir yasa çıkarılır.. Bu yasaya uymayanlar, “Devlete karşı geliyor”
diyerek eylem planına alınır. ABD’ de de Komünizmle mücadele döneminde Mc
Charty, Almanya da Hitler Yahudilere karşı bu yönetimi kullandılar.


TARİHÇE


Savaşların kazanılmasında veya
kaybedilmesinde, barışın sürdürülebilmesinde kitlelerin ruh halini etkilemek
ilk çağlardan beri vardır.


Plansız ve teşkilatsız uygulama ilk defa Çinli
bir komutan olan SUNTZU tarafından milattan önce 500 senesinde “Harp San’atı”
adlı eserde dile getirilmiştir. (Kesimli 1961)


Çinliler Hun, Göktürk ve Moğol
imparatorluklarını parçalarken iç kavgaları çok iyi kullanmışlar ve kendilerini
korumuşlardır.


Moğol orduları savaş alanına gelmeden önce
çevrede kendilerinin çok büyük bir ordu olduğunu, karşı taraftan çok güçlü
olduklarını, ortalığı yakıp yıkacaklarını propaganda ederler ve düşmanı
psikolojik olarak çökertirlerdi.


Osmanlılar gözdağı verme yerine fethettikleri
yerlerin halkına hoşgörü ile yaklaşarak, rahat ettirecekleri propagandasını
yaparlardı. Bunun için önceden giden dervişler ve tüccarlar kullanırlardı.
Benzer uygulama İslam dininin yayılması yöntemidir. Bir psikolojik faaliyet
örneği de Hz. Muhammed’ in ölümünde yaşanmıştır. Peygamberin erken ölümü ile
ümitsizlik ve endişe içinde dağılmaya yüz tutan halka hitaben Hz. Ebu
Bekir;  “Ey insanlar, eğer Hz. Muhammed’ e tapıyorsanız, bilin ki o
ölmüştür. Fakat eğer Allah’a tapıyorsanız bilinki; O, Hay’dır, Birdir ve Kadiri
Mutlaktır” söyleminde bulunması çok etkili olmuş ve dağılmayı önlemiştir. Aynı
şekilde Yavuz Selim’ in, Çaldırana giderken askerler arasında huzursuzluk
çıkması üzerine “İsteyen karılarının yanına dönebilir” demesi Yeniçerinin ruh
halini etkisi altına almıştır.


Büyük Atatürk’ ün savaş sonrası toplumu
yapılandırma projesini uygularken halkın çok sevdiği Fevzi ÇAKMAK Paşayı hiç
yanından ayırmaması, onun dindar kimliğinden yararlanması dahiyane bir
yöntemdi. Atatürk, Fevzi Paşa geldiğinde ayağa kalkar, onun dindarlığına saygı
duyar sofradan içkileri kaldırtırdı.


1450’ de matbaanın icadı ile psikolojik
savaşta amaçlar farklılaştı. Yakıp yıkma ve öldürme yerine, istenileni basın
yolu ile elde edilmeye çevrildi. Yazılı propagandayı en iyi kullanan
lider,Hitler’di. Savaş öncesi evlenen her çifte, “Kavgam“ isimli kitabını
hediye ediyordu.Beş milyon adet basılıp dağıtıldığı söylenen bu kitapla halk
Alman ırkının üstün olduğuna, üstün ve güçlünün hakim olabilmesi için zayıf
olanı yok etmesine inandırıldı.Bu fikirde argüman olarak Darwin’in biyolojideki
tezi kullandı. Nazizm doktrinini geliştirerek halkını savaşa hazırladı.


Psikolojik savaş yöntemi olarak I. ve II.
Dünya savaşlarında en çok, havadan ve yerden atılan beyannameler kullanıldı. Kore
ve Vietnam savaşlarında iki tarafta ilginç örnekler gösterdiler.


II. Dünya savaşında Japonların PEARL HARBOR
baskını sırasında kasten tedbir alınmaması ve karşı koyma yapılmamasını ABD
kamuoyuna savaşa girme olayını onaylatmak olarak yorumlayanlar vardır. Nitekim
Vietnam, Somali örneklerinde olduğu gibi, kamuoyunun desteklemediği savaşlarda
ABD başarılı olamamıştır. Hatta 11 Eylül 2001 eyleminin senaryosunu tartışanlar
şu tezi savunuyorlar: “Dünyaya egemen olmak isteyen derin güçler radikal
grupları kullanarak kontrollü bir gerilim stratejisi ile ipleri
ellerine almak istediler. 700 Milyar dolarlık silah sanayi potansiyeli harekete
geçirilmeliydi ve aykırı davrananlarının kafası ezilmeliydi.” 


