DİNLEME SANATI (Michael
P. NICHOLS)




Derleyen: Halit YILDIRIM




Giriş


Önemsediğimiz insanların bizi gerçek
anlamda dinlemediklerini hissetmek kadar acı bir şey yoktur. Duygularımızın
anlaşılmasına duyduğumuz ihtiyacı hiçbir zaman aşamayız. Dert ortaklığının
insan ilişkilerinde bu kadar etkili ve önemli olmasının sebebi budur.
Anlaşılamamanın verdiği acı da bu yüzdendir.




Karşınızdaki kişiyi dinlemeden
konuşmak, bir elektrik kablosunu ortadan ikiye kestikten sonra ampulün bir
şekilde yanacağını ummaya benzer. Elbette çoğunlukla bu bağlantıyı bile
isteyerek koparmayız. Hatta çoğu kez bir anda karanlıkta kalıvermenin
şaşkınlığını yaşar, dehşete kapılırız.




Sanki yaşı kemale ermiş insanlar
haline geldiğimizde, küçüklüğümüzde bisikletimizin yan destek tekerlerinden
kurtuluverdiğimiz gibi, ilgi ve dikkat çekme ihtiyacımız da geçebilirmiş
gibi…




Günümüzde çağdaşlığın getirdiği
zorlamalar yüzünden ne yazık ki dikkat süremiz azaldı ve dinleme kalitemiz
düştü. Sürekli bir koşuşturma içinde, alelacele yaşıyoruz. Aksam yemeği hop
mikrodalgaya atılıp, hop çıkarılıveren bir şey haline geldi, son çıkan
kitapları ve filmleri takip etmek ise ancak özetlerine bakıp eleştirilerini
okuyabilmek demek oldu. Artık ancak bu kadarına zamanımız yetiyor işte …




Televizyondur, e-postallardır,
gereksiz gönderiler- internet, cep telefonları, Blackberry, iPod, çağrı cihazı,
fakslardı derken öyle bir görsel bombardıman altındayız ki dikkatimiz hep
bölünüyor. Pek çok işi bir arada yapabilme konusunda kendimizi becerikli ve
başarılı hissetmeyi istiyoruz. Kendimizde “multitasking” denilen, pek
çok işi bir arada yapabilme yeteneği olduğuna inanmak istiyoruz. Telefonda
konuşurken e-postalarımıza bakıyoruz. Televizyon izlerken kataloglardan satın
alınacak ürünler beğeniyoruz. Kendimizi bir anda birkaç işi birden yapabiliriz
diye kandırıyoruz ama sonuçta her şeyi yarım yamalak yaptığımızla kalıyoruz.




Birbirimizin bakış açısını anlasak,
tüm anlaşmazlıklar ortadan kalkacak diye bir şey yok ama birbirimizi anlamazsak
her şeyin daha beter hale geleceği kesin. Öyleyse neden birbirimizin
söylediklerini dinleyip anlamaya biraz zaman ayırmıyoruz? Son derece basitmiş
gibi görünen DİNLEME SANATI aslında hiç de kolay değil de ondan.




Genelde karşımızdakinin ne anlatmaya
çalıştığına odaklanacağımıza, söylediklerine tepkimizi ortaya koymaya
çalışırız…




Bu kitap birbirimizi dinleme ve
anlama biçimleri üzerinde düşünmeye bir davettir: Dinlemek neden hayatlarımızda
bu denli büyük bir güçtür; insanlar birbirlerini kendilerini onların
yaşadıklarına vererek nasıl dinleyebilir ve kötü alışkanlıkların etraflıca dinlemeyi
mahvetmesi nasıl önlenir?




Her ne kadar doğal bir şey olarak
kanıksamış olsak da dinlemenin önemini azımsayamayız. İnsanlara dikkatimizi
verme ve anlayış gösterme becerimiz kendilerini adam yerine konmuş, kabul
görmüş ve değerli hissetmelerini sağlar.




Dinleme ve etraflıca dinleyebilme
becerimiz ise bize iyi niyet olarak geri döner. Oysa etkin dinleme aynı zamanda
başkalarından bir keyif almanın, onlardan bir şeyler öğrenmenin ve onlarla iyi
zaman geçirmenin en iyi yoludur. Umarım bu kitap birbirimize karşı hislerimizi
gösterebilmeye doğru bir adım atabilmemizi sağlar.




“SÖYLEDİĞİMİ DUYDUN MU?” DİNLEMEK
NEDEN ÇOK ÖNEMLİDİR?




İyi dinlemenin esasi empatidir,
empati kurmak ise sade kendimizle meşgul olmayı bir kenara bırakıp başka bir
insan dünyasına girmekle mümkündür. İnsanlar arasındaki bağlar biraz sezgiler
sayesinde ve biraz da çaba göstermek koşuluyla, empatiyle oluşturulur.




Dinleyen kişinin empatisi-ne
söylemeye çalıştığımızı anlaması ve bunu bize göstermesi-arada bir anlayış bağı
kurulmasını sağlar ve böylece bizi dinleyen ve anlayan, bizi umursayan biriyle
aramızda bir köprü oluşur. Böylelikle duygularımızın yerinde ve anlaşılır
olduğu hissini tadarız. Empati kurarak dinlemenin gücü ilişkileri
dönüştürebilen bir güçtür. Derinden hissedilen ama ifade edilmemiş hisler
kelimelerle şekillenerek yüksek sesle dile getirilince iyice netleşir. Bunun
sonucunda da anlaşıldığımızı hissederek rahatlarız ve bizi anlayan kişiyle
aramızda paylaşmaktan kaynaklı bir minnettarlık hissi doğar.




DİNLEMEK dikkat etmektir, özen
göstermektir, ilgilenmektir. Dinlemek kulak vermek, dikkate almaktır,
önemsemektir, adam yerine koymak, kabul ve takdir etmektir. Dinlemek insanın
varoluşunun o kadar merkezindedir ki sıklıkla gözden kaçırılır ya da daha
doğrusu o kadar farklı kisvelere bürünür ki ne kadar kapsayıcı bir ihtiyaç
olduğunun pek farkına varılmaz.




Yeni bir işe başlayıp başlamama
konusunda kararsız kalınca bir arkadaşımızı arayıp konuşmaya karar verirsiniz.
Arkadaşınız size ne yapmanız gerektiğini söylemez ama sizi dinlemesi, gerçekten
dinlemiş olması ayrıntıları daha net görmenizde size yardımcı olur.




Konuşmak ve dinlemek konuşmacıyla
dinleyicinin sürekli rolleri değişerek iki tarafın da birbiriyle rekabet
halinde atağa geçerek yarattıkları kendine özgü bir ilişkiye meydan verir.
Bundan şüpheniz varsa birine yasadığınız bir sorunu anlatmayı deneyin. Bakın
bakalım ne kadar zaman sonra sözünüzü kesip kendi deneyimlerinden birini
anlatmaya ya da size öğüt vermeye başlayacak -ki bu öğüt sizden çok kendisi
için geçerlidir.




Tanıklık Etmek




Dinlemenin tek değil iki amacı
vardır: Bilgi almak ve başka birinin deneyimine tanıklık etmektir.




Birilerinin bizi dinlemesi kendimizi
güvende hissetmemize yardımcı olur ama bazılarımızın inanmak istediklerinin tam
tam tersine bu şekilde asla tam ve eksiksiz, heykel ya da bir anıt gibi bitmiş
bir eser olmayız. Dinleniliyor olmak değer duygumuzu besler.




Kendimize güvenimiz ne kadar az
olursa, o kadar onaylanmaya ihtiyaç duyarız. Ancak hepimiz, ne kadar güvenli ve
uyumlu olursak olalım, yolumuza cesaretle devam edebilmek için dikkat çekmek
isteriz. Bu aklınıza pek yatmadıysa, kendinizle ilgili haberleri başkalarına
nasıl vermeyi tercih ettiğinize bir bakmanız yeterli. Örneğin, karımın bana
haberleri varsa, beni hemen ofisimden arar ya da eve gelir gelmez her şeyi
anlatır. Söyleyecek bir şeyi varsa içinde tutmaz, hemen söyler. Ben öyle
değilimdir. Güzel bir haberim varsa bana ilgi gösterilmesi için yanıp tutuşsam
da, müjdeyi tantanalı bir şekilde vermek üzere haberlerimi biraz kendime
saklarım.




İyi bir dinleyici yaşadıklarımızın
yargıcı değil tanığıdır.




Normalde kanıksanmış olsa da,
dinlenilmeye duyulan ihtiyacın insan doğasının en kuvvetli dürtülerinden biri
olduğu ortaya çıkmaktadır. Dinlemek kendimizi anlaşılabilir ve kabul edilebilir
bulmamız ya da bulmamamızı sağlayan bir araçtır. Bizi dinleyen insanları
önemseriz. Hatta onları sevebiliriz bile.




Dinlenilmek demek, ciddiye alınmak
demektir. Dinlenilmek, kendimizi ifade etmeye ve başkalarıyla aramızda bağ
kurmaya duyduğumuz ihtiyacı karşılar. Algısı açık dinleyiciler duygu ve
düşüncelerimizi açıkça ifade etmemizi sağlar.




Dinlenilmek ve onaylanmak kendi
benlik duygumuzu kuvvetlendirme sürecinde hem duygularımızı hem de
düşüncelerimizi netleştirmemize yardımcı olur. Bizi dinleyenler bize anlaşılabilir
olduğumuzu teyit ederek paylaştığımız bir değeri; insanlığımızı hatırlatır.




Dinlenilmemek ise görmeden
gelindiğimiz ve takdir görmediğimizi hissettirir, kendimizi dış dünyadan kopuk
ve yalnız hissetmemize neden olur. Tanımak isteği, bilinmek ihtiyacı ve
dinleyen biri tarafından kabul görmek arzusu insan kalbinin havası, suyu,
besinidir.




İNSANLAR NEDEN DİNLEMEZ?




İnsanlar Neden Dinlemez? Bu sorunun
öyle kısa yoldan bir yanıtı yok. Çoğu insan dinleyene odaklanır. (Kocaların hiç
halden anlamayan, berbat dinleyiciler oldukları konusunda kötü bir şöhretleri
var.)




İnsanlar bizi dinlemediklerinde
onları suçlamaktan kendimizi alamayız: Bencildirler, düşüncesizdirler…(Biz
dinlememişsek, o sadece yorgunluktandır, canımız sıkıldığı için ya da
aşağılandığımızı hissettiğimiz için de dinlememiş olabiliriz.) İşin gerçeği,
dinlemek karmaşık bir süreçtir. Dinlemedeki aksaklıkların tümü de sesimizi
duyuramamış olduğumuz acı gerçeğine çıksa da, insanların birbirlerini
dinlememek için pek çok sebepleri vardır.




Yanlış anlamalar can acıtır ve
canımız acıdığında sebepleri daha çok kendi dışımızda arama eğilimindeyizdir.
Ama sorun sadece işler yolunda gitmediğinde suçlayacak birini aramamızda
değildir. Buradaki sorun lineer düşünmedir.




Burada sorun, insan etkileşimini
kişilik sorunlarına indirgememizdedir. “Dinlemiyor çünkü fazlasıyla kendiyle
ilgili.” “Kadını dinlemek çok zor çünkü uzatıp duruyor.” Bazıları da
kendilerini suçlar (“Belki ben de o kadar ilginç biri değilim.”) ama yine de
başkalarının katkısını fark etmek daha kolaydır.




Bazı insanlar bizi ne kadar
umursarlarsa umursasınlar, onların da bizi dinleyecek enerjileri ve sabırları
olmadığı zamanlar olur. Bir koca karısını işyerinden arayıp o kadar da önemli
olmayan bir konu hakkında uzun uzadıya konuşursa, kadın buna aynı konuşma evde
olsaydı sinirleneceğinden çok daha çabuk sinirlenebilir. Buna karşın eğer
kocası genellikle günün sonunda gazetesinin arkasına çekiliyorsa, kadın adamın
dikkatini çekebilmek için ihtiyaç belirtmek zorunda kalabilir: “Hayatım,
seninle bir şey konuşmam gerek.”




Ne yazık ki pek çok ilişkide
insanların konuşmayı tercih ettiği zamanlar farklıdır. Erkek akşam eve
geldiğinde konuşmak ister. Kadın ise daha ilerleyen saatleri, televizyon
izlerlerken ya da yatağa girmeye hazırlandıkları zamanları tercih eder.
Olmayacak zamanlarda anlayış görmeyi beklemek, güneş tam tepedeyken öğle
sıcağında alabalık avlamaya benzer.




Sürekli kendileri ve kendi sorunları
hakkında konuşan insanları dinlemek zordur.




Bir insanın baş ağrısı, onu sürekli
olarak dinlemek zorunda kalan bir başkasının baş ağrısı haline gelebilir. Bizi
yoran sadece sürekli tekrarlananları dinlemek değildir, çözümsüz ya da en
azından çözümü şikâyet edenin görmeyi reddettiği bir sorunun kurbanı
durumundaki birinin size biçtiği çaresiz dinleyici rolüne saplanıp kalmaktır.




Çok konuşan insanların bazıları
herkesle böyle çok konuşur ama hoşumuza gitsin gitmesin, bizimle bu kadar uzun
konuşmalarının sebebi genellikle başkalarıyla pek az konuşmalarıdır. Arkadaşı
olmayan bir adam karısından başka kiminle konuşabilir ki?




Gillian’a göre; erkekler kuleler inşa
eder, kadınlar ise ağlar örer…




“BENİM SIRAM NE ZAMAN GELECEK?”




Dinlemek, dinleyene bir külfet
yükler. Bir başka insanın dinlemeye ihtiyacı olduğunu hissederiz. Dikkatimizi
ona vermemiz gerekmektedir.




Ama buna itiraz ederek “Ama
empati zaten benliğin ifadesi değil midir?” de diyebilirsiniz …




Dinlemek, insan olmanın bir parçası
olarak otomatikman birbirimize karşılıklı olarak sunduğumuz bir şey değil
midir? Hem evet, hem de hayır. Empati, aktif bir angajman formudur.




Bazen karsımızdakinin ne dediği bizi
ilgilendirir, o zaman dinlemek zahmetsiz ve kolaydır. Ancak kendimizi bu kadar
kaptırmanın da bir sonu vardır ve an gelir dinlemekten sıkılmaya başlarız veya
karşımızdakinin sözünü kesmeye kalkarız. İşte dinlemenin insanın kendine hakim
olmasını ve kontrol etmesini gerektirdiği anları bunlardır.




Gerçek dinleme hafızayı, arzuları ve
yargıları bir kenara bırakmakla başlar ve en azından birkaç dakikalığına başka
bir insan için var olmak demektir.




Konuşma ihtiyacını dizginlemek sanıldığından
çok daha zor olabilir. Sonuçta sizin de aklınızda pek çok şey vardır. İyi
dinleyebilmek için kendinizi itiraz etmekten veya akıl vermekten ya da
kendinizi anlatmaya başlamaktan alıkoymanız gerekir.


Dinlemek, en azından kısa bir
süreliğine tek taraflı bir eylemdir.




İyi dinleyebilmek için konuşanın
ihtiyaçlarını iyi okuyabilmek ve onu bu doğrultuda yanıtlayabilmek gerekir.




Örneğin, anne babalar “Bugün
okulda ne yaptınız?” diye sorduklarında çocuklar genellikle
“Hiç” derler. Bunun arkasından ise sorulan çeşitli sorulara verilen
tek hecelik yanıtlar gelir. Velinin öğrenmek istediği okulda neler olduğudur
ama çocuğun dediklerini dinlemiyordur. Çocuk, “Anlatmak istediğim bir şey
yok, bana göre pek ilginç bir şey olmadı. Şu anda kafamı dinlemek istiyorum”
gibi bir şey demek istiyordur.




Bazen çocuklar “hiç” derler
ama aslında gerçekten de söyleyecek bir şeyleri vardır. Belki de onlara
gerçekten anlatacaklarıyla ilgilendiğinizi göstermeniz gerekir ki size
açılabilsinler. Çocuklara günlerinin nasıl geçtiğini sormak ve gerçekten
dinlemeye hazır olmak, onlarla ilgilendiğinizi gösterir. İlgi göstermek kadar
nasıl yanıt vereceklerini onlara bırakmak ise saygı göstermektir.




Zaman zaman empati sempati ile
karıştırılır.




Sempati daha sınırlı ve
sınırlayıcıdır; anlaşmaktan çok aynı şeyleri hissetmek demektir.




Empati ise pek çok kişinin
düşündüğünün aksine vesvese yapmak, tezahürat yapmak, yağcılık yapmak, teselli
etmek ve hatta yüreklendirmek de değildir. Empati anlayış demektir.




“Bak, ben senin yerinde olsam …”
(Çevirisi: “Dırdır edip kafamı ütülemeyi bırak da artık bir şeyler yap.)




Bazı uzmanlara göre; erkekler
ilgilerini öğüt vererek, kadınlar ise benzer deneyimleri paylaşarak gösterir.
İstenmeden/sorulmadan verilen öğütler can sıkıcıdır. İnsana sanki biri size ne
yapmanız gerektiğini söylüyor gibi gelir, bu hissettiklerinizin sayılmayacağını
çünkü konuşmakta olduğumuz şu pek yardımsever tipin dediklerini yapsak böyle
olmazdı denilmiş gibi olur.




Birisine bir sorundan söz ediyor ya
da başından geçen bir şeyi anlatıyorsam o da bana istemediğim halde akıl
vermeye kalkıyorsa, “Teşekkürler ama öğüde ihtiyacım yok. Tek istediğim beni
dinlemen” derim.




Hepimiz zaman zaman dinliyormuş gibi
yaparız ama bazılarımız bunu alışkanlık haline getirmişlerdir.




Sahte dinleyiciler şekil şekildir.
Belki aşağıdakilerden bazılarını tanırsınız:




…Mış Gibi Yapanlar




Bu tipler dikkatle dinleme numarası
yapar. Siz konuşurken onların gözleri sürekli üzerinizdedir. Bakışlarındaki
kararlılık konsantre oldukları ve sizi dinledikleri izlenimi verir ama aslında
pek dinlemiyorlardır. Bu -mış gibi yapan sahtekâr dinleyicilerden


birine henüz rast gelmediyseniz
(tebrikler!) bir politikacıyla tanışmayı ya da televizyona çıkmayı deneyin.




Kendine Dönük Dinleyici




Kendine dönük dinleyici dinliyor
görünmek ister ama onun için dinlemekten çok dinliyor görünmek önemlidir. Size
bakarlar ama, acaba nasıl görünüyorum diye düşünürler. İyi görünüyor muyum?




Amatör Terapistler




Amatör terapistler dinleyici rolü
oynamaya çok hevesli olabilir ama dinlemekten çok rolü iyi oynamakla
ilgilidirler. Bu tipler dinleyenin destek verici rolünü dinleyenin başrolüyle
karıştırırlar.




Aktif Dinleyici




Aktif dinleme, dinleyenin konuşanın
dediklerini kendi kelimelerine dökerek tekrarladığı/yorumladığı faydalı bir
tekniktir.




“İNSAN SADECE DUYMAK İSTEDİKLERİNİ
DUYAR”




Dinlemek çaba gerektirir. Dinlemeye
etki eden kuvvetler hakkında bir şeyler öğrenmenin bir yolu da aynı hikâyeyi
iki taraftan da dinlemektir.




Kendi yetersizliklerimizi öyle kolay
kolay kabullenmeyiz ve dinlemedeki başarısızlıklarımızla yüzleşmek zorunda
kalmak da acı vericidir. Böyle bir durumda kalırsak, doğal olarak cesaretimiz
kırılır: “Ben berbat bir dinleyiciyim”, “Ben bencilim”,
“Ben çok kontrolcüyüm”. Kendimizi böyle kocaman olumsuz terimlerle
tanımlamaktansa sadece bir parçamızın dinleme sorunu yasadığının farkına
varmamız mümkündür. Biraz hayal gücü kullanarak parçalarımızı alt
kişiliklerimiz olarak tanımlayabilirsek, işin kaynağına inebiliriz.




Örneğin; karısı sürekli ona daha
fazla zaman ayırsın diye dırdır ettiği için kulaklarını tıkayan bir kocayı ele
alalım. Biraz daha derinlere baksak, orada annesi tarafından azarlanmayı
bekleyen küçük bir çocuk görebiliriz. Annesinin onu azarlayan sesini duymak
istemeyen küçük bir çocuk, annesinin eleştirileri ile küçücük kalan,
aşağılandığını hisseden, sürekli kontrol altında tutulduğu için yalnız kalmak
isteyen bir ufaklık… Koca içindeki bu “küçük çocuk rolü”nü karısının annesi
olmadığının farkına vararak-bunu gerçekten idrak ederek-susturabilir. Karısı
onu kontrol etmeye çalışmıyordur. Sözleri eleştirilerle dolu olsa bile, aslında
kendi yalnızlığını ve kocasına duyduğu ihtiyacı dile getirmeye çalışıyordur.
Dinlemeye korktuğumuz biz değiliz, dinlemeye korktuğumuz içimizde bir kez
tetiklendi mi bizi çocukluktaki güvensiz halimize döndürüveren korku içindeki
taraflarımızdır.




Utanç ve güvensizlik insanların
eleştiri karsısında vahşice tepkiler vermesine neden olabilen yaralardır. Bazı
insanlar incindiklerinde geri çekilir, bazıları ise saldırıya geçer. Utanca
karşı en büyük hassasiyete sahip insanlar en ufak bir eleştiride hemen
parlayıverirler. Böyle insanlarla yaşamak zordur. Ancak, eleştiriye karşı acı
ve öfkeyle tepki vermek hepimizin yaptığı bir şeydir. Tek farkımız tepki
eşiğimizdedir.




Eleştiriye olan bu aşırı duyarlılık
evrensel olan sevgi ve takdir özlemi ile ilintilidir. Gerçekten duymak
istediğimiz harika olduğumuzdur (bazen “fena değilsin” de yeter).




Eleştiriye olan duyarlılığımız duruma
bağlı olarak değişir. Bizi en çok bizim önemli bir parçamız gibi gelen şeylerin
eleştirilmesi incitir-örneğin motivasyonlarımız ya da yaratıcılığımızla ortaya
koyduklarımız veya ergenlik çağınca (bazen sonrasında da) görünüşümüz …
Özellikle de düşüncelerine önem verdiğimiz insanların eleştirilerine karşı
hassasızdır.




Doğru insanın yanlış şeyi söylemesi
egomuzu balonu patlatan bir iğne misali kocaman bir delik açabilir.




Bizi Tahammülsüz Yapan Nedir?
Kendinizin ya da bir başkasının neden böyle aşırı tepki verdiğini düşünürken
anlamanın/an1ayışın en büyük ironilerinden biri aklınızda bulunsun: Başkalarını
da ancak kendimiz kadar kabullenebiliriz. İşte kendine saygı ile yetiştirilmiş
şanslı insanların iyi birer dinleyici olmalarının sebebi budur. Yine de
kendinizi bulunduğunuz noktada sıkışıp kalmış hissetmeyin. Başkalarının duygularına
saygı göstermeyi öğrenebilirseniz, kendi duygularınıza da daha nazik yaklaşmayı
öğrenebilirsiniz.




Başkalarında tahammül
edemediklerimiz, kendimizde tahammül edemediklerimizdir.




Bazı taraflarımızın sevi1meye değer
olmadığı, saygıyı hakketmediği ve bize asla adil davranılmayacağı gibi yanlış
fikirlere sahip olduğumuz surece başkalarını iyi dinleyemeyiz. İnsanın
saygıdeğerliği büyük ölçüde kendine saygıdan doğar ve beslenir. Kendimize ve
başkalarına gösterdiğimiz tahammül ve takdir, kin ve öfke duygularının
arkasında yatanları görmemizi ve anlamamızı saylar. Duygularımızı bir duyan,
bir anlayan olmayınca ruh halimiz bozulur ve duygularımız bastırılır.


Dünya haklı olduğunu düşünen insanlar
arasında pay edilmiştir.




Dinleme becerisi, kendimizi tutup
karşımızdakinin haline duygusal bir tepki vermemeyi ne kadar başarabildiğimize
bağlıdır.




Bir daha bir seminere ya da
konferansa gittiğinizde düşmanca sorulara dikkat edin. Çoğu sorunun soru bile
olmadığını, konuşmacının haksız, dinleyenin hâkli olduğunu göstermeye yönelik
retorik girişimler olduğunu fark edeceksiniz. Sonra da konuşmacının bu sorulan
nasıl ele alıp yanıtladığına bakın. Bazı konuşmacılar anlaşacak bir konu
bularak sakin kalmaya çalışır, bazılarıysa savunmaya ya da kontra atağa geçer.




Bir konuşmacı kendisine yöneltilen
sorunun onu haksız çıkarmak için sorulduğunu hissederse savunmaya geçebilir.
“Affedersiniz ama herhalde şu konuyu göz ardı ettiniz (seni geri
zekalı!)” Bu “dinleyiciler” den pek azı sorularına gerçekten yanıt
bekler, onların salt arzuları haklı çıkmaktır. Savunmaya geçip soru sorana
karşı çıkmaya çalışan (daha doğrusu karşı tarafı bastırmaya çalışan) konuşmacı
genellikle “Doğrusu hayır … (Ben haklıyım, sen haksızsın)” diyerek
konuyu kapatacağını umar.




Düşmanca yaklaşan bir dinleyiciyi,
konuya olan hakimiyeti ve üstün bilgisiyle akıllı bir konuşmacı bile nadiren
geri püskürtebilir.




Dinlemesi en zor kişiler bize
duygularımızı hiçe sayacak kadar diktatör gibi yaklaşanlardır.




“ACELE ETME -BEN SENİ DİNLİYORUM”




(Kendimizi Bir Yana Bırakıp
Karşımızdakini Dinleyebilmek)




Duygu ve düşüncelerini pek belli
etmeyen biriyle sohbet etmeye çalışırken bu insanın içinde olup bitenlerle
ilgili empatik tahminlerde bulunmanın faydası olabilir.




“Zor bir gündü herhalde”
gibi sözler ya da “Canın bir şeye mi sıkkın?” veya “Ne derdin
var senin?” diye sormak, karsımızdaki insanın sizin onunla gerçekten
ilgilendiğinizi düşünmesini sağlayabilir ama insanların açılmalarını sağlayan
belli bir teknik ya da soru yoktur. Bu iş, sözlerinizin içten olmasına bakar.




İlgi gösteriyormuş gibi yapan
dinleyenler insanı fazla kandıramaz -bazen onlar kandırabilseler de …Siz
konuşmaya başlayınca yüze otomatikman yerleşiveren o gülümseme, vur-kaç
yöntemiyle sorulan sorular, gözlerindeki o huzursuz bakışlar:




Bunların tümü, bu insanın
söyleyeceklerinizle gerçekten ilgilenmekten çok iyi bir dinleyici sanılmayı
istediğini ele veren ipuçlarıdır. Gerçek anlamda dinlemek, tüm bunları bir
kenara bırakmak demektir. İyi dinleyicilerin böyle aciz davranmaya ihtiyaçları
yoktur. Onlar insanları etkilemeye çalışmaz, pohpohlamaz, kışkırtmazlar ve
sözlerini de kesmezler. Hiç öyle bana bak, beni dinle, beni beğen ya da takdir
et yapmazlar. Hem de hiç. Kendi benliklerini bir yana koyar ve dinlerler.


İnsanların birbirlerini anlamaları
bir alma-verme işidir. İstediğiniz şekilde dinlenmeyi sağlamanın en iyi yolu,
önce karşınızdaki insana iyi dinlenildiğini hissettirmektir.




Biri konuşurken kendinizi savunmaya
geçmek zorunda hissediyorsanız ya da sabırsızlanıyorsanız, bu duyguyla ve
karşınızdaki sözlerini bitirene kadar kendinizi tutmanız önemlidir. Sadece
çenenizi kapalı tutmaya özen gösterin yeter. Dinliyormuş gibi yapmak insanların
sözünü kesmekten iyi olabilir ama bu gerçekten dinlemekle aynı şey değildir,
Gerçekten dinlemek için karşınızdaki insanın neler hissettiğini anlamaya
çalışın. Onun yerinde olsanız siz neler hissederdiniz, bunu hayal etmeye
çalışın.


Kendi dertlerinizi karşınızdaki
insanı dinleyecek kadar bir süreliğine bir yana bırakabilmek, iyi bir dinleyici
olmanın bir parçasıdır. Ancak dertleri bir yana bırakmak kendinizin dışına
çıkabilmekle aynı şey değildir.




Bazen ihtiyaçlarınızı karşılamadan
onları askıya almanızın mümkün olmadığını bilmelisiniz. Bu yüzden, bencilce
görünse bile, eşinize gününün nasıl geçtiğini elbette dinlemek istediğinizi ama
öncelikle kendi sorunlarınızın ağırlığını üzerinizden atmak istediğinizi
söylemek doğru olabilir. Bir de sizin canınız hiç dinlemek istemezken konuşmak
isteyen birine en dürüst ve en düşünceli yaklaşım “Şu an söylediklerine
konsantre olamıyorum. Akşam yemeğinden sonra konuşsak olur mu?” demektir. Hazır
olmadığınız zaman birilerini dinlemeye çalışmak empati kapasitenizi kurutur.




İnsanların bizim onları dinleyip
dinlemediğimizi merak etmelerinin bir nedeni de söylediklerini anlayıp
anlamadığımızı bilmektir. Sessizlik belirsizliktir.




Psikanalist W. Bion iyi dinlemek için
“Hafızayı, tutkuları ve yargıyı bir kenara bırakmalısınız” demiştir. Bu
dinleyenlere önyargılarını, varsayımlarını ve kendi ihtiyaçlarını askıya alma
çağrısında bulunan bir açıklık formülüdür. Gerçekten dinlemek, bir kendini aşma
eylemidir.




Ama iyi dinlemek iki basamaklı bir
süreçtir: Önce konuşanın ne dediğini anlarız, sonra da ona bunu bildiririz.
Yanıt vermeyi atlamak, bir mektubu yanıtlamamak gibidir; o kişiye ulaşıp
ulaşamadığınızı asla bilemezsiniz.




Hayatınızdaki zor karakterlerle başa
çıkmanın püf noktalarından biri, oyunda kağıtları nasıl bir el dağıtıyor acaba
diye korkmaktansa size dağıtılan eli nasıl oynayacağınızı bilmekten geçer.




Hayatımızda bazı insanların tek
boyutlu kalmalarının nedeni, onlarla gelebileceğimiz son noktanın ancak orası
olmasıdır.




Bazen başkalarının bize erişimlerini
kontrol altına almak istediğimizde onlara bakmaktan kaçınırız. Televizyon
izleyen bir adam karısı onunla konuşmaya çalıştığında yüzüne bakmayabilir.
Benzer bir şekilde garsonlar çok meşgul olduklarında gözlerini siparişlerini
yerine getiremeyecekleri müşterilerin bakışlarından kaçırırlar.




Size hakaretler yağdıran, son derece
duyarak içinden hissederek küfreden birini dinlemek hiç de kolay değildir.
Böyle bir durumda sizi savunmacı bir tavır almaktan alıkoyabilecek tek şey,
karşınızda bağıran sinirli kişinin sesindeki duyulmak için yırtınan küçük
mutsuz çocuğun sesini duyabilmektir.




Konuşan kişinin ne kadar zor bir
insan olduğuna değil de kendi dinleme çabanıza ve aşırı bir tepki vermemeye
çalışmaya odaklanabilirseniz, bu ilişkideki gerilim de dinmeye başlayacaktır.




Yetişkin ya da olgun dinleyiciler
kendi tepkilerinin sorumluluğunu kendileri taşır. “Bilmem ne
imkânsızdır” diye düşünmek yerine onlara söyleneni dinler, tepkilerini
yoklar ve sonra nasıl bir yanıt vereceklerine karar verirler.




Size açık olmayan birini
“dinlemek” onun fazla bir şey anlatmak istemediğine tanık olmak
demektir. Kendini geriye çeken bu insan yakınınız ise, bu insanı önemsiyor ona
değer veriyorsanız kendinizi dışlanmış hissedebilirsiniz.




Birine açılsın diye baskı yapmak,
dinlemek değildir. Belki de gerçekten onu dinlemek istiyorsunuzdur, ona
gerçekten yardımcı olabileceğinize inanıyorsunuzdur, biraz daha açılsa ve
konuşabilseniz hem onun için hem de bu ilişkiniz için çok daha iyi olacağını
düşünüyorsunuzdur ama baskı baskıdır.




Duygusal olarak içine kapalı
insanlara yaklaşmanın en iyi yolu, onlara fazla baskı yapmadan iletişim kurmaktır.
Baskı yapmadan açılmaya teşvik etmek, açılmanın güvensiz olduğu inancını biraz
gevşemesine yarar.




Bu Adamın Nesi Var Böyle? Aşırı
tepkiselliğe çözüm sağlamanın yolu yargılamak değil, anlamaktır. Annesinden laf
işiten bir çocuğun fırlayıp odadan çıktığını düşünün. Bir çocuk neden o kadar
üzülsün ya da sinirlensin? Genellikle annesinin sözleri onu utandırmıştır da
ondan. Bir insan üzerine gelindiğini hissettiğinde ter ter tepinecek kadar
bunalabilir; o anda o sinirle beni haksız gösteriyorlar diye düşünmektedir.
İnsanın özsaygısına yapılan saldırılarda aldığı yaralar kadar can acıtır.
Çocuğa ne oldu diye sorsanız büyük ihtimalle size “Annem bana
bağırdı” ya da “Yok bir şey, beni rahat bırakın!” der.




Bir insan söylediğiniz bir söz
yüzünden çok sinirlendiyse, onun onurunu nasıl zedelemiş olabileceğinizi
düşünün. Ona bebekmiş gibi mi davrandınız? Düşüncelerinin saçma olduğunu mu ima
ettiniz? Gereksiz duygulara kapıldığını mı söylediniz ona?




“Aşırı” dediğimiz duygusal
tepkileri çözmenin yolu suçu karşınızdakinde-ya da kendinizde-bulmak değildir,
açığa çıkan bu duygunun ne olduğunu bulmaktır.




“ARTIK HİÇ KONUŞMUYORUZ”




(Çiftlerin Birbirini Dinlemesi)




Birliktelik yasayan çiftlerin
ilişkilerinde anlayışın önünde duran en büyük engel haksızlığa uğramış olmanın
verdiği incinme hissidir ve bu his bize uğradığımız hayal karıklığının sebebini
kendimizin dışında aramaya iter. Kendimizi eşimizin anlattıklarımıza biraz daha
ilgili olmasını ve onun hakkında söylediklerimiz karşısında da hemen
savunmamaya geçmemesini istemekten alıkoyamayız. Bu noktalara gelinmişse,
evliliğin başlardaki o romantik görüntüsü yerini bir melodrama bırakmaya başlar
-mutsuz evliliklerde insanların önce kendilerine ve işler daha da kötüye
giderse sonradan dinleyecek birini bulduklarında başkalarına da anlattıkları
cani ile kurbanın hikayesidir bu …




Pek çok çift birbirlerinden çok şey
bekler ve yaşadıkları zorlukları olduğundan çok daha fecaat görürler. Bu trajik
bakış açısındaki asil trajedi, gerçekte olan biteni görme kapasitemizin baştan
kararlaştırılmış olmasıdır.




Partnerinizin yaptığı size acı veren
kaçınma-küsme, bencillik ya da asabiyet gibi şeylerden başlayın ama hemen sonra
kendinize şunu sorun: Bunun arkasında yatan, bu davranış kalıbını tamamlayan
diğer yarısı nedir?




Kadın daha çok konuşmak istiyor.
Erkek daha az kavga istiyor. Hedeflerine ulaşabilmeleri için ikisinin de
karşısındakinin istediklerini biraz daha fazla yapması gerek. Eğer
kovalayanlardansanız, biraz geri çekilmeyi deneyin. Birkaç günlüğüne
karşınızdaki insana fazla odaklanmayın.




Kovalamayı bıraktığımızda neler
olduğuna bir bakın. Kovalamanın ne kadarını kendi kaygılarınızla başa çıkma
yöntemi, ne kadarının haytamızdaki diğer tatminsizlik yaşadığımız alanlarla
ilgili olduğunu bir düşünün.




Kaçan birinin size doğru attığı her
adımı kabul edin -bu bir şikâyet bile olsa … Bu çok önemli. Kovalayanlar
partnerlerinin onlarla duygularını paylaşmalarını istediklerini söyler ama kast
ettikleri hep olumlu duygulardır.




Kaçanlardansanız, size kovalayan
biriyle yaşamak zor gelir. Sizi savunmaya geçme durumunda bırakır. Biri
peşinize düşmüş sizi kovalarken koşmamak insanın elinde değildir. Burada ilk
fark edeceğiniz şey sizi sadece birinin kovalamadığı, bunun bir peşine
düşmekle-kendini korumak oyununa benzediğidir. Kovalayandan kaçmak yerine
onunla kendi istediğiniz biçimde bir iletişime geçin. Partnerinizi gün
ortasında arayın, onu yürüyüş yapmaya davet edin. Aklınızdan geçenleri
söyleyin, ona aklından neler geçtiğini sorun.




Değişim Üç Basamaklı Bir Süreçtir




Kaçan kovalanır oyunundaki rolünüzü
bir haftalığına değiştirirseniz, değişimin üç basamaklı bir süreç olduğunu fark
edeceksiniz:




1.        Önce
siz değişirsiniz.


2.        İkinci
olarak partneriniz bir tepki verir-genellikle kısmen hoş kısmen de sinir bozucu
şekillerde …


3.        Üçüncü
olarak da bu tepsiye sizin vereceğiniz tepki gelir -ya tekrar eski halinize
dönersiniz ya da böyle devam edersiniz.




Erkekler arasında hayatlarındaki
kadınların dırdırcı olduğundan daha sık rastlanan bir şikâyet daha yoktur.
Herhangi biri dırdırcı olarak yaftalandığında, bu herhalde kadının derdini uzun
zamandır bir dinleyen olmamış demektir. Duygu ve düşüncelerimiz samimiyetle
dinlendiğinde, anlaşıldığımızı hisseder ve rahatlarız.




Dinlenmemek insanları kırar.
Başkalarına dırdırcı gibi görünmelerine hiç şaşmamalı…




Eleştirdiğiniz insanla olan
ilişkinizi şöyle bir gözden geçirin. On iki yaşındaki çocuğunuza bahçenin
çimlerinin ayda iki kezden daha sık biçilmesini istediğinizi söylemek başka
eşinize söylemek başka bir şeydir. Eşinize böyle bir şey söylediğinizde size tepkisi
şöyle olabilir: Ne sanıyor bu kendini acaba? Annem falan mı?




Kendilerine yetişkin muamelesi
yapılmasını isteyen eşler, çamaşırların nasıl katlanması gerektiğinin, bulaşık
makinesinin nasıl yerleştirileceğinin ya da arabanın nasıl park edilebileceğinin
anlatılmasını istemezler. Bu gibi işlerin farklı bir şekilde yapılmasını
istiyorsanız, belki de bunları kendiniz yapmalısınız.




Şikâyet etmeye hakkınız olduğuna
karar verdiyseniz, karşınızdaki insanın değişip değişmeyeceğine bir bakın.
Araştırmalar; doğru şekilde motive edilirlerse bazı erkek homosapienlerin kirli
tabakları lavaboya koymayı öğrenebildiklerini kanıtlamıştır


Yine de pek azımız sadece bir başkası
öyle düşünüyor diye kilo veririz ya da egzersize başlarız. Partnerinize kırk
defa kirli tabakları salonda bırakmamasını tembih etmek zorunda kalıyorsanız,
belki de bu işin peşini bırakmalısınız. Belki de insanların kendilerini
karşılarında sağır etmeyi öğrendikleri sürekli bir eleştirmen rolü oynamak
yerine bazı şeyleri olduğu gibi bırakmak daha iyidir-bu haksızlık olsa bile…




Bir erkeğin annesinden şikâyet etmesi
normaldir ancak bunu siz yaparsanız, çizgiyi aşmış olursunuz. Bazı insanlar
partnerlerini eleştirmek için özellikle başka bir çiftle beraber oldukları
zamanları kollarlar. Bu ortamda yapılan yorumlardan yola çıkarak dalga
geçerler. Hiç komik değildir.




“Neden Her Dediğime Karşı
çıkıyorsun?”




Sürekli tartışmak kadar ebeveynleri
çileden çıkaran pek az şey vardır. “Yapmak zorunda mıyım?” “Bu
hiç adil değil” “Yapmak istemiyorum” ve tabii ki “Neden?
Ama neden? Neden ama?”




Bunları bütün gün kim duymak ister
ki?




Tartışmaları yatıştırmanın en iyi
yolu iletişimin sözel ve sözel olmayan fonksiyonlarını ayırmaktır. Çocukların
şikâyet etmesine izin verin. Anlayışınızı dinleyerek gösterin. Son sözü
söyleyecek kişi siz olduğunuz sürece dinlemek o kadar da zor olmamalı.




Ne yazık ki şu genel “Anlıyorum,
ama …” formülü pek ise yaramaz. Çocuklara kendilerinin ciddiye
alındığını hissettiren, onların söylediğini başka kelimelerle söylemek veya onu
anladığınızı söylemek değildir; kendilerini ifade etmelerine izin vermektir. Bu
da dinlemekle olur.




Etkileşimli dinleme; çocukları
konuşturup ne istediklerini söylemeye cesaretlendirerek ve istekleri
mantıklıysa, kararı daha sonraya erteleyerek yapıldığında işe yarar. Çocukları
kendilerini ifade etmeye ne kadar çok teşvik ederseniz ve diyalogu o anda
kurallar koyup direktifler vermekten ne kadar uzak tutabilirseniz, çocuklar da
kendilerine söyleneni yapmayı o kadar kolay kabul ederler.




Çocuk psikologları, ebeveynlere
mızmızlanmayla manipule edilmeyi reddetmelerini önerirler. En etkili yöntem
mızmızlanmayı yok saymaktır. Tepki yok, pekiştirme yok. Mızmızlanma
kalabalıkta, izleyiciler önünde olursa, azarlayıp tartışmayın. Çocuğu oradan
uzaklaştırın. Çocuğun bununla alacağı ders, mızmızlanmanın dışlanmaya yol
açtığıdır.




Eğer evde olursa, ebeveynlerin ilgi
göstermemesi tavsiye edi¬lir. Nutuk çekmeden, yaygara koparmadan kendi
işleriyle meşgul olmaya devam etmelidirler. Nutuk çekmek ve yaygara koparmak
tartışmanın öteki yarısını oluşturur. Mızmızlanan bir çocuğu görmezden gelmek
yalnızca onunla çekişmemeyi değil, ayrıca iç çekip kızgın bakmamayı da içerir.
Bu sözsüz işaretler aynı zamanda tepkidir ve azarlamak kadar mızmızlanmanın
süresini uzatır.




Mızmızlanmayı ortadan kaldırmak
istiyorsanız, görmezden gelmek iyi bir öneridir. Bu tarz davranışları
azaltmanın en iyi yolu bunlara tepki vermemektir.




Ergenleri Dinlemek: Gençlerle
ebeveynler arasında iletişim eksikliğinin en büyük nedenlerinden biri
kaçınılmaz gerçeği kabullenememektir: Çocuklar büyür, kendilerinden daha yaşlı
nesilden uzaklaşır. Gençlerin işi ebeveynlerini eleştirmektir. Bir zamanlar “Anneciğini
ve Babacığını” asla hata yapmayan devler olarak gören çocuklar, artık
ebeveynlerini hiçbir şeyi doğru yapamayan örümcek kafalılar olarak görüp
aşağılarlar. Bu kibirli davranış, ailenin evriminde ve kişiliğin gelişmesinde
doğal bir asamadır. Birey olmamız için gerekli bir roldür.




Gençlerin herkesi ve her şeyi
eleştirdiğini duymak hoş olmayabilir, ancak bu, özgüveni inşa etme sürecinin
bir parçasıdır. Çocuklarını eleştiri yapmakla eleştiren ebeveynler yangına
körükle gider.




Ebeveynler esneklikten ne kadar
uzaklaşırsa, çocuklar da o kadar küstahlaşır.




DOSTLARI ve ÇALIŞMA ARKADAŞLARINI
DİNLEYEBİLME




En iyi dinleyiciler dostlardır,
arkadaşlardır. Belki bizi ailelerimiz kadar çok sevmiyor ve bizden çok şey
istemiyor olabilirler ama bu ancak onları daha iyi dinleyici yapar.
Arkadaşlarımızla ne kadar yakın olursak olalım, onları kontrol etme ya da
kendimizi koruma ihtiyacı duymaksızın onları dinlememize izin veren emin
olduğumuz bir özgürlüğü sürdürürüz.




Arkadaşlık ilişkisi gönüllülük
esasına dayanır. İstediğimiz zaman oracıkta kesebiliriz. İşte bu yüzden de
arkadaşlıklarda dürüst olmak daha güvenlidir.




Dinleyen arkadaşlar bize kendimizi
ilginç biri gibi hissettirirler ve bu da daha enteresan şeyler söyleyebilmemiz
için bize ilham verir.




Arkadaşlıkların nasıl sona erdiğini
düşününce, Woody Allen’in sözünü hatırlarım: Bu dünyada en fazla anlam ifade
eden şeyler, en zevkli şeylerdir ve kendiliklerinden gelir. Çaba harcamakla
olmaz.




Bazen böyle hissederiz ama
hissettiğimiz gibi olmaz. Belki çocukken arkadaşlıklar kolaydır ama büyüdükçe
çaba harcamamız gerekebilir. Arkadaş edinmek ve onları devam ettirmek eşyanın
tabiatına aykırı olabilir ama bazı şeyleri yapmaya değdiği de doğrudur.


 


Fakat sağlam temellere dayanan birçok
arkadaşlık bile zaman zaman onarıma ihtiyaç duyar. Sizinle birlikte gelişen bir
arkadaşlık için biraz caba sarf etmek zorunda kalabilirsiniz.




Ya Patron Size Dinlemezse?




Üstlerimiz tarafından
dinlenmediğimizi düşündüğümüzde bazılarımız hemen pes etmezler. Notlar yazar,
onlarla görüşmek ister, ihtiyaçlarımızı açıklamaya çalışır ve görüşümüzü
bildiririz. Ancak ondan sonra vazgeçeriz. Eninde sonunda da başkalarına şikâyet
ederiz.




Dedikodu bir şuuru alçaltma şeklidir.
Oyunun kuralları basittir: Oyuncular odada kim yoksa onu çekiştirmekte
özgürdür. (İpucu: Bu oyunu oynuyorsanız, odadan çıkmayın.)




Üç-ayaklılık-Hayal kırıklıklarını
uyuşmazlığın kaynağından ziyade üçüncü şahıslarda yöneltme-iş yerlerinde salgın
gibi bir boyuttadır. Başkalarını şikâyet edip öfkeyi boşaltmak son derece
insanidir. Ancak buradaki sorun şu ki; sürekli üstlerimizden şikâyet etmek bizi
edilgenliğe ve küskünlüğe tutsak eder.


 


Bir ara altı terapistle birlikte,
direktör dışındaki herkesin her gün birlikte öğle yemeğine dışarı çıktığı bir
klinikte çalışıyordum. Sohbetin ana konusu neydi bilin bakalım? Direktör ve
onun ne kadar katı bir adam olduğu. Sanki kendileri dirençli bir güç ve
direktör de yerinden oynamaz bir nesneymiş gibi sürekli şikâyet ediyorlardı.




Bazılarınız patronunuzun gerçekten
duyarsız olduğunu düşünebilir. Onunla konuşmayı denedim ama adam beni dinlemedi
bile!




Hiç şüphem yok, öyledir. İnsanlar
yalnızca iyi dinleyici oldukları için terfi etmezler. İyi çalışanlar, belki de
iyi konuşmacı oldukları için terfi ederler. Dahası, yetkili pozisyondakiler
insan doğasının direktif alan yönünü teşvik ederler, sıklıkla da itaat
pahasına. İnsanların anlayışsız yöneticilerle baş etmeye çalışırken yaptığı
hata, çoğumuzun hayatımızdaki zor insanlarla uğraşırken yaptığı hatayla
aynıdır: Onları değiştirmeye çalışırız. Ve bu işe yaramadığı zaman, vazgeçeriz.




İşyeri ailemizin evi değildir. Yine
de çoğumuz patronlarımızla sanki onlar ebeveynlerimizmiş gibi bir ilişki
kurarız. 




SONSÖZ




İyiliğe ve diğer insanların haklarına
hepimiz inanırız. Merhamete, adalete ve herkesin sesini duyurmaya hakkı
olduğuna da inanırız. Elbette bu standartlar hep tecavüze uğrar. Yine de
geçerli standartlar olarak kalır ve bizi harekete geçirmek için ateşler-heyecanlı
bir tartışmanın ortasında kavga etmek yerine her nasılsa dinlemeyi becerdiğimiz
zaman veya birinin hayatında ne olduğunu duymak için fazladan zaman ayırmayı
hatırladığımızda.




Dinleme zorunluluğuna bir yük olarak
maruz kalabiliriz bazen hepimiz böyle hissederiz. Ancak, hayatımızdaki
insanların son derece dinlenmeye değer olduklarının bilinciyle, onların onur ve
değerlerinin idrakiyle hareket etmek oldukça başkadır.  Hepimizin ekleyebileceği tek şey biraz anlayış
göstermek, saygı, şefkat ve iyilik gibi temel değerleri dinleyerek
nakletmektir.




Kitabin başında da söylediğim gibi,
dinlenmeyi bu kadar istememizin nedeni apayrı, kişisel dünyalarımızda yaşamanın
nasıl bir şey olduğunu anlatma ihtiyacının asla önüne geçemeyişimiz.




Maalesef dinleme ihtiyacıyla
karşılaştırılacak başka bir şey yok. Belki de bu yüzden dinlemek bazen az
bulunuyor. Dinlemek bir ihtiyacımız değil, verdiğimiz bir hediyedir.




KAYNAKÇA




DİNLEME SANATI- The
Lost Art of Listening


Michael P. NICHOLS
(Psikoloji Prof.)


Çeviri: Duygu Günkut


Kuraldışı Yayıncılık-


I. Basım: Eylül 2016
(363 Sayfa-27 TL)


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet