TERÖR

İbrahim ÇEVİK

Daire Başkanı / Etnik Çatışmalar

Bir gizli servisin başarısı,
onun gizlilik içerisinde gerçekleştirdiği bir operasyonun sonuçlanana kadar
ortaya çıkmaması ve ancak sonuçlarının görülmesinden sonra varlığının
anlaşılmasıyla ölçülmelidir. Bunun dışında hazırlık veya uygulama aşamalarında
operasyonun ilgisiz taraflarca öğrenilmesi veya kırıp dökerek sonuçlandırılmış
olması kesinlikle başarısızlıktır. CIA’in gerçekleştirdiği Bin Laden
operasyonu, MOSSAD’ın Sudan’da Filistin’e silah sağlayan kaçakçıları izleyip
insansız hava aracıyla yok etmesi hemen hatırlanacak örneklerdir.

Fransız gizli servisleri bu
bakımdan dünyanın sayılı başarılı istihbarat örgütleridir. Sadece bilgi
derlemekle görevli olmayı denizaşırı operasyon yapma yetki ve yeterliliğine de
sahiptirler. Öyle de olmak zorundadırlar. Çünkü dünyanın birçok bölgesinde yeni
sömürge düzeni çerçevesinde elinin altında bulundurduğu ülkeler vardır. Bu
ülkelerin diktatörleriyle, seçilmiş yöneticileriyle, çoğu kayıtdışından kazanan
işadamlarıyla ve rejim karşıtlarının her biriyle kesintisiz yürüyen ilişki ve
irtibatları bulunmaktadır. Buralarda kımıldayacak bir yapraktan dahi
haberlerinin olması gerekmektedir. Doğal olarak buralardan yola çıkan ve
Fransa’yı doğrudan ilgilendiren her türlü hareketin vardığı noktalar Fransa’nın
şehirleri olmaktadır.

Yakın geçmişteki örnekleri
hatırlayınca bu durumu daha açık anlamak mümkün olacaktır. Humeyni Paris’te
örgütlenip Şah rejimini devirmiştir. Ruanda’daki soykırımın eylem
merkezlerinden birisi yine Paris’tir. Fildişi sahilinde bir olacak bir olay
önce Fransa’da boy verir. İki gün önce Mali’nin işgalini zorunlu kılan neden;
bizzat Fransa’nın küresel çıkarlarına yönelen tehdidin en fazla bu ülkenin
merkez bankasında hissedilmesidir.

Bu konumuna paralel olarak
Fransa aynı zamanda organize suç örgütlerinin kendi aralarında ve uluslararası
alanda her çeşitten terör örgütleriyle ilişki ve irtibatlı oldukları bir
ülkedir. Söz gelimi Korsika, Rus, Arap mafyası dünyanın hemen her yeriyle
işbirliği halindedir. Güney Amerika’dan gerçekleştirilen kokain, Afganistan’dan
gelen eroin kaçakçılığının Avrupa’ya dağıldığı önemli bir istasyon
durumundadır. Geçtiğimiz yıl Marsilya’da trafik ışıklarında ve sokak ortasında
kaleşle tarananlar mafya çatışmasının kurbanlarıdır. Kuzey’de Calais şehrinin
dünya çapında insan kaçakçılığının merkezi olduğunu belirtmek isabetli
olacaktır. Özellikle Sovyet bloğunun dağılmasından sonra Fransız Riviera’sı
mafya patronlarının gözdesi olmuştur. Dünyanın gizli servislerinin peşinden
koştukları sırlar buralarda gizlenir. Dünyada artan etnik hareketlere paralel
olarak artan silah, uyuşturucu, insan kaçakçılığı faaliyetleri önlenemez bir
yükseliş gerçekleştirmiştir.

Böylesine yasadışılığın
yaşandığı bir ülke olan Fransa’da gizli servisler de zorunlu olarak istihbarat
faaliyetlerini olabildiğince geniş bir alana yayarak yürütmektedirler. Etnisite
karakterli ve yasadışı faaliyette bulunan örgütlerle bazen sadece izleyerek,
bazen operasyonlarla haddini aşmasını engelleyerek bazen de onları kendi
operasyonlarında kullanarak ilişkide bulunmaktadır.

Yasadışılığın yoğun olması bu
ülkeyi PKK nazarında ayrıca çekici kılmaktadır. Avrupa ülkelerinin her biri
PKK’nın farklı hedefleri için üs konumundadır. Almanya ve Belçika siyaset,
basın-yayın ve dış ilişkiler ağırlıklı faaliyet merkezleridir. Yakın
zamana kadar Hollanda eğitim merkeziydi. İsviçre denilince hepimizin aklına
gelen malum! Fransa’ya gelince silah temini, karaparanın aklama merkezi olma
özelliği öne çıkmaktadır. ÖCALAN’ın yakalanmasından sonra PKK’nın bu ülkeyi
tercih etmesinin nedenlerinin neler olduğunun ve gönderilen Ali Rıza ALTUN’un
yürüttüğü faaliyetinin üzerinde dikkatle durulmalıdır.