Psikolojik savaşın en belirgin yöntemi olan
propagandanın, yazılı ve sözlü basın yolu ile uygulandığı ve bilginin en büyük
güç olduğu günümüzde, herkes kendi doğrusu için barışçıl bir çaba içinde
olmalıdır.


Endüstri devrimi ile kol gücünün yerini,
sanayi makineleri aldı. Bilgisayar devrimi ile insan beyninin yerini, artık
internet alıyor. O halde kendi fikrine ve doğrularına güvenen insanlar, bu
aracı kullanarak psikolojik savaşa katılmalıdırlar.


Gücün, bilim ve tekniğin eline geçtiği
günümüzde, stratejisini buna göre düzenlemeyenler tarihin çöp sepetine
atılacaklardır.




1. BÖLÜM


 PSİKOLOJİNİN BU GÜNÜ


İnsanlığın hizmetindeki en kuvvetli ilaçlar
kelimelerdir.”


KIPLING


İnsan, ruhunun derinliklerini ve zenginliğini
tanıma çabası içerisinde olmuştur her zaman. Bu çaba yeni değil, insanın var oluşundan
beri vardır ve var olmaya devam edecektir. Psikiyatri ve psikoloji, insanı ele
alan diğer bilim dallarından farklı olarak, ruh ve beden ilişkisinin getirdiği
çelişkiye çözüm aramak zorunda kalmıştır.


Son yıllarda doğa bilimlerinde ve genetik
biliminde sürekli gelişmeler yaşanmaktadır. Fizyolojik psikolojinin ve beyin
işlevlerinin neler olduğunun daha çok  bilinebilir olması, insanı
etkilemek isteyen kişi ve kuruluşların çok dikkatini çekmiştir.


İnsan beyni nöron denilen hücrelerden oluşur.
Bilgisayarlar da silikonlardan oluşur. Bilim adamlarının sürekli zihinlerini
işgal eden “Bir model geliştirirsek beyindeki bilgileri bilgisayara,
bilgisayardaki bilgileri de beyne nakledebilir miyiz?” sorusu artık hayal
olmaktan çıktı. İnsan beynine mikroçip konulursa onu yönlendirmek mümkün
olabilir mi? İlaç verilmesi halinde insan davranışlarını değiştirebilmek mümkün
müdür ? Bu sorular üzerinde çalışılan akademik araştırma konularındandır.


Psikoloji bilgi üretmeye, psikiyatri çözüm
üretmeye devam edecektir.


GELECEK BİLİMİ


Bilim dünyasının yeni projesi “Beyin
projesidir.” Genom projesi tamamlandı ve evrenin sırları konusunda önemli bir
adım atıldı. Beyin projesinin sonuçlanması için 30 yıllık bir süre
belirlendi.  Bu çalışmaların bir hedefi olan “Nasıl düşünüyoruz” sorusuna
cevap bulmak, insanlığın sırlarının anlaşılması yolunda önemli bir adım
olacaktır.


“World Future Society” (Dünya Gelecek
Derneği), öğrenmenin gelişmesi, okul eğitimi ve onunla yakından ilişkisi olan
IQ zekası konusunda ilginç görüşler öne sürmektedir.Bu görüşler özetle
şunlardır.


1-
Şimdiye kadar yapılmış en büyük makine olan İNTERNET, giderek büyüyecek ve önem
kazanacaktır.


2-
Beden gücünün yerini artık mekanik makineler aldı. Bilgisayarlarda zihinsel
çalışmaların yükünü azaltacaktır.


3- Bilgi
teknolojisi dünyanın her yerine yayılacak, aletleri küçülecek, herkesin 
taşıyabileceği bir hale gelecek. Hatta bedeninize bile yerleştirilebilecektir.
Ürünler tanıtım amacıyla bedava verilecektir.


4- Müstakil
bir dünya kültürü oluşacak, diğer kültür ve dillerden çoğu yok olacaktır. Bu
durum beklenmedik olaylar ve tehlikelere de neden olabilecektir.


5- Akıllı
evler oluşturulacak, büro gökdelenler gereksizleşecektir. İnsanların çoğu
kırsal kesime, tatil yörelerine yerleşecek, bilgi teknolojisi ile işlerini bulunduğu
yerden yürütecektir. Evler elektronik rahatlık ve sükunet açısından çok çekici
bir hal alacak ama, dışarı çıkmak istemeyen insan, yeni bir “yalnız yaşam” türü
oluşturacaktır.


6- Bu
yeni yaşam türü, insanı ant-i sosyalleştirecek ve suç davranışlarında artışlar
oluşturacaktır.


7- Klasik
zekaya dayalı eski tip okul eğitimi şekil değiştirecek,her alanda paketlenmiş
eğitim yardımları alınabilecektir.


Okul
eğitimi artık bebeklik çağından başlayacak, “Yaşam boyu” eğitim düşüncesi
yaygınlaşacaktır. “Uzaktan eğitim” modeli bütün dünyaya yayılacaktır.


8- Okul
sınıfları, çok farklı yetenek ve ilgileri olan öğrencileri bir araya getirecek
ve daha çok sanal gerçekler konuşulacaktır.


9- Depolanmış
bilgi kaynakları, genç kuşağın daha kolay ulaşacağı hale gelecektir. Daha çok
bilgi sahibi olmak yerine daha az bilecek , ancak bilgiye istediği anda
ulaşabilecektir.


10-İnsanlığın
bugüne kadar edindiği bütün bilgilerden kendi çalışmaları için
yararlanabilecektir.


11-
Eğitim kişisel tempoya göre tamamlanabilecektir.


12-
Disiplinli, ama eğlenceli eğitim felsefesi yerleşecek, öğretmenlik görevi
de  öğrencilerdeki yıkıcı ve oyuncu eğilimleri denetleme önceliğine
dönüşecektir.


13-Gerçekler
yerine sanal dünyada yaşanacak olan bencillik, kumar, kişisel çıkar tutkunluğu
daha büyük toplumsal sorun haline gelecektir.


GENEL SİSTEMLER KURAMI


İnsanın var oluşunun anlaşılması çabaları,
evrenin somuttan soyuta doğru  genel bir sistem bütünlüğü içerisinde
olduğu tezini güçlendirmektedir. Madde-enerji toplulukları, yer ve zaman
sürekliliği, aşamalı (hiyerarşik) bir düzen içerisindedir. Subatomik
parçacıklar, atom, hücre, insan, aile, toplum, dünya, evren, birbiri içine
geçen daireler şeklindeki sistemde yerimiz nerededir? Somut sistemle soyut
sistemlerin sınırları nerede başlıyor, nerede bitiyor? Dekart “Düşünüyorum
öyleyse varım” diyerek duyguları önemsememişti. Zeki ama başarısız, bilgili ama
ahlaksız insanların çoğalması, duyguların eğitimini ön plana çıkardı.
Duyguların eğitimi şansa bırakılmamalıydı.


Klasik psikanaliz ve 20. yüzyılın başındaki
baskın psikolojik görüş, Freudyen görüştü. Bu görüşlere göre baskı, gerilim ve
zorlamalar insanda ruhsal bozukluklara yol açıyordu. Bu sebeple temel
psikolojik ihtiyaçların giderilmesi için, hoşgörülü eğitimle çocukların
dürtülerinin boşalımına imkan sağlanmalıydı. Genç beyinler, fazla bilgilerle
yüklenmemeliydi. Cinsel doyum erken yaşlardan itibaren sağlanmalıydı. Bunlar
yapılırsa insanların ruh sağlığı daha iyi olacaktı bu görüşe göre.


Ancak psikolojik gözlem ve psikiyatrik
bulgular yukarıda saydığım beklentilere karşı tam tersi sonuçlar elde
etti.        


Örneğin ruhsal ve bedensel zorlamaların yükü
altında kalmış ikinci dünya savaşı sürecinde nevrotik ve şizofrenik dediğimiz
ruhsal bozukluklarda  hiçbir artış olmadı. Sadece, savaş stres reaksiyonları
yaşandı. (Genç 1981) Buna karşılık savaşı izleyen yıllarda, toplumlar istenilen
refah düzeyine eriştikçe depresyonlarda, varoluş nevrozlarında artış oldu.
Emeklilik depresyonu arttı. Yaşamın anlamsızlığından kökenini alan yeni ruhsal
bozukluklar ortaya çıktı. (Alexander, 1960) Çağdaş insan,giderek toplumdan
kopuyor ve intihar olayları artıyordu. Bazı insanlar,kendilerine anlamsız gelen
bu yaşama heyecan katmak için, suç işliyorlar, uyuşturucu kullanıyorlardı.


ABD, dünya nüfusunun  % 5’ini oluşturduğu
halde dünya kaynaklarının % 25’ini kullanıyor. Zengin dünyalılar aya giderken,
yoksul dünyalılar açlık içinde ölüm savaşı veriyor. Buna karşı zengin
dünyalılar; varlıklı, bilgili ama mutlu değiller. O halde, ruh sağlığı
politikaları yeniden düzenlenmeliydi. Freud hayatının son yıllarında,
“Uygarlığın karşılığı nevrozla ödenir” sözüyle bu gidişi vurgulamaya
çalışmıştı.


DUYGULAR, MANTIKLI OLMAK İÇİN GEREKLİDİR       


Bir insan, hayatının önemli karalarını
verirken, yatırımlarını yönlendirirken, evlilik kararını alırken duyguları ile
de hareket eder. Bir ülkenin karar mekanizmasının başında bulunan
kişiler,duygularını mantıklı kullanamayıp korkularının etkisi altında
kalırlarsa eğer çok adaletsizlikler yapabilirler.Duyguların mantıklı olmak için
gerektiği her zaman akılda tutulmalıdır.


Duyguların biyolojik temelleri


Korku, öfke, mutluluk, sevgi, şaşkınlık,
kıskançlık, kuşku, düşmanlık, tiksinme ve üzüntü gibi temel duygular, beyin
beden ilişkisinde farklı sonuçlar doğururlar. Öfke anında kalp atışı hızlanır
ve insanın çevik hareket edebileceği güçte bir enerji açığa çıkar. Korku anında
kan, kaçmayı kolaylaştıracak şekilde bacaklara toplanır, yüz solar. Mutluluk
anında da, bazı beyin alanlarında metabolizma artışı yaşanır. Sevgi duygusu ile
parasempatik sistem harekete geçerek vücutta gevşeme oluşur. Üzüntü anında ise,
beyinde enerji azalması yaşanır. Uzun süren üzüntünün depresyona yol açması
durumunda, metabolizma yavaşlar,geri çekilme yaşanır. Bu durum, organizmanın sonuçları
değerlendirerek, yeni başlangıçlar yapması için kendini güvende hissedeceği içe
dönüklüğün bir işaretidir. Kaygı durumu yaşandığında korkuya benzer bir tepki
oluşur, beynin duygularla ilgili alanında enerji artışı meydana gelir ve
sempatik sistem uyarılır. Vücut, “savaş-kaç-yaklaşan tehlikeye odaklan”
şeklinde sinyal alır ve dikkatini arttırır.


Duygusal körlük


Beynin orta bölgesine “limbik sistem” denir.
İnsanın öğrenme ve hatırlama süreçlerinin önemli bir kısmı bu bölgenin
ürünüdür. Badem büyüklüğünde olan  amigdal ise, duygusal durumların
uzmanıdır. Amigdal’i alınmış hayvanlarda; korku, öfke, yarışma ve işbirliği
güdüleri kaybolur. Amigdal bölgesi epilepsi hastalığı nedeniyle çıkarılmış
bireylerde, duygusal körlük oluşur. Bu kişiler; neşe, sevinç ve üzüntülü
olaylar karşısında kaygısız kalırlar. Çok iyi konuştukları halde sevgi, şefkat
hissetmezler. Karşı tarafın çektiği acıya karşı, duyarsız kalırlar. Acıma
duyguları körelmiş gibidirler.


New York Sinir Bilimleri Merkezinde çalışan
Dr. Joseph Le Doux, duygusal beyinde amigdalin rolünü ilk keşfeden sinir
bilimcidir. Beyin haritalaması yöntemi ile çalışarak, duygusal beyin
devrelerini çözüp eski bilgileri değiştirdi. Beyin kabuğu daha karar
aşamasındayken amigdal bölümünün, denetimi nasıl elinde tuttuğunu açıkladı.


Ön beyin (prefrontal loblar) ile amigdal
ilginç bir birliktelik gösterir. Anlama, kavrama, dikkat, karar verme, plan
yapma, strateji üretme gibi özellikler,beyin ön bölgesinin işlevidir. Amigdal
duygusal öneri gönderdiğinde, ön beyin bunu süzgeçten geçirir. İkisi  de
bilinçli çalışma disiplinine sahipse eğer, akıl ve mantık birlikteliği ortaya
çıkıyor.


Sağ ön beyin, korku ve öfke gibi olumsuz
duyguların yeridir. Sol ön beyin onu denetler. Sol prefrontal korteksi hasarlı
veya inmeli hastaların, ileri derecede kaygı-korku içinde oldukları, hasarı sağ
tarafta olanların ise,beklenmedik ölçüde mutlu oldukları çok bilinen
gözlemlerdir. Sağ ön beyni ameliyatla alınmış bir erkeğin, ameliyattan sonra
kişiliğinin değiştiği, şefkatli bir insan haline geldiğini eşleri söylerler.
(Mutlu koca vakası) Aynı şekilde psikiyatri pratiğinde öfkeli, kıskanç ve
kuşkucu olan kişilerin beynlerinin bu bölgesine kimyasal iletiyi değiştirici
ilaçlarlar verildiğinde, sakin ve kontrollü hale geldikleri bilinmektedir.


İnsan beyninde düşünce ve duygunun buluştuğu
çizgi Prefrontal – Amigdal devresidir. Amigdal’e depolanmış ve kayıtlı
duygularla, akıl süzgecimiz olan ön beyin bölgeleri, çocukluk çağından itibaren
iyi kimyasal hallerle ve doğru sinirsel network ile şekillendirilirse eğer,
akıl ve sevgiyi beraber kullanan insanlar ortaya çıkacaktır.


AHLAKIN BİYOLOJİK TEMELLERİ


Bilim adamları yaptıkları çalışmalarla, sinir
sistemi, sinir iletileri ve beyin kimyası ile dini ve ahlâki deneyimlerin
arasındaki bağlantıyı bulmaya çalışıyorlar. Bilim ile din arasında köprü
kurabilecek olan bu çalışmalarda önemli bulgular elde edildi. Pennsylvania
Üniversitesinden Prof. Andrew Newberg, Tanrı’nın beynin sabit bir parçası
olduğunu öne sürdü. SPECT beyin haritalama yöntemi ile yaptığı çalışmalarda
Tibetli Budistlere, derin transa geçtikleri sırada radyoaktif boya şırınga
ederek yaptığı deney sonunda, beynin belli bölgelerinin değişime uğradığını
saptadı.


Bu araştırmalardan sonra; “İnsanlar ruhani
deneyimler geçirirken evrenle bir olduklarını hissederler ve kendileri olma
duygusunu kaybederler. Bunun nedeni, beynin o bölgelerinde nelerin olduğu ile
ilgilidir. O halde o bölgeyi belirler ve bloke ederseniz, kendimizle
dışımızdaki dünya arasında bulunan sınır kalkar” görüşü ortaya çıktı.


Milyonlarca insan, dini inançlarının
hayatlarını değiştirdiğini söylerken herhalde beyinlerinde bazı programların
değiştiğini söylüyorlar. (Hürriyet, 18.06.2001)


İngiliz Doğa bilimcisi Edward O. Wilson,
“Atlantic Monthly”dergisi Nisan 1998 sayısında bir makale yayınladı. Ahlakın
biyolojik temelleri (The Biological Basis of Morality) başlığını taşıyan
makalede Wilson, dinin sadece sosyal hayata ait bir olgu olmadığını aynı
zamanda genlerimizde yazılı bir gerçek olduğunu iddia etti. 6 Temmuz 1998
tarihli Newsweek dergisi de konuyu sorgulayan iki araştırma yayınladı.


Edward Wilson, Harvard üniversitesinde 
mukayeseli zooloji müzesinde çalışıyor. Ömrünü karıncaların hayatını
inceleyerek geçiriyor. Tezi bilimsel metodolojiyi değiştirecek çapta bir tez.
Bilginin Birlikteliği (Consilience, Knopf yay.) kitabında tartışılacak
görüşleri var.


Ahlaki değerlerin, dini veya din dışı da olsa
aşkın olduğunu, yani insan aklından üstün bir yerde olduğunu savunuyor. Sosyal
olguların, sinir sisteminin anlaşılması ile çözülebileceğini, sinir sistemi
genetik bilimi, genetik bilim biyokimyayı, biyokimyada insan davranışını
açıklıyor. Böylece her şey doğa bilimlerine indirgeniyor.


Wilson, insanoğlunun genetik uyaranlarını
dinlediği zaman ahlaki öğretilere uygun davranacağı ve kendi menfaatini koruyacağını
savunuyor.


Wilson’ın bu görüşüyle, Antonio Domasio ve Le
Doux’un görüşleri birbirini destekliyor. Bütün bilgiler ve psikososyal
yaşantılar, beyinin belli bölgelerinde kimyasal harflerle yazılıdır. Bütün
bunları idare eden, yönetici (Executive) bir gen mi var? ”Doğa üstü güç beyni
nasıl etkiliyor?”  gibi sorulara dikkati çekiyor. Dinin biyolojik bir
ihtiyaç olduğu, ruhsal deneyimlerin insanda huşu duygusu uyandırmasının
biyolojik bir temeli olduğu şeklindeki görüşler gittikçe doğrulanmaktadır. Yaşamı
ayakta tutan her şeyin, biyolojik temelinin olduğu, din ve Tanrı ihtiyacının da
biyolojik temeli olduğu tezini savunanların bir kanıtı da, tarihte dine karşı
yapılan eylemlerin uzun vadede başarılı olmadığı, aksine daha çok dindarlaşma
sürecini hızlandırdığı olgusudur. Hangi din ve inancın olacağını kültürel
yapının öğretisi oluşmaktadır.


