DGM SAVCILIĞI TARAFINDAN ALINAN
İFADE
& ÖCALAN’IN SANIK İFADE TUTANAĞI




SANIK: ABDULLAH ÖCALAN Ömer ve Üveyş oğlu 1949 doğumlu, Halfeti ilçesi, Ömerli
köyü. nüfusuna kayıtlı olup, silahlı çete PKK’nın başı,


SORULDU –Türkiye toprakları üzerinde müstakil bir Kürdistan devleti
kurmak için silahlı eylemlerde bulunan PKK örgütünün eylemleri sonucunda 30.000
küsür güvenlik görevlisi ve sivil insanın öldüğü, bu ölümlere kurucusu
olduğunuz örgüt militanlarına çeşitli kanallardan talimat vererek sebep
olduğunuz anlaşılmıştır.


CEVAP – PKK örgütünün
kurucusu olduğum doğrudur. Yine bu örgütün önderliğini yaptığım, benim
önderliğimde Türkiye toprakları üzerinde silahlı bir mücadele başlattığımda
doğrudur. Başlangıçta gerçekten Kürdistan devleti kurmak gibi bir kavramımızda
vardı. Bu da doğrudur, ancak gelişen süreç içerisinde müstakil bir Kürt devleti
kurmak değil de Kürtlerin de Cumhuriyetin kuruluşunda rol almış bir halk olarak
özgür olduğun bir ortam içerisinde birleştirilmesi sonucuna vardım. Bu temelde
ekonomik, sosyal ve siyasal ve kültürel özgürlüğünü elde etmiş olarak bir arada
yaşayabileceği sonucuna vardım. Yakma eylemleri ile ilgili olarak kendini
yakanlara ben kızıyorum öfke duyuyorum bunu terk etmelerini önemle
vurguluyorum,


SORULDU -Yakılacak bir
şey varsa o kutsal canınız değil yakılması gereken kişiler ve kurumlardır
demişiniz bu konuşmayı MED televizyonunun 13. 12. 1998 günü yaptığı programda
yapmışsınız. Bu konuşmanızın arkasından Van ilinde Hamidiye KAPAN isimli PKK
militanı Van orduevinden geçmekte olan ve il jandarma asayiş komutanlığı
personelini taşıyan askeri servis aracına intihar türü saldırı düzenlemiş 14
asker ve 10 vatandaş yaralanmış 1 vatandaşımızda ölmüştür. Şimdi kendinizi
yakmayın sizi yakanları yakın demeniz özgürlük temelinde bir arada yaşama
düşüncenize aykırı değil midir.


CEVAP – Benim MED
Televizyonunda yakmayın sizi yakanları yakın dediğim doğrudur bu konuşmada bana
aittir. Bu konuşmamın özgürlük temelinde bir arada yaşama düşüncesine de aykırı
olduğunun farkındayım ama ağır bir ortam içerisindeyim ve konuşmamda
kastettiğimde Türk Güvenlik Kuvvetlerine saldırı eylemi düzenlenmesi değildir.
Nitekim bu eylemi düzenleyen mahalli sorumlular ile görüştüm. Bu kabil
eylemlerin yapılmamasını istedim. Bu talimatımı yani Türk Güvenlik Birimlerine
saldırı düzenlenmesi talimatını Hakkari ilinde olan kadın bölge sorumlumuz
Pelçin Koda verdim. Pelçin kodun açık kimliğini gerçekten bilmiyorum dedi.
Ayrıca ben bu konuda intihar eylemlerine girişmeyin diye genel bir talimatta
verdim dedi.


SORULDU – Hamdiye
KAPAN’ın Van orduevinde yaptığı saldırıdan sonra örgütün bölge kadın sorumlusu
Pelçin Kodla konuştuğunuzu ve bir daha bu şekilde Türk Güvenlik Birimlerine
saldırı yapılmaması talimatını verdiğinizi söylüyorsunuz ancak bu tarihten
sonra 25.12.1998 günü yine MED televizyonunda yaptığınız bir konuşmada “Bu
işler böyle gelişir ve onlar Türkiye metropollerinde olacaktır, ben böyle sivil
insanlara zarar gelmesin diye canına bağlayıp bir işgal sürüsü ortamında
patlatana yarın onu duyarsız ve faşist hükümetleri destekleyen Türklerin
ortasında patlatacaklar bu böyledir ve yüzlerce de patlatılacaktır dediğiniz ve
bu konuşmanın arkasından 15.01.1999 günü İstanbul Emniyet Müdürlüğünce Yücel
LİKBAY sahte kimlikli Adem LİKBAY ve Zeki BİLİCİ sahte kimlikli şahısların
yakaladığı şahısların yapılan sorgulamalarında yine bu tür intihar eylemlerini
gerçekleştirmede kullanacakları 8 adet fabrikasyon yapımı TNT kalıbı, ayrıca 3
adet el yapımı TNT, 6 adet TG-7 anti personel roket mermilerinde kullanılan
patlayıcı bloğu yakalandığı anlaşılmıştır.


CEVAP – 25.12.1998
günlü MED televizyonu programında şimdi bana okuduğunuz konuşmayı yaptım bu
doğrudur. İtalya’da yakalanmamdan sonra ortam bizi çok bunalttı, bizi çiğ çiğ
yiyeceklerine dair haber aldım. Bu konuşmamı duygusallıkla yaptım, ama bu
konuşmamdan sonra ayrıca böyle bir eylem yapın diye talimat vermiş değilim.


SORULDU– 18.06.1996
günlü Panel programında önümüzdeki aylar sıcak geçebilir, öz savunmalarını
evlerinde mahallelerinde köylerinde yapmalarını diliyorum. Bu ara korucuların
çok dikkatli olmalarını söylüyorum….. Onlara yönelik bir af çağrımız vardı.
İlişkilerini geliştirirlerse bizimle onları olduğu gibi Güneye de çekeriz ve
gerilla savaşı saflarına da alırız. Hiç çekinmelerine de gerek yoktur.
Ayrıyeten savaşta da üzerimize gelmezlerse onları hedeflemek gibi durumumuz
olmayacaktır, en azından ateş etmezlerse bizde kendilerine yönelmeyeceğiz ama
çok azılı olan ısrarlı üzerimize gelenlerinde, bu halk içinde asla yerinin
olmayacağını bilmeleri gerektiğini vurguluyorum dediğiniz bu konuşmanızdan
sonra koruculara yönelik saldırıların arttığı mesela 08.11.1996 günü Hakkari
Çukurca’da militanlarınızın yaptığı saldırı sonucu 12 geçici köy korucusunun
şehit olduğu bunlarla birlikte 5 vatandaşımızın da hayatını kaybettiği 9 geçici
köy korucusunun yaralandığı anlaşılmıştır.


CEVAP– Korucular
üzerimize en çok gelen bir gruptur. Bana okuduğunuz konuşmayı Panel programında
yaptığım doğrudur. Konuşmamda da üzerimize gelmedikleri taktirde onlara
saldırmayacağımızı belirtmiştim. Onlar bize saldırdıkları için korucular hedef
alınmıştır dedi.


SORULDU– Saldırı olduğu
taktirde koruculara saldırılacağını söylüyorsunuz ancak olayımızda korucuların
size tevcih edilmiş bir saldırısı yoktur. Normal vatandaşlarla birlikte
minibüse binmişlerdir, muhtemelen köylerine gitmektedirler.


CEVAP– PKK’nın şiddet
anlayışında şimdi bahsettiğimiz olay gibi sivil vatandaşlara doğrudan yapılan
saldırılarda çok olmuştur Bilhassa 1987 yılından sonra bu yoğunlaşmıştır. Ben
bu saldırıları tasvip etmiyorum yarı çete anlayışıdır önüne geçmek için büyük
mücadele verdim ancak başarılı olamadım.


SORULDU– 17.04.1998 günü
panel programında kasap et derdinde koyun kendi derdinde şimdi bizim turist
hedeftir değildir demeyeceğim ama şüphesiz Türkiye’de bir savaş var özel turist
hedefleri diye bir hedef yok ama ekonomide bir hedeftir tabii bu arada Turist
ekonomisi de hedeftir eğer işler daha da kısışırsa bu tür hedeflere insan
demiyorum turist demiyorum Turizm ekonomisine elimizden geldiğince turiste
zarar vermemeyi amaç edinerek bu günlerde bunun arayışı içindeyiz dediğiniz ve
militanlarınıza Türkiye’nin ekonomisini felce uğratacak hedefler gösterdiğiniz
bu konuşmanızın hemen ardından 30.04.1998 günü bir grup PKK militanı tarafından
merkez Raman petrol sahasında bulunan Petrol toplama istasyonuna, Roketatarlı
saldırı yapıldığı tesisin gasp edildiği 28.03.1998 günüde Batman Beşiri Dayılar
köyü Baltakışla bölgesinde bulunan 25 numaralı yer üstü petrol kuyusuna yine
militanlarca sabotaj yapıldığı ve kullanılmaz hale getirildiği anlaşılmıştır.


CEVAP– 17.04.1998 günü
panel programında şimdi bana okuduğunuz konuşmayı yaptım. Savaşı besleyen
ekonomiyi felç etmek gibi bir düşüncem var bu düşünceye her zaman sahip oldum.
Konuşmamda da belirttiğim gibi Turistleri ayrı tutarak turistlere ve turist
hedeflerine saldırı olacağını belirttim.


SORULDU-Yine bir
talimatınızda dün kendi cephenizin örgütlemenin kendi Útavrınızla ve doğru
bulduğunuz içinde savaşmanın günüdür….. halkımızın büyük bir kısmı
metropollerdedir. Antalya’da İzmir ve İstanbul’dadır. Fakat gelsin parti büyük
eylem yapsın diyorlar peki sizler orada yüz binler varsınız bir kibrit
kıvılcımı sıkıp orman yakmak zor mudur bir küçük patlayıcı fabrikaya atmak zor
mudur dediğiniz bu talimatınızdan sonra Türkiye’nin hemen hemen her bölgesinde
İstanbul, İzmir ve Antalya’da Orman yakmalarının çoğaldığı anlaşılmıştır.


CEVAP– Bu talimatımı
inkar etmiyorum. Bu talimatı verdiğim doğrudur. Ancak özel olarak orman yakma
yönünde verilmiş talimatım yoktur. Bu talimatı ferdi olarak verdiğimden şu anda
pişman olduğumu söyleyebilirim.


SORULDU– PKK
saldırılarından çoğunda Kürt asıllı vatandaşlar ölmüştür Saldırıların büyük
çoğunluğu Kürt asıllı vatandaşlara yönelmiştir. Hem Kürt asıllı vatandaşların
öldürüldüğü için ortaya çıktığınızı söylüyorsunuz hem de Kürt asıllı
vatandaşları öldürüyorsunuz buna ne diyorsunuz.


CEVAP– dedikleriniz doğrudur
terör eylemlerinden dah doğrusu PKK saldırılarından en fazla zararı bölge halkı
görmüştür. başlangıçta bölgenin özgürlüğü için ortaya çıktığımızda doğrudur
ancak daha sonra bize büyük katılımlar oldu bölgede eskiden beri süre gelen
düşmanlıklarda vardı Şemdin SAKIK gibi Kör CEMAL gibi Şahin BALİC gibi Cemil
IŞIK gibi PKK’dan yönetimi ele geçirenler baskılarını ve eylemlerini daha
duyarlı bölge halkı üzerinde yoğunlaştırdılar ben buna sonuna kadar karşı
koydum hatta bu şekil eylemleri gerçekleştirenlerden bazıları KÖR CEMAL KOD
HALİL KAYA HOGİR KOD CEMİL IŞIK METİN KOD ŞAHİN BALİC gibilerini cezalandırdım
ŞEMDİN SAKIK’ıda cezalandıracaktım ancak tutuklu bulunduğu sırada elimizden
kaçtı.


Cezalandırmalar Merkez Komitesince suçu görülen şahıs
yargılanır. Yargılanma sonucunda benim özel onayımla cezaları infaz edilir.
Benim özel onayım önemli kişiler için alınır diğer kişilerde benim özel onayım
aranmaz kendi yetkilerince infaz edilir Cezalandırmalar ARGK yönetmeliği
çerçevesinde yapılır Bu üç şahıs öldürmeyle cezalandırılmıştır. Ancak başka
cezalarda vardır.


SORULDU– 1998 yılında
Viranşehir Belediye Başkanı İbrahim Keleş ABDİOĞLU’nu hedef gösterdiğiniz
anlaşılmıştır. Bu belediye başkanını niçin hedef gösterdiniz?


CEVAP– 6 Mayıs 1996
senesinde Şam’da ki evimin önünde bir tonluk bir bomba patladı. bombayı dolmuş
içine yerleştirmişlerdi. Burada hedef benim öldürülmemdi. Bu olay üzerine örgüt
olarak biz araştırma yaptık. Suriye Kürtlerinden olan Malasino ailesinden bir
gencide yakaladık onu sorguya çektik. Bu gencin ismini hatırlayamıyorum. Yalnız
bana verilen bilgide evimin önünde bomba ile patlayan aracı bu gencin kullanmış
olduğudur. Bizde araştırma yaptık yaptığımız araştırmalar sonucunda Siverek
Viranşehir ve Suriye’de Haseki şehri hattında Sedat BUCAK. Viranşehir Belediye
Başkanı Keleş ABDİOĞLU ve Malasino ailesinden o gencin bana suikast düzenlemek
üzere hazırlık yaptıklarını ve anlaştıklarını tespit ettik. Hatta örtülü
ödenekten de 50 milyon doların bu iş için ayrıldığını öğrendik. Aynı olay
Susurluk raporunda da anlatılmıştır. Benim Keleş ABDİOĞLU’nu hedef göstermemin
asıl sebebi budur. Yani bana yapılan suikast teşebbüsüdür.


SORULDU- 6 Mayıs 1996
tarihinde Suriye’de evinizin yakınına patlayıcı madde dolu bir kamyonun
bırakılmasından ve patlamanın meydana gelmesinden evvel Yalçın KÜÇÜK’ün bu
girişimi size haber verdiği iddiası var. Yalçın KÜÇÜK Ankara DGM’de bir
yargılaması nedeniyle verdiği ifadesinde bir siyasi Úparti liderinin bu durumu
kendisine haber verdiğini, kendisinin de kaçması için size haber verdiğini
söylemiştir.


CEVABEN- Yalçın KÜÇÜK’ün
bana telefonla -bugünlerde Size karşı bir saldırı gerçekleştirilecek hazırlıklı
olun- dediği doğrudur. Ancak herhangi bir siyasi parti mensubu veya lideri bunu
haber verdi diye bir şey söylemedi. Ancak normal olarak muhalefetteki siyasi
partilerin bu haber vermesi normaldir. Çünkü bu saldırı gerçekleşseydi
iktidardaki parti puan kazanacaktı. Ancak dediğim gibi isim vermemiştir. Ayrıca
ben Yalçın KÜÇÜK’ün HABER vermesi nedeniyle özel bir tedbir almadım zaten her
zaman tedbirli idim.


SORULDU– Zaman zaman
ateşkes ilan etmektesiniz 1 Eylül 1998 günü ateşkes ilan ettiniz. ancak
4.10.1998 günü Mardin eyalet sorumlusu Felat kod Mehmet AZAYDIN ile yaptığınız
telefon görüşmesinde “şimdi bilemiyorum bu bölge herhalde önemli yalnız
eyalet üzerinde biraz bu çizgiyi oturtma işinde şey etmeniz lazım, birde
beklenmedik bu operasyonlar oluyor zaten bundan sonra bu ateşkes hikaye yani
bunların öyle aldırış ettiği bir şey yok her tür tedbir alınır, yaniher tür
eylem her tür karşı koyma her tür ilerleme her tür bilmem öngörülen velhasıl
gelişme adına ne varsa yapılır- dediğiniz bu talimatından sonra 17.11.1998 günü
bir kadın militanın Yüksekova ilçesinde Jandarma Komutanlığı önünden geçmekte
olan askeri konvoya bombalı intihar saldırısında bulunduğu, saldırıda İrfan
Türker isimli bir astsubayın şehit olduğu 2 astsubay ve 2vatandaşımızın
yaralandığı, yine 01.12.1998 günü Lice ilçesinde Can Market adı altında
faaliyet gösteren ve tüp satılan markete Binevş Amed Kod HÜSNİYE ORUÇ’un el
bombası pimini çekerek intihar türü saldırı eylemi gerçekleştirdiği ikisi asker
10 kişinin yaralandığı anlaşılmıştır. Yani hem ateşkes sürecini başlatıyorsunuz
ve ardından da bu tür eylemlere talimat veriyorsunuz. Bu konuda
söyleyecekleriniz nelerdir.


CEVABEN– Bu ateşkes
konusunu biraz açmak istiyorum. Ateşkes önerisi bize Avrupa temsilcimiz KANİ
YILMAZ ve ŞAHİN KOD Ferhat ABDİ ŞAHİN isimli arkadaş tarafından getirildi. ABDİ
ŞAHİN isimli arkadaşımıza da SELİM OKÇUOĞLU isimli ve avukatlık yapan HADEP’te
de faaliyet gösteren kişi getirmiş bana getirilen ateşkes önerisi çok
kapsamlıydı, Olağanüstü halin kaldırılacağının geçici köy koruculuk sisteminin
kaldırılacağının Türkiye’nin üniter yapısına halel gelmemek kaydıyla bir takım
düzenlemelere girişileceğini belirtmişti. Bu belge sanırım şimdi Avrupa
arşivimizdedir, fırsat olursa ileride bu belgeyi getirtiriz. Aynı konuda
cezaevleri temsilcimiz SABRİ OK’la da bir görüşme yapılmış ben SABRİ OK’la
telefonla konuştum. SABRİ OK kendisi ile de görüşüldüğünü ve aynı önerilerin
kendisine de yapıldığını söyledi.


Ben de bu konuda anlaşma yapmak istiyordum. Önerileri doğru
olarak kabul etmek durumundaydım. Yine sanırım Genelkurmayın Toplumsal
İlişkiler Başkanlığında çalışan bir Albay Brüksel’deki temsilciliğimize kadar
gelmiş ve aynı önerileri getirmiş. Ben önerilerin ciddiyetine inandım,
1993’tede Özal’ın bu çeşit düşünceleri vardı ancak o zaman ordu bu konuya hazır
değildi. Bana getirilen önerilerde artık ordunun da bu konuya hazırlandığı
belirtiliyordu. Bu sebeple ben ateşkesi tek taraflı olarak ilan ettim. Bana
söylenen resmen olmasa bile fiilen ateşkes şartlarına bağlı kalınacağı ve aşama
aşama önerilerin gerçekleştirileceği idi. Ben SELİM OKÇUOĞLU ile 2 yıldır
görüşmekteyim. Arabulucu durumunda idi. Kendisi ile telefonda görüşmelerim oldu
dedi.


SELİM OKÇUOĞLU beni Avrupa’dan aradı Türkiye’den aramadı
dedi.

MED televizyonunda SELİM OKÇUOĞLU ile yaptığım konuşmanın ses bandı yayınlandı.
Benim karşımda konuşan şahıs SELİM OKÇUOĞLU’ydu.


Demin bana okuduğumuz Yüksekova ilçesindeki askeri araca ve
Lice ilçesindeki Can markete yapılan saldırı olayının benim verdiğim emir ile
ilgisi yoktur. Bu olay ben İtalya’da yakalandıktan sonra yapılan olaydır.
Gerillanın tepkisidir. Kendiliğinden yapılan bir eylemdir. Benden müstakil
olarak emir veren bölge sorumlusu YAJWK sorumlusu PERÇİN KOD’dur.


SORULDU- Eylemlere dönük
olarak verdiğiniz emir ve talimatlardan birkaçı seçilerek bize okunmuştur.
Dosyamızda bunun gibi verdiğiniz yüzlerce emir ve talimat ve bunların kasetleri
mevcuttur. Ancak verilen bu eylem talimatları sonunda toplam 5346 güvenlik
görevlisinin şehit olduğu 10730 güvenlik görevlisinin yaralandığı ve birçoğunun
sakat kaldığı. 4471 vatandaşımızın hayatlarını kaybettikleri, 5816
vatandaşımızın yaralandıkları ve bir kısmının sakat kaldığı, ayrıca yine Türk
vatandaşı olan 18073 militanın öldürüldüğü 50146 kişisinin de tutuklandıkları
veya mahkum oldukları anlaşılmıştır. Bütün bu olayların nedeni verdiğiniz emir
ve talimatlardır.


CEVABEN: Bilanço
doğrudur. Belki ölü ve yaralı sayısı şimdi bana okuduğunuz rakamlardan da
fazladır. Bu olayların benim eğilimlerime göre gerçekleşip gerçekleşmediği
münakaşa edilir ancak bu olayların sorumlusu benim doğrudur. Şunu da belirteyim
ben silah kullanmadım. Emri ben verdim sorumluluk bana aittir dedi.


Doğu PERİNÇEK ilişkisi SORULDU


CEVAP- Doğu PERİNÇEK’in
1991 yılında kampımıza geldiği ve benimle görüşmeler yaptığı doğrudur. Ancak
bizim örgütümüzde gizli lider konumuna getirildiği doğru değildir. Doğu
PERİNÇEK bana siz bu şekilde muvaffak olamazsınız benim siyasi yapılanmam
içinde yer almanız daha doğru olur şeklinde telkinlerde bulunuyordu, 1993
yılında ateşkes devam ederken Bingöl ilinde 33 askerin vurulması ateşkese
indirilen büyük bir darbe olmuştur. Bu olayı Diyarbakır bölge temsilciliği
yapmıştır, Diyarbakır sorumlusu ŞEMDİN SAKIK tarafından gerçekleştirilmiştir.
ŞEMDİN SAKIK’ın eylem anlayışı çerçevesinde yapılmış bir olaydır. Bir silahlı
çatışmada köye giden 16 gerillanın öldürülmesi üzerine bu eylemi misilleme
olarak yaptıklarını yani otobüsten indirdikleri 16 sivil askeri öldürdüklerini
söylediler. Biz muhtelif çatışmalarda 14-15 askeri esir aldık. Bunlar
silahlıydı. Buna rağmen iki sene yanımızda tuttuk. ARGK yönetmeliği ve benim
anlayışım ve talimatlarım çerçevesinde iki sene sonra hepsini teslim ettik.
Hiçbir kötü muamele yapmadık.