A. R. ALTUN, Avrupa’dan
Kandil’e akan haraç, uyuşturucu gibi kaynaklardan gelen milyonlarca euroluk bir
terör bütçesinin tek yetkilisiydi. Paranın zoraki güveni çabuk bozma yasası A.
R. ALTUN ile Kandil arasında da kendisini gösterdi. Kandil’in yeterince para
göndermediği suçlamalarına karşılık hesapsız harcamaları öne sürerek kendisini
savundu. Ona göre para savurganlığının nedenlerinden biri de ÖCALAN’ın
avukatlarının doymak bilmeyen iştahlarıydı. Öyle ki avukatlardan birinin
Yüksekova’daki bir PKK’lıdan aldığı 30 bin euroyla ortadan kaybolduğu iddiaları
ortalığı biraz daha karıştırdı.

Savurganlık ve hırs PKK’nın
üzerine oturduğu karapara buzdağının suyun üzerinde kalan bölümünü ortaya
çıkardı. Her türlü yasadışılığı gören ve bilen ancak habersizmiş gibi davranan
Fransız güvenlik sistemi eroin parasını dolara çevirmek üzere olan PKK’lıları
enselerinden yakaladı. Hızla on beş örgüt üyesini gözaltına aldı, ardından
sekizini serbest bıraktı. Serbest bırakılmalarının gerekçesini savcı; bu
PKK’lıların iç istihbarat teşkilatı DST ve polis istihbaratı Renseignement
Generaux (RG) hesabına çalıştıkları olarak açıkladı. Serbest kalanların
arasında bulunan Atilla BALIKÇI, örgütün Avrupa temsilcisi A. R. ALTUN ile DST
arasındaki irtibatı sağladığını açıklamak zorunda kaldı. Olaya ilginin
azalmasından sonra gözaltındaki A. R. ALTUN ile Nedim SEVEN serbest kaldılar.
A. R. ALTUN elini kolunu sallayarak Viyana’ya gitti buradan da uçakla Erbil’e
kapağı attı. Nedim SEVEN ise halen Avrupa olduğu halde polis kayıtlarında kayıp
görünmektedir.

Fransa’nın bu karapara aklama
girişimini bir “fırsat operasyonu”na dönüştürdüğü düşünülebilir. Şöyle ki: A.
R. ALTUN’un varlığı bu ülke için ciddi sorunlara yol açmaya başlamıştı. Kandil
ise bu üyesinin parayı kişisel çıkarlarına yönelttiği şüphesini taşıyordu. Bu
nedenle de Kandil’e dönmesi için baskı yapıyor ancak ikna edemiyordu. Avrupa’da
bulunmanın nimetlerinden yararlanmayı bir türlü terk edemeyen A. R. ALTUN, her
iki taraf için de yola getirilmesi gereken bir unsurdu. Tam bu sırada Fransa
eline geçen fırsatı değerlendirerek ya ülkeyi terk etmesini ya da cezaevinin
yolunu gösterdi.

O günlerde henüz başlamış olan
Viyana-Erbil uçak seferleri Türkiye’yi rahatsız ediyordu ancak ilgili ülkelerin
kayıtsızlığıyla karşılaşıyor ve yaptırım gücü olan tepkiyi göstermiyordu. (Bu
olay bile otuz yıldır terörle mücadele başarısız olundu fikrindekilerin
hatalarını kanıtlaması bakımından yeterlidir. Terörle mücadelenin yeterince
yapılmadığını gayet açık bir şekilde ortaya koyar.)  Türkiye nihayet gördü
ki söz konusu uçuşlarla Avrupa’dan toplanan paralar bavullarla Erbil üzerinden
Kandil’e taşınmaya başlanmıştı. Halen de devam eden bu trafik sayesinde PKK’nın
karaparası K. Irak’ta aklanmaktadır. (Barzani’nin buna bile engel olması
Türkiye’nin terörle mücadelesine büyük katkı yapacaktır. Ne var ki bu paranın
K. Irak ekonomisinde hiç küçümsenemeyecek bir yeri bulunuyor.)

Fransa bir dönem için PKK’nın
kendisini rahatsız eden faaliyetlerine engel olmuşken bu defa Adem UZUN’un
silah temin etme girişimiyle çalkalandı. A. UZUN ile birlikte üç zanlı daha
gözaltına alındı. Yapılan duruşmada hakim; bir milyon iki yüz bin euro
tutarında ağır silah ve tanksavar silahı alma, K. Irak’taki kamplara göndermek
üzere girişimlerde bulunmaktan suçlu buldu ve adı Oslo’da bulunmakla tanınan A.
UZUN ile diğerlerini cezaevine gönderdi. Mahkemenin en önemli delilleri altı
aylık bir gizli servis çalışmasıyla toplanmıştı. (PKK’nın tanksavar silahına
sahip olduğunu önceki bir yazıda kaleme almıştık)

Tıpkı üç PKK’lının
öldürülmesinde olduğu gibi A. UZUN tutuklandığı zaman da PKK, Fransızları
edepsizlikleriyle baskı altına almıştı. “Kürt siyasetçi” kimliği vererek A.
UZUN’un silah kaçakçılığı girişimini akıllaradan uzak tutmaya özen gösterdi.
Adem UZUN’un tutuklanmasına neden olan faaliyeti Fransız ajanslarında açıkça
belirtilmesine rağmen PKK’ya ait bütün basın-yayın organlarında yer verilen
haberde söz konusu suça tek bir kelimeyle bile değinilmedi. Sadece savcı
Thierry FRAGNOLI’e suçlama kampanyası başlatıldı. Suçlamalarda Fransa’nın,
Türkiye’nin isteğiyle hareket ettiği bunun sonucunda da A. UZUN’un
yakalandığını iddia edildi. Suçlamaların en büyük hedefi olan savcı ise Paris büyükelçisiyle
görüşmesinden bir hafta sonra harekete geçti diyerek gerçeği gizlemekle
karalanmaya çalışıldı. PKK’ya göre A. UZUN’un Paris’te bulunma nedeni, 13
Ekim’de yapılacak “Batı Kürdistan Konferansı”nın hazırlıklarıydı. “KCK Yürütme
Konseyi Başkanlığı” tarafından Fransa suçlandı ve operasyonların durmaması
halinde Fransa devletinin çıkarlarını hedef alacak kararlar alacakları tehdidi
savruldu.

PKK’nın önümüzdeki baharla
birlikte gireceği silahla veya siyasetle var veya yok oluş mücadelesine
hazırlandığını biliyoruz. Bu kapsamda birbiri ardına gelişen olayların son
perdesinde üç kadın PKK’lı öldürüldü. Öldürülen örgüt üyelerinden Sakine
POLAT’ın (Cansız PKK’nın verdiği soyisim, isyancılığı gelenekselleşmiş
Batman/Tunceli köyü halkından) Fransa’ya tıpkı A. UZUN gibi birkaç günlüğüne
geldiği belirtiliyor. Beraberinde öldürülen kadınlardan birisinin ise dil
bilgisi ve batıyı tanıması bakımlarından önde gelen bir dış ilişkiler sorumlusu
olduğu bilgisi veriliyor. S. POLAT’ın örgüt içindeki görevi ise silah temini.
Bu bilgilerden yola çıkılması sonucunda ortaya çıkacak tabloda eksik noktalar
çok fazla olmakla birlikte, cinayetin nedeni konusunda bir fikir edinmek için
yeterlidir. Bir başka taraftan son zamanlarda PKK’da ele geçen Rus yapımı silah
ve mühimmatın miktarındaki büyüklüğü de dikkat almak gerekmektedir.

Bir gizli servis operasyon
yaptığında operasyonun kapsamına aldığı tüm unsurları açığa çıkarmaz. Onlardan
bir kısmını daha sonraki gelişmeleri izlemede kullanmak üzere mutlaka kendisine
saklar. Bu operasyonda da böyle olduğuna kuşku yok. Dikkat edilirse karapara
operasyonunda da, tanksavar operasyonunda da PKK’nın faaliyetinin küçük bir
bölümünün unsurları ortadadır. Faaliyette yer alan diğer PKK’lılar ile
diğerleri ki büyük olasılıkla üçüncü ülke vatandaşlarıdırlar, onlardan hiç söz
edilmemektedir. Bu durumda Fransa eğer zamanı geldiğini düşünürse Paris
cinayetini kolaylıkla aydınlatacaktır. Ama henüz zamanı değilse bu bilgileri
kendisine saklayacak ve bir başka operasyon için veri toplamayı tercih edecektir.

Bu arada son olay Fransız
yazar Jean-Cristophe Grangé’a da fikir verecektir. L’Empire des loups  (Kurtlar İmparatorluğu) isimli
romanı filme konu olmuştu. Paris ile İstanbul arasında geçen bir hikâyede
“Bozkurt”ları eroin mafyasının unsurları olarak anlatmaktaydı. Buram buram
mafya kokan etnik Kürtçü faaliyet konusunda da bir roman kaleme almayı
düşünebilir. Romana ise “Mafyoz PKK” adıysa tam oturur.
































































Özetle: Fransa PKK’ya göz yummasının bedelini ödüyor. Her olayda
sokaklar PKK’lıların eline geçiyor. Bu durumdan şikâyetçi olanların tepkisini
anlamak için bu türlü haberlerin altına Fransızların yazdıkları yorumların
içeriğine ve sayısına bakmak yeterlidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir