Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Çağrı Mert Bakırcı :
6. His Nedir? Bilimsel Olarak Nasıl Değerlendirilir ???

“Altıncı his” olarak bilinen
kavramı bilimsel olarak irdeleyebilmek için, öncelikle işlevsel bir “6.
his” tanı
yapmamız gerekmektedir. Eğer bu sözcüğü “gelecekte
olacakları öngörmek”, “
falcılık“, “astroloji gibi sahtebilimsel
yaklaşımlarla ilişkili bir kavram olarak kullanıyorsak, en başından net bir
şekilde söyleyebiliriz ki modern bilim ile ortaya konmuş veriler dahilinde böyle bir
yeti bilimsel olarak tamamen geçersizdir.

Mistisizm ile ilgili sayısız bilimsel
araştırma ve deneme yapıldı ve halen de süren araştırmalar ve halka açık mistik araştırma davetleri bulunuyor. Ancak bugüne kadar
mistik güçleri olduğunu iddia eden insanlar içinde, bu mistik güçlerini
deneysel koşullar altında ispatlayabilen tek bir insan dahi çıkmadı.


Öte yandan, alışageldiğimiz beş duyunun
(görme, koklama,
duyma, tatma, dokunma)
yardımıyla, bariz olmayan uyaranları önceden tespit edebilmekten söz
ediyorsanız, bunu bilimsel olarak incelemek mümkündür. Örneğin ıssız bir
sokakta, takip edildiğimizi ya da arkamızda birinin olduğunu gerçekten de
hissedebiliriz. Benzer şekilde, rüyalarımızda olan bir şeyi gerçek hayatta
yaşayabiliriz.


Ayak sesi duymadan ve takip edildiğimize
dair bir veri olmaksızın bunu nasıl yapabiliriz? Rüyalarımız nasıl gerçek olur?
İşte bu noktada, bilim devreye girer. 


Duyu Dışı Algılama


Arkamızdan geleni görmeyip, duymamamıza
rağmen hissedebilmemizin birçok nedeni olabilir. Bu sebeplerden en güçlüsü,
bizim “duymuyor”,
“görmüyor”, “kokusunu almıyor”
olmamızın,
gerçekten duymadığımız, görmediğimiz veya kokusunu almadığı anlamına gelmediğidir. Bu
tip bilinçsiz olarak algıladığımız
duyuların toplamına (ve hatta “mistik güç” olarak lanse edilmeye
çalışılan diğer algılara da), bilimsel analizlerde, Duyu Dışı Algı (Extrasensory
Perception)
adı veriliyor.


Çoğu bilim insanı, böyle bir duyu tipi
olduğunu kabul etmiyor (Amerikan Ulusal Bilim Akademisi’nin %96’sı bu tip
duyuların varlığını reddediyor). Çünkü bu terimi kullananların çoğu, duyu organlarının
bu süreçte rolü olmadığını, beynin mistik
bir şekilde
etrafını algıladığını ileri sürüyor. Ancak buna yönelik
çalışmalar bunu destekleyebilecek hiçbir veri üretebilmiş değil. Dolayısıyla
konu bilimin sınırlarından çıkıp, sahtebilimin alanı haline geliyor. Bu kavramı
kullananlar içgörü, telepati, psikometri, kahinlik, vb. sahtebilim alanlarını
bilimselmiş gibi pazarlamaya çalıyor.


Ancak bu kavramı normal şekilde duyu
organlarımız aracılığıyla ama farkında
olmadan
algıladığımız olgular için kullanmak da mümkün! İşte bazı
psikologlar ısrarla bu alanda çalışmalarını sürdürüyorlar ve bunu yaparken doğru olmasını arzuladıkları şeylere
inanmak yerine, alışageldiğimiz beş duyu haricinde duyularımız varsa bunları
ortaya çıkarmaya veya sıra dışı olguları nasıl hissedebildiğimizi beş duyumuzu
kullanarak anlamaya çalışıyorlar. Gerçeklere de ancak bu çalışmalarla
ulaşabiliyoruz.


Gerçekten de, bu konular üzerine eğilen
araştırmacılardan bazıları, farkında olmadan algıladığımız uyaranlar hakkında
son derece güvenilir araştırmalar yapıyorlar ve üst düzey bilim dergilerinde
makaleler dahi yayınlayabiliyorlar. Biz de, bilimsel şüphecilik dahilinde analizinin
yapılmasını faydalı görüyoruz. Zaten bu araştırmalara bakıldığında, bu tip
algıların tamamen bilimsel kökenleri olduğu görülmektedir. Şimdi, bunlara bir
göz atalım.


Sıra Dışı Olguları Nasıl Hissediyoruz?


Takip Edildiğimizi Nasıl Hissediyoruz?


Issız bir sokakta arkamızdan gelen birini
hissedebilmemizi (ya da benzer şekilde, saatin 15:23 olduğunu düşünüp,
baktığımızda gerçekten de öyle olduğunu görmemizi), ESP ve benzeri
araştırmaların sonuçlarıyla, tamamen bilimsel olarak açıklamamız mümkündür.


Sokak örneğini ele alalım. Arkamızda
gerçekten biri varsa, ayaklarından çıkan çok düşük şiddetli sesler,
bilincimizde algılanamayabilir; ancak kontrolümüz dışında olan bilinçaltımız
tarafından fark edilebilir. İşte buna, duyusal
sızıntı (sensory leakage)
adı verilir. Bu sızan uyartılar,
beynimizde işlenebilir ve içgüdüsel olarak korku hissini tetikleyebilir. 


Bir diğer nokta, deri reseptörlerimizin
bazılarının, görsel reseptörlerle evrimsel olarak son derece yakın olmasıdır.
Farkında olmasak da ve tam olarak mekanizması henüz aydınlatılmamış olsa da,
derimiz esasında bir miktar ışığa da tepki veriyor olabilir. Bu, beynimize,
gözümüz haricinde başka noktalarımızdan da çok sınırlı da olsa görsel verinin
ulaşması anlamına gelebilir.


Benzer şekilde, çok kısıtlı düzeyde de
olsa, vücudumuzla algıladığımız ancak bilinçli olarak fark edemediğimiz sese
bağlı titreşimler, algılayamadığımız sesleri istemsiz olarak duymamızı sağlıyor
olabilir. Yani sese bağlı olarak oluşan ufak titreşimler, vücudumuzda ve ses
duyu organlarımızda titreşimlere neden olarak bilinç altı bir algı doğurabilir.
Bu konuda da araştırmalar sürmektedir.


Bir diğer nokta da feromonlar ve genel
olarak koku duyumuzdur. Feromonlar, çeşitli durumlar karşısında hayvanların
vücudundan salgılanan vücut dışı hormonlardır. Bu kimyasallar, havada yol kat ederek diğer
bireyler tarafından algılanabilir. Feromon salgısı, insanda oldukça azalmış ve
körelmiş bir yapıdır. Oldukça körelmiş olan koklama (burun) ve feromon duyu
organlarımız (Jacobsen organı ya da Vomeronasal organ), bilinçaltı düzeyde
bizim fark etmediğimiz bazı işlemleri yürütebilir. Bu yüzden, arkamızdaki
bireyin kokusu ya da salgıladığı feromonlar bizi uyarabilir. 


Bu konuyla ilgili son bir nokta ise,
ışığın yansımasıdır. Normalde, biz bunu “gölgeler” olarak
niteleyebiliriz, ancak bu, makro büyüklükte olan bir yansımadır. Öte yandan,
arkamızdaki cisimlerin, önümüzdeki cisimlerden yansıyan görüntüleri, bariz
görüntüler olmasa da, beynimiz tarafından bir miktar algılanıyor olabilir.
Dolayısıyla, arkamızdaki bireyden çıkıp, önümüzdeki bir nesneden yansıyarak
gözümüze ulaşan fotonlar, beynimizde silik de olsa bazı algıların oluşmasını
sağlayabilir ve bu, his oluşumuna neden olabilir. Deri hücrelerimizin
mor ötesi ışınları görebildiğine dairse oldukça güçlü veriler bulunuyor. Bu
“görme”, tam olarak düşündüğümüz gibi olmasa da, konumuzla ilişkili
olabilir.


Saati Nasıl Biliyoruz?


Saat konusunda da benzer durumlar
oluşabilir. Hele ki bahsettiğimiz saat bir kol saatiyse, çok daha farklı bir
açıklama doğabilir. Görüş alanımız içerisindeki cisimlere bilinçli olarak
odaklanmasak da, onlarla ilgili verileri beynimiz değerlendirebilir.
Dolayısıyla, birkaç saniye önce, beynimiz, istemsiz olarak saatimizi okumuş
olabilir. Bizse, bir “tahminde bulunduğumuzu” sanabiliriz. Sonrasında
ise saate baktığımızda, tahminimizi gördüğümüzü sanabiliriz. İşte bu, çok sık
karşılaşılan bir dikkat olgusudur ve bu tip “mistik” veya
“psişik” konuların ardında genelde payı bulunmaktadır.


Rüyalarımız Nasıl Gerçek Çıkıyor?


Rüyaların evrimleşmesinin en temel
nedenlerinden birinin, bir durum ile karşılaşmadan, o duruma dair deneyim elde
edebilmeyi mümkün kılması olduğu düşünülmektedir. Yani rüyalar adeta bir
“simülasyon” gibidir ve bizi gerçek yaşantıdaki çeşitli senaryolara
hazırlarlar. Bu senaryolar, halihazırda ve gerçek yaşamda deneyimlediğimiz olgu
ve deneyimlerin farklı
kombinasyonlarının
uyku sırasında tekrardan görülmesidir. Bu konuda
kapsamlı bir yazımızı buradan okuyabilirsiniz.
Dolayısıyla rüyaların bir kısmının gerçek hayatta da deneyimlenmesi son derece
olasıdır; zaten rüyaların evrimsel avantajı muhtemelen tam olarak budur!


Ortak Suçlu: Algıda Seçicilik


Buraya kadar anlattıklarımız, “6.
his” gibi hislerin bilimsel analizleridir. Ancak beklenmedik şeyleri
tahmin etmek veya öngörmek konusunda çok daha temel ve yalın bir açıklama daha
mevcuttur: Deneyimleyen
önyargısı.


Bir düşünün: Kaç defa takip edildiğinizi
sandığınızda aslında takip edilmiyordunuz? Kaç defa saati tahmin etmeye çalışıp
da beceremediniz? Bugüne kadar tutmayan kaç tane rüya gördünüz? Bunların her
birinin sayısı, isabetli olanlara göre kat kat fazla olacaktır. Belki ömrünüz
boyunca onlarca defa takip edildiğinizi hissettiniz; ancak kimse sizi takip
etmiyordu. Ömrünüz boyunca yüzlerce, binlerce defa saati tahmin etmeye
çalıştınız ama neredeyse hiçbiri doğru değildi. Her gün 4-7 adet rüya
görüyorsunuz, bunların neredeyse hiçbiri tutmadı.


Ancak bunlardan 1 tanesi bile tuttuğunda,
çok sıra dışı bir şey deneyimlediğinizi düşünüyorsunuz; çünkü beklenmedik bir
tesadüf gerçekleşmiş oluyor. Fakat tesadüfler zaten böyle çalışır. Düşük
olasılıklı bir olay, yeterince uzun süre tekrar edilirse nihayetinde yaşanacaktır.
O tesadüfün gerçekleşmediği her deneme, ilginizi çekmeyecek bir denemedir,
çünkü kendinize şunu dersiniz: “Ne
bekliyordun ki?”
Ancak bir veya birkaç kere tuttuğunda, bu
ilginç olay dikkatinizi çeker ve üzerine odaklanırsınız; sanki gerçekte olduğundan
daha sık yaşanıyormuş gibi hissedersiniz. Bu da sizi yanılgıya iter; sıradan
bir tesadüfe anlamlar yüklemeye başlarsınız. İşte bir çeşit algıda seçicilik türü
olan bu olguya katılımcı
önyargısı
ya da deneyimleyen
önyargısı
deriz. Bunu Forer-Barnum Etkisi ile ilgili yazımızda da anlatmıştık.


Sonuç


Unutmamak gerekir bu konulardaki
araştırmalar halen devam etmektedir ve son hallerini almamışlardır. Bu
araştırmaların kesin sonuçları için daha çok fazla inceleme gerekmektedir.
Ancak ne olursa olsun, şimdiye kadar bilimin ulaştığı yerler ve geçmişte bu yerlerle
ilgili insanların yaptıkları açıklamalar göz önüne alındığında, her zaman ve
istisnasız olarak olduğu gibi, 6. his gibi konularda da tamamen bilimsel
açıklamaların bulunacağı rahatlıkla iddia edilebilir. Yapılması gereken daha
fazla araştırmak, sorgulamak, okumak ve her bilgiyi mantık süzgecinden
geçirmektir. 


Gerçeklere, sadece bilimle ulaşabiliriz.


Kaynaklar ve İleri Okuma


  • R. A. McConnell, et
    al.
    (1991). National Academy Of Sciences’ Opinion On
    Parapsychology. Journal of the
    American Society for Psychical Research
    , sf: 333-365.
  • S. J. Sherwood, et
    al.
    (2003). A Review Of Dream Esp Studies Conducted Since The
    Maimonides Dream Esp Studies. Journal of Consciousness Studies, sf: 85-109.
  • L. A. Cordon. (2005). Popular
    Psychology: An Encyclopedia
    . ISBN: 978-0313324574. Yayın Evi:
    Greenwood.
  • E. J. Gracely. Why Extraordinary Claims Demand Extraordinary
    Proof. (1998, Aralık 01). Alındığı Tarih: 07 Temmuz 2019. Alındığı Yer: Quack Watch
  • SkepDic. Esp (Extrasensory Perception). (2015, Ekim 29). Alındığı
    Tarih: 07 Temmuz 2019. Alındığı Yer: SkepDic
  • W. Parry. Our Skin Cells Can ‘See’ Uv Rays. (2011, Kasım 03).
    Alındığı Tarih: 07 Temmuz 2019. Alındığı Yer: Live Science
  • N. Saunders. How And Why Do People Sense When Someone Is Watching
    Them?. (2001, Şubat 25). Alındığı Tarih: 07 Temmuz 2019. Alındığı Yer: MadSci Network

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış