Değerli Yurtseverler,

Şu ana kadar sizlere elimizden geldiğince
ayrıntılı, değişik ve aydınlatıcı bilgi vermeye çalıştık. Zaman zaman da
komplovari konularda farklı bilgi ve videolar paylaştık. Farklı paylaştığımız
ve üzerinde açık kaynaklarda araştırma yaptığımız konuların başında
MK ULTRA & TELEGRAM konusu
geliyor.

Neden bu konu ile ilgileniyoruz ?
Hatırlatalım.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU, Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasına, kurumlarına, Milletimizin bölünmez bütünlüğüne yönelik her türlü
faaliyet hakkında açık kaynaklar üzerinden bilgi toplamak ve kamuoyu ile
paylaşmak amacı ile ARAŞTIRMA UZMANLARI (Açık Kaynaklar) tarafından tesis
edilmiştir. Ülkemize yönelik her türlü tehdit ve faaliyet hakkında web ve diğer
açık kaynaklarda araştırma yapan, üyeleri ile ülkemizin hali hazırdaki milli
meseleleri hakkında fikir jimnastiği yapan, çözüm arayan ve çözüm önerilerini
KAMUOYU VE RESMİ GÜVENLİK
KURUMLARI
ile paylaşan YURTSEVER bir gruptur.
















Biz bu teknolojiye FENOMEN TEKNOLOJİ adını
verdik. Çünkü ne varlığı kabul edilen ne de yokluğu teyid edilen bir teknoloji.
Klasik anlamda çalışan bilim adamları böyle bir teknolojinin şu anki bilimsel
dönem itibariyle var olmadığını ama ileride mümkün olabileceğini söylüyorlar.
Yani bildiğimiz anlamda
ZİHİN KONTROLÜ denilen fenomen elektro-manyetik olarak
mümkün değil. 

İnsanı bir robot gibi kullanabilme, verilen komutlar ile
istediğini yaptırabilme hatta cinayet veya suikast gibi illegal işleri
yaptırabilme imkanı şu anki teknoloji ile mümkün değil. DENİYOR.




Geçmişte farmakolojik olarak yani uygun
psiko ortamın sağlanması ve LSD ve türevleri gibi kimyasalların kullanımı ile
ZİHİN KONTTROLÜ deneyleri
yapıldığı biliniyor. 

Bakınız
Video :

ABD’nin 1950’li yıllarda MK ULTRA, MKSEARCH, MKDELTA,
BLUEBIRD
ve benzeri projelerinin olduğu konusunda
açık kaynaklarda çeşitli bilgiler bulabilirsiniz. Ancak bu deneyler kamuoyu ve
halk nezdinde halihazırda komplo teorisi olarak görülüyor. Bu konuda resmi
kurumlar sessiz kaldığı için doğruluğu yada yanlışlığı konusunda teyit edilmiş
DOĞRU bir bilgi
de bulunmuyor.

Ancak şunu da unutmamak lazım. Bundan 40
yıl önce birileri size bir gün gelecek elinizde tuttuğunuz bir cihaz ile tüm
dünyadaki bilgilere ulaşabilecek, istediğiniz yerden ailenizle, dostlarınızla
görüntülü görüşme yapacak, faturalarınızı bir tıklama ile ödeyebileceksiniz
deselerdi, sanıyoruz
MK ULTRA & TELEGRAM projesine bugün komplo teorisi
diyenler gibi sizler de bunu
KOMPLO TEORİSİ olarak adlandıracaktınız. İstihbarat
servislerinin, özellikle batılı servislerin günümüzden 20-25 sene sonraki
teknolojileri bugünden kullandığı düşünülürse bunun üzerinde tekrar düşünmemiz
gerekebilir.

Biz ÖZEL BÜRO GRUBU olarak tüm paylaşımlarımız da
özellikle doğru bilgi vermeye çalışıyoruz. Amacımız sadece bilgilendirmek.
Herhangi bir konuda kamuoyunu ikna etmek, inandırmak gibi beyhude bir çaba
içinde olmadık, olmayacağız. Bilgiyi ham hali ile veririz, kim neye inanmak
isterse ona inanır.
MK ULTRA & TELEGRAM konusunda ki tavrımızda budur. Web
sitemizde onlarca video ve makale var ve hepsi yerli ve yabancı kaynaklardan
derlenmiştir. Kimine göre FENOMEN kimine göre AKTİF ve kullanılan bir teknoloji
olduğu söylenebilir.

Ama bugün mümkün olmasa da teknolojinin
hızla geliştiği bu dünyada ileride böyle bir kontrolün yada teknolojinin
olabileceğini de göz ardı etmememiz gerekir.
Biz bu konudaki paylaşımları yaparken sadece bugünü
değil ileride de böyle bir tehlikenin olabileceğine atıfta bulunuyoruz. Çünkü
insan beyni oyun sahası değildir. Hele hele istihbarat servislerinin BİLGİ
TOPLAMA HAVUZU hiç değildir. Nasıl ki bireyin konut dokunulmazlığı kanunlarla
garanti alındıysa insan zihni de dokunulmazdır. Buna yönelik geliştirilen yada
ileride geliştirilecek tüm teknolojiler de YASADIŞIDIR
.
















Bugün böyle bir şey mümkün değildir
diyenlere katılırız. Çünkü elimizde açık kaynak iddiaları dışında resmi
kurumlarca teyid edilmiş bilgi ve belge yok. Bilimsel otoriteler de bunu mantık
dışı buluyor. Ama bu teknoloji gizlilik içerisinde korunuyorsa eğer olması da
beklenmiyor zaten. Geçmişte ABD bilimadamlarının
MIND CONTROL konusunda ki
çalışmaları gerçekti ve gizliydi. O dönem yapılan çalışmalar gizli labaratuarlarda
gizlilik içinde yürütüldü. Bu çalışmaların arşivi
CIA tarafından
yakın zamanda açıklandı. 

BURADAN
GÖREBİLİRSİNİZ.

BURADAN
GÖREBİLİRSİNİZ.

Bu bilinen ve kabul edilen bir proje. Henüz
kabul edilmeyeni ve
FENOMEN olarak
adlandırılanı ise
bu teknolojinin ELEKTRO-MANYETİK yada ELEKTONİK olanıdır.
Yani kısaca ELEKTRO MANYETİK ZİHİN KONTROLÜ’dür.

Haa şunu da mutlaka belirtelim. Burada bu
teknolojiden bahsederken amacımız, sadece bu teknoloji hakkındaki iddiaları tüm
çıplaklığı ile aktarıp, işin düşünme ve değerlendirme kısmını ise okuyucuya
bırakmaktır. CIA’nin gönüllü
PSİKOLOJİK SAVAŞ UZMANLIĞI’nı yapmıyoruz. CIA yada başka
bir servis umurumuzda değil. Burada vermek istediğimiz mesaj CIA’nin yada
başka bir servisin, herşeye muktedir olduğu, istediği herşeyi yapabileceği yada
çok güçlü olduğu değildir.
Bizim bu konudaki ilgimiz tamamen insan sağlığı
ve insan hakları temelindedir.
Çünkü dünyadaki hiçbir teknoloji yada hiçbir gizli servis, bir
insanın akıl sağlığından yada yaşam hakkından daha önemli değildir.

ÖZEL BÜRO GRUBU olarak bu konuda geçmişte binlerce yazı ve
video paylaştık. Dileyenler buradan
görebilir. Bu paylaşımları yaparken amacımız daha önce de söylemiş olduğumuz
gibi sadece bilgi vermekti. İkna etmek, inandırmak gibi bir çabanın içine
girmedik. Ama buna rağmen bir kısım üyemiz, bizlerin komplo teorisyenliği yaptığını,
hayalci olduğumuzu ve hayal dünyasında yaşadığımızı kısacası gerçekçi
olmadığımızı iddia etti. Üyelerimizin eleştirileri bizim için önemlidir, tüm
eleştirilere NEZAKET içinde kaldığı müddetçe saygı duyarız. Eleştirileri doğru
da olabilir. Tartışabiliriz.

Ancak bizim, tekrar söylüyoruz, kamuoyunu ikna etme gibi bir
misyonumuz veya isteğimiz yok. Bilgiyi verir geri çekiliriz. Kim neye inanmak
istiyorsa ona inanabilir.

Herkes kendi bilgi seviyesi kadar öngörülü
yada vizyon sahibi olabilir. Teknoloji seviyesi cep telefonu kullanmak yada
google’a sorup araştırmakla sınırlı olan bir vatandaşımız ile nano teknolojik
bilgilere sahip yüksek tahsilli bir vatandaşımzın teknolojik gelişmeler
hakkındaki fikirleri arasında çok farklar bulunur. Bunu da unutmayalım.




















Bu konuyu ünlü Holywood’da es
geçmedi. Çok sayıda film ve dizi yapıldı. İki örnek verelim. “
MANÇURYALI ADAY” ve “KOMPLO TEORİSİ”. Eğer
vaktiniz olursa izlemenizi tavsiye ederiz.

Şimdi bu kısa ön bilgiden sonra gelelim
asıl konuya.

ÖZEL BÜRO GRUBU olarak araştırdığımız önemli bir konu var.

Elektro manyetik teknoloji ile herhangi bir kişi kontrol
edilerek illegal bir işe yönlendirilebilinir mi ? Cinayet yada suikast yaptırılabilinir
mi ?

Geçmişte LSD ve türevleri verilerek ve kimyasallar
ile
MANÇURYA
KOBAYLARI
yaratıldı. Buradan,
buradan,
buradan
okuyabilirsiniz.
















Yada yaratıldığı iddia edildi ki bunlara en
iyi örneklerden birisi de eski ABD Başkanı merhum John Kennedy’nin suikastçisi
Lee Harvey Oswald’dır. Buradan
okuyabilirsiniz (İngilizce).

Teknoloji seviyesi sınırlı olan, gizli
servislerin bireylere karşı uyguladığı teknik takibi, sadece telefon, internet
ve fiziki takipten ibaret sayan vatandaşlarımız bu soruya hemen
HAYIR yanıtı
verecektir. Ki bu da doğaldır. Ama teknoloji bilgisi yüksek olanların arasında
bu soruya
EVET yada OLABİLİR diyenlerin de yüksek olduğunu
belirtelim.

Şimdi size bu konuda bazı haber ve bilgiler
vereceğiz. Bu haber ve bilgilere hiçbir yorum katmadık. Hepsi açık kaynak
bilgisi.

Burada dikkat çekmek istediğimiz konu şu.
Lütfen dikkatle dinleyin.

Biz ÖZEL BÜRO GRUBU olarak MK ULTRA & TELEGRAM konusundan
bahsettiğimiz de bizleri komplo teorisyenliği ile suçladılar yada eleştirdiler.
Ama aynı konuyu önemli yazarlar yada bilim adamları söylediğinde bizi komplo
teorisyenliği ve hayalcilikle suçlayanlar FARKLI TEPKİLER verdiler.

Demek ki neyin ne şekilde söylendiğinin değil KİMİN SÖYLEDİĞİNİN
ÖNEMİ VAR.

Bizim ÖZEL BÜRO GRUBU olarak bilimsel bir ünvanımız ve
sıfatımız yok. Sadece sade araştırmacıyız. Ama
ZİHİN KONTROLÜ konusunda bir yazarımız veya ünlü
bir bilim adamımız görüş belirttiğinde kimse komplo teorisyenliği yaptığını
söylemiyor. Peki çifte standart değil midir ? sorarız.
























Geçtiğimiz günlerde “FETÖ ÖRGÜTÜNÜN ROBOTİK TETİKÇİLERİ CIA’NİN KONTROLÜNDE OPERASYON
YAPIYOR /// TETİKÇİ ADAYINDAN AÇIKLAMALAR”
adlı bir yazı yayınladığımızda bir
çok üyemiz tabiri caizse müstehzi şekilde gülüp bizleri Tİ’ye almıştı. Hatta kimileri
akıl sağlığımızın yerinde olmadığını dahi iddia ettiler. Komplo teorisyenliği
yaptığımız iddia edilmişti. Tüm eleştirileri saygı ile karşılıyoruz. Buna
itirazımız yok. Üyelerimizi ikna etmek, inandırmak gibi gereksiz bir çaba içine
de girmiyoruz. Çok şükür akıl sağlığımız da yerinde. Bizim bu yazıyı kaleme
almamızdaki gerekçe sadece bir tehlikeye dikkat çekmekti. Grup Sözcümüz Erkut
bey
FETÖ ÖRGÜTÜ tarafından kendisine
kurulan komplo & tezgah hakkında bilgi vererek, kamuoyunu ileride meydana
gelebilecek tehlikeli gelişmeler hakkında elinden geldiğince aydınlatmaya
çalıştı. Bu yazıyı herkes kendi doğruları, yada görüşleri çerçevesinde
değerlendirebilir. Bizlerin görevi UYARMAKtır. Gereğini yapmak yada önlem almak
yetkililerin bileceği iş. Bu yazıyı da tüm bu açıklamalar çerçevesinde
değerlendirin deriz.

ÖZEL DOSYA : FETÖ ÖRGÜTÜNÜN ROBOTİK TETİKÇİLERİ
CIA’NİN KONTROLÜNDE OPERASYON YAPIYOR /// TETİKÇİ ADAYINDAN AÇIKLAMALAR

http://www.ozelburoistihbarat.com/ozel-dosyalar/ozel-dosya-feto-orgutunun-robotik-tetikcileri-cianin-kontrolunde-operasyon-yap-2124

Ama bizi hayalcilik ile suçlamadan önce lütfen aşağıdaki
haberlere de bir göz atın deriz.
ABD tarihinin en kanlı saldırısı olan LAS VEGAS SALDIRISI hakkındaki İngilizce haberleri
ve videoları da mutlaka değerlendirin. Bu haberleri okurken gizli servislerin
içinde bulunduğu sıcak savaşı da bir kenara koyup o şekilde değerlendirin
mutlaka. O zaman mantıkız görünen bir çok gizli gerçeğin su yüzüne çıktığına
sizler de şahit olacaksınız.

Bu saldırının Türkçe tabiri ile SAHTE BAYRAK (FALSE FLAG)
operasyonu olduğu iddia ediliyor. FALSE FLAG’ın ne olduğunu öğrenmek için bu
habere bir göz atın.
(Tıklayın)














Sırası gelmişken saldırıda hayatını kaybedenlere rahmet, ABD
hükümetine ve kurbanların kederli ailelerine de sabır dileriz. Amerika da
silahlanmaya önlem alınmadığı sürece bu tür vahşi katliamların olması
kaçınılmazdır. Umuyoruz gerekli önlemler alınır.

Keyifli paylaşımlar dileriz.

Yusuf Özbek

ÖZEL BÜRO GRUBU Yönetici

HABER BAŞLIĞI /// NALAN YILDIZ : Kozmik savaşlar ve zihin
kontrolü ile yönetilen Suikastçiler

LİNK : http://blog.milliyet.com.tr/kozmik-savaslar-ve-zihin-kontrolu-ile-yonetilen-suikastciler/Blog/?BlogNo=537476


Haşhaşilerden Jön Masonlara[1] isimli kitabımda, Hasan Sabbah
(1034-1124)’ın “Haşhaşi” olarak bilinen fedâilerinin tarihçesini
anlatmıştım. Batılılar’ın “Assassins- Suikastçılar/katiller”dedikleri,
kendilerinin ise dinin esaslarını “Esasiyunu” koruduklarına  ve “Sır Bekçileri
olduklarına inanan bu adamlar, tarihin en eski suikast örgütlerindendi. Derviş,
dilenci veya tüccar kılığında cinayet işleyecekleri yere gönderilir, burada
halkın arasına karışarak, uzun süre kendilerini farkettirmeden kamufle
olurlardı. Bir yandan kurbanlarını izlerken, diğer yandan işlerini bitirinceye
kadar dikkat çekmemeye çalışırlardı. Suikast öncesi hazırlıkları çok gizli
yürütseler de cinayet sonrasında, herkesin gözü önünde, kalabalıkların
ortasında neredeyse törenle işlerini tamamlıyorlardı. Câmiler gibi halkın en
fazla bulunduğu yerler onlar için en uygun mekânlardı. Neredeyse gösteriye
dönüşen bu kan dökme eyleminde, kurbanın öldürülmesi yetmiyor bir de ibret-i
âlem için öldürülenin  neden bunu hakettiğine dair ayaküstü vaaz bile
veriyorlardı. Amaç yüreklere korku salmak, düşmanları sindirmekti ki, bunu da
başarıyorlardı.


Hasan Sabbah’ın fedâilerini afyonla kendine
bağladığı, onları uyuşturduğu ve  bu köle askerlerden kendisine çok
tehlikeli bir ordu kurduğuna inanılıyordu. Tabii bu sadece afyonun etkisi ile
olacak iş değildi. “Haşhaşilerin”, Alamut Kalesi’ndeki “Yaşlı Adam”a
imânları tamdı, onun “Seçilmiş kişi”olduğuna iknâ olmuşlardı. Cennete
gidebilmek için onun kurallarına uyulması ve her dediğine sorgusuz itaat
edilmesi gerektiğine inanıyorlardı. Bu yüzden onun için gözlerini kırpmadan
ölüme gidiyorlardı…


Hasan Sabbah’ın Haşhaşileri’nden günümüze, suikast
örgütlerinde kullanılan teknikler kuşkusuz çok değişti. En önemli değişiklik
kanımca bu işleyişte kullanılan “fedâilerde” artık gönüllülük esasına bile ihtiyaç
duyulmaması. Dünyanın belli başlı güçleri halktan gizledikleri pek çok
teknolojiyi sonuna kadar kullanmaktalar. Zihni yönlendirilebilen insanlar,
hatta ülkeler kozmik savaşların oyuncağı haline gelebiliyor artık.


Beyni Yıkanmış Katiller


Beyin yıkama tekniklerinin 1930’lu yıllarda KGB tarafından
Rusya’da, 1949’da Çin’de uygulandığı biliniyor. 1950’li yıllara girilirken
Kore’de, savaş esirlerinde beyin yıkama ve zihin yönlendirme çalışmalarının
yapıldığının saptanması üzerine CIA (Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı), bu
yarışta geri kalmamak adına 1953 yılında MK- Ultra projesini
başlattı. CIA, gizli zihin denetim programını, soğuk savaş döneminde ele
geçirdikleri Rus casusları sorgulamakta da kullanacaktı. “Manufacturing
Killers Utilizing Lethal Tradecraft Requiring Assasination
”,
özetle, kitlesel suikastlar düzenleyebilecek ölümcül katil yetiştirme programı
diyebileceğimiz “MK-Ultra
Projesi”[2],
 beyni
yıkanmış köle katillerin yetiştirilmesini hedefliyordu. Çoğunlukla, cinayet
işleyeceklerinin farkında bile olmayan bu insanlar, özel çipler, ilaçlar ve
maruz kaldıkları beyin yıkama seansları neticesinde, gözünü bile kırpmadan adam
öldüren suikastçilere dönüşüyorlardı.


Peki bu iş nasıl yapılıyordu? Farklı frekanslarla
beyin dalgalarına etki etme gayreti Tesla’dan beri deneniyordu. Tesla ses
dalgalarını havada ışık hızıyla giden elektromanyetik radyasyona dönüştüren bir
aygıt tasarlamıştı. Çok daha geliştirilerek CIA tarafından bu tekniklerin
yalnızca savaş esirleri üzerinde değil, yabancı liderlerin zihinlerini kontrol
etmek üzere de kullanılmaya çalışılacaktı. (“Project Mkultra, The CIA’s Program
of Research in Behavioral Modification” isimli Amerikan Senato belgesinde,
Fidel Castro başta olmak üzere pek çok liderin zihninin kontrolünün ele
geçirilmeye çalışıldığı rapor edilmiştir. Zamanın CIA Başkanı Proje açığa
çıktığında bunu yalanlayamamış ve hükümet yaşayan mağdurlarına yüklü
tazminatlar ödemiştir. Anlayacağınız  Jacob’s Ladder ve Manchurian
Candidate
 gibi filmler sadece hayal ürünü değil aksine
doğrudan bu projeden ilham alınarak senaryolarla çekilmişlerdir.)


60’lı yıllara gelindiğinde  projenin adı “MKSearch
olmuş ve bu alanda kullanılacak ilaçlar üzerinde çalışılmaya başlanmıştır. New
York Times, 1973’de CIA ve Pentagon’un sürdürdüğü bu projeyi kamuoyuna
aktardığı zaman yer yerinden oynasa da, zaten Watergate skandalı sırasında,
deneye dair pek çok belge hızlıca imha edilmiş, geriye pek bir şey kalmamıştı.Resmi
açıklamalar tüm projenin 1974’te dondurulduğunu ifade edecek ancak kitleler
üzerinde bunun aksini ispatlayacak değişimler, gözlenecekti. Hiç vakit
geçirmeden, aynı alanda çalışmalara devam etmek üzere, 1977’de Amerikan
Psikotronik Derneği (USPA) kuruldu. Dernek, Zihin-beden-çevre  ilişkileri
bilimi; madde-enerji ve bilinç etkileşimleriyle ilgili disiplinler arası
çalışmalarla ilgilenmek üzere kurulmuştur. İnsanlarındavranışlar ve
hareketlerini etkilemeyi amaçlayan kognitif/zihinsel çalışmalar üzerinde
çalışmaktaydılar.Bu çalışmalar beyin gücüne etki edebildiğiniz her organizmayı
harekete geçirme, hatta kitlesel bir imha silahına bile dönüştürebileceği
esasına dayandırılıyordu.


CIA 1970-1995 yılları arasında yine boş durmayacak,
Muammer Kaddafi’yi aramak için Blue Bird, Manuel Noriega için ise 1983 yılında Land
Broker projesi başlatacaktı. Kuşkusuz “Psikotronik Savaşlar” konusunda sürdürülen
çalışmalarda Amerika yalnız değildi; Rusya, Çin, İngiltere İsrail gibi pek çok
ülke de bu alanda at koşturmaktadır.


Teknoloji Büyücüsü” diye tanınan ve yirmiyıldan
fazla  bir süre ABD Yale Nöropsikoloji Başkanlığı yapan, Prof. Jose
Delgado (1915-2011) “Beynin Elektrikle Uyarılması” konusunda 1946’da
çalışmalara başlamış, 1952’de ilk sonuçları rapor etmişti. Delgado, beynin
ilgili merkezlerine elektrik sinyalleri göndererek “kobay” olarak
kullanılan insan ve hayvanlarda  davranışları ve duyguları değiştirerek
zihinlerini kontrol edebiliyordu.“Zihin Kontrolü/Telegram”’ın “babası
diye anılan Prof. Jose Delgado, “niçin Telegram?” sorusuna, Amerikan Kongresi’nde 24
Şubat 1974 tarihinde açık açık şu cevabı verrecekti; “Toplumumuzun
siyasî kontrolü için bir psikocerrahî programına ihtiyacımız var. Amaç, zihnin
fizikî kontrolüdür. Kendisine sunulan normdan sapan ferd, cerrahî olarak
kesilip atılabilir. Ferd, en önemli gerçeğin kendi varoluşu olduğunu
düşünebilir, fakat bu yalnızca onun bakış açısıdır. Bu bakışta, tarihî yaklaşım
eksiktir. Oysa insanoğlunun kendi zihnini geliştirme hakkı yoktur. Bu tarz
liberal bir yaklaşım kulağa hoş geliyor tabiî. Ancak, beyni elektrikî olarak
kontrol etmeliyiz. Bir gün ordular ve generaller, beynin elektrikî uyarımıyla
kontrol edilecektir
.”  1975’e gelindiğinde Delgado beyin
araştırmalarını, bilgisayara ayarlamayı başarmıştı bile.


Biliyoruz ki günümüzde bu alanda, bilinen
elektromanyetik silahlardan, radyohipnotik sistemlerden, elektronik harp,
nöro-elektromanyetik frekans saldırıları, subliminal mesajlar, HAARP, 
Monarch Projesi gibi pek çok farklı teknik kullanılmaya devam ediyor.


Bütün bunları anlatma niyetim, gerçek dışı komplo
teorileri aktararak insanları korkutmak değil. Tam tersine son derece önemli
teknolojik gelişmelere dayandırılarak sürdürülen bu modern dünyanın yeni savaş
yöntemleri konusunda belge ve bilgilerle insanları uyanık tutmayı hedefliyoruz.
Benzer ilgi ve kaygılarımız nedeniyle bir süredir Arda Eşberk’le birlikte,
bilimsel verilere dayanan ortak bir projede çalışıyoruz. Hindistan’da seslerin,
enerjinin insan bedeni üzerindeki etkileri üzerine eğitim alan, ezoterik ve
mistik konularda seminerler veren Arda Eşberk, sinema yüksek lisansı ve aldığı
hipnoz eğitimini harmanlayarak beyin yıkamanın ezoterizm, ses ve görüntü boyutu
ile ilgili araştırmaları bizlerle paylaşacak.


Birkaç cilt olarak yayınlayacağımız kitaplarla, ülke
olarak içinden geçtiğimiz  bu olağanüstü zor günlerde, beynimizin ayarları
ile nasıl oynanmış olabileceğine dikkat çekmeyi amaçlıyoruz. Uyduların, radyo
televizyon vericilerinin, GSM istasyonlarının, hatta Pokemon gibi bilgisayar
oyunlarının bile istenildiğinde sıradan beyin kontrol araçları haline geldiği
günümüzde, gerek coğrafi, gerek siyasi önemi açısından ülkemizin, “Yeni Dünya
Düzeni
”ne hizmet eden güçler tarafından savaş üssü olarak görüldüğü
de tecrübe ile sabit.. Şimdilik kısmen gizli sürdürülen kozmik savaşların ve
elektromanyetik silahların sonuçlarına karşı korumak için ülke olarak
önlemimizi almak zorundayız. Kimsenin artık, “görmedim, bilmedim, duymadım”
deme lüksü yok.  Çalışmalarımızla, konunun ne kadar önemli olduğunu bir
kere daha gözler önüne sererek, siper savaşlar ve zihin kontrolü konusunda
rfarkındalıkların arttırılarak, halkı bilinçlendirici kampanyaların
başlatılmasını, teknolojik kalkanların konuşulmasını hatta konu ile ilgili
bağımsız bir “Bakanlık”ın
kurulmasını umuyoruz. Yoksa “Bad’el harab-ül Basara”, yani Basra harap
olduktan sonra yapacak bir şey kalmayacak.Sahi, Basra’da zaten harap edildi
değil mi?


Son olarak, projeyi yürüten kişiler olarak Eşberk de
ben de çok tehlikeli sularda yol aldığımızın farkındayız. Okuduğunuz bu birkaç
sayfalık not, konu ile ilgili çalışmalarımız devam ederken olağandışı bir durum
yaşarsak, bir kenarda bulunsun diye tarihe düştüğümüz küçücük bir nottur da…


[1]Nalân YILDIZ, Haşhaşilerden Jön Masonlara, 2. Baskı, Kamer Yay., İst., 2016


[2]Alex
Constantine, 
Virtual Government:
CIA Mind Control Operations in America
, Feral House, CA,
USA, 1997

KİTABI BURADAN
SATIN ALABİLİRSİNİZ.

HABER BAŞLIĞI : Right
Wing Bonus Tracks: Las Vegas Was A False Flag MK Ultra PSYOPS Operation

By Kyle Mantyla October 3, 2017 5:33 pm

·        
Pastor Rodney
Howard-Browne, who has prayed over President Trump in the Oval
Office, tweetsthat the Las Vegas shooting was “A False
Flag MK Ultra PSYOPS To push for the disarmament of America and do away with
the 2nd Amendment – this is the plan of the UN Agenda 2030.”

·        
John Guandolo’s
Understanding The Threat organization asserts that “the Las Vegas attack was
likely a jihadi operation.”

·        
Dennis Prager says the idea that “America is a racist
country that oppresses its minorities – and women … should be regarded as one
of the great libels of history.”

·        
Cliff Kincaid insists that Barack Obama is the one with
deep ties to the Russian government—not Trump—and the investigation into the
Trump campaign is an effort to conceal it: “The rationale for going after Trump
as a Russian agent was a clever maneuver on the part of Obama, Hillary, and
their Russian backers. The Russians did not want their influence operations in
the Obama Administration exposed.”

·        
Finally, Mychal
Massie proudly reveals that he recently refused to
patronize a restaurant because the owners appeared to be gay: “A couple weeks
ago I was looking at the online menu of a recently opened new restaurant. The
photographs of the various dishes looked quite inviting. However, I noticed
that the owners were wearing rainbow flag bracelets associated with
homosexuality. I examined the website carefully, studying the photos of the owners
and the décor. It was apparent that the owners were homosexuals. As a
heterosexual Christian male void of agenda, I elected not to visit the
restaurant. It had nothing to do with their chosen lifestyle; it had to do with
my right to not spend my money in establishments where there is a good chance a
portion of it would be donated to causes I do not support. I did not enter the
restaurant and demand they meet a requirement that opposed their lifestyle. As
an adult without an agenda, I quietly took my business elsewhere.”


















LİNK : http://www.rightwingwatch.org/post/right-wing-bonus-tracks-las-vegas-was-a-false-flag-mk-ultra-psyops-operation/

VİDEO BAŞLIĞI : Las Vegas Shooter MK
Ultra?

VİDEO BAŞLIĞI : Mk ultra CIA experiment on las Vegas @ Mandalay bay casino

VİDEO BAŞLIĞI : Las Vegas Hotel Shooting Mandalay Bay Casino Country Music Concert – MK
ULTRA – False Flag


HABER BAŞLIĞI : MK-Ultra (the CIA’s
declassified Mind Control Program) 


The
most documented government mind control program worldwide is Project MK-Ultra.
This human research operation in behavioral engineering began in the early
1950’s and was run through the CIA’s Scientific Intelligence Division. It
continued for a quarter of a century, and it used American and Canadian
citizens as its test subjects, usually without their knowledge or consent.

Doctor Sidney Gottlieb was in charge of MK-Ultra from its
inception until the mid-1960’s. By all accounts a callous and eccentric individual,
Gottlieb was the inspiration for Peter Sellers’ title role in Stanley Kubrick’s
1964 black comedy Dr. Strangelove.

Many researchers have deduced that the CIA’s goal was to
create real-life Manchurian Candidates. We’d have to agree, although there are
probably wider applications of effective mind control than producing programmed
assassins.

As a result of the United States’ Freedom of Information Act,
tens of thousands of government documents relating to Project MK-Ultra have
been obtained by independent researchers. Other documents regarding MK-Ultra
have also been officially declassified.

The project finally came to the American public’s attention
in 1975 when it was discussed in the US Congress.

President Gerald Ford also set up a commission to investigate
MK-Ultra and other CIA activities. This led to Senate hearings on MK-Ultra in
1977 during which Senator Ted Kennedy stated: “The Deputy Director of the CIA
revealed that over 30 universities and institutions were involved in an
extensive testing and experimentation program which included covert drug tests
on unwitting citizens at all social levels, high and low, native Americans and
foreign.”

Seemingly following the same mind control protocols laid down
by the Nazis, the CIA selected people from the most vulnerable sectors of
American society to experiment on – orphans, the mentally ill, prisoners, the
poor, the handicapped. Basically those who didn’t have a voice or the
wherewithal to seek help.

CIA doctors involved in MK-Ultra experiments incorporated
various methods to manipulate people’s brains and alter their mental states.
These included disruptive electromagnetic signals, sensory deprivation,
hypnosis, electroshock, sexual abuse and drugs, especially LSD.

Equally disturbing, the list of infamous people connected to,
or rumored to be associated with, MK-Ultra almost reads like a who’s who of the
worst American criminals in the 20th Century.

Lawrence Teeter, the lawyer representing Robert F. Kennedy’s
assassin, Sirhan Sirhan, proposed that his client was an MK-Ultra victim.
Teeter stated Sirhan displayed all the signs of being hypnotized before and
after RFK’s assassination.

Enough evidence exists to conclude that Theodore Kaczynski,
otherwise known as the Unabomber, participated in MK-Ultra experiments
conducted at Harvard University from 1959 to 1962. Although these Harvard
experiments appeared relatively benign, they were surreptitiously sponsored by
the CIA and that seems tantamount to a smoking gun.

Oklahoma City bomber Timothy McVeigh – a decorated Gulf War
veteran – claimed to have been implanted with some kind of microchip while
serving in the US Army. He also claimed he was yet another victim of MK-Ultra’s
vast web.

Interestingly, the US Army Major and mind control victim that
Denzel Washington played in the 2004 remake of The Manchurian Candidate also
had a microchip implanted in his body. Perhaps in a case of art imitating life,
Washington’s character was also a decorated Gulf War veteran who served in
Operation Desert Storm, just as McVeigh did.

The 1978 Jonestown massacre in the jungles of Guyana is
considered by various independent investigators to have been a large scale
MK-Ultra experiment. Until 9/11, the Jonestown tragedy had the dubious
distinction of being the greatest loss of American civilian lives in one single
act. 

There are also possible MK-Ultra links to Ronald Reagan’s
would-be assassin John Hinkley, Jr., as well as John Lennon’s killer Mark David
Chapman. Suspiciously, a copy of 
The Catcher in
the Rye
was found on both men upon their arrest – suspicious as J.D.
Salinger’s classic novel is said by many to be a mind control trigger device for
MK-Ultra victims.

In 1976, more than two decades after MK-Ultra began,
President Gerald Ford prohibited “experimentation with drugs on human subjects,
except with the informed consent, in writing and witnessed by a disinterested
party, of each such human subject.”

However, repeated rumors suggest the MK-Ultra program
continues – probably under another codename and perhaps as a Black Op rather
than a government-sanctioned project.

For example, some say mind control technologies were employed
during the First Gulf War on Saddam Hussein’s million-strong Iraq army. This
theory suggests the US army unleashed a type of advanced mind interference
weapon so that Iraqi soldiers would lose their sanity and therefore surrender
without much resistance or bloodshed. Although the Iraq army did surrender
relatively quickly and there were reports of unusual goings on, it must be
noted this Gulf War theory is not remotely proven and remains mere speculation.

At the civilian level, more MK-Ultra victims continue to come
forward. In 1995, there were new US congressional hearings on MK-Ultra, which
included statements made by mind control victims and the therapists who treated
them.

Kentbridge’s guilt stemmed from the fact he’d reluctantly
agreed to enter his orphans into the MK-Ultra program – and while they were
still very young. Naylor had convinced him at the time Omega needed a way to
control its orphans if any of them ever rebelled. –
The Ninth Orphan


LİNK : https://www.goodreads.com/topic/show/1953980-mk-ultra-the-cia-s-declassified-mind-control-program

HABER BAŞLIĞI : MKULTRA Mind Control

The shooter (Stephen
Paddock) was a 64-year old man with no 
apparent desires to
inflict such horror on innocent people.

His brother told NBCNews:

Paddock’s brothers
were stunned to learn Monday that their sibling was the suspected perpetrator
of the largest mass shooting in modern American history.

Eric Paddock of
Orlando, Florida, said he had “no idea” why his 64-year-old brother committed
the shooting.

“Mars just fell into
the earth,” he told NBC News. “We’re completely dumbfounded.”

Eric Paddock said
his brother was retired and was “just a guy” who went to the hotels, gambled,
and went to shows.

Besides his father
being on the FBI’s Top 10 Most Wanted list for robbing banks at one time- there
doesn’t appear to be any “connected” data to assume he was part of some larger
conspiracy.

Public records show
Stephen Paddock lived a relatively transient life, moving to 27 different
residences between California, Texas and Nevada.

Between 1985 and
1988, he worked for a predecessor company of Lockheed Martin. Public records
show he was employed as an “internal auditor.”

If there was no
legitimate motive for this man to conduct the attack, then one option that will
surely be on the table by conspiracy theorists is that of the mind controlled
“Manchurian Candidate.”























This idea comes from
the MKULTRA experiments from the 1950s-1970’s. During these experiments they
conducted many psychological tests at undisclosed locations such as the ones
used on Ted Kaczynski- the Unabomber. He was at Harvard when they started toying
with his mind which ultimately led him down the path of isolation, hatred, and
attacks on the public…

Gun Sales


One of the other ideas floating around is that of
the gun industry. We already know that the the Democrats are notorious for
pushing gun control after tragedies such as this, while the Republicans will
cry foul and seek to protect the 2nd Amendment rights for gun ownership.

Both sides have valid arguments; but the one winner that will
come away from all this is the gun industry. Gun sales are 
guaranteed to go up this
week.

All of this was on my radar because it was only a
couple of months ago that I read about how the gun industry is in one of the
biggest slumps since President Obama left office.

Fortune wrote an article on this subject in August 2017:

“Since the fall election, we have continued to see a
slowdown in firearms and shooting related categories,” Cabela’s Chief Executive
Tommy Millner said in a statement.

Millner also pointed out that the quarter came a
year after a mass shooting at a nightclub in Orlando, Florida, which led to an
increase in gun sales due to worries that about potential new gun restrictions.










Shares of American Outdoor Brands, the owner of
Smith & Wesson (SWHC), hit all-time highs last year. But since the
election, the stock has fallen 30%, while Sturm Ruger has lost 17%. Ammunition
seller Vista Outdoor (VSTO, +2.40%) has dropped 41%.

Notice the mass
shooting leading to increased gun sales.

I’m not going to say
the gun industry somehow coordinated this event, but I WILL point out they are
the ones that will benefit the most from tragedies like this so they have
minimal interest in deterring future events like this.

Timing: Occult Rituals

Paddock’s brother
said “Mars just fell into the earth” and I can’t help but wonder about the
occult connections to be had with that. I don’t profess to understand astrology
but the AstrologyKing website
made an interesting statement in regards to North Korea which could actually be
used here:

Venus generally
rules peace and diplomacy, but in mundane astrology signifies war in hard
aspect. In ancient Mesopotamia, she was the Goddess of Love and Procreation
when the evening star, and the Goddess of War when the morning star. In the
North Korea horoscope she is Goddess of War, visible before sunrise.

Venus in the full
moon October 2017 horoscope is also the morning star. Therefore the October 5
conjunction of Venus and Mars indicates war.

The people suffer
through repression, isolation and poverty. The only way for this nation to
avert a violent and catastrophic end, is to throw this horoscope in
the bin and start over.














We already know that
high profile events have much significance with timing, which is why we often
times see these types of tragedies occurring at specific times or places.

Since this didn’t
happen on the typical “sacrifice” holiday we should take a look at the
location. The venue was the Route 91 concert across the street from the Luxor
in Las Vegas.


The Luxor is known
as the Egyptian themed casino with the pyramid that has the illuminated apex
and obelisk nearby. These symbols are of great usage to the “Illuminati” who
subscribe to many of the magickal and esoteric concepts of ancient Egypt and
its mystery schools that shared these ideas only to the initiates deemed worthy.

It didn’t help
anything to find out the shooting took place on the 32nd floor of the Mandalay
Bay- a number significant in Freemasonry as the 2nd to last degree of
initiation…

Another curiosity to
consider is that the Route 91 Concert was put on by Sirius/XM. The connection
to consider with Luxor and its Egyptian themes is the same as that of the
Sirius-Isis mysteries. In Freemasonry they venerate Sirius as the “Blazing
Star” which plays into various occult principles (highlighted in great detail
in my latest book- THE DARK PATH).
Aleister Crowley’s Silver Star magickal order was named after this “sun behind
the sun” as well.

The final connection
to consider is that Kenneth Grant (a follower of Crowley who was considered his
successor) believed Sirius to be the source of Crowley’s Thelemic current:




“Crowley identified the heart of the Thelemic current with one
particular Star. In Occult Tradition, this is “the Sun behind the Sun
” the Hidden God, the vast star Sirius, or Sothis, which opened the
zodiacal year of 365 days as well as the Great Year of approximately 26,000
years
.”

Mystery Woman

Another curiosity is
the allegation that a woman knew about the shootings before they happened. News3LV.composted
about this through testimony from a woman named Briana:

One woman at the
music festival, Brianna, reported that about 45 minutes before the shooting,
she saw a woman pushing her way forward into the front row of the concert
venue.

“She started messing
with another lady and told us that we were all going to die tonight,” Brianna
said.

Brianna claims that
the woman was then escorted out by security.

Brianna had left the
concert and went to her room before the shooting began, but said she heard the
shots going off from her room.

“We went back up to
the room, and as soon as we reached the room from the concert venue, we just
heard constant shootings,” Brianna said. “At first we thought it was fireworks,
but then it was — it was shooting.”

Was this woman aware
of a programmed mass event?…

In Conclusion

I wish we didn’t
have mass killings like these to conjecture about, but that is the unfortunate
reality.

If there is truly an
insidious “Illuminati” or occult agenda behind these killings I highly doubt
the truth will be shared with the masses. I feel it’d be far too much for us to
digest.






















Instead, we’re left
to find a boogey man in the form of terrorism, religious extremism, mental
disorders, or even the allegations of MKULTRA mind control. One of the
sub-programs of MKULTRA was Project MONARCH which is one of the most-talked
about programs because its symbolism occurs often (including in THE SHINING).

The connection to be had here is that on the
same day the MONARCH Airlines filed bankruptcy; begging the question of
predictive programming in such a high profile event.

Hopefully we get an
answer that can put this issue at rest. The violence in our American culture is
completely out of hand and we can only hope to turn things around for our
society. The fact that we have such normalized violence in our entertainment
can’t be of 
no consequence here. I’ve long talked about the power of
entertainment and I feel this is one more sad byproduct (not that I’m calling
for a boycott on violent entertainment- I’d just like an open discussion about
it).

A deeper aspect of
this shooting could be the incessant push for a civil war in America, but that
is a much longer examination.

May the victims rest
in peace and find some way to make sense of this madness.

 

If you want to stay
connected please sign up for my free email
newsletter
 which will get you updates on all groundbreaking
revelations of occultism in entertainment.










-Isaac

Website publisher of IlluminatiWatcher.com and top 5% Amazon
author of THE DARK PATH

Isaac hosts the “Conspiracy
Theories and Unpopular Culture” podcast
 as well as being the
monthly Illuminati expert on BLACKOUT Radio. He has been a featured guest on
Dave Navarro’s “Dark Matter Radio,” Richard C. Hoagland’s “Other Side of
Midnight”, SIRIUS/XM’s The All Out Show, The HigherSide Chats, Freeman Fly’s
“The Free Zone”, Mark Devlin’s “Good Vibrations”, VICE, COMPLEX magazine, and
many more radio shows and podcasts. His fresh perspective and openly admitted
imperfections promotes the rational approach to exploring these taboo subjects
and conspiracy theories.




LİNK : http://illuminatiwatcher.com/las-vegas-shooting-stephen-paddock-illuminati-conspiracy-theories/

HABER BAŞLIĞI : Beyin
Kontrolü Nedir, Ne Elde Edilmek İsteniyor?

Dünya istihbarat örgütlerinin karşı tarafı yönlendirmek için
psikolojik operasyon yapabilmeleri en önemli hedefleridir. İstihbarat örgütleri
özellikle CIA ve MOSSAD bu konuya büyük önem vermektedirler. Bir Çin atasözü
vardır,
“Yüz savaş kazanmak hüner değil, hüner savaşmadan
güvenliği sağlamaktır.”


İstihbarat örgütleri bu konuya bilimsel olarak eğilmektedirler. Sürekli
çalışmalarla yeni yollar araştırmaktadırlar.

Bugün MOSSAD’ın
CIA’dan daha başarılı operasyonlar yapmasının iki nedeni vardır. Birincisi,
Tevrat’ta Musa Peygamber’e Kenan ilinde casusluk yapmasının emredilmesi.
İkincisi de, ideallerinin yüksek fakat güçlerinin az olması ve dünya bilim
çevresinde önemli etkinliklerinin olmasıdır.

Tarihte buna örnekler var mı?


Bilinen ilk ve en önemli psikolojik operasyon örneği Hasan Sabbah’tır. Haşhaşi
tarikatı da denilen bu örgütlenmede kişiler Haşhaşın etkin maddesi Eroinle
keyif duygusuna ve cennet inancına şartlandırılıyor. Hasan Sabbah’a itaat
ederlerse hep böyle yaşayacaklarına inandırılıyorlardı. Böylece intihar
saldırılarını zevkle yapıyorlardı.

1937’de Stalin’in
Halk mahkemelerinde dâvâlıların îtiraflarında bazı kimyasallar kullandığı
bilinmektedir. Hatta Macaristan Kardinalinin de bulunduğu bir dâvâda dâvâlılar
devlete karşı bir tutum aldıklarını  birden itiraf etmişlerdi.


Peki durum ahlâki midir?


Kesinlikle değildir. Mamafih, Dünya Af Örgütü 1992 yılında bir rapor neşretti.
Bu durum “İnsanın zihni yetilerini bozmayı, yok etmeyi, değiştirmeyi hedefleyen
sorgulama prosedürü ahlâki suçtur denildi. Fiziksel işkence sınıflandırması
kadar insanlık dışıdır.” düşüncesi benimsendi.


Hangi yöntemler uygulanıyor?


Klasik yöntem; psikolojik faaliyet, propaganda ve beyin yıkama yöntemidir.


En sık kullanılan yöntem; kimyasal maddeler kullanılarak kişinin düşüncesini
etkilemektir.


Son yıllarda üzerinde çalışan ve durulan yöntem ise elektronik implantlar
yerleştirilerek kişinin beynini uzaktan kumanda ile yönetme çabalarıdır.


Elektronik yöntemlere geçmeden önce
kısaca kimyasal yöntemlerden söz eder misiniz?


Zihin kontrolü deneylerinde ilk kullanılan madde LSD idi. LSD psikokimyasal bir
maddedir. Alan kişide olağanüstü psikolojik değişimler olur.
Halüsinasyonlar  görür, canlı, neşeli, güçlü duygu, düşünme ve davranışlar
içerisine girer. Bu madde beynin ön bölgesinde DOPAMİN isimli zevk maddesini
aşırı salgılamaktadır. Bu maddeyi alan bir kişi inandığı konuda olağanüstü
eylemler gerçekleştirebilmektedir.


İkinci Dünya Savaşında hem Hitler hem Amerikan ordusu “Amphetamin” isimli
uyarıcı kimyasalı kullanarak askerlerin savaş gücünü arttırmayı
hedeflemişlerdir. Hatta Hitlerin milyonlarca psikoaktif madde kullanarak
ordusunun hareket kabiliyetini çok hızlı hâle getirdiği bilinmektedir.

İçkisine LSD veya
uyuşturucu katan kişilerin kolay intihar ettikleri ve kolay insan öldürdükleri
bilinen gerçeklerdir.

Bu konu da ABD’de
gönüllüler, siyahlar ve eşcinseller üzerinde ilginç deneyler yapılmıştır. Deney
yapılan kişilerde akıl hastalıkları, yaşayanlarda da erken bunama, erken 
yaşlanma gözlemlenmiştir. Bu konuda Dr. Armen Victorian’ın kitabında ilginç
kaynak ve bilgiler mevcuttur. Kitabın ismi “İnsan Davranışının Manipülasyonu,
Beyin Kontrolüdür.” Bu kitap Timaş yayınları arasında tercüme edilerek
yayınlanmıştır.

Psikiyatride tedavi amacıyla kullanılıyor mu?

Psikiyatrik
uygulamada tanı ve tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Narkoanaliz olarak
tanımlanan bu yöntemde kişiye damardan kısa süre etkili barbibüratlar verilir.
Kişi uyku uyanıklık arası bir boyuttadır. Bilinçaltının üstündeki baskılar
aralanır. Kişiyle güven ilişkisi içinde psikoterapödik ilişki kurulabilirse
bilinçaltı duygular, eğilimler, hatıralar, şartlanmalar ortaya çıkarılır.


İlaçlı hipnoz da denilebilen bu yöntem kişinin bilinçaltı çatışmalarını analiz
edip onun tedavisini gerçekleştirmek için kullanılır.


Hipnozla beyin yıkamak mümkün müdür?


Hipnoz bilimsel bir yöntemdir. Kişi hipnotik uykuya geçtiğinde vücut ve beyin
uyur, fakat terapistle, kişi arasında seçici bir algılama alışverişi kanalı
açılır. Böylece kişi yönlendirilir, düşünceleri, duyguları değiştirilebilir.
Psikiyatride hastalıklı düşünceleri yok etmek, sağlıklı düşünceler kazandırmak,
ego gücünü arttırmak için bu yöntemi kullanıyoruz.


Her bilimsel yöntem gibi hipnozda gösteri malzemesi veya siyâsî amaçla
kullanılabilir.

Hipnozda ilk şart
iki tarafın birbirine güvenmesidir. Daha sonra konsantrasyon gücü artırılır,
uygun telkinde bulunulan kişi geçmişine götürülebilir, beyni yıkanabilir,
yanlış şeylere inandırılabilir. Ancak kişiye hipnozda istemediği şeyi
yaptıramazsınız. Bazı kişiler telkine çok yatkındır, kolaylıkla girerler. Fakat
obsesif ve paranoid denilen güvensiz özelliği fazla olan kişileri hipnotik
transa geçirmek çok güçtür.

Elektromanyetik
etkileme mümkün müdür?


Evren “Radiant Enerji” denilen yayılan bir enerjiden oluşur, gözümüzle
gördüğümüz spektrum bir dalga boyudur. Morötesi ve kızılötesi dalga boyları
gözümüzle görülmez. Ancak röntgen filmlerinden, termal kameralara, yeraltı su
havza haritalarına kadar bir çok alanda kullanılır.


Her elektrik kaynağı bir radyasyon neşreder. Bazı radyasyonlar iyonlama yaparak
hücre ölümlerine yol açar. Hidrojen atomu frekansına uygun mikrodalga ile MR
gibi beyin tomografileri çekilir. Mikrodalga fırınlarda ışınların camı geçerek
tabak içindeki suyu buharlaştırdığını biliyoruz.

Mikrodalga ile beyin
kontrolü nasıl olur?


Mikrodalga ile uzaktan gürültü hissi oluşturmak mümkündür. Elektromanyetik
ritmik vuruşlar kişinin başını elektrikli matkapla oyulduğu hissi
uyandırabilir. Çok düşük frekans da (VLF), iyonlamanın olmadığı bir
radyoaktivite ile baş ağrısı, çınlama, sinirlilik, depresyon, hâfıza kaybı
hatta panik duygusu oluşturulabilir.Radyasyonun diş dökülmesi, kan kanseri,
sakat doğumlara neden olduğu yaptığı bilinmektedir.


İyonlanmanın olduğu radyasyonlar X ışınları Radyum gibi kanser tedavisinde
kanserli hücreleri öldürmek için kullanılır. Bu ışınları uzaktan yönetmek
mümkün olmamakta, fakat mikrodalga kaynağını 1-2 km. uzaktan bir hedefe
yöneltmek mümkün olabilmektedir. Kötü niyetli kişilerin elinde korkunç bir
silah haline dönebilen bir teknoloji insanlık dışı amaçlarla kullanılırsa
insanlığın sonu başlar.

Elektronik parça yerleştirmek mümkün mü?

İnsan davranışını
kontrol etmek isteyenler hayvan deneylerinde bunu gerçekleştirmişlerdir.

FM radyo kanalı
ile sinyaller alabilen ve nakledebilen minyatür elektrotlar hayvan kafasına
yerleştiriliyor. Maymunda cinsel saldırganlık, boğada âniden durma komutu verme
deneyleri başarılı oldu. Yunus balıkları yönetilebildi.

ABD’de beynin
elektronik uyarılması zihinsel özürlülerde ve eşcinsellerde araştırılmıştır.
James Olds isimli araştırmacı beynin hipotalamuş bölgesine elektronik implant
yerleştirerek eşcinselleri kontrol etmeyi başardı. Hastalarda korku, heyecan,
halüsinasyon oluşturarak davranışlarını ödüllendirdi veya cezalandırdı.


Zihin özürlülere de benzer deneyler yapıldı. Bu çalışmalar çok tartışıldı.
Bilimin iyiliği değil hastanın iyiliği ön planda tutulması etik kuralına göre
çalışmalar durduruldu.


FM radyo kanalında sinyaller alabilen ve nakledebilen bu uzaktan beyin elektronik
uyarılması ateşli tartışmalara konu oldu. Hatta Fransa’da her doğan çocuğa
kimliğini belirtir elektronik parça yerleştirerek ömür boyu nerede olup
olmadığını izleyebiliriz tezi bile ortaya atıldı.


İnsanın robot gibi tuşlarla kontrol edilmesi çok tehlikeli bir gelişmeydi.

Elektronik
implantı (Stimoreceiver) bulan Dr. Delgado beynin amigdal ve hipokampus gibi
alanlarını canlandırarak neşe, tuhaf duygu, renkli görüntü gözlemlediğini kayıt
ederek kitabında açıkladı.


Radyohipnotik beyinlerarası kontrol projesi elektronik hipnoz yapmayı
amaçlamaktadır. Bu projede kişiye istemediği şeyler yaptırmak mümkün hale
gelecektir. Tuşlarla kontrol edilen insana ne yaptırılmaz ki!


Elektromanyetik enerjinin biyolojik
bilimlerde kullanılması yeni bir gelişme midir?


Bugün psikiyatride beynin ürettiği sinyalleri kaydederek beyin fonksiyonel
görüntülemesi yapılabilmektedir. Klasik EEG’nin bilgisayar devriminden sonra
analog sinyallerin sayısallaştırılması ile beyin haritası çıkarılıyor. Beynin
hastalıklı çalışan alanlarını görüntüleyebiliyoruz. Tanı ve tedaviyi
güçlendirmek için işe yarayan bir yöntemdir. Hatta ilaç tedavisinin
biyoyararlılığını hasta izlerken görselleştirmiş oluyoruz.


Elektromanyetik enerjinin tedâvide kullanımı yeni gelişmelerdendir. TMS denilen
bir yöntem ile ilgili araştırmalar hâlen sürmektedir. Beynin ön bölgesine
elektromanyetik uyarı vererek Depresyonu tedâvi etme projesi Elektroşok
tedavisine alternatif olarak işe yarayacak gibi görünmektedir.


Bir de duyu ötesi algı var. Bu konuda
neler söyleyebiliriz?


Birleşik Devletler parapiskolojik araştırmalara büyük bütçeler ayırmaktadır.
Beş duyuyu kullanmada insanın geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman hakkında bilgi
edinmesi çok ilgi çeken bir konudur. Telepati, Durugörü (Clair-voyance),
Altıncı his de denilen bu algılama biçimi hakkında şu anda bilimsel
çalışmalarda sağlam deliller yoktur.


Sesin, elektromanyetik frekansın, lazerin varlığı başka dalga boylarının
varlığına kanıt olabilmektedirler. Zihni kontrol etmenin, ikizlerin, anne-çocuk
arasındaki uzaktan duygusal etkilenmelerin nasıl olduğu henüz çözülemedi. Rüya
laboratuarlarında telepati yolu ile kavram ve imaj uyandırıldığının
gözlemlenmesi elektronik psikiyatri açısından devrim niteliğindeki
çalışmalardır.


Durugörü veya beden dışı sezgi denilen bir yöntemde de bazı denekler odada
gizlenmiş nesnelerin yerini tespit etmeyi başarabiliyorlar. “Remote Viewing,
remote sensing” denilen uzaktan görme ve hissetme özelliği olan insanların bunu
nasıl başardıkları bilimsel ilgi alanına girmektedir. Uzaktan görüşün
elektromanyetik işleyişi çözülebilirse insanlığın kaderi etkilenecektir


Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz insanın zihninin uzaktan kontrol edilmesi
dünya için sosyal ve politik etkileri çok fazla oluşacağı gelişmeleri
getirecektir.

































































































































LİNK : http://www.nevzattarhan.com/beyin-kontrolu-nedir-ne-elde-edilmek-isteniyor.html 

PROF. DR. K. NEVZAT
TARHAN KİMDİR ??

1952 yılında Amasya
Merzifon’da doğdu. 1969 yılında Kuleli Askeri Lisesini, 1975 yılında İstanbul
Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesini bitirdi. GATA stajı, Kıbrıs ve Bursa
kıta hizmetinden sonra 1982 yılında GATA’ da Psikiyatri uzmanı oldu. Erzincan
ve Çorlu’ da hastane hekimliği sonunda GATA Haydarpaşa’ da Yardımcı Doçent
(1988) ve Doçent (1990) oldu. Klinik Direktörlüğü yaptı. Albaylığa (1993) ve
Profesörlüğe (1996) yükseldi. 1996-1999 yılları arasında Yüzüncü Yıl
Üniversitesinde öğretim üyeliği ve Adli Tıp Kurumunda bilirkişilik yaptı. Kendi
isteğiyle emekli oldu.1998 yılında Memory Centers of Amerika’ nın Türkiye
Temsilciliğini aldı.

Halen Türkiye’nin
ilk Nöropsikiyatri hastanesi olan NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi Yönetim
Kurulu Başkanlığı ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörlüğü görevlerini
yürütmektedir.

31′i uluslararası
olmak üzere 100′ün üzerinde yayını vardır. İngilizce ve Almanca bilmektedir.
İki çocuk babasıdır.

Öncülüğünü Yaptığı
Bazı Dergi ve Mesleki Kongreler

1989 Yılında
“Stres ve Hastalıklar”,

1991 Yıllında “Psikofarmakolojide Yenilikler”,

1992 Yılında “Saldırganlık”,

1993 Yılında “Serotonin”  konularında Türkiye’ de ilk defa uluslararası
katılımlı sempozyum düzenledi.

Altı yıl boyunca “Klinik Psikofarmakoloji’ dergisinin kurucu editörlüğünü
yaptı.

2010 Yılında İstanbul’ da gerçekleşen Uluslararası 7. ECNS (EEG Sinirbilim)
kongresinin düzenleme kurulunda yer aldı.

2015 G20 Antalya Toplantısında  Dünya  Beyin Girişim Çalışma Grubunda
bulundu

Mesleki Bazı
Ödülleri:

1991 yılında
Hollanda’da düzenlenen “Destructive Drives and Impuls Control” konulu
uluslararası kongrede “En İyi
Araştırmacı”
 ödülü.

2003 yılında TV’de haftada bir yaptığı Makul Çözüm programı için “RTÜK En İyi Toplum Programı” ödülü,

2005 yılında SKY TURK’te yaptığı Psikoyorum programı için Başbakanlık Aile ve
Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, ‘Aile
eğitimine verdiği destek ve topluma yaptığı koruyucu ruh sağlığı
hizmetinden’ 
dolayı ödül,

2007 yılında Türk Müziğinin tedavide kullanımına sağladığı katkı nedeniyle
Amasya Vakfı tarafından ‘Altın
Elma’ 
ödülü,

2009 Yılında Prof. Mümtaz Turhan Sosyal Meslek Lisesi Psikoloji dalında ‘Altın Lale’ ödülü aldı.

2009 Yılında OHSAD ve Hasta Güvenliği Derneği tarafından verilen “Hasta Güvenliği İyi Uygulama” Ödülü’ne layık
görüldü.

2010 Yılında düzenlediği ECNS Kongresiyle dünyaca ünlü çok sayıda bilim
insanını İstanbul’da buluşturması nedeniyle ‘Kongre
Elçisi’ 
seçildi ve ödüllendirildi.

2015 Yılında ECNS/ ISNIP/ ISBET Almanya Münih  Klinik Nörobilim
Kongresinde  Nörofizyoloji alanında yaptığı katkılarından dolayı  “Presidental Service Prize” ile 
ödüllendirildi.

Uluslararası
Üyelikleri: 

  • New York
    Academy of Science,Member
  • American
    Psychiatric Assosiation (APA), Member
  • EEG and
    Clinical Neuroscience Society (ECNS), Member of Executive Board
  • New York
    Academia Psiychiatrie Foundation, Member
  • Internatıonal
    Psychogeriatric Association (IPA), Member
  • International
    Society for Neuroimaging in Psychiatry (ISNIP), Member
  • National
    Geografic Society, Member
  • Anxiety
    Disorders Association of America (ADAA),Member
  • ECNP,
    Europen Congress of Neurophsychiopharmacology.Member
  • Society
    for Brain Mapping & Therapeutics ( SBMT) Board of Directors Member,
  • TANPA
    Turkısh American Neuropsychiatry Association (President)

Bazı Sosyal
Sorumluluk Çalışmaları:

  • İDER
    İnsani Değerler ve Ruh Sağlığı Vakfı Başkanlığı,
  • İnsan
    hakları konusunda çalışan ASDER Adaleti Savunanlar Derneği Başkanlığı,
  • Yetim ve
    Kimsesiz Çocuklarla İlgilenen Mutlu Yuva Mutlu Yaşam Derneği Başkanlığı,
  • Çocuk ve
    Genç İstismarı konusunda çalışan Haydi Tut Elimi derneğinin Başkanlığı
    çalışmaları.

Yayınlanmış
Kitapları: (Yayında olan tüm kitaplarının telif hakkını İDER Vakfı’na
bağışlamıştır.)

1.    
Kan ve Dolaşım (1982)

2.    
Stres ve Hastalıklar (1989) – Sempozyum kitabı, Editör ve
Bölüm Yazarı olarak

3.    
Psikofarmakoloji’de Yenilikler (1991) – Sempozyum kitabı,
Editör ve Bölüm Yazarı olarak

4.    
Şiddet, Biyopsikososyal Yönleri ile… (1998) – Prof. Dr.
İbrahim Balcıoğlu ile ortak yazar

5.    
Kendinizle Barışık Olmak (2001)

6.    
Psikolojik Savaş, Gri Propaganda (2002)

7.    
Mutluluk Psikolojisi, Stresi Mutluluğa
Dönüştürmek (2002)

8.    
Aile Okulu, Makul
Çözüm
, Aile İçi İletişim Rehberi (2004)

9.    
Kadın Psikolojisi (2005)

10.Evlilik Psikolojisi (2006)

11.Duyguların Psikolojisi (2006)

12.Hayata Dair, Yaşama Sevinci-2 (2007)

13.Toplum Psikolojisi (2009)

14.İnanç Psikolojisi (2009)  (İngilizce’ye çevrilmiştir)

15.Bilinçli Genç Olmak, Var mı beni anlamak isteyen?
(2009)

16.Son Sığınak Aile (2010)

17.Asimetrik
Savaş
, Politik Psikoloji (2010)

18.Bağımlılık Sanal veya Gerçek (2011)

19.Değerler Psikolojisi, Güzel İnsan Modeli (2011)

20.Çağın Vicdanı Bediüzzaman (2012)

21.Sen Ben ve Çocuklarımız (2012)

22.Mesnevi
Terapi
 (2012) (
Bulgarca ve İngilizce’ye
çevrilmiştir)

23.Akıldan Kalbe Yolculuk, Bediüzzaman
Modeli (2012)

24.Pozitif Psikoloji (2012)

25.Yunus
Terapi
 (2013)

26.Aşk Terapi (2014)

27.Bilinçli Aile Olmak (2014)

















































































28.Anne Darbe Ne Demek (2017)