SORULDU– Genel
Başkanlığını Akın Birdal’ın yaptığı İHD bize yakın bir kuruluştur. Ancak
organik bağımız yoktur diyorsunuz?Oysa İHD Diyarbakır Şube Başkanı Mahmut Şakar
Avrupa ERNK cephe merkezinin talimatıyla İstanbul HADEP il Başkanlığına
getirildi. Onun yerine de yani Diyarbakır İHD Şube Başkanlığına Osman BAYDEMİR
atandı. Yine ERNK’nın talimatıyla Eren KESKİN İHD Genel Merkez teşkilatına
getirildi. Böylece Akın BİRDAL desteklendi.


CEVABEN– Avrupa ERNK
cephe teşkilatının bu tür faaliyetler gösterdiğini, atamalar yaptığını duydum
karşı çıkmadım. Çünkü gerek HADEP olsun gerek İHD olsun bize yakın
teşkilatlardır. Her ne kadar bu tanınan şahıslar PKK örgütü mensubu olacak
kapasitede değillerse de bize sempatizandılar ve böylece bir iş birliği içini
girilmiş oldu. Bizim elimizde bulunan askerleri 1996 yılı zannederim Eylül
ayında K. Iraktaki kampımıza gelen İHD Başkanı Akın BİRDAL, kapatılan RP Van
Milletvekili Fethullah ERBAŞ ve yine bize yakın bir kuruluş olan MAZLUM-DER
Genel Başkanı İhsan ARSLAN’ın ricalarını da göz önünde bulundurarak teslim etme
sürecine girdik.


Necmettin ERBAKAN’ın Başkanlığı dönemindeki
ilişkileri soruldu.


CEVABEN- Necmettin
ERBAKAN 1996 yılında başbakan olduktan sonra bana Suriye de bulunan ve Suriye
devletine yakın olduğunu bildiğim Ağa Kod Mervan ZERKİ ile Suriye de benim
temsilcim olarak bulunan Delil Kod vasıtasıyla Erbakan’ın mesajı geldi,
Necmettin ERBAKAN bu şahıslar vasıtasıyla bana ulaştırdığı notta
“Güneydoğuya siyasi ekonomik, kültürel açılımlarda bulunmak istediklerini,
bu nedenle barışın sağlanmasını, ateşkesin ilanını” öneriyordu. Bende bu
görüşü olumlu bularak yine aynı şahıslar vasıtasıyla kendisine mektup yazdım ve
bu önerisini kabul ettiğim yolunda mesaj gönderdim. İsmail Nacar isimli şahıs
zaman zaman yine RP iktidarı zamanında benimle telefonla görüştü ve
arabuluculuk tekliflerini iletti. O da benim yaptığım görüşmelerde, görüştüğüm
kaynaklarla sizi bir araya getirebilirim diyordu.


SORULDU– İstanbul’da
Özgür Gündem gazetesi el değiştirmesi ve bu gazetenin örgütle ilişkileri,
Behçet CANTÜRK’ün örgüte yardımları konusunda diyecekleriniz nedir?


CEVABEN– Ben Özgür
Gündem gazetesinde Ali FIRAT kod adıyla yazı yazıyordum. Behçet CANTÜRK’ün
gazete yüzde yirmi beş hissesi vardı. Gerisi tamamen bazı ortakları olmakla
birlikte örgütün inisiyatifindeydi. Bizim kontrolümüzdeydi. Avrupa temsilcimiz
ERNK Bürosuna bağlı olarak çalışıyordu. dedi.


SORULDU– İstanbul da
Özgür Gündem gazetesinin çıkarılması ve bunun örgütle ilişkisi ve bu ilişkileri
daha ziyade PKK uyuşturucu bağlantısını ortaya atan gazete yazarlarına daha
sonra saldırı olmuştur. Bunlardan bir tanesi de yazar Uğur Mumcudur. Bu
konularını açıklayınız.


CEVAP– Yazar Uğur
Mumcu’nun benimle ilgili örgütle ilgili yazıları yayınlanmıştır ve kitapları da
vardır. Bunu biliyorum ve kendisini de tanıyorum. 12 Mart 1972 tarihinde Mamak
askeri cezaevinde tutuklu olarak birlikte kalmıştık. Ugur Mumcu’nun eserleri
örgüt, çeteler ve bunların devletle ilişkisi, yani devletten yararlanmaları
konularını içeriyordu. Ölmeden önce Yalçın KÜÇÜK kanalıyla, benimle görüşmek
istedi, zaman yetmediği için görüşemedik. Kendisi taktir ettiğim bir
gazetecidir. Örgütün gelişiminin kendisine anlatmaktan sevinç duyarım, çünkü
iyi bir araştırmacıydı. Kendisinin “bizim devlet mi Apo’yu büyüttü”
söylemi vardı. Öldürme olayında benim bilgim yoktur ve bizim örgütümüzün de bu
olayla herhangi bir irtibatı yoktur. Olsaydı benim mutlaka haberim olurdu.


Sanığa KÜRT-HA ajansının beyanı okundu soruldu.


CEVAP: Bu haber ajansı
örgüte aittir, ancak verdiği haber saptırmadır. Daha sonra da yalanlanmıştır ve
kesinlikle bizim örgütümüzün öldürme olayıyla hiç bir irtibatı yoktur, dedi.


SORULDU: 1993 yılında yine
bir ateşkes ilanınız vardı, size öneri getiren mi oldu, yoksa kendi
düşüncenizle mi tek taraflı olarak ateşkes ilan ettiniz?


CEVAP: 1993 yılında
Celal Talabani bana geldi, onunla olan görüşmemizde Özal’ın ateşkes konusunda
talebi olduğunu iletti. Böyle bir beklentisi olduğunu söyledi. Daha önceden de
ben Türk gazetecilerinden Mehmet Ali Birand, Güneri Civaoğlu, İsmet İmset’le
aynı konuda röportaj yapmıştım. Ben bu Türk gazetecilerine Özal’ın ateşkes
isteğinde samimi olup olmadığını sordum. Bu gazeteciler bana Turgut Özal’ın
Kürt meselesine çözüm arayışı içinde olduğunu ve bu işi yapacak cesaretinin de
bulunduğunu söylediler.


Aynı soruyu Celal Talabani’ye de yönelttim. Celal Talabani de
bana samimi gördüğünü ve bu konuda cesareti olduğunu söyledi, ben de amaç
olarak olayı siyasi platforma götürmek istiyordum. Benim düşünceme uygun
geldiğinden 15 Mart 1993 günü Celal Talabani’yle birlikte ateşkesi ilan ettim,
ateşkes ilan ettiğimizde HEP milletvekilleri Ahmet Türk, Hatip Dicle, Sedat
Yurttaş ve Sırrı Sakık da oradaydılar. Celal Talabani benimle görüşmesinde
Turgut Özal’dan başka devlet içinde çeşitli kademelerde kişilerle görüştüğünü
bu arada siyasi parti liderleriyle de görüştüğünü, izlenimlerinin olumlu
olduğunu söylemişti. Hatta sonraki görüşmemizde Talabani, Özal’ın benim ateşkes
ilan etmemden sonra rahat bir uyku uyuduğunu söylediğini iletti. İngiltere’de
Arapça yayımlanan bir gazetede, gazetenin ismi El Vasaf’tır, Talabani’nin bir
açıklaması oldu, bu açıklamasında Talabani görüştüğü isimlerle ilgili bazı
isimler vermiştir. Ben bu açıklamayı okumadım, yalnız münderecatı hakkında bana
bilgi verdiler, açıklama doğrudur.


1993 yılı Mart ve Nisan ayında olabilir Hasan Cemal
Cumhuriyet Gazetesi adına benimle röportaj yapmaya gelmişti. Hasan Cemal’le
yemek yerken Hasan Cemal bana o günkü İçişleri Bakanı İsmet Sezgin’in benim
için üslubunu biraz yumuşatsın, bizim de onun hakkında sert konuştuğumuzda
aldırış etmesin dediğini iletti. Celal Talabani’yle olan ateşkesle ilgili
konuşmalarımız ve gazeteci Hasan Cemal’le yemek esnasında yaptığımız konuşma,
ikisi de benim evimde gerçekleşmiştir. İlk görüşme Şam’daki evimde
gerçekleşmiştir. Hasan Cemal’le olan görüşme ise Lübnan’daki evimde olmuştur.


1993 yılı Martında ateşkes ilan ederken PSK Başkanı Kemal
Burkay da yanımızdaydı, o da ateşkese destek veriyordu, o gün aramızda birlikte
hareket etmek için Kemal Burkay’la birlikte hareket etmemiz için bir protokol
imzaladık. Bu protokol halen geçerlidir.


SORULDU: 1993 seçimlerinde
HEP, SHP ile ittifak ederek seçimlere girdi, seçimler sonucunda 20’den ziyade
HEP kökenli milletvekili parlamentoya girdi, HEP kökenli milletvekili
adaylarının sizin tarafınızdan tespit edildiği ve tespit edilen adayların
milletvekili olduğu konusunda ne diyorsunuz?


CEVAP: HEP’le SHP’nin
ittifak ederek seçimlere girmesini fiilen destekledim. Bildiğiniz gibi SHP,
Cumhuriyet Halk Partisinin mirasını almıştır. Cumhuriyet Halk Partisi
Türkiye’nin en köklü partilerinden biridir. Kürt meselesini bu partiyle
çözebiliriz diye düşündüm. Esasında SHP’nin de Kürt meselesiyle ilgili
hazırladığı rapor vardır. Bu sebeple HEP’le SHP’nin ittifak yapmalarını
destekledim, ittifakın ortamının hazırlanması için çaba sarf ettim. Dolayısıyla
gösterilen HEP kökenli milletvekili adaylarının bir kısmını tanımamakla beraber
adayların seçiminde etkili oldum ve seçilenlerin adaylıklarını onayladım.
Seçimlerden evvel Zübeyir Aydar, Ahmet Türk, Hatip Dicle, Leyla Zana, Sedat
Yurttaş, Sırrı Sakık’la görüştüm. Bunların bir kısmıyla bizzat yüz yüze
görüştüm. Yüz yüze görüştüğüm kişiler arasında Leyla Zana, Ahmet Türk, Sedat
Yurttaş, Zübeyir Aydar vardır. Diğer milletvekili adaylarıyla telefon ile
görüştüm. Yüz yüze görüşmeler Suriye ve Lübnan’daki evimde olmuştur.


Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldığı zaman Kürt
milletvekilleri de meclise kendi kıyafetleriyle gelmişlerdi ve kendi dilleriyle
Úkonuşuyorlardı. Esasen bunların çoğu Türkçe’yi bilmiyordu. Ben o zaman seçilen
milletvekillerine meclise kendi kıyafetlerinizle gidebilirsiniz. Mecliste
Kürtçe konuşabilirsiniz, yani Kürt olduğunuzu belirtebilirsiniz şeklinde
talimat verdim, daha sonra onlara böyle bir görüş ilettim. Yoksa kesin kes
yemin merasiminde şu işleri yapacaksınız diye talimat vermedim.


SORULDU: HEP-SHP
ittifakında SHP adına kimlerle konuştunuz ve konuşmalar sırasında SHP
tarafından size bazı vaatlerde bulunuldu mu?


CEVAP: HEP-SHP
ittifakında SHP’lilerle görüşmeleri HEP’e bırakmıştım. SHP adına görüşmelerin
kimler tarafından yapıldığını bilemiyorum. Yapılan görüşmelerde vaat edilen
menfaatler partinin yani SHP’nin içinde kalın, konuyu bizim partinin
görüşlerine göre çözelim şeklindeydi. Sanırım hükümet olduklarında HEP
kökenlilere bakanlık veya HEP’e genel müdürlükler verilmesi vaat edilmişti.


SORULDU: HADEP ilişkisi
soruldu.


CEVAP: 23 Haziran 1996
tarihinde yapılan HADEP Kurultayında Türk bayrağının indirilmesi olayı tamamen
HADEP’in bir gafıdır. Olaydan bir kaç gün sonra MED TV’de yaptığım konuşmada bu
olayın yanlış olduğunu ortaya koydum.


HADEP bünyesinde yurt içinde oluşturulan Gençlik ve Kadın
komisyonlarında yapılan eğitim çalışmalarıyla Romanya ve Moldavya gibi
ülkelerde yapılan eğitim çalışmaları tamamen benim perspektifime, görüşlerime
uygun olarak yapılan çalışmalardır. Ben kendilerine buraya PKK ideolojisini
taşıyamazsınız siyasal ve yasal gerçeklere uygun bir eğitim yaparak
bilinçlenmeyi sağlayacaksınız diyordum. Romanya ve Moldavya gibi ülkelerde
yapılan eğitim çalışmalarında yetişen müdahaleci grupların HADEP’in
faaliyetlerinde ve icraatlarında söz sahibi oldukları doğrudur. Yurtdışındaki
ve özellikle Romanya’da ki eğitim çalışmalarını Mehmet Hoca Kod CEVAT SOYSAL
yürütmüştür. MEHMET HOCA Kod CEVAT SOYSAL benimle telefonla irtibat kurarak
görüş ve talimatlarımı alıyordu.


HADEP’in il ve ilçe teşkilatlarında gerek yurtdışındaki
kamplara ve gerekse kırsal alana eleman gönderme faaliyetinin yürütüldüğü
doğrudur. Ancak ben kendilerine bu işin yasal parti olmaları nedeniyle
kendilerine zarar vereceğini bu faaliyetlerinin yanlış olduğunu belirtiyordum.
HADEP’in kuruluşu sırasında Avrupa teşkilatımız vasıtasıyla para yardımı yaptık.
Zannederim bu yardım 200.000 mark civarında idi. Kendileri adına düzenlenen
gecelerde toplanan paralar bu şekilde bu partiye aktarılmıştır. Halen
cezaevinde hükümlü olarak bulunan PKK mensubu SABRİ OK’un HADEP’lilere
talimatlar verdiği doğrudur. Üst düzey kararları da vermektedir. Ancak benim
demek istediğim şudur. Ben esasen bir siyasi kanal arayışı içindeyim, fakat bir
HADEP’linin yasal gerçekler karşısında kendisini PKK militanı gibi görmesi ve
göstermesi yanlıştır. HADEP’le olan işbirliğimizi şu çerçevede anlatabilirim.
Madem ki bu parti bizim tabanımıza dayanıyor bizi temsili doğru olarak yapması
ve bunun içinde eğitim görmesi gerekir. Siyasi bir realite karşısında yasal bir
parti olduğunu da unutmaması gerekir.


Yaklaşan 18 Nisan seçimleri dolayısıyla HADEP’in
yapabileceği ittifaklar soruldu?


CEVABEN: 18 Nisan 1999
tarihinde yapılacak milletvekili seçimleri dolayısıyla HADEP’in CHP veya DTP
ile ittifak yapıp yapmayacağı konusunda benden Avrupa’da ki görevlimiz Şahin
kod FERHAT ABDİ ŞAHİN vasıtasıyla görüş soruldu ben her iki parti içinde
yapılacak ittifak için olumlu görüş belirttim. Her iki partinin baraj sorunu
vardı. Bu nedenle HADEP ile her ikisinin de ittifak yapması mümkündü.
Cumhuriyet Halk Partisi bu ittifak görüşmesinde bazı şartlar ileri sürmüş,
seçimlerden sonra HADEP bünyesinden milletvekili olanların parti içinde
kalması, Kürt sorunun Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerine göre çözülmesi ve
sivri isimlerin aday olmaması gibi isteklerde bulunmuş, bende bunu normal
karşıladım ve ittifak çalışmasına devam edin dedim. Keza DPT Genel Başkanı
HÜSAMETTİN CİNDORUK’un da uzun bir demokrasi deneyimi olması ve bu partinin de
demokrat yapıda bir parti olması nedeniyle bu ittifakı da onayladım. DTP’nin
kontenjan istediğini yani ön sıralarda yer istediğini söylediler. Bunun üzerine
HÜSAMETTİN CİNDORUK’un Diyarbakır’da İSMET SEZGİN’in Batman’da aday
gösterilebileceğini belirttim zaten İSMET SEZGİN’in 1993 yılındaki temasında
tanıyordum.


ABDÜLMELİK FIRAT muhafazakar bir yapıdadır ve zaten Şeyh
Sait’in torunudur benimle defaten görüşmüştür. Suriye’de gelmiştir kendisinin
HADEP Genel Başkanı olmak gibi bir niyeti vardı bende uygun gördüm. Çünkü
yukarıda söylediğim gibi muhafazakar yapıda olduğu için Refah Partisi’ne gidecek
oyları toplayabilirdi. Ayrıca bugünkü HADEP’in teşkilatı sol yapıdadır. Böylece
her iki görüş oyların daha fazla toplanmasını sağlayabilirdi. Ancak HADEP’in
teşkilatına sol görüş hakim olduğu için Abdülmelik Fırat’ın genel başkanlığını
istemediler. Bunu bana yine Avrupa’da ki görevlimiz Şahin ulaştırdı. HADEP’ten
başka çevrelerde mesela Leyla ZANA ve arkadaşları ABDÜLMELİK FIRAT’ın genel
başkanlığına karşı çıkmışlar bu noktada zannederim çekememezlik de var.


06.05.1996 günü kendisine yapılan suikast girişimini
YALÇIN KÜÇÜK’ün haber vermesi olayı tekrar soruldu.


CEVABEN: Bu konuda YALÇIN
KÜÇÜK’ün söyledikleri doğrudur. Yani kendisine bu olayı haber veren kaynaklar
konusunda söylediklerinin doğru olması gerekir. Benim izlenimlerime göre de bu
haber YALÇIN KÜÇÜK’e ANAP çevresinden sızdırılmış olup elbette ki genel
başkanlarının bilgisi tahtında olmuştur.


SORU: Emir ve
talimatınızla hareket eden kırsal alandaki örgüt mensuplarının kullandığı
normal silahlar ve helikopter saldırılarında kullandığınız STRELLA 2 M KAKRUŞA-SAM6-SAM7
füzelerinin temini nasıl olmaktadır. Sizin bilginiz dahilinde mi?


CEVAP: PKK’nın elindeki
silahlar Körfez savaşında kuzeye doğru sürülen insanların bıraktıkları
silahları topladık ve bir kısmını da para ile aynı yoldan satın aldık. Bizim
silahlarımızın temini mali kaynaklarımıza dayanır. Mali kaynaklar büyük
çoğunlukla Avrupa’dan bağış ve kampanyalardan elde ettiğimiz gelirlerdir.
Örgütün mali kaynak temininde vergilendirme adı altında para toplanmaktadır.
Bölge temsilciliklerine bağlı kişiler uygun buldukları şahıslardan para
toplamaktadırlar. ERNK adına makbuz basıp para temin etme bölgelerin
inisiyatifindedir. Kırsal alanda faaliyet gösteren özellikle BOTAN bölgesi gibi
geliri olmayan bölgelere bence bilinen milyon dolar miktarlarında yıllık gelir
para bu bölgelere gönderilmiştir. Benim bilgim dahilindedir. SOLHAN bölgesine
15 milyon dolar gönderilmiştir dedi.


SORULDU: 1990 yılından
itibaren Türkiye dahilinde örgütünüze yardım eden iş adamları, dernekler veya
kuruluşlar hakkında ve devlet ihalelerine giren mutaahitlere iş alabilmeleri
için yardım edip etmediğiniz, ihaleyi alması için yardım ettiği iş adamlarından
vergilendirme alınıp alınmadığı, Zağros bölgesinde uyuşturucu madde
kaçakçılığına göz yumulup yumulmadığı üst düzeyde uyuşturucu kaçakçılığı
ilişkisi soruldu.


CEVAP: 1991-1993 yılları
arasına bölgedeki müteahitlerden yüzde itibariyle bir miktar örgüte gelir adı
altında paralar alınmıştır. Mütaahit firmalar örgütün gücünü kullanarak ihale
aldıklarında bizde onunu üzerinden bir gelir temin etmekteyiz. Bunlardan Halis
TOPRK fabrika yapımına başlayınca bizimkiler ondan eğer burada fabrika
yapacaksan, çalıştıracaksan bir ücret vermek zorundasın, yani örgüte bir bedel
vereceksin demişler ve ondan ücret almışlardır. Miktarını bilemiyorum.
Bölgelerdeki elemanlarımız tahsil etmişlerdir.


Ali Rıza SEPETOĞLU’nun ailece işlettiği taş ocakları vardır.
Keza bundan da bölgesel örgütümüz örgüt adına ücret almıştır. Miktarını
bilemiyorum. Keza Ceylan Holding şirketinden bölgesel birimlerimiz para tahsil
etmiştir. Miktarını bilemiyorum. Bu para alma üsulu bölgemizde yaygındır. Hatta
Behçet CANTÜRK de örgütümüze yardımda bulunuyordu. Yüksekova da Cihangir ağa,
Mardin de Türk ailesi ile Kahramanlar ailesinden örgüt para tahsil etmiştir.
Bunun dışında ismini bilemediğim çok sayıda iş adamından da para temin
edilmektedir. Ayrıca Başkale, Hakkari bölgesindeki uyuşturucu ticareti ile
ilgili olarak, silah ve hayvan ticareti de dahildir, bu gibi işleri yapanlardan
örgüt adına Ferhat kod Osman ÖCALAN tarafından para tahsil edilmektedir. Ayrıca
sınır boylarında örgüte ait gümrük birimleri adı altında oluşumlar vardır.
Paraları bunlar tahsil etmektedir. Her örgütün bu şekilde bir uygulaması
bulunmaktadır. Örgütün Avrupa da topladığı paraları Sinan adındaki elemanımız
İsviçre bankalarına yatırmaktadır. Mali işlerle bu şahıs uğraşmaktadır. Kendisi
Nusaybinlidir. Med-Tv de çalışmaktadır. Belçika de yakalanan Haydar A BABA adlı
örgüt elemanımızın üzerinde yakalanan parada örgüte aittir.


SORULDU: PKK tarafından
kullanılan Strella füzelerinin nasıl temin Úedildiği soruldu.


CEVABEN: Yunanistan’da
bulunan temsilcimiz Rozalin kod Ayfer KAYA Yunanistan da bir yardım kampanyası
oluşturduğu kiliselerden ve bize yardımcı olan halktan toplanan paralarla fiyatı
artırılmış vaziyette gazete ve dergi satışından elde edilen paralarla alınacak
füzelerin finansmanı sağlandı ve Sırbistan bölgesinden tanesi 18 bin dolara
alınan 20 adet Strella füzesi tüccar vasıtasıyla yerinde yani K. Irakta örgüte
teslim edildi. Yine kullanmış olduğumuz Sam 6 ve Sam 7 füzeleri ilk etapta K.
Iraktaki boşluktan yararlanarak temin olunduğu, daha sonra bu füzeler Rusya dan
Kafkaslar üzerinden Ermenistan ve Bakü hattıyla K. Irak’a geçirildi. Hatta
füzelerin bir kısmı İran servisinin eline geçti. Bu füzeler konusunda Yunan
gizli servisinin yol göstermiş olması mümkündür. Bu füzelerin eğitimi Kosova
bölgesinde yapıldığını zannediyorum.


Hadep’li bin grubun oluşturduğu DEMOS grubu
soruldu.


CEVAP: Bu grup HADEP
içindeki radikal, ılımlı çekişmesi sonucu Ahmet TÜRK, Sırrı SAKIK, kemal
Parlak, ABDÜLMELİK FIRAT tarafından oluşturulmuş ise de ılımlı barışçı grubu
temsil eden bu grup şu anda bizim kontrolümüz altına alınmıştır ve kontrol
altındadır.


SORU:1984 Ağustos
ayında Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla ilgili ve silahlı propaganda birlikleri
kurulması ile ilgili diyecekleriniz nelerdir.


CEVAP: PKK örgütü
kuruluşundan itibaren silahlı mücadelemizi 1984 Ağustosuna kadar olan bölüm ve
ondan sonraki bölümler olarak ayırabiliriz. Birinci dönem Hilvan-Siverek
dönemidir. Daha çok mahalli otoriteye karşı yani ağalar-şıhlar gibi etkin olan
ailelere karşı olduğumuz dönemdir. Şemdinli ve Eruh baskınları ise devlete
karşı doğrudan gerilla karakterinde başlar kendi içinde aşamalara
ayrılmaktadır. Birinci aşama 1987 yılına kadardır. Bu tarih geçici Köy
korucularının ortaya çıkmadığı bir dönemdir.


Daha çok silahlı propagandayı hedef alır, yani biz varız
hareketidir. 1982 yılında Diyarbakır cezaevinde bizim elemanlarımızca ölüm
oruçları başlamıştı, Merkez Komiteden 3 kişi bu ölüm oruçlarında yitirilince
böyle bir eyleme karar verdim. Hatta bu başlangıç 1983 yılı olmalıydı. Eruh ve
Şemdinli benim talimatımla olmuştur. Çünkü büyük baskılar vardı ve ölüm
oruçları çok vahim olaylardı. Bu ölüm oruçlarında Merkez Komiteden Mazlum
DOĞAN, Kemal PİR, Mehmet Hayri DURMUŞ yitirildi. 1987 yılından itibaren
Olağanüstü hal gelmiştir. Bu yeni bir aşamadır. Geçici Köy koruculuğu sistemi
kurulmuştur. Bu dönemde biz artık köy korucularını da hedef almıştık, Eruh ve
Şemdinli ilçelerine baskın düzenleyen birliklerimiz K. Irak’ta KDP nin
kontrolündeki bölgede hazırlanmıştır. Bu kamp LOLAN kampıdır.


Bizim K. Irakta o dönemde temel kampımız Lolan kampıdır.
Bunun dışında Hayat-Lakyek kamplarımız vardı. Eğitimlerimizi bu kamplarda
veriyorduk. Bu dönemde biz KDP lideri Barzani ile irtibat halindeydik. 1987den
itibaren çok miktarda eylemler oldu. Bu eylemlerin içerisinde sivillerde
öldürülmüştür. 1998 den itibaren Karadeniz ve Akdeniz’e açılım politikaları
olmuştur. Bu benim bilgim dahilindedir. Sivas-Tokat-Amasya ve Samsun
bölgesinden Karadeniz’e ulaşma politikasıdır. Aynı zamanda burada sol
örgütlerde faaliyet gösteriyordu. Bu örgütler DHKP:C ve TİKKO dur. Buların
bizden talepleri olmuştur. bizimki destektir. Sivas ve Tokat havalesinde meydana
gelen öldürme olayları da örgüt elemanlarımızca yapılan ve o bölgede bulunan
grupların yani Türkiye sol grubunun birleşik yürüttükleri eylemlerdir.


SORULDU: Devrimci Halk
Partisi (DHP) soruldu.


CEVAP: Bu örgüt
bünyemizden ayrıştırılan Türk kökenliler tarafından kuruldu. Bizim eleman ve
silah yardımımız vardır. Amaç savaşı Türkiyelileştirmek ve dağlık bölgede
yaşayan yoksul Türkmen Alevileri örgütleyip bu hareketin içine sokmaktır.


SORU: MED
televizyonunun kuruluş amacı ve finans kaynaklarını anlatınız.


CEVAP: 1990 dan sonra
Türkiye’de de özel televizyonlar büyük bir gelişme gösterdi. Biz de PKK olarak
bu teknik imkandan yararlanıp yararlanmayacağımı araştırdık. Neticede
İngiltere’den lisans almak Fransa’dan da uydu temin etmek suretiyle televizyon
kurabileceğimizi tespit ettik. 1993 veya 1994 yılında MED televizyonunu
faaliyete geçirdik. Lisansı İngiliz ITC bağımsız şirketinden aldık. Uyduyu ise
Fransa’dan temin ettik. Finansını bağış yoluyla temin ettik. Özel bir bağış
kampanyası açtık. Ayrıca MED televizyonunda çalışan kişiler kendi
adamlarımızdır bunlar bu televizyonda parasız gönüllü olarak çalışmaktadırlar.
MED televizyonunu kurmakta ki birinci amacımız tabii PKK’nın siyasi görüşüne
uygun propaganda yapmaktır. Ayrıca bu televizyonda Kürt folkloru Kürt müziği
Kürt kültürü ile ilgili programlarda yapılmaktadır. Tahminime göne yılda 50
milyon mark masraf gitmektedir. Başlangıçta Amerika Birleşik Devletlerinde de
bir uydumuz vardı. Sonra Fransa’dan uydu kiralandı. Amerikalı şirket ile olan
anlaşmamızda sürüyor ancak bu uydu sanırım kullanılmıyor.


Şirket anlaşmasında MED televizyonunun ortağı var görünüyor
ancak MED televizyonu bizim televizyonumuzdur ve bizim desteğimiz olmadan
yürümez. MED televizyonunun finans ihtiyacını karşılamak ve toplanılan paraları
kullanılır duruma getirmek yani yasal hale getirmek için vakıflar kurduk. Bu
vakıflar Londra’da, İsviçre’de belki de Belçika’da vardır. MED televizyonunun
kuruluşunda uyuşturucudan elde edilen para kullanılmamıştır. Bizim örgütümüzün
doğrudan uyuşturucu madde ticareti ile iştigali yoktur. Başlangıçta da ifade
ettim bizim Zağros bölgesi dediğimiz Van ve Hakkari bölgesinin normal ticareti
uyuşturucu ticaretidir. Orada ki bölge sorumlularımız bu uyuşturucu
ticaretinden pay almışlardır. Bunun dışında örgütümüz uyuşturucu ticareti ile
iştigal etmez. Ayrıca Avrupa polisi de bu konuda çok dikkatlidir. Uyuşturucu
ticaretinden kazanılan parayı kullanmamıza imkan yoktur. Alman polisi de
PKK’nin uyuşturucu ticareti ile ilgisi yoktur demiştir.


SORU: PKK’nin
uyuşturucu ticareti ile iştigal etmediğini söylemektesiniz. Ancak PKK örgütüne
yapılan operasyonlarda PKK militanlarının barındıkları sığınaklarda yapılan
aramalarda 7 ton 466 kg
esrar, 1 milyon 984 bin kök hint keneviri, 63 kg. 375 gram eroin, 33 kg. baz morfin 1 adet
uyuşturucu imalathanesi ele geçirildiği tespit edilmiştir.


CEVAP: Bana okuduğunuz
olaylardan benim haberim yoktur. Ben başından beri uyuşturucu ticaretine karşı
çıktım. 1990lı yıllarda İran’da Makü bölge sorumlusu ile yaptığım konuşmada bu
uyuşturucu ticaretini bırakın uyuşturucu ticareti PKK’nın siyasi yönünü bitirir
dedim.

Yakalanan uyuşturucu maddelerinin PKK’li olan elemanlarının verdikleri
bildirilen bilgilerden uyuşturucu trafiğinin DERİNCE-TRİESTE ve BATI AVRUPA,
HAYDARPAŞA-KÖSTENCE-BUDAPEŞTE-ALMANYA, EDİRNE-SOFYA-BÜKREŞ-ALMANYA ve BATI
AVRUPA ülkeleri KAPIKULE-PATNOS limanı-TRİESTE-İSVEÇ ve FRANSA, LİMANI-TRİESTE
İSVEÇ ve FRANSA, KAPIKULE-SOFYA-BÜKREŞ-BUDAPEŞTE-VİYANA-ROMA ve BATI AVRUPA
ülkeleri olduğu anlatıldı soruldu.


CEVAP: Benim bilgim dahilinde
uyuşturucu kaçakçılığını PKK örgütü yapmamıştır. Şayet uyuşturucu kaçakçılığı
yaparken yakalanan PKK örgütü elemanları varsa bundan alan sorumluları
haberdardır. Ama ben başlangıçtan beri uyuşturucu ticaretine karşı çıktım.


Sürgünde Kürdistan Parlamentosu

SORULDU:


CEVAP: 1994 yılında bir
kısım DEP milletvekillerinin takibata uğrayıp tutuklanmaları, bir kısmının yurt
dışına kaçmasından sonra sürgünde kürdistan parlamentosu fikri oluşmaya
başladı. Bu DEP milletvekillerinden oluşum kurma fikrini bende benimsedim.
Çünkü Türkiye’de DEP için parlamenter faaliyet kısıtlanmıştı. Diplomasi
alanında faaliyet gösterecek legal bir kuruluşa ihtiyaç vardı. Ayrıca PKK gibi
bir örgütle ilişki kurabilecekleri legal ve kabul görmüş bir oluşum meydana
gelecekti. Bu nedenlerle sürgünde bir Úkürdistan parlamentosu kurulmasını
destekledim. Sürgünde Kürt parlamentosu 1995 yılında Lahey’de kurulmuş olup,
bugün merkezi Brüksel’dedir. 4-5 yerde genel kurul yapmıştır. Başkanı YAŞAR
KAYA olup, benim bildiğim üyeleri ZÜBEYİR AYDAR, REMZİ KARTAL, NİZAMETTİN
TOĞUÇ, ALİ YİĞİT, MAHMUT KILIÇ’tır. Çoğaltmak mümkündür, hatırladıklarım
bunlardır, bu parlamentonun 65 üyesi mevcut olup yukarıda asydığım isimlerin de
bulunduğu 12 tanesi ERNK temsilcisidir. NAİF GÜNEŞ başlangıçta bu parlamento
üyesi iken daha sonra bu parlamentoyu bıraktı belki özel nedenlerle bırakmış
olabilir.


Parlamentoda en fazla temsilci ERNK’nin yani bizim olup başka
gruplarında temsilcileri vardır. Örneğin RIZGARİ grubu gibi. Parlamento
Norveç’de, Moskova’da, İtalya’da toplantıları gerçekleştirdiği, en sonda
İspanya’nın BASK bölgesinde 1999 yılı Temmuz ayında toplantı yapma hazırlığı
içindedir. ERNK temsilcilerinin seçimine gelince bunlar zaten maruf kişiler
olup benim müdahaleme gerek kalmadan seçilmişlerdir. Diğer gruplara ise ben
karışmadım. Benim bu parlamento üyelerine başka devletlerle münasebetlerinde
perspektif vermeme lüzum kalmadı, çünkü kendileri zaten tecrübeli kişiler olup
büyük ölçüde münasebet geliştirmişlerdir. Sadece Roma’ya gidişinde kendilerine “Roma’ya
gidin parlamenterler ile ilişki kurun bana davetiye çıkarmalarını sağlayın
şeklinde talimat verdim”


SORU: Ulusal Kongre
soruldu:


CEVAP: Bu ulusal
kongreyi bir şemsiye örgüt şeklinde düşündük. Sürgünde Kürt parlamentosunu
içine almakla birlikte bu parlamentonun dışında kalan grupları yani Dünya da ki
bütün Kürtleri kapsayacak şekilde oluşturulan bir örgüt olacaktı. Bu örgütün
amacı Kürt içi anlaşmazlıkları çözmek, Kürtler adına genel diplomasi
faaliyetini yürütmek şeklinde iki ana esasta toplanabilir. Amacımız budur.
Ulusal kongre önümüzdeki ay sürgünde Kürt parlamentosunun bulunduğu yerde yani
Brüksel’de toplanacaktır.


SORU: PKK örgütünün
liderliğiniz altında yapılanmasını anlatınız: Örgütün kuruluşundan bu yana
örgüt elemanları sizi hangi kod isimlerinizle tanımaktadır.


CEVAP: PKK örgütü klasik
anlamda siyasi parti olmaktan öte benim konumumda onunla birlikte
değerlendirildiğinde örgütümüz parti, ordu ve cephe şeklinde teşkilatlanmıştır.
Bana örgütte genelde APO denmektedir. Yazışmalarda ise Ali Fırat kod adını
kullanıyordum. Daha önceden merkezi yürütme ve merkez komite kavramları vardı.
5 inci kongreden sonra biz, başkanlık ve yardımcılar şeklinde bir kurula
gittik. Bunun alanlara ayrılması eyaletler biçimindedir. Ayrıca yurt dışı
temsilciliklerimiz vardır. Daha alt düzeyde de temsilciliklerimiz vardır. 6.
Kongreye doğru önde gelen kadrolar toplandı. 6. Kongre şu anda sonuçlanmıştır.
Yeniden yapılanma sloganı altında yapılmıştır. Daha çok belli karargahlarda iki
merkez komite elemanı etrafında alan yönetimleri oluşmaktadır. Pratikte böyle
icra edilmektedir. Bu birimler hem karar hem de uygulama birimleridir. Merkez
komite üyeleri bir klasik bir de orta boy kadrolar vardır. Benim yardımcılarım
CUMA KOD CEMİL BAYIK- ABBAS KOD DURAN KALKAN, AVAREŞ KOD MUSTAFA KARASU,
EBUBEKİR KOD HALİL ATAÇ, CEMAL KOD MURAT KARAYILAN, FUAT KOD ALİ HAYDAR
KAYTAN’dır, bunlar benim yardımcılarımdır. Bu isimler en üst düzey
elemanlardır. Yani başkanlık konseyidir. Benim yakalanmam üzerine ayrı bir
statü alacaklardır. Yeni bir merkez oluşacak ve ağırlıklı olarak bu belirttiğim
isimlerden olacaktır. 6. Kongre 450 ye yakın kadro ile toplanmıştır.


Kongre Kuzey Irak’ta HAKURKE bölgesinde toplanmıştır.
Avrupa’da örgütü idare eden KANİ YILMAZ KOD FAYSAL DUNLAYICI Moskova’da MAHİR
WELAT KOD NUMAN UÇAR’dır. YAJK (Yektiya Azadiya Jinen Kürdistan) (Kürdistan
Özgür Kadınlar Birliği) bu örgüt hakkında bildiklerim şunlardır Yöneticisi
SAKİNE KOD GÖNÜL TEPE, yine SAKİNE KOD FATMA ALTINMAKAS ve yine SAKİNE KOD
ŞEHNAZ ALTUN’dur. Bunların emrinde Avrupa dahil 3000 kadar kadın örgüt elemanı
vardır. ZAGROS eyaleti sorumlusu EBUBEKİR KOD HALİL ATAÇ’tır. BOTAN
(Şırnak-Çukurca) eyalet sorumlusu CEMAL KOD MURAT KARAYILAN’dır. MARDİN eyalet
sorumlusu 25.01.1999’da ölmüştür. Onun yerine halen atama yapılmamıştır. GARZAN
eyaletine CELAL KOD SÜLEYMAN KAYDI, AMED eyaletinde TOPAL NASIR KOD FARUK
BOZKURT, Erzurum eyaletinde YILMAZ KOD YILDIRIM KAYA’dır. SERHAT EYALETİ halen
teşkilatın değildir. DERSİM EYALET sorumlusu KAZIM KOD HAMİLİ YILDIRIM’dır.
GÜNEY BATI eyalet sorumlusu SARI İBRAHİM KOD RAMAZAN TOPTAŞ’tır. KOÇGİRİ eyalet
sorumlusu ALİŞER KOD YÜCEL HALİS’tir. olarak faaliyet yürütmektedirler. Kuzey
Irak’ı Behdinan ve Soran olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Birinde OSMAN ÖCALAN
vardır diğerinde de ABBAS KOD DURAN KALKAN vardır.


SORU: Yurt içinde ve
yurt dışında örgütünüze çeşitli faaliyetlerle katılan ve yardımcı olan dernek,
parti, bilim adamları, üniversiteler, sanatçılar ve avukatlar olduğunu
biliyoruz sizinle irtibat kuran bu belirttiğiniz kuruluşlardan kimler vardır
anlatınız.


CEVAP: Bazı sanatçılar
MED tv’nin konserine çıkmıştır. Bu bir destek olarak değerlendirilmektedir.
Bunlardan FERHAT TUNÇ, AHMET KAYA, ŞİVAN PERVER, bizim elemanlarımız İBRAHİM
TATLITES’ten 1990lı yıllarda korkutmak suretiyle para almışlardır. Ben bunu
duydum haberim vardır. 1998 Aralık ayında HALUK GERGER beni Roma’da evimde
ziyaret etmiştir. Gazete yazısında da bu görüşmenin içeriği yazılıdır. Avukat
ŞERAFETTİN KAYA ve Avukat SERHAT BUCAK Roma’da gelerek beni ziyaret
etmişlerdir. DOĞU ERGİL ile ben daha önceden görüşmedim. Ben bu adamı raporu
ile tanıyorum. DOĞU ERGİL İsviçre’ye geldiğinde PKK örgütü elemanlarından bir
grup kendisi ile görüşme yapmış. DOĞU ERGİL ile görüşme yapan bizim
elemanlarımız DOĞU ERGİL’i pek olumlu bulmamışlar. Hatta bu işin yani Kürt
meselesinin rantı ile uğraştığını bana söylediler. Çünkü bazı kuruluşlar bu
işlerle uğraşanlara yardım yapmaktadır. NGO kuruluşlarından (Uluslararası Sözde
Yardım Kuruluşu asli faaliyeti istihbarat servislerinin örgütlere yardım faaliyetidir)
DOĞU ERGİL’e para yardımı edildiğini duydum, yardım eden kuruluşa bu yardım
tarzı iyi bir yardım tarzı değildir dedim. Bu paranın çoğu ranta gitmektedir.
Bizim meselemize faydası yoktur dedi. AHMET KAYA’nın bize fazla yakın olduğunu
söyleyemem 1993 yılında Almanya’da ki bir toplantıya katıldığını biliyorum.


Suriye ilişkileri, Suriye’den çıkışı ve Avrupa’da
ki temasları yakalanışı soruldu.


CEVAP: 1979 yılı Temmuz
ayında benim kuryem olan Suruç’lu Ethem AKCAN isimli kuryem ile birlikte
Suriye’ye geçtik. ETHEM AKCAN alanı çok iyi tanıyan bir tanıyan bir elemandı
onunla birlikte geçişi yaptık. Evvela Suruç’un karşısına düşen Kobani denilen
kasabada Ethem’in amcası olan ÖMER MUHTAR’ın evinde bir müddet kaldık. Bu arada
Filistin örgütü ile irtibat kurarak bu örgütten “Demokratik Cephe
Kimliği” temin ettik. Temin ettiğimiz bu kimliklerle Lübnan’a geçtik.
Filistin örgütü bize Bekaa vadisinde yer verdi. Bu yeri kendi kampımız haline
getirdik. Giderek örgüte bağlı elemanları burada topladım burada kendi eğitimimizi
kendimiz yaptık. Her ne kadar Filistin örgütü bizleri kendi askerleri gibi
görüyorlardı ise de biz kendimizi ve onlardan ayrı olduğumuzu kabul ettirdik.
Bu kampta üç yıl faaliyet gösterdik.


Helve adı verilen bu kampa daha sonra Mahsun KORKMAZ akademisi
ismini verdik. 1992 yılında Türkiye’den bugünküne benzer baskılar gelmesi
üzerine ve aynı zamanda Kuzey Irak’ta bizim için faaliyet alanları doğması ve
dolayısıyla Bekaa vadisinin eski işlevini kaybetmesi üzerine Suriye’ye geçtim.
Önce Hafız Esad’ın kardeşi Cemil Esad ile ilişki kurdum. Cemil Esat sosyal
ilişkiler geliştiren ve kuran bir insandır. Suriye bizi siyasetten hiçbir zaman
kabul etmedi. Sosyal ilişkiler çerçevesinde kabul etti. CEMİL ESAD’ı
bayramlarda ziyarete giderdim. Bu arada bizim Şam’da büyük bir tüccar olarak
tanıdığımız A A KOD MERVAN ZERKİ ile yoğun ilişkilerimiz sonucunda bu şahsın
EL-MUHABERAT denilen Suriye İstihbarat Servisinin elemanı olduğunu öğrendim.
MERVAN ZERKİ aslen Erzurumlu olan Kürt kökenli bir insandır, dolayısıyla MERVAN
ZERKİ ÚSuriye istihbaratı ve devleti ile aramızda bir halka oluşturdu. Suriye
bizi resmen ve siyasetten tanımamakla, kendisinden sorulduğumuzda bizde APO KOD
ABDULLAH ÖCALAN isimli birisi yoktur diyebiliyordu. Yani Suriye’nin bizi
siyasetten tanımaması ve sosyal ilişkiler içinde tanıması kendi açısından
aldığı bir tedbirdir. MERVAN ZERKİ ben Suriye’den ayrıldıktan sonra AL-TECALMA
AL-VATAN EL DEMOKRASİYE (Ulusal Demokratik Birlik) adı altında bir parti kurdu
ve kurduğu bu parti ile PKK’nın mirasına konarak bizim çekilmemizden sonra
Suriye’de ki çok geniş olan Kürt potansiyeli toparladı.


Biz Suriye’ye geldiğimiz zaman kalabalık olduğumuz için geniş
evler satın almış veya kiralamıştık. Daha sonra bu evleri parti okullarına çevirdik.
Bir Kürtçe eğitim birde Türkçe eğitim yapan okul açtık, Suriye makamlarına ise
hastalarımız ve sakatlarımız var bu evler bize lazım dedik, onlarda bu görüntü
altında müsaade ettiler, ancak zaman zaman EL-MUHABERATIN elemanları
okullarımıza geliyorlar ve denetliyorlardı. Şam’da ikamet ettiğim evi de kendim
satın aldım. Korumamızı da kendimiz yaptık. Suriye Hükümeti uzaktan gözetleme
yapmış olabilir. Suriye’de bulunduğum süre içerisinde ALİ AMMAR adına tanzim
edilmiş Demokratik Cephe Kimliği ile dolaştım. 1992 sonunda 09 Ekim 1998
tarihine kadar ağırlıklı olarak Şam’da kaldım, zaman zaman Lübnan’a da gittim.
Benim okullarım biraz şehrin dışında kalır, Kürtçe eğitim yapan ve Türkçe
eğitim yapan iki okul ile birlikte burada bir evim daha vardır, birde şehir
merkezinde evim vardır. Türkiye’nin baskısı üzerine Suriye Hükümeti bana
“Ya Türkiye ile aramızda savaş çıkar veya biz yakalar seni Türkiye’ye
teslim ederiz tercih yapmak zorundasın” dediler.


Bu tebliği bana A A KOD MERVAN ZERKİ yaptı. Bizde Yunanistan
formülünü tercih ettik. Suriye’den çıkmadan evvel örgüt arşivini Şam’da bulunan
Kürtlere dağıttık. Bu arşiv halen onlarca Kürt evinde bulunmaktadır. O tarihte
iki milyon iki yüz elli bin dolar param vardı. 50.000 dolarını yanıma aldım.
2.200.000 dolarını DELİL isimli adamına bıraktım. DELİL rasgele bir
temsilcimdir. DELİL’in esas ismini bilmiyorum. Diyarbakırlıdır. Eşinin kod adı
MİZGİN’dir. Onunda ismini bilmiyorum. DELİL’in Suriye’yi terk edeceğini
zannetmiyorum. Sıkışırsa Kuzey Irak’a gider.


SORULDU: 1993 süreci Türkiye için bir tarihi fırsattı,
Türkiye’nin çok barışçı bir çözüm yolu imkanı idi. Türkiye’nin Cumhurbaşkanı
düzeyinde en yüksek yetkilisinin kabulü vardı. Türk Silahlı Kuvvetleri de
^pratikte iyi niyetini göstermişti. Ancak bu süreç işlemedi. Yetersizlik
nedeniyle ve Özal’ın da ölümü ile bu süreç bozuldu. Özal’ın ölümünden sonra
ailesinde çektiğim baş sağlı mesajını tarih bu sürecin haklılığını kanıtlayacak
ve aynı noktaya gelecektir. Yani Özal’ın başlattığı sürece tekrar gelinecektir
demiştim. Nitekim 1 Eylül 1998 de yeniden ateşkes ilan ettik 09 Ekim 1998 günü
Yunanca bilen ve Yunanistan temsilcisi olan Rozerin kod Ayfer KAYA olduğu halde
bir Suriye uçağı ile çıkış yaptım. Çıkmadan evvel Avrupa temsilciliğinden
Abdullah SARIKURT adına düzenlenmiş bir pasaport temin ettim. Pasaporta kendi
fotoğrafımı yapıştırdım. Yunanistan’a geldiğimizde o zamana kadar bana büyük
ilgi gösteren PKK ya dost olduğunu ifade eden Yunanistan son derece kötü yüzünü
gösterdi.


Bana 3 saat içinde ya geldiğin yere döneceksin veya istediğin
yere gideceksin dediler. Bu arada Rozerin Yunan servisinden Dimitri ile görüştü
Yunanistan’dan ayrıldık ve Moskova’ya geldik. Moskovaya gitmeden evvel
Yunanistan iltica talebinde bulundum ancak kabul edilmedi. Moskova da Jinerovski
kanalıyla temasa geçtim, zaten beni davet etmişlerdi. mitropano beni Suriye’de
iken davet etmişti. Bu Mitrapano Jinerovskinin partisine mensup bir şahıstır.
33 gün süre içerisinde bunların bulduğu evde kaldım. Bu süre içinde Ariski
isimli iç güvenlik sorumlusu olan şahısla temaslarda bulundum. DUMA 298 oyla
benim Rusya’da kalmamı bir çekimser oya karşılık kabul ettiği halde Başbakan
Pironavto anlayamadığım bir nedenle bu kararı uygulatmadı. 33 gün sonra
Rusyadan ayrılmak zorunda kaldım. Avrupa Útemsilciliğimiz vasıtasıyla İtalya
dan davet alıp almadığını araştırdım. nitekim bana yeniden yapılanma adı
altında bir oluşuma mensup olan gerek muhalefet gerekse iktidara mensup bazı
milletvekillerinin daveti olduğunu söylediler. Esasen bu milletvekillerinden
Mandovani yanında bir arkadaşı ile Suriye’ye gelerek daha evvel benimle
görüşmüştü. Bunun üzerine yanımda Roma temsilcim Ahmet YAMAN olduğu halde bir
Rus yolcu uçağı ile Roma’ya geldim.


İtalya’da siyasi iltica talebim kabul edilmesini bekler iken
tutuklama olayı gündeme geldi. Hastane adı altında bir tecrit yarine konuldum.
Daha sonra Adalet bakanlığı Benim serbest kaldığımı belirtti ancak ben Roma
yakınında Cehennem vadisi denilen bir evde kalmaya başladım. Burada kalmamı
söylediler. İltica talebim konusunda belirsizlik devam etti. Bazen kabul edecek
gibi bir davranış gösterdiler daha sonra iltica talebimin kabulünü beklemeye
aldılar halende bu talebim askıdadır. Daha önce gerek İtalya gerekse Avrupa
devletleri her gün yüzlerce kürdün siyasi bile olmayan iltica taleplerini kabul
ederken benim siyasi olan iltica talebimi kabul etmediler. Giderek üzerimdeki
baskı arttı.


Kaç kurtul şeklinde bana karşı bir tutum göstermeye
başladılar. Bu baskılar karşısında İtalya dan ayrılmam ve tekrar Moskova’ya
gitmem gündeme geldi. Şunu da belirtmek istiyorum Yunanistan dan Rusya’ya
giderken küçük bir uçakla gittim. Bu Yunan istihbarat servisinin özel bir
uçağıydı. İtalya da toplam 66 gün kaldıktan sonra 16 Ocak 1999 günü İtalya dan
ayrıldım. İtalya da kaldığım süre zarfında Tayfun TALİPOĞLU isimli bir gazeteci
geldi kendisiyle röportaj yaptım. Daha sonra Millet gazetesinden Nilgün
CERRAHOĞLU geldi, bununla da fazla kapsamlı olmayan bir röportaj yaptık,
bilahare Haluk GERGER isimli doçent gelerek benimle görüştü, bunun dışında Avrupa’da
bulunan Kürtler, Avrupa milletvekilleri, heyetler, gazeteciler geldiler
görüşmeler yaptık, İtalya’dan çıkmadan evvel Rozalin vasıtasıyla Güney Kıbrıs
tan kırmızı pasaport temin ettim ve kendi fotoğrafımı yapıştırdım. İtalya dan
kendimiz bir uçak tuttuk. Bu uçağı onların yardımı ile bulduk.


Masrafını biz ödedik yanımda Roma temsilcimiz Ahmet Yaman
olduğu halde Moskova’nın 4.5
km. Kuzeyinde Rovinrant havaalanına geldik. Bu işi benim
Rusya’daki temsilcim olan Mahir kod Numan UÇAR organize etmiş, ancak Rusya daha
önce en az bir ay hatta 6 ay kalabilir diye vaatte bulundukları halde yine çok
ters bir tutum içine girdiler. Büyük zorluklar çıkardılar, Bana seni Suriye ye
göndereceğim dediler. Kendilerine Suriye zaten kabul etmiyor. Ya savaş çıkar
yada seni Türkiye ye teslim ederiz diyorlar. Buna rağmen beni nasıl Suriye ye
gönderirsiniz dedim. Zorluk çıkarmak şeklindeki tutumları devam etti. Halbuki
isteseler güvendikleri bir ülkeye gönderebilirlerdi.


Rusya’nın bu tutumu üzerine tekrar Rozalin ile irtibat kurdum.
Rozalin Yunanistan’a gelebileceğimi söyledi ve kendisi Rusya ya geldi. Birlikte
29 Ocak 1999 tarihinde Rusya dan ayrıldık. Rozalin Rusya ya yani benim yanıma
yine küçük bir uçak ile geldi. Yanında Badavas ve Nagazakis isimli iki tane
yunanlı vardı. Bu uçakta zannederim Yunan gizli servisine aitti. Bana Badovas
ve Nagazakis büyük güvence verdiler. Yunanistan’a kabul edileceğimi söylediler.
Yunanistan a geldik dost görünen bu insanlarla bir gün dolaştık, ancak yetkili
ve sorumlu durumunda olan Dimitris beni görünce yeniden hırçınlaştı derhal
gönderileceğimi söyledi ve benim Minsk üzerinden Hollanda’ya gönderileceğim
söylendi, kendi uçakları ile beni Minsk havaalanına getirip bıraktılar. Bu
havaalanında dondurucu soğukta 4 saat bekledim. Bu durumu Avrupa ülkeleri karar
almış, beni Hollanda’ya götüreceklerini söyledikleri uçak bir türlü gelmedi.
Böylece beni ortada bıraktılar. Bu bekleme sırasında beni ısrarla uçaktan
indirmek istediler.


Beni uçaktan indirerek bu havaalanında bırakmak ve büyük bir
tehlike karşısında kalmamı zorla sağlamak istediler. Bende ısrarla uçaktan
inmedim. Bu olay 31 Ocakı 1 Şubata bağlayan gece cereyan etti. Bu sırada bütün
Avrupa havaalanlarının uyarıldığını duydum. Belçika benzer bir küçük uçağa
karşı Úbir tane F 16 kaldırmış. Belçika’nın bu davranışı daha sonra skandal
olarak değerlendirildi. Pirimakov aynı gün bütün bağlı ülkelere kabul
edilmeyeceğimi bildirmiş. Sonuçta mecburen tekrar Yunanistan a dönme gereği
doğdu. Yunanistan da Dimitris tarafından çok daha kötü bir şekilde karşılandım.
Seni hemen Kenya ya gönderelim dedi. Böylece bir Kenya modelinin hazırlandığını
gördüm. Bu arada beni Korfa adasına götürüp getirdiler. Burada dikkat çeken
husus Kenya’nın tesadüfen seçilmediği planlı olarak seçildiğidir. Avrupa’da ki
olmazlar ve Yunan hükümetinin bu tutumu karşısında Kenya ya gitmek zorunda
kaldım. 2 Şubat 1999 günü sempatizanlardan İbrahim isimli arkadaşla ve
Yunanlıların gene o küçük tip uçağı ile Kenya’ya hareket ettim. Kenya’da Yunan
Büyükelçiliği görevlileri bizi alarak Yunan Büyükelçisinin Kostulas’ın evine
götürdüler.


Önce beni pasaport çıkartıp Güney Afrika’ya göndereceklerini
söylediler, bu bir vaatti ancak günler geçmesine rağmen bu pasaport gelmedi
sonra benim başka bir eve yerleştirileceğim söylendi bende bunun benim için
büyük tehlike olduğunu korumasız bir yere gidemeyeceğimi söyledim evden
ayrılmadım ve yazılı olarak iltica talebinde bulundum Büyükelçi hayhay
memnuniyetle dediği halde benim dilekçeme cevap vermedi. Benim Kenya’ya
gelişimden bir iki gün sonra da Dilan Kod ŞEMSİ KILIÇ Kenya’ya geldi olaylara
şahittir. Giderek benim Büyükelçilik evinden ayrılmam konusunda baskı arttı.
Hatta zorla çıkaracaklarını söylediler ve beni bu evden çıkarmak için
Yunanistan’dan dört kişilik bir ekip göndermişler bizde çıkmayız gerekirse
kendimizi savunuruz dedik. Kendi çapımızda tedbirler alarak çatışmayı da göze
alarak direnişe hazırlandık ancak bu dört kişilik ekip bekledi bize karşı
harekete geçmedi.


Son gün Yunan Büyükelçisi Kenya Dışişleri Bakanlığı’na
çağrıldı evvela Büyükelçi davete uymayacağını bildirdi, bilahare araba
gönderdiler Büyükelçi Dışişleri Bakanlığı’na gitti. Dönüşte bana istediğim bir
ülkeye gidebileceğim bu ülkelerin Güney Afrika veya Hollanda olabileceğini
söyledi Yunan Hükümetinin de Hollanda’nın beni kabul etmeye hazır olduğunu
bildirdiğini ifade etti. Ertesi günü 15 Şubat 1999 günü beni havaalanına
götürmek için Kenyalı bir yetkili geldi Yunan Büyükelçisi de beni kendisinin ve
kendi arabası ile havaalanına götüreceğini söyledi. Aralarında münakaşa çıktı neticede
Yunan Büyükelçisi kendi toprağında kendi misafirini kendi arabası ile
götüremedi beni Kenyalı yetkilinin arabasına tek başıma bindirdiler.
Havaalanına getirdiler. Ben zaten neticeyi anlamıştım. Bindirildiğim uçakta
enterne edildim. Bindirildiğim bu uçağın hangi ülkenin uçağı olduğunu
bilmiyordum. Bundan sonraki süreç buraya kadar gelme sürecim oldu.


SORULDU:
Anlattıklarınızdan Yunanistan’ın sizinle çok ilgilendiği kendi uçakları ile
Moskova’ya Kenya’ya götürdükleri anlaşılmıştır. Yunanistan’la PKK örgütü
arasında bir anlaşmamı vardır? Bu durumu biraz açar mısınız?


CEVAP: Yunanistan’ın
PKK örgütü ile ilişkileri az çok Suriye’nin PKK örgütü ile ilişkilerine benzer.
1998 yılında ben Lübnan’da iken Badovas ve Nagazakis’in beni ziyaretleri ile bu
ilişkiler başlamıştır. Badovas ve Nagazakis’in yanında ayrıca gazetecilerden
oluşan bir heyette vardı. Bu ilişkilerin kurulmasından birkaç yıl sonra
muhtemelen 1994 senesinde Yunanistan’da PKK örgütünün kampları açıldı. Lavrion
kampında PKK’li gençlere daha çok ideolojik eğitim veriliyordu. O tarihlerde
Yunanistan temsilcimiz MAHİR KOD FETHİ DEMİR’dir. Yunanistan’da Lavrion
kampından başka bir de bomba eğitimi veren Dimitri Elen kampımız vardır. Bu
Dimitri Elen kampı MAHİR KOD FETHİ DEMİR’in sorumluluğunda geliştirilmiştir.


Ayrıca Yunanistan’da küçük gruplarımızın yerleşmesi için
evlerde vardır. Bu evler tahmin ediyorum kiradır. Bunun haricinde
Yunanistan’dan para yardımı da almaktayız. Bu para yardımını daha ziyade sivil
kurumlardan almaktayız. Kiliselerden almaktayız, sendikalardan almaktayız ve
birde bize ait dergiler etrafında aldığımız bağışlar vardır, bu bağışlar mesela
100 liralık derginin 1000 liraya satılması gibi alınmaktadır. Yunanistan’da
bomba eğitimini kamp eğitimini ve küçük grupları barındırmak hususunda ki
organize de bizim dost tabir ettiğimiz Yunan istihbaratının yardımı olmaktadır.
Yunan istihbaratı ile daha ziyade bizim adamımız olan Rojhat Kod isimli eleman
sağlamaktadır. Yunanistan’ın bizimle işbirliği yapmasında ki amacı bizi
Türkiye’ye karşı kullanmak Türkiye ile çelişkilerinde koz olarak kullanmaktır.
Esasen Yunanistan’da eğitilen militanlarımızı da Türkiye üzerine yöneltmek için
çaba harcamışlardır. Güney Kıbrıs’ta kampımız yoktur, ancak Güney Kıbrıs’a
yerleşmiş 100-150 kadar Kürt ailesi vardır. Bu ailelerin bazılarının evlerinde
örgütün propagandası yapılmaktadır.


İran ilişkileri soruldu?


CEVAP: Urumiye’de bir
hastanemiz mevcuttur. Kelereş takım seviyesinde küçük bir kamptır. İran’da
esasen kamp kurmaya ihtiyaç yoktur, zira Kuzey Irak’ta geniş sahalar mevcuttur.
Şehidan, Makü, Zagros, Jerme gibi kamplar İran-Irak sınırında olup sınıra yakın
İran topraklarında kalan kamplardır. İran’da ki faaliyetlerimiz hakkında benim
bildiklerim bunlardır. Bunun yanı sıra Suriye’de iken beni İTTİLAAT isimli İran
gizli servisinin SEYİT isimli elemanı zaman zaman ziyaret ederdi. Bu
ziyaretleri 1996 yılına kadar sürmüştür. SEYİT bizimle hudut meselelerini
görüşüyor, Hizbullah örgütü ile bizim örgütümüz arasında ki çatışma da
arabuluculuk yapmasını istiyor daha doğrusu SEYİT’ten biz bu çatışmada
arabuluculuk yapmasını istiyorduk. Bir de Kuzey Irak’ta IKDP üzerinde etkili
olduğundan kendisine bu nüfuzlarını kullanarak bu kuruluşun bizim üzerimize
gelmemesini sağlamalarını istiyorduk. Yine SEYİT ile Rusya’dan Kafkasya
üzerinden sevk edilen silahlar meselesini görüştük.


Bu silahlar zaman zaman İran’da takılıyordu, bu meseleyi
SEYİT ile bizim temsilciliğimiz görüşüyordu. İran’da hastane bulunduğunu ve
bizim orda 100 kadar personelimiz olduğunu İran hükümeti bilir. İran Hükümeti
bu şekilde gerek bize taviz vererek gerekse gereğinde zor kullanarak gerek
bizi, gerekse İran’da ki Kürtleri denetim altında bulundurmaktadır.
Ermenistan’da kampımız yoktur. Temsilciliğimiz vardır. Ayrıca BOTAN isimli bir
yayın organımızda Ermenistan’da çıkmaktadır. Almanya’da büyük ağırlığımız
olduğu muhakkaktır. Çok sayıda derneğimiz ve temsilciliklerimiz vardır. Yalnız
Almanya kendi siyasetine uygun mantalite aramaktadır. Yani kendi siyasetine
uygun kadroları PKK’nın başında görmek istemektedir. Benim Suriye’den çıkmamdan
sonra Almanya’nın bana yönelik politikası beni istememek şeklinde gelişmiştir.


Hatta Almanya benim yerime bir ikinci adam arama cihetine
gitmiştir. 1994 yılında Londra’da hiç sebep yokken KANİ YILMAZ’ın tutuklanması
4 sene tutuklu kaldıktan sonra Almanya’ya iade edilmesinin ve Almanya’nın KANİ
YILMAZ’ı serbest bırakmasının, KANİ YILMAZ’a sığınma hakkı tanımalarının
Almanya’nın ve İngiltere’nin KANİ YILMAZ’ı benim yerime düşündüklerinin
işaretidir. 1995 senesi içerisinde Almanya’dan anayasayı koruma teşkilatından
Grunevald Suriye’de ki evinde yani Şam’da beni ziyarete geldi, ziyaretinin
konusu o tarihlerde Almanya’da gittikçe yoğunlaşan PKK eylemleri idi. Benden bu
eylemlerin bitirilmesi konusunda yardım istedi. Bende onlara PKK örgütünü
Almanya’da yasakladınız, PKK’ya baskı uyguluyorsunuz siz PKK’ya karşı yumuşak
olursanız yardımcı olabilirim dedim. Aynı mahiyette bir ziyaretçide yine
Almanya’da milletvekili olan Lumer’dir. Lumer 1996 yılında yine Şam’da ki
evimde beni ziyaret etmiştir. Lumer’le aynı konuları görüştüm.


Ona da Gurunevald’a söylediklerimi söyledim. Yani Almanya
PKK’yı yasaklamaz ve PKK’ya baskı yapmazsa yardım edebileceğimi bildirdim. Bu
görüşmelerimden sonra Almanya gittikçe PKK’ya karşı daha ılımlı davranmaya
başladı ve nihayet Almanya Başsavcısı Kaynehm bir terör örgütü değildir. İçinde
suç işleyenlerin bulunduğu bir örgüttür dedi. Sorgumun bittiği şu anda
Avrupa’nın beni istemediğini ancak beni Türkiye’ye karşı kullanmak istediğini
ve kullandığını belirtmek istiyorum. Türkiye son yıllarda ki ekonomik
atılımlarıyla ve hatta bize karşı yürüttüğü mücadelesiyle kalkınma potansiyeli
olan bir ülke olduğunu göstermiştir. Avrupa beni Türkiye’ye karşı kullanırken
Türkiye ile beni karşı karşıya getirirken Türkiye’nin de önünü kesmeyi
hedeflemiştir. İnsan haklarından çok sık bahseden Avrupa beni kullanmak
suretiyle çok kan dökülmesine sebep olmuş ve sonuçta insan haklarını
işletmeyerek iki yüzlü olduğunu göstermiştir. Bu yüzden Avrupa’yı kınıyorum.


Benim sebep olduğum eylemler sebebiyle yüz binlerce kürde
siyasi olmadığı halde iltica hakkı tanırlarken ben PKK örgütünün başı ve bir
numaralı siyasi olduğum halde bana siyasi sığınma hakkı tanımamıştır. Benim
yukarıda söylediklerim mesajımdır ayrıca Türkiye halkına bir mesajım vardır.
Benim hakkımda önümüzdeki süreci izleyerek takip ederek karar versinler bunu
diliyorum. Örgüt elemanlarıma da yakalanmam ve sorgulanmam sebebiyle kontrolden
çıkmamalarını bilhassa intihar ve yakma eylemlerine girmemelerini saldırı
konumuna geçmemelerini istiyorum. Yargılama sürecini bir başlangıç olarak kabul
ediyorum. Bütün Türk kamu yetkililerine de açıkça söylüyorum benimde
yanılmalarım, hatalarım olmuştur. Benim hiç de arzu etmediğim olaylara sebep
olmuşumdur, ancak bana imkan verilirse yeniden bir arada yaşama sürecini
başlatacağımı bilmelerini istiyorum ve size de saygılar sunuyorum dedi. Başka
bir diyeceğinin olup olmadığı soruldu başka bir diyeceğinin olmadığını belirtti
beyanı okundu imzası alındı.


22.02.1999


Talat ŞALK Nuh Mete YÜKSEL Hamza KELEŞ


DGM.C.Savcısı DGM.C.Savcısı DGM.C.Savcısı


KATİP


SANIK

ABDULLAH ÖCALAN


ÖZEL BÜRO


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet