TÜRKİYE– KUZEY IRAK İLİŞKİLERİNİN GELECEĞİ VE
SEÇENEKLER; KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞININ YAPILANDIRILMASI VE
ORTADOĞU


Kaynak : http://dikmecionur.blogspot.com.tr/2017/03/turkiye-kuzey-irak-iliskilerinin.html?m=1


Türk siyasi tarihinin en önemli konularından biri kürt meselesiyken Barzani
yönetimi ile temas bu meselenin önemli bir ayrıntısını oluşturur. Birinci dünya
savaşında Irak’ta Barzani grubuna ait idamlar bu grup ile Türkiye arasını açtı
ve Barzani ile büyük yakın teması Sovyetler Birliği sağladı. Sovyetlerin
desteğiyle İran’da bir yıl civarı kürt devleti yaşatabilen Mustafa Barzani daha
sonra Sovyetlere gitti ve Stalin’in onayıyla askeri akademiye girerek General
oldu. Yani modernize ordulaşma sürecinde Sovyetler önemli bir katkı sağlamıştı.



Kürt siyasi vaziyetine istikbal tayin etme meselesi soğuk savaş döneminde daha
da belirginleşti. Bölgede İsrail’in arap olmayan devletlerle işbirliği
stratejisi ve Abd’nin Omega projesi bağlamında arap milliyetçiliğini zedeleme
çalışmaları için kürt siyaseti dengeleyici bir politika olabilecekti. 1965’de
Barzani ile artan temas 1966’da askeri eğitimler ve yıllık elli bin dolar
destek bu grubun yıldızını daha da parlattı. Fakat Barzani ile ilişkilerin sürpriz
bir ülkeside İran’dı. İran da zaman zaman Barzanileri desteklemekten geri
durmamıştı. Yani Barzani; İngiltere, Rusya, İran, Abd, İsrail gibi ülkelerle
tarihin belirli dönemlerinde temas kurmuş ve bu ülkelerin menfaatleri
doğrultusunda hem kullanılmış hem de isteklerini kopartmaya çalışmıştı.



1990’lı yıllardan itibaren Türkiye kürt meselesini kendi insiyatifiyle çözüme
kavuşturmayı istediğinden bu yönde girişimlerde bulundu. Çünkü pkknın bitmesini
istiyor ve ana karargah olarak gördüğü Kuzey Irak ile alakalıda birtakım
stratejiler geliştiriyordu. Özellikle 27 Ağustos 1992 Diyarbakır Mgk
toplantısıyla uygulama kararı alınan Kale Harekat planı bu yolda önemli bir
adımdı. Bu doğrultuda Barzani ile  görüşmeler üst düzeyde yapıldı ve el
altından desteklendi. Bu gruba Türk diplomatik pasaportu tahsis edildi.
Bölgenin şartları gereği Barzani ve Talabani arasında başlayan çatışmalarda
Türkiye Barzani grubunu desteklerken bu durum Talabani tarafından eleştirildi.
O dönem Talabani’yi de İran destekliyordu. Yani bölge büyük devletlerin
hakimiyet mücadelesinide yansıtıyordu. Irak’tan pkk bağının kesilmesi ve yurt
içerisinde boğulmak istenmesi Türkiye açısından terörü bitirecek ve Irak’ın
kuzeyinde etkinliğini sağlayan Türkiye Ortadoğu’daki konumunu güçlendirecekti.
Fakat istenen gerçekleştirilemedi. 24 Mayıs 1993’de 33 erin şehid edilmesiyle
pkk ile çatışmalar başladı Barzani grubu ise ağırlıklı olarak Cia’nın
kontrolüne girdi. Bugün gelinen süreçte Irak’ın toprak bütünlüğü parçalandı ve
Kuzey Irak bağımsızlığa hazırlanıyor. Bunu destekleyen kuvvetli verilerde
mevcut. Bölgede Exon Mobil, Bp ve Rosneft gibi farklı ülkelerden enerji devi
şirketlerin petrol yatırımları ile sağlanan gelirin bir kısmı bölgenin
finansesinde kullanılacaktır.




İşte bu hassas süreçte bölge bayrağının göndere çekilmesi ve Ankara
nezdinde resmi protokol aslında 1990’lı yılların politikasının daha olgun
biçimidir. Çünkü bölgenin petrolden başka geliri yoktur. Peşmerge gücü düzenli
ordu mahiyetinde değildir bu gücün talimnameleri bile hazır değildir. Bölgenin
sağlıklı eğitim kurumları ve yumuşak güç mekanizmaları bulunmamaktadır. Bu
bağlamda bir bağımsızlık bölgeye yalnızca bir külfet getirir. Çünkü nakşi
Barzani yönetimindeki bölge İran ve araplarında hedefinde olacağı için yeni
güvenlik zaafları doğacaktır. Şu halde Türkiye’nin hamiliğinden yoksun bir kürt
devletinin yaşaması mümkün değildir.


Bu bağımsızlık diğer ülkelerdeki kürt gruplarıda tetikleyecektir. Fakat büyük
bir kürdistan fikri şu anda geçerli değildir. Barzani her ne kadar Türkiye’de
Hdp’li vekillerin tutukluluğu hususunda eleştiride bulunsada pkk’nın bölgede
barınmasına müsade etmemiş yani siyasi mekanizmadan taraf olduğunu işaret
etmişti.



2007 yılında gerçekleştirilen pkk kongresinde mektubu okunan Abdullah Öcalan’da
bağımsız bir kürdistan fikri yerine ülke sınırları içerisinde federatif
kürdistanlar teklif etmişti. Suriye Pyd’si ise pkkya yakın konumunu devam
ettiriyor. Yani, pkk federatif kürt yönetimlerinden, Barzani ise gelinen
süreçte bölgesinin bağımsızlığından yana bir poltika belirledi. 




Türkiye’nin Barzani ile teması son derece mühimdir. Bölge dünyaya Türkiye ile
entegre olacağı gibi Türkiye’de bölgede ağırlığını hissettirecek ve Ortadoğu
denkleminde önemli bir bölüm olarak varlığını sürdürecektir. Romantik tepkiler
şu anda Türkiye’ye hiçbir şey kazandırmayacaktır. Türkiye’de ki Suriye
kökenlilere vatandaşlık verilmesi ve Barzani’nin himayesi ileride oluşturulması
muhtemel Ortadoğu Komutanlığının komuta merkezinin Türkiye’de olmasını
sağlayacaktır.Öte yandan Barzani, Türkiye iç siyasetinde kürt meselesi üzerinde
de etkilidir. Kendisine bağlı gazeteciler yoluyla kamuoyu oluşturduğu gibi
destekledği kürt gruplar, pkknın sivil itaatsizlik eylemlerini reddederek
sürtüşmeye girmiştir.(Örneğin Doğu vilayetlerinde kepenk kapatma eylemlerini
reddeden kürt esnafın büyük bölümü Barzani ile ilişkiliydi)


Kuzey Irak ile temas edecek ülkelerin başında Abd gelmektedir. Zaten Abd’nin
soğuk savaş sonrası Ortadoğu’da bulunma gerekçeleri güncellenmiş bölgedeki
amerikan karşıtlığı ile mücadele, mezhep dengesi, terör gruplarının yaratılması
ve kontrolünün yanına kürt siyasi hareketinin yönlendirilmeside mevcudiyet
gerekçelerine eklenmişti. Günümüzde kürt siyasetinde Abd’nin etkinliği oldukça
büyüktür bunu Brazani’nin bağımsızlık açıklamasından da anlayabiliriz. Münih
konferanası sırasında Abd Başkan yardımcısı Mike Pence ile görüşme
gerçekleştiren Barzani akabinde danışmanı Hemin Hawrami’ye kürt heyetinin
amacının bağımsız kürdistan olduğu açıklamasını yaptırmıştı. Şu halde
Türkiye’nin Barzani üzerinden Abd ile ek bir diyalog koşulu doğabaileceği gibi
Abd ile çıkar çatışmasıda görülebilir. Bu durum şu an için bir çelişki gibi
görünsede Abd kürt siyaseti hususunda Türkiye’nin coğrafi konumu ve kültürüne
sahip değildir. Bölge ve bu yeni siyaseti tekrar incelediğimizde



Bölgede Kürt Devletinin Türkiye bakımından Dezavantajları;



.Petrol fiyatlarının düşmesiyle bölge gelirlerinin sarsılması
ve istikrarsızlığın Türkiye’yi de etkilemesi

.Türk işadamlarının milyarlarca dolarlık tahsilat belirsizliği ve bunun bölge
ilişkilerini olumsuz etkileyebileceği

. Bölgedeki devletin Abd Türkiye sürüncemesinde kalabileceği seçeneği

.Bölgedeki devletin ekonomik kaynaklardan yoksun kalması durumunda nüfusun atıl
hale gelebileceği ve özellikle Türkiye istikametinde büyük şehirlere yeni bir
göç dalgası başlatabilme ihtimali

.Türkmenlerin manevi kopuş sürecinin başlayabileceği gerçeği

.Devletleşmenin domino etkisi yaratarak diğer sınırlarıda tetikleyeceği ve
Barzani’nin kürt irredentistliği hususunda cesaretelenebileceği

.İran ile Türkiye ilişkilerinin gerilebileceği ihtimali




Bölgedeki Kürt Devletinin Türkiye bakımından Avantajları;




. Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerin sürekliliğine katkı

.Türkiye’nin enerji ihtiyacının karşılanması

.İleriki yıllarda Türkiye’ye federatif entegre olasılığının doğması

.pkk’nın tasfiyesi ve Pyd’nin gayrı yasal gruplardan silahsızlandırılmasına
olanak sağlayabilme ihtimali

.İran’a karşı dengeleyici bir kulvar oluşturulabilme girişimi

.Türkiye’nin siyasi, kültürel ve askeri hegemonya kurabilme kapasitesini teşvik
etmesi

.Geleceğin su politikaları üzerinde Türkiye menfaatine projeler
geliştirilebilmesi




Bölgedeki Kürt Devletinin Uluslararası sistem bakımından dezavantajları



.Çoğunluğu şii olan Irak’tan sünni bir bölümün kopmasıyla Irak’ın şii oranının yüzde
65’ten yüzde 85’e çıkma ihtimal ve Basra körfezinin şiileşmesi


.Irak’ın yeniden parçalanmasından bir kez daha Abd’nin sorumlu tutulması ve
batı karşıtı arap milliyetçiliğinin yükselebilme ihtimali


.Yeni devletin iktisadi ve kültürel istikbalinin belirsizliği gibi
sıralanabilir. Siyaset aktüel bir kurum olduğundan tabiki maddeler değişme ve
farklılaşmada gösterebilecektir. Şu bir gerçekki bölgede oluşabilecek yeni
dengelere karşı Türkiye’nin önceden hazırlıklı olması şarttır. Kuzey Irak
bölgesi Irak Kürdistanı olarak bağımsızlığını ilan etmesi halinde Türkiye;



.Askeri müdahale seçeneğini uygulayabilir

.Ambargo uygulayabilir

.Devleti tanıyarak ilişkilerini geliştirebilir

.Devlet ile dolaylı görüşmelerde bulunabilir



hangi seçenek geçerli olursa olsun Türkiye’nin devlet aklıyla hareketi ve
bölgede hegemonya kurmaya yönelik seçeneklere yönelmesi ve işgalci duruma
düşecek sert güç gösterilerinden kaçınması gerekir.


Bu hususta önemli bir konuda Türkiye’de yürütülen çözüm süreci zamanında hayata
geçirilmiş olan Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’nın bu hususlarda aktif
ve belirleyici görev üstlenme zamanının geldiğidir.



Terörle mücadeleye ilişkin politika ve stratejileri geliştirmek ve bu konuda
ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak üzere İçişleri
Bakanlığına bağlı Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2010 yılında
kurulmuştur. Müsteşarlığın görevleri tüzüğüne göre genel olarak

    

MADDE 6 – (1) Terörle mücadele alanında; 


a)
Politika ve stratejiler belirlenmesine yönelik çalışmalar yürütmek ve bu
politika ve stratejilerin uygulamasını
izlemek,           

b) Güvenlik kuruluşları ve istihbarat birimlerinden gelen stratejik istihbaratı
değerlendirmek ve ilgili birimlerle
paylaşmak,             


c) Gerekli araştırma, analiz ve değerlendirme çalışmaları yapmak veya
yaptırmak,             


ç) Güvenlik kuruluşlarına ve ilgili kurumlara stratejik bilgi desteği sağlamak
ve bunlar arasında koordinasyonu temin
etmek,             


d) Kamuoyunu bilgilendirmek ve halkla iletişimi
sağlamak,            


e) Uluslararası gelişmeleri Dışişleri Bakanlığı ve ilgili kurumlarla işbirliği
içinde izlemek ve
değerlendirmek,           


f) İnceleme ve denetleme yapmak ya da yaptırmak.
şeklinde
özetlenebileceği gibi ana ve yardımcı hizmet birimleriyle bu görevler
doğrultusunda faaliyet göstermektedir. Özellikle 15 Temmuz kalkışmasından sonra
yeniden kurumsallaştırılan güvenlik bürokrasisinde Mit’in üç yıl içinde
bütünüyle dış istihbarata yönelik olarak görev yapması tasarlanmıştır.


Şu halde Emniyet ve Jandarma yurtiçinde görevleri doğrultusunda yalnızca taktik
istihbarat hususunda faaliyet göstermeli Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı
ise ulusal iç çatı istihbarat strateji birimi olarak şekillendirilmelidir.
Müsteşarlığın faaliyetleri yalnızca terör husunda çalışmalar değil buna ek
olarak düzen ve güvenliği oluştran her unsuru ihtiva eden yapıya
dönüştürülmelidir. Her ne kadar iç yapıya dönükte olsa dış istihbarattan
sorumlu Mit ile ortak çalışmaların yanında, dış olayları yerinde takip
edebilmek için yurtdışı hassas bölgelerde de KDGM personeli
görevlendirilmelidir. 2010 yılında çözüm sürecinde kürt meselesiyle ilgili
sürece yardımcı adımları belirlemek için hayata geçirilen müsteşarlık yalnızca
bu meseleyle sınırlı kalmamalı fakat önündeki en önemli görevin, kuruluş
gerekçesi olan kürt siyasetinin, bir kolu olan Kuzey Irak meselesi olduğundan
hareketle bu sürece dinamik katılımı ve Türkiye Cumhuriyet’i menfaatleri
doğrultusunda stratejik istihbarat üretimi ve değerlendirilmelerde bulunması
beklenmelidir. Çünkü Barzani ve etki sahası Türkiye’nin iç güvenlik
programından müstakil düşünülemeyecek entegre bir yaklaşımı gerektirmektedir.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet