SON DAKİKA

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

ÖZEL ASKERİ ŞİRKETLER DOSYASI /// YUSUF KARADAŞ : İktidarın karanlık örgütü SADAT

ÖZEL ASKERİ ŞİRKETLER DOSYASI /// YUSUF KARADAŞ : İktidarın karanlık örgütü SADAT
Bu haber 20 Ekim 2021 - 16:04 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş


SADAT’ın kurucusu Adnan Tanrıverdi
YUSUF KARADAŞ : İktidarın karanlık örgütü SADAT
Muhalefetin “siyasi suikastlar” olabilir iddiasının ardından gözlerin çevrildiği örgütlenmelerin başında SADAT (Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş) geliyor. Suriye ve Libya savaşlarındaki rolünden, 15 Temmuz darbe girişiminden sonraki “kayıp” silahlara, ülke içindeki eğitim kamplarından harp okullarının mülakatlarına katılmaya kadar SADAT hakkında birçok iddia bulunuyor. Daha önce kendi “yardım tırları” ile birlikte SADAT’ın el Nusra’ya silah gönderdiği iddiasını gündeme getiren organize suç örgütü lideri Sedat Peker, siyasi suikastlar tartışmasına SADAT’ın psikolojik harp hazırlığı ve ‘ölüm listeleri’ iddiasıyla katıldı.
Hakkında bunca iddiaya bulunmasına rağmen bugüne kadar SADAT’la ilgili HDP ve CHP milletvekilleri tarafından meclise verilen araştırma önergelerinin AKP ve MHP oylarıyla reddedildiğine ve soru önergelerinin de yanıtsız bırakıldığına dikkat çekmek gerekiyor.
SADAT’ın hedeflerine bakıldığında 2012’de kurulan bu “özel şirket”in aslında devleti bir şirket gibi yönetmek isteyen Erdoğan’ın iç ve dış politikadaki yönelimlerine hizmet etmek için oluşturulmuş bir “özel ordu” olduğu anlaşılıyor. Dahası bu “özel ordu” aynı zamanda TSK’nin de yeniden yapılandırılması sürecinde önemli bir rol oynuyor.
SADAT, ‘postmodern darbe’ olarak anılan 28 Şubat sürecinde (1997) emekli edilen Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi tarafından 2012’de kuruldu. Genelkurmay Özel Harp Dairesi ve KKTC Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı gibi kontrgerilla faaliyetlerinin merkezi olmasıyla dikkat çeken alanlarda görev yapan Tanrıverdi, Erdoğan’la 1994’te tanıştıktan sonra (o dönem Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Tanrıverdi de Maltepe tugay komutanıydı) ilişkilerinin dostluğa dönüştüğünü söylüyor.
15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Cumhurbaşkanı Başdanışmanı görevine getirilen Tanrıverdi, 2020’de İslam Birliği Kongresi’nde “Mehdi gelecek. Ortamı buna göre hazırlamalıyız” açıklamasının tepki çekmesinden sonra bu görevinden istifa etmek zorunda kalmıştı.
Tanrıverdi’nin Ocak 2018’de Habertürk’ten Kübra Par ile yaptığı röportajda söyledikleri hem SADAT’ın kuruluş amacının ve hem de onunla ilgili gündeme getirilen iddiaların doğruluğunun anlaşılması bakımından önem taşıyor.
Önce SADAT isminden başlayalım. Tanrıverdi, bu ismin Erdoğan’la ilişkisini inkâr etmek için bu ismin ‘seyit’ isminden geldiğini yani ‘reis’ ile ilgisi olmadığını söylüyor. Oysa TDK sözlükte ‘seyit’, tıpkı “lider” anlamına gelen ‘reis’ gibi “Bir topluluğun ileri gelen kişisi” olarak tanımlanıyor.
Tanrıverdi, SADAT’ın ideolojik misyonunu “İslam ülkeleri arasında ortak bir savunma ittifakı oluşturmak” olarak açıklıyor ve “İslam ülkelerinin birlik olmasını istiyoruz, bu bizim ‘kızıl elma’mız” diyor. Asya, Kuzey Afrika ve Avrupa’da nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan 60’tan fazla ülkeyi “Osmanlı coğrafyası” olarak tanımlayan Tanrıverdi, Türkiye’nin 400 yıllık din ve kültür birliğine dayanarak bu ülkelere liderlik yapması gerektiğini söylüyor. Yabancısı olmadığımız ‘yeni Osmanlıcı’ bir politik eksene oturan bu değerlendirmeler, aynı zamanda SADAT’ın neden Erdoğan iktidarının Suriye’ye müdahalenin öncülüğüne soyunmasının hemen ardından kurulduğu sorununun da yanıtını veriyor.
Tanrıverdi, Par ile yaptığı röportajda her ne kadar “operasyonel” hiçbir faaliyetlerinin olmadığını iddia etse de 2012’de ÖSO’nun kurucusu Riyad el Esad ile ve 2013’te de Libya’da Erdoğan iktidarı tarafından desteklenen UHM’nin askeri yetkilileri ile görüşmeler yaptığını kabul ediyor. Fakat SADAT’ın “Dış politikamızın bir enstrümanı olarak kurulduğu” ve “Türkiye’nin ürettiği silahların pazarlayıcısı gibi de hareket ettiği” açıklamaları, yukarıdaki “operasyonel” faaliyetleri olmadığı iddiasını yalanlıyor.
Sadece bu bilgiler bile SADAT’ın Nusra’ya silah gönderdiği, Suriye ve Libya’daki cihatçı militanları eğittiği iddialarının temelsiz olmadığını açıkça ortaya koymaya yetiyor.
Tanrıverdi, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra 3 yıl boyunca harp okullarının mülakatlarına katıldıklarını reddediyor ama TSK’nin yeniden yapılandırılması konusundaki bütün önerilerinin darbe girişimi sonrasında gerçekleştiğini yine kendisi söylüyor.
“Silahlı Kuvvetler’in yeniden yapılandırılmasıyla ilgili tespitlerimizin aşağı yukarı tamamı 15 Temmuz’dan sonra yürürlüğe girmiştir” diyen Tanrıverdi, bu değişiklikleri “askeri okulların Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması”, “Jandarma Genel Komutanlığı’nın İçişleri Bakanlığı’na bağlanması”, “Yüksek Askeri Şura’nın yapısının değiştirilmesi”, “askeri yargının kaldırılması” ve “başkanlık modelinin getirilmesi” biçiminde sıralıyor.
SADAT’ın “danışmanlık” hizmeti verdiği alanlardan birini de Tanrıverdi’nin de uzmanlık alanı olan gayri nizami harp, yani kontrgerilla faaliyetleri oluşturuyor.
7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP’nin tek başına iktidar olma çoğunluğunu kaybetmesinden sonra devreye sokulan ‘savaş ve kaos planı’ ve bu planın bir parçası olarak cihatçı militanların kullanıldığı bombalı saldırılar, 15 Temmuz darbe girişimine karşı harekete geçirilen güçlerin esir askerleri boğazlarını keserek ve tellerle boğarak öldürmeleri, yine bu dönemde nereye gittiği açıklanmayan yüz bini aşkın kayıp silah birer kontrgerilla faaliyeti olarak dikkat çekiyor.
“Kayıp” silahlarla ilgili durumu daha anlaşılır hale getirmek için Tanrıverdi’nin “Silahlı Kuvvetler’den ayrıldıktan sonra cemaatleri dolaştım, “Darbe geliyor ve bu darbenin hedefinde de siz varsınız” dedim” açıklamasının yanına bir de “Cübbeli Ahmet Hoca”nın geçen yıl yaptığı 2 bine yakın selefi derneğin kurulduğu ve bu derneklerin silahlandığı açıklamasını koyalım.
Uzatmayalım. Ortadaki tablo, sadece SADAT’ın geçmişteki faaliyetleri ile ilgili iddiaların temelsiz olmadığını ortaya koymakla kalmıyor. Öte yandan giderek güç kaybettiği herkesin malumu olan iktidarın iç ve dış politik hedeflerine bağlı olarak oluşturulmuş bu örgütün bundan sonra da boş durmayacağının işaretlerini veriyor.
Erdoğan’ın muhalefeti tehdit edip ülke yönetimine talip olmaktan vazgeçmesi konusunda uyardığı bir siyasal ortamda iktidarın kaybedilmemesi için bir ‘özel savaş aygıtı’ olarak kurulan SADAT’ın devreye girmesi; yeni kaos planlarının devreye sokulması, ölüm listelerinin hazırlanması ve gayri nizami harp kapsamında ‘sivil’ güçlerin devreye sokulmaya çalışılması hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.
Kürt halkına karşı yürütülen ‘özel savaş’ta yer alan ‘bin operasyon’cular ve SADAT’çılar aynı zincirin halkaları durumundadır. Yeni kaos planlarının önüne geçilebilmesi ve demokratik bir geleceğin kurulabilmesi için bu karanlık örgütlenmelerin ve halklara karşı işledikleri suçların açığa çıkartılması mücadelesinin yarına ertelenmeden bugünden ısrarlı bir biçimde sürdürülmesi gerekiyor.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER