Doç. Dr. Atilla SANDIKLI & Erdem KAYA   



PKK/KCK terör örgütü “devrimci halk savaşı”
hedefiyle 2012’yi final yılı ilan etmiş, Hakkâri bölgesinde devlet otoritesini
ortadan kaldırmaya, Şemdinli ve Beytüşşebap’ta bayrak dikmeye teşebbüs
etmiştir. Terör örgütü, Orta Doğu’da Arap Baharı’nın yaşandığı bu dönemde dünya
kamuoyuna Türkiye’de “Kürt baharı” olduğu yönünde bir izlenim vermeye
çalışmıştır. Örgüt, başta Hakkari olmak üzere Güneydoğu’da kurtarılmış
bölge(ler) oluşturmak için “vur kal” taktiğini uygulamaya başlamıştır. Ancak
Türk Silahlı Kuvvetlerinin Şemdinli’deki başarılı mücadelesi ve akabindeki
etkili operasyonları sonucunda 2012 yılı terör örgütü için hüsran yılı
olmuştur. Jandarma kuvvetlerinin ve Emniyet teşkilatının KCK yapılanmasına
yönelik kararlı operasyonları neticesinde ise 2013’te terör örgütünün
çözüleceği yönünde değerlendirmeler yapılmaya başlanmıştır.



Aynı dönemde PKK/KCK terör örgütünün ütopik talepleri nedeniyle çıkmaza giren
görüşmeler, İmralı’da Abdullah Öcalan’la örgütün silah bırakmasına yönelik
tekrar başlatılmıştır. Terör örgütüyle çok boyutlu mücadele sürdürülürken,
İmralı’da görüşmelere devam edilmiş ve Türkiye’de terör sorununun çözüleceği
yönünde iyimser bir hava meydana gelmiştir. PKK/KCK terör örgütünün silah
bırakması amacıyla başlatılan çözüm süreci kapsamında BDP milletvekillerinin
İmralı’yı ziyaret etmesine imkân tanınmıştır. Görüşmeler sürdürülürken,
Paris’te aralarında PKK’nın kuruluşunda yer almış bir militanın da bulunduğu üç
kadın terörist öldürülmüş, cinayetlerin Türkiye’deki çözüm sürecini sekteye
uğratmak amacıyla gerçekleştirildiği iddiası öne çıkmıştır. BDP’li
milletvekillerinin ikinci ziyaretinin ardından ise vekillerin Öcalan’la yaptığı
görüşmeler basına sızdırılmış, görüşmelerde Öcalan’ın sürece ilişkin sarf
ettiği cümleler ve kullandığı üslup kamuoyunda infiale yol açmıştır.



Ancak bütün olumsuz gelişmelere rağmen çözüm süreci sürdürülmüş, Türkiye
kamuoyunda süreci destekleyen güçlü bir kitle ortaya çıkmıştır. Nitekim
Öcalan’ın görüşme tutanaklarının basına sızdırılması ile çözüm sürecinin sabote
edildiği ve durabileceği yönünde değerlendirmeler yapılmışsa da süreç devam etmiştir.
BDP milletvekillerinin İmralı ziyaretinin ardından Öcalan’ın mektupları, BDP’ye
ve BDP’liler aracılığıyla Kandil ve terör örgütünün Avrupa yapılanmasına
gönderilmiştir. Öcalan’ın sürece ilişkin mesajını içeren mektubu 21 Mart 2013
tarihinde Diyarbakır’daki Nevruz kutlamalarında okunmuş, metin yaşanan olumsuz
gelişmelere ve soru işaretlerine makul açıklamalar getirmiştir.



Diyarbakır’daki Nevruz kutlaması çözüm sürecindeki müspet havaya zarar
verebilecek uygulamalar içerse de, Öcalan’ın mesajı olarak okunan metin ile
birlikte Türkiye’de terör sorununun çözüleceği yönünde beklentiler artmıştır.
Öcalan’ın sınır dışına çekilecek teröristlerin silahlarını bırakarak çekilmesi
için irade göstermesi, Kandil’e bu doğrultuda talimat vermesi ülke genelindeki çözüm
beklentisini güçlendirmiştir. Çekilme süreci ile ilgili olarak ise Kandil’in
Öcalan’ın çekilme talimatının yer aldığı mektubuna bazı tereddütlerle birlikte
olumlu cevap verdiği basına yansımıştır. 14 Nisan 2013 tarihinde BDP’li heyet
İmralı’yı beşinci kez ziyaret etmiş, Öcalan’ın sürecin ilerlemesine yönelik
hazırladığı mesajının birkaç gün içinde kamuoyuna duyurulacağını açıklamıştır.



Çözüm süreci kapsamında, hükümet tarafından sürecin ilerlemesine katkı sağlamak
ve atılacak adımları topluma anlatmak için Türkiye’nin 7 bölgesinden her biri 8
üye ve bir başkandan oluşan 63 kişilik bir Akil İnsanlar topluluğunun
oluşturulduğu ilan edilmiştir. Akil İnsanlar topluluğu ilk toplantısını
Başbakan’ın katılımıyla 10 Nisan 2013 tarihinde gerçekleştirmiş ve çalışmalarına
başlamıştır. Akil İnsanlar topluluğunun teşkilini müteakiben TBMM’de terör
sorununun çözümüne yönelik sürecin bütün boyutlarıyla değerlendirilmesi,
Meclis’in ve toplumun bilgilendirilmesi için yapılan araştırma komisyonu
teklifi CHP ve MHP’nin sert muhalefetine rağmen kabul edilmiştir.



Süreçte Yeşeren Umutlar Gerçeklerle Örtüşüyor mu?



Terör örgütlerinin silah bırakması ve militanların topluma kazandırılması için
doğru bir stratejik planlama ve zamanlama dâhilinde müzakere seçeneğine
başvurmak makul bir yöntemdir. Örgütü silah bırakmaya ikna edebilecek liderle
bu konuda mutabakatın sağlandığı durumlarda müzakere seçeneğinin
değerlendirmesi akılcı bir tercihtir. PKK/KCK terör örgütünün lideri Abdullah
Öcalan 1999’dan beri İmralı cezaevine tutuklu bulunmaktadır ve Öcalan’ın
özerklik ve bağımsızlık fikirlerinden vazgeçtiği öne sürülmektedir. Bu nedenle
Türkiye’nin PKK/KCK terör örgütünü tasfiye etmeye yönelik başlattığı çözüm
sürecine Öcalan’la görüşmelerle başlamasının isabetli bir hareket tarzı olduğu
ifade edilebilir. Ancak Öcalan’la başlatılan görüşmelerle başlayan süreçte
yaklaşık 30 yıllık bir çatışma döneminin sona ereceği yönündeki umutlar
gerçeklerle birlikte değerlendirilmelidir.



2012 yılı sonlarından itibaren başlayan süreçte toplumda çözüm umutları artmış,
“terörsüz bir Türkiye” beklentisi zirveye çıkmıştır. Toplumda PKK/KCK terör
örgütünün yurtdışına çıkacağı ve silah bırakacağı konuşulmaya başlanmış,
sürecin başarıya ulaşabileceğine yönelik inanç gelişmiştir. Çözüm süreci ile
birlikte kamuoyunda terör sorununun “bu sefer çözüleceği” görüşü hâkim
olmuştur. Barış havası kamuoyunu tesiri altına almış, sürecin karşısında
duranlar ve süreci eleştirenler barış düşmanı olarak gösterilmeye, kandan ve
şehit cenazelerinden medet uman çıkarcı kişiler ve gruplar olarak
nitelendirilmeye başlanmıştır. Barış ortamı güçlenirken toplumun farklı
katmanlarında gerilim artmış, miting meydanlarında sürecin Türkiye’ye zarar
vereceği öne sürülmüş, “vur de vuralım, öl de ölelim” sloganları yükselmiştir.
Üniversitelerde karşıt görüşlü gruplar arasında gerilim artmış, zaman zaman bu
gerilim çatışmalara dönüşmüştür.



Peki, gerçekten çözüm süreci olarak isimlendirilen bu süreçteki gelişmeler
kamuoyuna hâkim olan iyimser hava kadar umut verici midir? Sürecin başında zikredilen
ihtiyatlı iyimserlik hayalperestliğe mi dönüşmüştür? Sürece hâkim olan umut ve
beklentiler, gerçeklerin fark edilmesini engellemekte midir? Sürecin nasıl
gelişeceğini kestirebilmek için hangi emarelere dikkat edilmesi gerekir?
Süreçte riskler ve çelişkiler var mıdır? Bu soruların cevabı çözüm sürecinin
nasıl gelişebileceğini değerlendirmek için önem arz etmektedir. Türkiye’nin
ihtiyatlı iyimserliğini muhafaza ederken sürecin risklerini hesap ederek
gerekli tedbirleri alması, çelişkileri gidermesi ve süreci başarıyla yürütmesi
elzemdir. Habur’daki hayal kırıklığının bir kez daha yaşanmaması için gerçekçi
değerlendirmeler ışığında gerekli tedbirler alınmalıdır.



1999 Tecrübesinden Çıkarılması Gereken Dersler




Öcalan 16 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirildikten sonraki dönemde PKK terör
örgütüne şiddet eylemlerine son vererek sınır dışına çekilme talimatı vermiş,
PKK militanları bu talimata riayet ederek Eylül 1999 döneminde çekilmeye
başlamıştır. Öcalan böylece, yakalandıktan sonra Türkiye kamuoyunda kendisine
karşı oluşabilecek öfkeyi yatıştırmayı ve olası bir idam cezasını engellemeyi
hedeflemiştir. Öcalan’ın sınır dışına çekilme talimatı sayesinde PKK terör
örgütünün kontrolden çıkarak ve radikal eylemlere yönelerek kendini tüketmesi
önlenmiş, örgütün toparlanmasına ve siyasallaşmasına elverişli bir dönem elde
edilmiştir. 1999’daki çekilme sürecinde PKK terör örgütü Türkiye sınırlarından
tamamen çekilmemiş, örgüt mensubu silahlı militanların yaklaşık %30’u
yurtiçinde bırakılmıştır.



1999’daki çekilme döneminde güvenlik güçleri örgütün saldırılarına cevap
niteliğindeki birkaç temas dışında çekilen teröristlere topyekûn bir harekât
düzenlememiş, PKK’lıların sınır dışına çıkmasına müsaade edilmiştir. Bu
kapsamda BDP’lilerin 1999’daki sürece referansla çekilme sırasında 500’ün
üzerinde teröristin etkisiz hale getirildiği yönündeki iddialarının gerçeği
yansıtmadığı belirtilmelidir. 1999’da etkisiz hale getirilen terörist sayısı
bütün yıla ait veriler dikkate alındığında yaklaşık 1000 civarındadır. Ancak bu
sayının büyük oranı 1999 yılının Eylül ayına kadar güvenlik güçleri ile PKK
terör örgütü arasında devam eden çatışma sürecine aittir. Çekilmenin
gerçekleştiği Eylül ayında etkisiz hale getirilen terörist sayısı 50
civarındadır. Çekilmenin Ağustos ayından itibaren başladığı farz edilirse
Ağustos ayında etkisiz hale getirilen terörist sayısı 150 civarındadır. 1999
yılında ölü olarak ele geçirilen toplam terörist sayısının çekilmeden önceki
yıllarla mukayese edildiğinde ise daha az olduğu görülmektedir.(1)



1999 sonrasındaki gelişmeler, terör örgütünün bütün silahlı unsurlarını Türkiye
sınırları dışına tamamen çekmeden ve kesin silah bırakmadan netice
alınamayacağını göstermiştir. Öcalan’ın yakalanmasıyla sınır dışına çekilen
örgüt çözülme sürecine girmemiş, aksine toparlanıp güçlenerek daha büyük
hedefler doğrultusunda faaliyet göstermeye başlamıştır. PKK terör örgütü,
2002’ten itibaren TAK (Kürdistan Özgürlük Şahinleri) adı altında, 2004’ten
itibaren ise tek taraflı ateşkesi sona erdirdiğini beyan ederek şiddet eylemlerine
geri dönmüştür. Örgüt ABD işgalinin Irak’ta yol açtığını otorite boşluğundan
istifade ederek güçlenmiş, Orta Doğu’da dört parçalı konfederal bir Kürdistan
hedefiyle 2007’de KCK sistemini kurmuştur. 2007’den itibaren kendini KCK olarak
tanımlayan terör örgütü demokratik açılım sürecinde operasyonların
yavaşlatılmasıyla gerek şehirlerde gerekse kırsalda güçlenme fırsatı
yakalamıştır.   



1999’daki çekilme sürecinin ardından çözülme sürecine gireceği zannedilen PKK
terör örgütü 2012’ye gelindiğinde Türkiye’ye karşı “devrimci halk savaşı”
gerçekleştirmeyi planlayabilecek kadar özgüven sahibi olmuştur. Bu nedenle
mevcut süreçten netice alınabilmesi için PKK/KCK terör örgütünün bütün silahlı
unsurlarının Türkiye sınırları dışına tamamen çekilmesi, Kandil’deki dağ
kadrosunun dağıtılması ve silahlara mutlak surette veda edilmesi zaruridir.
Mevcut süreci 1999’daki süreçten daha karmaşık kılan unsur ise terör örgütünün
KCK sistemi kapsamındaki faaliyetleridir. Örgütün KCK sistemi bünyesindeki Öz
Savunma Birlikleri sürekli silah taşımamakta, üniforma giymemekte ve şehirlerde
hücreler halinde müstakil eylemler yapabilecek şekilde eğitilmektedir. Mevcut
çekilme sürecinde bu unsurların nasıl ele alınacağı belirsizliğini
korumaktadır.  



Süreçte Ortaya Çıkan Çelişkiler



Çözüm sürecinin toplumda memnuniyetle karşılandığı ve büyük umutlar doğurduğu
ifade edilebilir. Ancak süreçteki gelişmelere bakıldığında Başbakan’ın
beyanatları ile terör örgütü lideri Öcalan’ın basına sızan BDP’lilerle görüşme
tutanakları, KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’ın ve Konsey üyesi
Duran Kalkan’ın açıklamaları ve telsiz konuşmaları arasında farklar bulunduğu
gözlenmektedir. Toplum genelinde çözüm sürecinin meydana getirdiği mutluluk ve
beklentiler gerçeklerin görülmesini engellememeli, bu çelişkiler göz ardı
edilmemelidir. Türkiye’nin gerçekleri akılcı ve bilimsel bir biçimde
değerlendirip, ihtiyatlı iyimserliğini sürdürürken gerekli tedbirleri alması
gerekmektedir. Başbakan’ın açıklamaları ve Öcalan’ın Nevruz’da okunan mektubunda
ifade edilen yaklaşımla, Öcalan’ın basına sızan ifadeleri, Nevruz’un kutlanma
biçimi, Karayılan’ın ve Kalkan’ın telsiz konuşmaları ve beyanatları arasındaki
çelişkiler çözüm sürecinin birçok zorlukla karşılaşacağına işaret etmektedir.



Başbakan Erdoğan’ın çözüm süreci ile ilgili yaptığı açıklamalar göz önünde
bulundurulduğunda sürecin bütün olumsuzluklara rağmen sağlıklı işlediği ve
terör örgütüne hiçbir taviz verilmeyeceği anlaşılmaktadır. Başbakan, Kürt
meselesinin çözümünün terör örgütü ile müzakere edilmeyeceğini, hâlihazırdaki
sürecin amacının terör örgütüne silah bıraktırmak ve terör sorununu çözmek
olduğunu beyan etmektedir. Başbakan Erdoğan, 29 Mart 2013 tarihinde katıldığı
bir televizyon programında “Öcalan ne karşılığında silah bırakmaya davet ediliyor?”
sorusuna, Öcalan’a ve terör örgütüne silah bırakma karşılığında hiçbir şey
verilmeyeceğini, sadece İmralı cezaevinde Öcalan’ın kaldığı odadaki şartların
iyileştirildiğini, daha fazlasının mümkün olmadığını ifade etmiş, Öcalan’a ev
hapsinin söz konusu olmadığını vurgulamıştır. Başbakan, PKK/KCK terör örgütünün
ve BDP’nin başkanlık sistemine destek vermesi karşılığında Güneydoğu’da özerk
bir yönetime geçileceği doğrultusundaki iddiaların mesnetsiz olduğunu dile
getirmiş, çözüm sürecinin tek gayesinin güven, istikrar ve milletin huzuru
olduğunu kaydetmiştir.(2)



Süreçteki çelişkilerin anlaşılması için Öcalan’ın çözüm sürecine ilişkin
mesajının yer aldığı mektubundaki olumlu yaklaşımın da değerlendirilmesi
gerekmektedir. Öcalan’ın Diyarbakır’daki Nevruz etkinliğinde okunan mektubu
çözüm sürecindeki iyimser havaya katkı sağlamıştır. Okunan mektubun Türkiye’de
toplumun büyük çoğunluğunun kabul edebileceği bir çerçeve ihtiva etmesi ise
Öcalan’ın metni tek başına yazmadığı yönünde bir algıya neden olmuştur. Metin
incelendiğinde Ak Parti’nin görüşlerinin ve Ahmet Davutoğlu’nun vizyonunun
mektuba yansıdığı fark edilmiş, mektubun Öcalan’la birlikte istihbarat
görevlileri tarafından hazırlandığı yönündeki iddialar güçlenmiştir. Mektuptaki
en önemli eksikliğin ise PKK/KCK terör örgütünün silah bırakmasından
bahsedilmemesi olduğu belirtilmelidir. Terör örgütünün silah bırakmasına
yönelik başlatıldığı ifade edilen çözüm sürecine ilişkin Öcalan’ın mesajında
silah bırakmanın zikredilmemesi dikkat çekmiştir.(3)



Diyarbakır’da Nevruz’un kutlanma biçiminin ise Öcalan’ın mektubundaki üsluptan
farklı olarak çözüm sürecinin ruhuna uygun olmadığı değerlendirilmektedir.
Kutlamada katılımcılar genel olarak KCK bayrağı (yeşil zemin üzerindeki sarı
güneşin ortasında kırmızı yıldız), PKK bayrağı, Kuzey Irak Bölgesel Kürt
Yönetimi’nin bayrağı ve Öcalan posterleri taşımış, meydanda tek bir Türk
bayrağı dalgalanmamış, İstiklal Marşı okunmamıştır. “Başkanım barışa da savaşa
da hazırız” ve “Müzakereye de mücadeleye de hazırız” yazılı pankartların
açıldığı kutlamada sahnenin arka planında “Öcalan’a Özgürlük, Kürtlere Statü”
yazılı pankart kullanılmış, katılımcılar kutlama boyunca bu sloganı atmayı
sürdürmüştür. Kutlama meydanında terör örgütü militanlarının kıyafetlerini
giyen yüzleri kapalı kişiler yer almış, BDP Nevruz etkinliğini PKK/KCK terör
örgütünün gövde gösterisine dönüştürmeye çalışmıştır. Diyarbakır’daki Nevruz
kutlaması, Öcalan’ın PKK/KCK terör örgütünün lideri konumundan bütün Kürtlerin
lideri konumuna getirilmesine ve terör örgütünün meşrulaştırılmasına hizmet
edecek şekilde gerçekleştirilmiştir.



BDP milletvekillerinin ikinci İmralı ziyaretinin ardından sızdırılan görüşme
tutanaklarında, çözüm süreci kapsamında terör örgütünün silah bırakacağı
beklentisiyle ortaya çıkan iyimser hava ile Öcalan’ın hedef ve beklentileri
arasında önemli farklılıklar olduğu ortaya çıkmıştır. Tutanaklarda, kamuoyuna
yansıdığı gibi Öcalan’ın hedeflerinden vazgeçmediği, KCK sistemini sürdürmek
istediği, barış ve demokrasi söylemiyle hapishaneden çıkmaya yönelik bir
strateji izlediği anlaşılmıştır. Öcalan, kendi stratejisinin başarılı olması
durumunda hapishaneden çıkacağını, bütün KCK tutuklularının serbest kalacağını,
Kürtlerin kendini yöneteceği bir idareye sahip olacağını, bu idari yapının parlamentosu
olarak Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) esas alınabileceğini ifade
etmiştir. Öcalan, görüşmede KCK’ya yönelik operasyonların isyan sebebi
olduğunu, gerekirse Türkiye’ye karşı 50 bin kişi ile bir “halk savaşı”
başlatabileceğini, örgütün sınır dışına çekilmesinin ise hükümetin beklediği
gibi ve tek taraflı olmayacağını ve ancak meclis kararı ile
gerçekleşebileceğini belirtmiştir. 



KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’ın açıklamaları ve telsiz
konuşmaları da süreçteki umut ve beklentilerle çelişmektedir. Terör örgütünün
dağ kadrosunun fiili lideri konumunda olan Karayılan’ın çözüm süreci
kapsamındaki açıklamaları, örgütün muhtemel hareket tarzı ve silah bırakmaya
bakışını göstermesi açısından göz önünde bulundurulmalıdır. Karayılan süreçle
ilgili yaptığı açıklamalarda terör örgütünün 23 Mart 2013 tarihinden itibaren
ateşkes düzenine geçtiğini, örgütün “mücadele tarihindeki” en güçlü döneminde
olduğunu, barışa da savaşa da hazır olduğunu ifade etmiştir. Karayılan, silahlı
mücadelenin bütünüyle sona ermesinin zannedildiği kadar basit olmadığını, KCK
tutukluları, siyasi partiler yasası, seçim barajı, terörle mücadele yasası,
faili meçhuller, Uludere hadisesi gibi konularda “yol temizliğine” ihtiyaç
olduğunu, Kürt meselesinin çözüme kavuşturulmasında sonra tüm teröristlerin ve
teröristbaşının katılımıyla bir kongre düzenleneceğini ve ancak böyle bir
kongrede silah bırakmanın gündeme geleceğini beyan etmiştir. Karayılan
planlanan çekilme süreci ile ilgili olarak ise sınır dışına çekilmenin sonbahara
kadar sarkabileceğini açıklamıştır.



Murat Karayılan, The New York Times gazetesinde 11 Nisan 2013 tarihinde
yayımlanan söyleşisinde terör örgütünün savaşarak sonuç alabileceğine
inandığını ve örgütün silah bırakmasının mümkün olmadığını ifade etmiştir.(4)
Aynı tarihte El Cezire televizyonunda yayımlanan söyleşisinde ise terör
örgütünün mevcut lider kadrosunun düşüncelerinin Öcalan’la aynı doğrultuda olsa
da, örgütteki bütün yöneticileri arasında mutabakatın sağlanmasının zor
olduğunu dile getirmiştir.(5) Bu kapsamda KCK Yürütme Kurulu üyesi Duran
Kalkan’ın 13 Nisan 2013 tarihinde terör örgütünün Avrupa’da yayın yapan
televizyonu Sterk Tv’ye yaptığı açıklamaları da değerlendirilmelidir. Duran
Kalkan, PKK/KCK terör örgütünün çekilmek istemediğini, çekilmeye yönelik bir
hazırlığın söz konusu olmadığını, örgütün hâlihazırda sadece ateşkes konumunda
olduğunu, ancak savaşa da hazır bulunduğunu açıklamış, örgütteki yöneticilerin
Öcalan’a özgürlük istediğini ilave etmiştir.(6)



Öcalan’ın basına sızan görüşmesi, Karayılan’ın ve Kalkan’ın açıklamaları,
PKK/KCK terör örgütünün çözüm sürecini örgütün silah bırakmasına yönelik
yürütülen bir süreç olarak görmediğine işaret etmektedir. Kandil’in fiili
lideri konumundaki Karayılan, Türkiye’deki militanların silah bırakarak
çekileceğini açıkladıktan sonra Öcalan’dan çekilme için ayrı bir talimat
beklediğini ifade etmiştir. Karayılan, terör örgütünün yurtdışındaki
unsurlarının silah bırakmasına yönelik ise bir açıklama yapmamıştır. Mevcut
emareler dikkate alındığında, terör örgütünün yurtiçindeki unsurlarının bir
kısmının silah bırakmasına rağmen büyük kısmının silahlarıyla birlikte gizlice
Kuzey Irak’a geçebileceği ve burada yeniden teşkilatlanabileceği
değerlendirilmektedir. Bu nedenle silahlı örgüt mensuplarının Türkiye sınırlarından
tamamen ve silahsız çekilmesi yeterli değildir. 1999 sonrasındaki tecrübeler,
çözüm sürecinin ilerlemesi için yurtdışındaki unsurların da kesin silah
bırakması gerektiğini göstermektedir.



Murat Karayılan’ın ve Duran Kalkan’ın açıklamaları diğer taraftan PKK/KCK terör
örgütünün çözüm sürecini Kürt meselesinin çözüm süreci gibi algıladığına, talep
ve beklentilerini bu çerçevede belirlediğine işaret etmektedir. Terör örgütünün
KCK sistemiyle planladığı devletleşme hedefi doğrultusunda Öcalan’ı bütün
Kürtlerin lideri, örgütü ise bütün Kürtlerin temsilcisi konumuna getirmeye
çalıştığı, bu nedenle Kürt meselesinin çözümünde yegâne muhatap kabul edilme
ısrarının devam ettiği anlaşılmaktadır. Karayılan’ın ve Kalkan’ın açıklamaları,
terör örgütünün çözüm sürecindeki hedefinin silah bırakmaktan ziyade Öcalan’ın
serbest bırakılması olduğunu, süreç kapsamında eğitim ve teşkilatlanma
faaliyetlerine ağırlık vererek toparlanmaya çalıştığını göstermektedir. Nitekim
çekilme sürecinin 2013 yılının sonbahar dönemine kadar sarkması durumunda
PKK/KCK terör örgütü, güvenlik güçlerinin operasyon yapmadığı uzun bir
toparlanma dönemi elde edebilecektir.



Terör Örgütünün Amaçları



2012 yaz döneminde PKK/KCK terör örgütü büyük bir darbe yemiş, bu darbenin
ardından kış dönemine girilirken bir taraftan kış yığınağı yaptığı halde tekrar
barış söylemine başvurmuştur. Terör örgütü, çözüm süreci başlatılırsa halkı
istediği gibi yönlendirebileceğini ve 2013 yılı için hedeflediği “kıra dayalı
şehir savaşı”nı (7) gerçekleştirebileceğini hesap etmiş olabilir. Örgütün 2012
yılında verdiği ağır zayiatın ardından Güneydoğu’da belirli bölgelerde devlet
otoritesini ortadan kaldırarak kendi otoritesini yerleştirmek gibi bir hedefi
gerçekleştirmenin mümkün olmadığını idrak ettiği değerlendirilebilir. Bunun
üzerin terör örgütünün Arap Baharı’ndan ilham alarak PKK/KCK’yı bir halk
hareketi olarak göstermeyi, böylece terör örgütünü meşrulaştırmayı ve gerek iç
kamuoyunda gerekse dünya kamuoyunda Öcalan’ı Kürtlerin lideri olarak göstermeyi
amaçladığı ifade edilebilir.



Terör örgütünün, şehirdeki unsurlarına ve dağ kadrosuna yönelik operasyonların
durdurulmasıyla ve KCK tutuklularının serbest bırakılmasıyla şehirlerdeki
yapılanmasını kuvvetlendirmeyi hedeflediği dile getirilebilir. Örgüt, böylece
kırsalda yığınak yaparken uzantıları sayesinde PKK/KCK’yı bir halk hareketi
olarak göstermeye ve şehirlerde sivil itaatsizlik ve protesto gösterileri gibi
silahsız kitlesel eylemler düzenlemeye başlayabilir. Nitekim terör örgütünün
Türkiye’de PKK/KCK güdümünde bir özerklik düşüncesini yerleştirmek için kurduğu
DTK ile Kürt meselesinin yanında işçi hakları, kadın hakları, çevre gibi
konularda faaliyet göstermek üzere kurduğu HDK gibi oluşumları kullanarak daha
geniş kitlelerin desteğini toplamaya çalıştığı gözlemlenmektedir. Örgütün
bundan sonraki süreçte kitlesel halk hareketlerini tahrik etmek maksadıyla
şehirlerdeki unsurlarını eğitmeye ve örgütlemeye devam ettiği
görülmektedir. 



PKK/KCK terör örgütünün, uzantıları ile birlikte Türkiye’deki süreci, Güney
Afrika barış süreciyle ilişkilendirmeye, Mandela modelini gündemde tutmaya ve
Öcalan’ın bu şekilde serbest bırakılması için gerekli siyasi ve psikolojik
şartları hazırlamaya çalıştığı gözlemlenmektedir. Terör örgütünün, Öcalan’ın
konumu ile Güney Afrika’da hapishaneden çıkarak Cumhurbaşkanı olan Nelson
Mandela arasında benzerlikler kurduğu, Öcalan’ı gerek iç kamuoyuna gerekse
dünya kamuoyuna barış kahramanı olarak yansıtmaya çabaladığı görülmektedir.
Güney Afrika’da başlatılan uluslararası kampanya ile Mandela’nın serbest
bırakılması ve Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmesi sağlanmıştır. PKK/KCK
terör örgütü de Uluslararası Öcalan’a Özgürlük Girişimi, Barış İçin Öcalan’a
Özgürlük Platformu, Öcalan’a Özgürlük İmza Kampanyası adları altında benzer bir
kampanya ihdas etmiş, ulusal ve uluslararası düzeyde çeşitli platformlarda
Öcalan’ın özgürlüğünü gündeme getirerek imza toplamaya ve destek sağlamaya
başlamıştır.



PKK/KCK terör örgütünün küresel ve bölgesel konjonktürdeki gelişmeleri de
dikkate alarak çözüm sürecine yanaştığı değerlendirilmektedir. 1999 sonrası
dönemde Irak’taki uzantısı PÇDK’yı, Suriye’deki kolu PYD’yi ve İran’da PJAK’ı
kuran terör örgütü, Orta Doğu’daki bütün Kürtleri tek bir devlet çatısı altında
toplamak gibi hayalî bir hedefle 2007’de KCK sistemini tesis etmiştir. Terör
örgütü 2011’de İran’la anlaşarak sıklet merkezini Türkiye’ye kaydırmış, 2012’de
Türkiye’de “devrimci halk savaşı” başlatmaya teşebbüs etmiş ve Suriye’deki
yapılanması PYD üzerindeki etkinliğini artırmıştır. Terör örgütü 2013 yılında
ise Türkiye’deki çözüm sürecini, sıklet merkezini Suriye’ye kaydırmaya yönelik
bir fırsata dönüştürmeyi amaçlamaktadır. Terör örgütü, Suriye’de Esed rejiminin
sağladığı destekten ve iç savaşın yol açtığı otorite boşluğundan istifade
ederek ülkenin kuzeyinde PYD üzerinden PKK/KCK güdümünde özerk bir yönetim
kurmayı hedeflemektedir. Suriye’nin kuzeyinde eğitim kampları açan PYD’ye
muhalefet eden aşiret liderlerini etkisiz hale getiren terör örgütü,
hâlihazırda Kobani, Kamışlı ve Afrin gibi Kürtlerin ikamet ettiği bölgelerde
etkilidir.  Yakın gelecekte İran’a yönelik bir müdahale durumunda ise
örgütün sıklet merkezini bu ülkede Kürtlerin yoğun biçimde yaşadığı bölgelere
kaydırabileceği değerlendirilmektedir.



Sürecin Neticelerine İlişkin Senaryolar



Çözüm sürecinin nasıl gelişeceği Öcalan’ın Nevruz’da okunan mektubu,
Diyarbakır’daki Nevruz kutlamasındaki uygulamalar, Öcalan’ın basına sızan
görüşmeleri ve KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’ın telsiz
konuşmaları ve açıklamaları göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir.
Öcalan’ın mektubu büyük ölçüde Türkiye optimalini yansıtmaktadır ve kabul
edilebilir bir metindir. Ancak mektupta silah bırakmaktan bahsedilmemesi en
önemli eksikliktir. Diyarbakır’daki Nevruz kutlaması, çözüm sürecinin ruhuna
aykırı uygulamalara sahne olmuştur. Kutlamada okunan mektuptaki yaklaşım ile
etkinlik meydanındaki görüntüler birbiriyle çelişmiştir. Öcalan’ın basına sızan
görüşmeleri, Murat Karayılan’ın telsiz konuşmaları ve açıklamaları ise dağ
kadrosunun silah bırakmayı henüz düşünmediğini göstermekte, terör örgütünün
Öcalan’ın serbest bırakılması ve çözüm süreci kapsamında kazanımlarını artırma
çabası içine olduğuna işaret etmektedir.



Öcalan’ın basına sızan görüşmeleri, Karayılan’ın telsiz konuşmaları ve açıklamalarından
hareketle terör örgütünün çekilme ile birlikte Türkiye’deki bölücü
faaliyetlerini daha etkili sivil girişimlerle takviye edeceği, Suriye’de
PKK/KCK güdümünde özerk bir yönetim kurmaya çalışacağı, daha sonra ise
İran’daki faaliyetlerine ağırlık vereceği değerlendirilebilir. Türkiye’deki
mevcut çözüm sürecinin hedefi PKK/KCK terör örgütünün silah bırakması ve
dağdaki silahlı kadronun dağıtılmasıdır. Bu nedenle çözüm sürecinin olumlu ve
olumsuz sonuçlanması büyük ölçüde terör örgütünün dağ kadrosunun hareket
tarzına bağlıdır. Sürecin başarılı olması için Kandil’in çekilme sürecine
riayet etmesi ve silah bırakmayı kabul etmesi gerekmektedir. Kandil’in çekilme
sürecine karşı çıkması ve silahlanmaya yanaşmaması ise mevcut çözüm girişimini
başarısız kılacaktır. Kandil’in çözüm sürecine riayet edeceğini ilan etmesi
ancak uygulamada farklı hareket etmesi de ihtimal dâhilindedir. Çözüm sürecini
başarılı kılmak ve sürecin doğuracağı tehlikeleri hesap etmek için Kandil’in
muhtemel hareket tarzları göz önünde bulundurulmalı, gerekli tedbirler
alınmalıdır.



Çözüm sürecindeki iyimser hava ve çelişkiler birlikte değerlendirdiğinde
süreçle ilgili Kandil’in hareket tarzına ilişkin üç farklı senaryodan
bahsedilebilir. Birinci senaryo iyimser bir senaryo olarak düşünülebilir. Bu
senaryoya göre Kandil’deki dağ kadrosu  “Öcalan liderimizdir” yaklaşımını
benimser, Öcalan’ın çekilme talimatını ve müteakip taleplerini yerine getirir.
Bu senaryonun gerçekleşmesi Türkiye kamuoyunda süreçle ilgili ortaya çıkan umut
ve beklentilerin büyük ölçüde karşılanabileceği bir netice sağlayabilir.
PKK/KCK terör örgütü çekilme takvimine riayet edip, silah bırakma aşamasına
geçebilir. İkinci senaryo ise karamsar bir senaryo olarak tasarlanabilir.
İkinci senaryoya göre Kandil, Öcalan’ın Nevruz etkinliğinde okunan mektubundaki
ifadelerinin ve hükümetle mutabakata vardığı çekilme ve müteakip süreçleri,
iktidar baskısıyla zorla kabul ettirilmiş talimatlar olarak değerlendirir.
Kandil “Öcalan liderimizdir ama şu anda bu talimatlara göre hareket edemeyiz”
yaklaşımını geliştirir, şehirlerde ve kırsalda terörizmle sonuç almaya
çalışmaya devam eder.



Üçüncü senaryo ise terör örgütünün söylemde barış-eylemde şiddet çelişkisi
dikkate alınarak düşünülebilir. Üçüncü senaryoya göre Kandil, hem Öcalan’la hem
de toplumdaki çözüm beklentisiyle karşı karşıya gelmemek için, “Öcalan
liderimizdir” diyerek Öcalan’ın mektuplarındaki yaklaşımı onayladığını ve
talimatlara riayet edeceğini beyan eder. Ancak uygulamada siyasi iktidarın ve
Türk halkının kabul edemeyeceği talepleri ileri sürer, taleplerinin
karşılanmaması halinde süreci provoke edebilecek eylemlere teşebbüs eder. Nisan
ayının ikinci haftasından itibaren çeşitli üniversitelerde meydana gelen
hadiselerde PKK/KCK terör örgütünün gençlik yapılanması DYG’nin (Devrimci
Yurtsever Gençlik) rolü bu kapsamda örnek verilebilir. Üçüncü senaryoya göre
terör örgütü, DTK, HDK ve müzahir sivil toplum kuruluşlarını kullanarak topluma
“ne olursa olsun sorun çözülsün” şeklinde propaganda yaparak kazanımlarını
artırmaya çalışabilir. Örgüt, süreç çıkmaza girince 2013 yılı için “planladığı
kıra dayalı şehir savaşı” stratejisini uygulamaya yönelebilir.



Üç senaryo birlikte değerlendirildiğinde ve mevcut gelişmeler göz önünde
bulundurulduğunda terör örgütünün geçmişteki hareket tarzı dikkate alınarak
üçüncü senaryonun ağırlık kazandığı gözlemlenmektedir.



Sonuç & Alınması Gereken Tedbirler



Türkiye’nin PKK/KCK terör örgütü sorununu barışçıl yöntemlerle sona erdirmek
amacıyla başlattığı çözüm süreci toplumda ciddi umut ve beklentiler
doğurmuştur. Türkiye’de yaklaşık 30 yıldır devam eden çatışma döneminin
ardından terör örgütünün silah bırakacağı beklentisi oldukça iyimser bir
kamuoyu meydana getirmiştir. Ortaya çıkan müspet havanın muhafaza edilmesi
sürecin devamı için gereklidir. Ancak Türkiye, sürecin başarılı ilerlemesi için
süreçteki çelişkileri aklıselimle değerlendirmeli, gerekli tedbirleri almalı,
çözüm sürecinin Öcalan’ın serbest bırakılmasına ve terör örgütünün
meşrulaşmasına hizmet etmesini engellemelidir. 



Sürecin hedefi terör örgütünün silah bırakmasıdır. Bu kapsamda PKK/KCK terör
örgütünün ateşkes söylemi ihtiyatla karşılanmalıdır. Çözüm sürecinin ancak
terör örgütünün Türkiye sınırlarından tamamen çekilmesi, kesin silah bırakması
ve KCK sisteminin feshedilmesiyle gerçekleşeceği göz ardı edilmemelidir. Terör
örgütü geçmişte toplam 8 defa tek taraflı ateşkes ilan etmiştir. Ancak örgütün
bu dönemleri güvenlik güçlerinin operasyonları durdurması amacıyla başlattığı,
toparlanmak ve güçlenmek maksadıyla değerlendirdiği ve tek taraflı ateşkes
vaadini her seferinde sona erdirdikten sonra terörist saldırılarını artırdığı
bilinmektedir. Nitekim güvenlik güçlerinden en çok şehit ve yaralının ateşkes
dönemlerinin ardından verildiği görülmüş, örgütün bu dönemlerle birlikte
terörist saldırılarını ve Kürt kökenli vatandaşlarımız üzerindeki baskısını
artırma fırsatı bulduğu gözlemlenmiştir. Dolayısıyla ateşkes dönemlerinin
ardından ortaya çıkan bu sonuçların, ateşkes sırasında Türkiye’nin gerekli
tedbirleri almamasının maliyeti olduğu ifade edilebilir.



Bu kapsamda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın çözüm sürecindeki muhtemel bir
başarısızlığa işaret ederek “iş tersine dönerse tekrar başladığımız noktaya
geliriz”(8) yaklaşımının eksik bir tespit olduğu değerlendirilebilir. Sürecin
başarılı olmaması durumunda PKK/KCK terör örgütünün hedeflerine biraz daha
yaklaşacağı değerlendirilmektedir. Öcalan’ın süreçte bütün Kürtlerin lideri
gibi ön plana çıkarılması ve sürecin uluslararası ölçekteki yansımaları
Türkiye’nin terörle haklı mücadelesine zarar verebilir. Öcalan’ın ve PKK/KCK
terör örgütünün gerek iç kamuoyunda gerekse dünya kamuoyunda kısmen meşruiyet
kazanmasına yol açabilir. Serbest bırakılan KCK üyeleri sayesinde terör örgütü
2013 yılı için hedeflediği “kıra dayalı şehir savaşı” stratejisini uygulama
fırsatı bulabilir. Türkiye, Öcalan’ın serbest bırakılması konusunda
uluslararası baskıya maruz bırakılabilir



Hâlihazırda sadece DHKPC terör örgütüne yönelik operasyonlar sürdürülmektedir.
Ateşkes uygulaması kapsamında güvenlik güçlerinin PKK/KCK terör örgütüne
yönelik ise kırsalda veya şehirde herhangi bir operasyon yapmadığı
gözlenmektedir. Terör örgütüne yönelik operasyonların çekilme süreci kapsamında
geçici olarak durdurulması anlaşılabilirse de uzun süre operasyon
yapılmamasının yanlış bir uygulama olduğu ve geçmişte yol açtığı problemler
hatırlanmalıdır. Çözüm süreci, terör örgütünün serbest bırakılan sanıklarla
birlikte KCK sistemini yeniden yapılandırdığı, Kandil’deki varlığını
güçlendirdiği ve 2012’deki hezimetin ardından moral-motivasyonunu tekrar
sağladığı bir döneme dönüşmemelidir.



Örgüt militanlarının silah bırakarak çekilmesinin en uygun yöntem olduğu
değerlendirilmektedir. Terör örgütünün Türkiye’den çekilme süreci MİT’in
denetiminde gerçekleştirilmelidir. Örgütün Türkiye sınırları dışına tamamen
çekilmesi MİT’in gözetimi ile teminat altına alınmalı, 1999’daki gibi örgütün
bazı unsurlarını yurtiçinde bırakması engellenmelidir. Terör örgütünün her
bölgede kırsalda 10 kişilik timler bırakarak çekileceği öne sürülmektedir. Bu
timlerin yurtiçinde bırakılmasına müsaade edilmemelidir. Örgütün KCK
yapılanması bünyesinde şehirlerdeki silahlı unsurları da mutlaka çekilme
kapsamına dâhil edilmelidir.



Çekilme sürecini, kesin silah bırakma aşaması takip etmelidir. Sadece çekilme
ile sınırlı bir süreç veya çekilme aşamasının uzaması terör örgütüne sıklet
merkezini Suriye’ye, daha sonra ise İran’a kaydıracağı zamanı kazandırabilir.
Silah bırakma aşamasında ise dağdaki militanların tamamen silah bırakması
gerçekleşmeyebilir. Terör örgütü KCK sistemi bünyesindeki silahlı unsurlarını
muhafaza etmeye ve dağ kadrosunun silah bırakma aşamasını uzun bir döneme
genişleterek bölgesel konjonktüre göre kararını gözden geçirmeye çalışabilir.
Türkiye bu nedenle barışçıl yöntemlerle çözüm doğrultusunda irade gösterirken
gerek şehirlerde gerekse kırsalda PKK/KCK terör örgütüne karşı güvenlik
tedbirlerini gevşetmemelidir.



Çözüm süreci büyük ölçüde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve MİT Müsteşarı Hakan
Fidan tarafından yürütülmektedir. Sonuçlar hesap edilerek değerlendirildiğinde
sürecin sadece iki yetkili tarafından yönetilmesi önemli riskler doğurabilir.
Sürecin başarılı olması, gerek Başbakan Erdoğan’ın gerekse MİT Müsteşarı
Fidan’ın ön plana çıkmasına imkân tanıyacaktır. Sürecin akim kalması ise hem
Başbakan’ın hem de MİT Müsteşarı’nın yıpranmasına yol açabilecek gelişmeler
doğurabilir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet