Ömer ÖZMEN : Devlet konuşursa
PKK dışı Kürt siyaset kulvarında, sık sık deniliyor ki: “Falanca konuşursa PKK biter.”
Hayır baylar bitmez! Devlet konuşursa biter.
Veya Kürt siyasetçilerinin ezici çoğunluğu uyanırsa biter.
Başta Abdullah Öcalan olmak üzere pek çok aktör gerekenleri dobra dobra konuşmuştur .
İmralı sorgusunda, Şöyle konuşmuştu Öcalan: ” Benim kişisel varoluş gerekçem; Sevr’den daha tehlikeli olabilecek bir Kürt oluşumunu engellemekti.”
PKK’nin nereleri yakıp yıktığı, kimlere hizmet ettiği, 40 yıllık icratıyla bal gibi ortadadır.
Yıllarca PKK üzerine araştırma yapan, bunun için yargılanan ve ceza alan biri olarak diyorum ki:
Kürt milletine ve Türk yoksullarına bunca acı yaşatan PKK’nin bitmesi, gerçekten isteniyorsa devletin konuşması gerekiyor .
Devlet konuşmuyor. Konuşamıyor veya konuşturulamıyor. Çünkü, devlet konuşursa astar kumaştan daha pahalı olur .
Soğuk savaş döneminde Gladyo konsepti kapsamında yapılandırılan, Bu paramilliter örgüt, diğer Nato ülkelerindeki gibi, soğuk savaş bitince tasfiye edilmedi. Kürt millet muhalefetinin bastırılmasında kullanıldı.
Dolayısiyla, devletin konuşması ve PKK’nin bitmesi, aşağıdaki nedenlerden dolayı yönetici sınıfların işine gelmiyor diye düşünüyorum.
Devlet konuşursa, etnik soykırım kapsamına girer. Devlet ricali ile PKK yöneticilerinin uluslararası mahkemede yargılanma durumunu ortaya çıkarabilir.
Diğer yandan; PKK üzerinden Kürt milli muhalefetinin, uluslararası hukuk ve demokrasi rasyonalleriyle çözümü engelleniyor.
PKK üzerinden, Kürt Milli muhalefetinin meşruiyet zemininde örgütlenmesi engelleniyor. Kürt ve Kürdistan sorunu, terör sorununa indirgeniyor.
PKK dışı Kürt muhalefeti, devletin örtük uygulamalarıyla etkisizleştirildigi için, Kürdistandaki millici muhalefet, PKK/ HDP ye taşınarak anti terör mücadele konseptiyle eziliyor. PKK üzerinde Kürdistanın diğer parçalarındaki Kürt milletinin kazanımları sabote ediliyor.
Bu nedenlerle derin devletin PKK ye ihtiyaci vardır.
Yoksa devlet kozmik odasını açar, savaş opsiyonuna gerek kalmadan PKK’yi istedigi an bitirebilir inancındayım. Devletin konuşmaması bundan olsa gerek.
Devlet kanatları arasındaki çekişme ve çatışmalardan dolayı, zaman zaman bazı üst düzey görevliler bu konuda konuştuğunda hemen susturulmuşlardır.
Örnegin; Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu, “İhanet Çemberi” adlı kitabında, PKK’nin Ergenekon örgütü olduğunu,
PKK Başkanlık Konseyi Üyesi Sabri Ok’un Cezaevinde iken cep telefonu ile sürekli Öcalandan talimat aldığını ve kendisinin bu konuşmaları dinlediğini yazıyor.
Bilindiği gibi Bülent Orakoğlu, 28 Şubat darbesi döneminde, benzer açıklamalardan dolayı tutuklanmıştı.
Yine eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı olup yargılanan Sabri Uzun, yazdığı ” İn- Baykal Kaseti, Hrant Dink Cinayeti ve Diğer Komplolar “adlı kitabında şunu yazıyor:
“…2006’nın Mayıs veya Haziran ayıydı.Emekli Albay Orhan Özgüren’le randevulaşıp, Söğütözü Saklıbahçe Parkı’ında buluşmuştuk. Orhan Albay’ın yanında sivil, gözlüklü, atletik yapılı, 45-50 yaşında, esmer bir kişi vardı. Albay, yanındaki şahsı, ” arkadaşım” diye tanıtmıştı.
O şahsı, sima olarak ben de çok iyi tanıyordum.Fakat ismini ve nereden tanidığımi bir türlü hatırlayamadim.
Birkac kez ” kardeş, ben sizi çok iyi tanıyorum.” dedim.
Orhan Albay, ” Ağabey arkadaş Alattin Kanat…” dedi. O zaman hatırladım.
Ben Kocaeli İstihbarat Şube Müdürü’yken ( 1989-1991) Alattin Kanat da PKK’ nin Marmara Bölge sorumlusuydu .Fotoğraflarıni görmüştüm.Hemen gözümün önune geldi. Alattin ile eski günleri yad ederken, benim bir ajanıma telefon jetonu verip, ” bir saat sonra şu kahvehanede buluşma yapacağız, istiyen polise telefon edebilir’ demiştin; ajanım, korkudan bana telefon edememişti.” diye anlattım.
Tüm bu konuşmalar yaklaşik 15- 20 dakika içinde olmuştu.Yanımızda Saklıbahçe Parkı’nın işletmecisi Kahramanmaraşlı Ahmet Dokumacı da bulunuyordu.
O sırada Alattin Kanat birdenbire, ” ne oluyoruz, ne oluyoruz..” diyerek anormal bir hale girdi.
“Ne oldu” diye sordum.
“Sabri Ok, Sabri Ok..” dedi şaşkınlıkla.
PKK’li Alattin Kanat, Cezaevindeyken itirafçı olmuştu. Sabri Ok ise PKK’nin Cezaevleri genel sorumlusuydu. 2000 yılında Cezaevinden çıkmıştı. Bulunduğumuz ortam, birdenbire çok gerginleşmişti. İşletme sahibi Ahmet Durukan, çok cesur ve insancıl bir kişiydi. “Heyecanlanmayin o şahsin yanindakiler, MİT’çiler” dedi. “Şu masada oturanlar da sizin İstihbarat polisleri” diyerek iki üç kişiyi işaret etti. (Sabri Uzun-İN Baykal Kaseti, Dink Cinayeti ve Diğer Komplolar. Sayfa: 294)
Bilindiği gibi Öcalan’ın ilk avukati olan Ahmet Zeki Okçuoglu ” Bize savcı yardımcılıgı dayatılıyor” diyerek PKK merkez komitesi üyelerine bilgi vermek üzere Bursa cezaevine gittiginde, sadece Sabri Ok, ” Serok’um itirafçı olmuşsa bende olurum.” deyip görüşme kabininden çekilmişti.
Okçuoglu, Öcalan’ ın avukatlığından çekilirken bu durumu Serbesti dergisinde uzunca yazdı.
Sabri Ok daha sonra tahliye olup Ağrı’da askerlik görevini ifa etti. Askerlik ten sonra pasaportunu alıp kurumlar arası atama yapilir gibi PKK başkanlık konseyindeki görevine atandı. Adına çözüm süreci denilen tiyatroyu, MİT yetkilileriyle birlikte yönetti.
Daha sonra Kobani’ye geçişi esnasında Ala Rengin ile Peşmergeyi karşılayan yüzbinleri ve HDP’nin tabanındaki Kürdistani muhalefeti hendeklere gömdü.
Ne yazık ki, Kürt siyasetcilerinin vurdum duymazkığindan dolayı bu karanlık unsurlar, hala Kürt siyasetinde aktördürler.
Kürt gençleri bir an evvel bu karanlık aktörleri tanımalı ve red etmelidirler.