Moleküler biyoloji ve genetik bilimindeki
muazzam ilerleme, her türlü duygunun genler tarafından salgılanan enzimlerin
yönlendirdiğini söylüyor. Kalbin, sadece beyne kan pompalayan bir organ,
insanın duygu, düşünce, ve davranışlarının yönetildiği organın da beyin
olduğunu yine bu gelişmeler kanıtlandı.


Sosyal bilimlerle uğraşanlar, genleri dikkate almak zorundadırlar.
Toplumda psikolojik müdahaleler yapmak isteyenler de genleri göz önüne almak
zorundadırlar.


2. BÖLÜM


KAVGA ÇIKARAN KİŞİLİKLER


PARANOİD BASKICI RUH HALİ


Psikolojik savaş yöntemlerini uygulayan
kişilerin belli ruh halleri ve kişilik yapıları vardır. Bunlara karşı
korunabilmek ve karşı fikir geliştirebilmek için bu ruh hallerini iyi tanımak
gerekir. Psikolojik savaşa karşı başarılı olmak isteyenlere bazı ipuçları
sunmak için bu ruh hallerinin psikiyatrik analizlerini ele almak istiyorum.


Paranoya bir akıl hastalığıdır, fakat paranoid
ruh hali, bir kişilik tipidir.


Çevremizde gördüğümüz bazı zor insanlar
vardır. Bu insanların farklı  özellikleri vardır. Bu özellikler şunlardır:


Kuşkucudurlar : Yeterli bir
temele dayanmaksızın başkaları tarafından sömürüleceği ve kullanılacağı veya
zarar göreceği beklentisi içindedirler.


Güvensizdirler : Yerli yersiz
dostlarının veya iş arkadaşlarının kendilerine olan bağlılıklarını ve
güvenirliklerini sorgularlar. Sürekli savunma duygusu içerisindedirler.


Alıngandırlar : Basit söz ve
olaylardan aşağılandığı veya kendilerine kötülük yapıldığı şeklinde anlam
çıkarırlar. Komşusundan “ beni rahatsız etmek için çöpü dışarıya erken koydu”
diyerek kuşkulanırlar.


Kincidirler : Kin beslerler;
kendilerine yapılan onur kırıcı davranışları veya görmemezlikten gelinmeyi
unutmazlar, affetmezler.


Sırcıdırlar : Fazla sır
saklarlar fakat, söylediklerinin kendisine karşı kullanılacağından yersiz yere
korktukları için başkalarına kendi sırlarını vermezler.


Öfkelidirler : Önemsenmemeye
veya görmezlikten gelinmesine öfke ve karşı saldırı ile tepki gösterirler.


Kıskançtırlar : Yerli
yersiz  kıskançlık gösterir,eşinin cinsel sadakatini sorgularlar.


HER ŞEY BÜYÜTEÇ ALTINDA


“Öküzün altında buzağı  arayan” 
tipler olarak bilinen bu kişiler, zor insanlardır. Yakınlarına hayatı dar
ederler. Olaylar arasında akla hayale gelmeyecek bağlantılar kurarlar.


Paranoid ruh halinde olan kişilerin algı
yetenekleri çok gelişmiştir. Her türlü belirsizliği ayıklamaya çalıştıkları
için  yakınlarını çok bunaltırlar. Her olayı; neden, niçin düzleminde
sorgularlar. Hesap sormayı çok severler.


O kadar kuşkucudurlar ki, insanlar onlara
gerçekleri söylemekten çekinirler. Bu duruma tahammül etmek o kadar zordur ki,
en sevdiği insanları bile yanlarından kaçırtırlar.


Her olayı, suç ortaklığı, dost-düşman düzlemi
içinde değerlendirirler. İnsanları, “benim dostum” veya “ benim düşmanım” diye
sınıflandırırlar.


İSTİHBARATÇI OLURLAR


Paranoid kişilerin, başkalarının
göremediklerini gördüklerinden kuşku yoktur. Onlara göre hiç bir olay,
rastlantısal ve nedensiz değildir. Komplo teorilerini çok üretilirler. Sürekli
tehdit altında duygusu ile yaşarlar.


Paranoid kişiler, mini minnacık bağlantıları
görmekte çok başarılıdırlar. Dil sürçmeleri, kısa bocalamalar ve küçük yalanlar
onlar için büyük delil gibidir. Saflık, dürüstlük ve güveni tehdit olarak
değerlendirirler. Bunlar güvenlik görevlisi iseler, abartılı raporlar yazarlar
ve yöneticilerini yanlış yönlendirirler.


ŞEREF VE SADAKAT DÜŞKÜNLÜĞÜ 


Her şeyi az miktarda siyah-beyaz gibi, dost-düşman
gibi kategorize ederler. Herhangi bir organizasyon planladıkları zaman, inanç
ve sadakate dayalı bir gerçeklik oluştururlar.


Mezhep, aile, iş, politik parti, dini hareket
veya askeri görev gibi alanlarda, şeref ve sadakat benzeri kavramları,
somutlaştırmaya çalışırlar ve bunları çok vurgularlar.


İcraatlarıyla ilgili küçük bir onay, minik bir
övgü yüreklerini hoplatır ve sevindirir. Yahut küçük bir ret göstergesi,
onlarda öfke nöbeti yapabilir.


Paranoid insanlara inanmanız çok önemlidir.
İnsanlar onlara uyduğu sürece mutlu, sevgi dolu ve vericidirler. Kendilerine
uyulmaması onları incitir.


Paranoid insanların göremediği şey,
kendilerini ölesiye korkutan belirsizliği kendilerinin meydana getirdiğidir. O
kadar kuşkucudurlar ve yanlış anlamaya açıktırlar ki, insanlar onlara
gerçekleri söylemekten çekinirler.


Açık ve dürüst konuşan insanları, samimiyet
testinden geçirirler. İçlerinde ki en olumsuz duyguları ortaya çıkartmak için,
karşılarındakini öfkelendirirler. Eğer kendilerine düşman olmadığına tam kanaat
getirirlerse, o zaman iş birliğine girerler.


TARTIŞMA FAYDALIDIR


Karşı tarafın ne düşündüğünü çok merak
ederler. Hile hurda sezdiklerinde öyle şiddetli saldırırlar ki, ne olduğunu
anlayamazsınız.


Saldırılarında hep sadakati sınamaya
çalışırlar. Siz, açık ve net cevaplar verirseniz tartışma biter. Kaçamak,
geçiştirici cevaplar alırlarsa test etmeye devam ederler. Böyle durumlarda
bütün gece sürecek tartışmaya hazır olun .


İhanet edenler listesine dahil olmak
istemiyorsanız eğer kararlı, sabırlı davranarak ikna yöntemleri ile
doğrularınızda ısrar etmeniz gerekir. En küçük yalanınız, gizli kapaklı işiniz,
sizi hemen  hain ve düşman sınıfına sokabilir.


Paronaya ruh hali içinde olanlar, abartmaya
yatkın oldukları için çok tartışırlar. Bir şeyin nedeninin bilinmemesi onlar
açısından komplo teorisi anlamına gelir. Her şey basit ve açık olmalıdır.


Böyle kişilerle yaşıyorsanız ve yaşamak
zorundaysanız, günün her saatinde yeniden güven kazanmanız gerekecektir. Bu
kişiler güveni, hep başkalarının davranışlarında ararlar. Aslında yaşadıkları
güvensizlik, kendi kafaları içindedir.


Zor affederler paranoidler. Öç aldıkça,
acılarının dineceğini zannederler. Ama hiçde öyle olmaz, intikam almaya yönelik
davranışları acılarını daha da arttırır. Farkında olmadıkları bu durum kendilerini
seven insanları ve dostlarını yanından uzaklaştıracakdır. Paranoid benlik hep
huzursuzdur, acı çeker, sürekli kendisini tehdit altında hisseder. Kendileri
gibi düşünmeyen ve yaşamayan insanları, düşman görme eğilimi sağlıklı bir ruh
hali değildir. Böyle insanların mutlu görünümleri pek yoktur. Mutlu
görünenlerde sahtedirler. Güç ellerinden gittiğinde kendilerini çok kötü
hissederler.


BULAŞICI PARANOYA


Paranoid kişiler, sürekli ip ucu
peşindedirler. Olayları büyüteç altına alırlar. Sevdikleri insanı, daha çok
sıkıştırırlar, onları çapraz soruşturmadan geçirirler. Eski defterleri açarlar.


Paranoid insanlar, önce kendileri yanılırlar
sonra başkalarını yanıltırlar. Öyle kararlı ve inandırıcıdırlar ki, karşı
tarafı adeta hipnotize etmiş gibidirler. Söylediklerine gönülden inanırlar,
bunun içinde inandırırlar. Yanlış düşünce ve inanışlarını pek çok kimse
paylaşabilir.


Paranoidler, bir ülke yöneticisi iseler silah
sanayiine fazla önem verirler. Kitlesel bir iç düşman oluşturup, aslında
yasalara saygılı olan insanları potansiyel tehlike olarak algılarlar.


İNTERNET’TE Kİ PARANOİDLER


Borsada ki iniş çıkışlar veya bu gün medeniyet
harikası dediğimiz şeyler, bir zamanlar  paranoid bir çılgının
düşüncesiydi. Sıra dışı,  aykırı, abartılı   ve farklı düşünme
yetenekleri bugün İnternet de jet hızıyla yolculuk ediyor.


Sağlık safsataları,dedikodular,yatırım
planları, komplo teorileri, savaş planları, gazetelerdeki köşe yazıları
paranoid kişilerin birer senaryoları olabilir.


İnternet de pek çok parlak fikir yığını
arasında, yolunuzu bulmanız hiçde kolay değildir. Bir fikrin kulağa hoş
gelmesi, onun doğru olduğu anlamına gelmez. Sınanmaya uygun olan fikirleri
mutlaka test etmelisiniz.


İnternet de ki bilgi kirliliği “yaratıcı
düşünce” merakı ile ilgilidir. İnsani yaratıcılık özelliği, olaylara farklı
bakabilmek anlamına gelir. İşte, paranoid  kişiler bunu iyi yaparlar.


İnternet de ki fikir kirliliğinden zarar
görmemek için, iyi anlamadığınız bir fikre inanmamalısınız ve buna para
yatırmamalısınız.


İnternette yer alan; kanseri iyileştiren gizli
ilaçlar, astrolojinin gücü, geleceği bilmenin yolları, büyülü zayıflama
yöntemleri, psişik olaylar gibi çarpıcı fikirler, genelde kendilerine inanmış
ve etkileyici paranoidlerin safsatalarıdır. Bu tarz çarpıcı, yaldızlı ve merak
uyandıran konularla karşılaştığınızda dikkat etmelisiniz.


Paranoidler, gizli olan gerçeklere çok
meraklıdırlar ve bunlara inanırlar. Sahte peygamberlik iddiaasının sahipleri,
onlar arasından çıkar. Böylelerine hayır demeyi bilmek gerekir.


Paranoid öngörüşe sahip olanlar, insanların
hayal dünyalarına çok iyi hitap ederler. Mucize tedavi olarak adlandırılan pek
çok buluş, paranoid bir insanın eseri olabilir.


Paranoid bir insanın faydalı fikirleri
olabilir. Yaptıkları uyarırlar ile insanı yanlışlardan korurlar. Paranoid ruh
halini yaşayan bir ekonomist öngörüsüyle size, para biriktirmenizi
söyleyebilir. Paranoid olan bir hekim, zararlı alışkanlıkların kötü sonuçlarını
anlatmak suretiyle sizin canınızı sıkabilir. Paranoid bir çevreci de,
gezegenimizi korumak için çok geç kalındığına sizi inandırabilir.


Paranoidlere ait fikirlere inanılırsa, yaşamda
köklü değişiklikler yapmak gerekebilir. Bu nedenle işe yarayıp yaramadığı iyice
araştırılmalıdır.


KISKANÇ CANAVARLAR


En yaygın paranoid fikir, kıskançlıktır. Bu
fikir aile yaşamını tehdit eder. Bazı durumlarda bu fikir ilaç kullanmayı
gerektirecek kadar ileri gider ve kıskançlık paranoyası haline dönüşür. Artık
bu kişilerin beyinlerinde kıskançlığı yöneten hücrelerin kimyası bozulmuştur.


Sadakat, kıskanç tiplerin her şeyidir. Hep
sadakati sorgularlar. Bu konudaki ufak bir belirsizlik ve şüphe onların
dünyalarını alt üst eder. Sordukları masum sorularla kurbanı bunaltırlar. Eşi
birisiyle görüşmesinden endişe duyarsa, kıskanç kişi bundan hoşlanır.


Kıskanç tip kurbanını korur, okşar, iyilikler
yapar. Tek beklediği sadakat ve kendisini eşine adamasıdır. Bunu defalarca
ispatlamak zorundadır.


Hiç bir normal insan, paranoid tiplerin bekledikleri
zihinsel saflıkta olamaz.


Kıskanç eşlerle beraber yaşamak zorunda
olanlar, kıskanç sorulara cevap verip olayı pekiştirmek yerine şunu
söylemelidirler:


“Benim cinsel sadakatimi sorgulaman, ürkütücü
ve son derece incitici. Ben başka kişilerle beraber olan tiplerden değilim.
Bundan emin ol, kontrol etmene gerek yok. Buna izin vermem. Ya benim sadık
olduğuma güven yahut bu ilişki hemen bitsin”


Kesinlikle kararlı olun, evliliğinizi sınava
sokmayın.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış