Mahir Nakip : Ortadoğu Sarmalında
Kerkük Çıkmazı
 

03 Kasım 2015


20. Asırda Kerkük


Lozan Anlaşmasından sonra
1926 yılında imzalanan Ankara Anlaşmasıyla tamamı Türkmenlerden oluşan Kerkük,
kayıtsız ve şartsız İngilizlerin mandasında bulunan Irak Krallığı’na
bırakılmıştır. Hep Sünni Araplar tarafından kurulan Bağdat Hükümetleri, Türkiye
yanlısı oldukları bahanesiyle bir taraftan Türkmenleri dışlamışlar diğer
taraftan da Kerkük, Tuzhurmatu ve Telafer gibi önemli şehirlerini
Araplaştırmaya çalışmışlardır. 14 Temmuz 1958 yılında cumhuriyetin ilanından
sonra durum daha da ileri götürülmüş Kerkük’te Irak Komünist Partisi ile
Demokratik Kürdistan Partisi, Türkmenleri hedef alan bir katliam düzenleyerek,
hem Türkmenleri sindirmek, hem de Türkiye’de kurulu olan Menderes Hükümetine
bir gözdağı vermek istemişlerdir. 1968 yılında hükümete gelen Baas Partisi daha
şovenist davranarak Kerküklü Türkmen aydınları öldürerek ve sürgün ederek
planlı asimilasyon dönemini başlatmıştır. Bu sindirme ve baskı hareketleri, ne
1980-1988 yılları arasında devam eden İran-Irak savaşı döneminde, ne de Irak’ın
topyekûn ambargo altına olduğu 1991-2003 yılları arasında azaldı. Bilakis
giderek şiddetlenmiş ve bunun neticesinde Türkmenlerin Kerkük’teki varlıkları
azalmıştır. Nitekim 1950’li yıllara kadar şehrin tamamı Türkmen iken 2003
yılında Türkmenlerin oranı %35’e gerilemiştir. Buna mukabil Arapların oranı %35
ve Kürtlerinki de %30’a yükselmiştir. 


Bu kadar önemsenerek
Kerkük’ün Türkiye’den koparılmasının sonradan da asimile edilmek istenmesinin
tek sebebi elbette ki petroldür. Bu şehir bugünkü Irak’ın %48 ve dünyanın %4
petrol rezervine sahiptir. Nitekim 1 Mart 2003 tarihinde Türk Parlamentosundan
geçmeyen tezkereden sonra ABD kuvvetlerinin gözetiminde yüzbinlerce Kürt’ün
Kuzey Irak’ın farklı bölgelerinden getirilerek bu şehre doldurulmasının da
sebebi yine aynıdır. Yani petrol yüzünden Kerkük’ün 1918 yılından 2003 yılına
kadar Araplaştırılmak ve 2003 yılından bugüne kadar da Kürtleştirilmek
istenmesinin yegane sebebi zengin petrol yataklarına sahip olmasıdır. 


Kerkük’ün Bugünkü Durumu


2004 yılında yürürlüğe
giren Irak Anayasasının 140. Maddesine göre Kerkük ihtilaflı bir şehir olup,
2007 yılının sonuna kadar nereye bağlanacağına karar vermesi gerekiyordu. Ancak
bu madde realiteye uygun olmadığı için çeşitli müdahaleler neticesinde kadük
kaldı. IŞİD’in 2014 Haziran’ında Musul’u ve arkasından Telafer’i ele geçirmesi,
Türkmenlere beklenmedik bir darbe daha vurdu. 300.000 Türkmen Telafer’den
100.000’e yakın Türkmen de diğer bölgelerden göç etmek zorunda bırakıldı. Bu
göçmenlerin bir kısmı Kerkük’e sığındı. Kerkük artık tamamen Kürt yönetiminin
elinde olduğu için IŞİD’den korunması da Peşmergeler tarafından sağlanmaktadır.
Kerkük Kürt yönetimi, Türkmenlerin ister Şiilerin oluşturdukları Halk Yığınağı
içinde yer alanları olsun isterse Irak Türkmen Cephesi’nin kurmak isteyip de
Kürtlerin engellemesi üzerine kuramadıkları Türkmen güçleri olsun, Kerkük’ü
savunmalarına geçit vermemektedir. Dolayısıyla Kerkük’ün IŞİD’e karşı savunması
bahane edilerek Kürt bölgesiyle entegrasyonu iyice pekiştirilmektedir. Nitekim
Bağdat Hükümeti tarafından Kerkük’te çeşitli makamlara atanan Türkmen
yetkililer ya göreve başlatılmamıştır ya da tehdit edilmişlerdir. 


Kerkük’ün Geleceği


2003 yılından başlayarak
günümüzde de devam eden Kürtleştirme hareketi bir emri vaki durumu yaratmıştır.
Hatta Kerkük’ün Türkmen halkının bir kısmı bile bunu kanıksamıştır. Bugün
Kerkük’ün toplam 12 milletvekilinden sekizi Kürt, ikisi Türkmen ve diğer ikisi
de Arap’tır. Şehrin Valisi, İl Meclis Başkanı, Belediye Başkanı, Emniyet Müdürü
ve birçok hassas makamlar Kürtlerin elindedir. Türkmenlere hiç bir hassas idari
mevkide görev verilmemektedir. Kerkük petrolleri de artık Bağdat Hükümetinin
denetiminde değildir. Kısacası IŞİD bahanesiyle Kerkük artık Bağdat’ın değil,
Yerel Kürt Yönetiminin fiili bir parçasıdır. 


Ancak bu emri vakinin
içinde bir paradoks var. Kerkük sadece Türkmenler, Araplar ve Kürtler arasında
ihtilaflı bir konu değildir. Kürt siyasi partileri arasında da ciddi bir
sorunun kaynağıdır. Çünkü Kerkük’te daha çok Kürdistan Yurtseverler Birliği
hakimdir. Nitekim 8 Kürt vekilinin 6’sı KYB’li ve  sadece ikisi Demokratik
Kürdistan Partilidir. Bu iki partinin Kerkük’ün geleceği konusunda ciddi fakat
gizli ihtilafları vardır. Şu anda Kürt Bölgesi’nin başkanlık sistemi
konusundaki ciddi ihtilafları, Kerkük konusuna da yansımaktadır. Dolayısıyla
Kerkük’ün geleceği tamamen  müphem ve karanlık görünüyor. Ama bu husus hiç
bir şekilde dile gelmiyor ya da getirilmiyor. Çünkü IŞİD sorunu Irak’ın bütün
hücrelerini sarmış ve felç etmiş durumdadır. IŞİD’le mücadele ABD’nin
desteğiyle Şii milisler ve Peşmergeler olmak üzere iki koldan yürütüldüğü halde
kayda değer bir ilerleme elde edilememektedir. 


Kerkük Irak’ın anahtarı
konumundadır. Fiilen olduğu kadar resmen de Kürt bölgesine dâhil edilmesi söz
konusu olduğu takdirde, hem Irak’ın üçe bölünmesi hız kazanır hem de Kürt
siyasi grupları arasındaki çatışmalar da gündeme gelir. O zaman bölge iyice
karışır. Çünkü Ortadoğu’da ilk bölünme artık fiilen başlamış olacaktır. Belki
de arkasından Suriye, sonra Libya’da da çözülme sinyalleri gelebilir. 


Bugün Türkiye resmi
ağızdan, Kuzey Suriye’de Cezire ve Kobani Kürt kantonlarının Afrin kantonuna
bağlanması konusunda kırmızı çizgileri olduğunu haklı olarak açıklamıştır.
Ancak Kerkük’ün Kürt bölgesine dahil edilmemesi için de kırmızı çizgiler
oluşturmak gerekiyor. Bu konuda Irak Türkmen Cephesi Başkanı ve diğer Türkmen
siyasetçi ve vekiller, Kerkük’ün özel statülü bir şehir olmasını ve bütün
hakların üçte bir esasına göre Kürt Arap ve Türkmenler arasında paylaşılmasını
teklif etmektedirler. Bu çözüme İran da sıcak bakacak gibi görünüyor. 


Ezcümle Kerkük’ün
geleceği Ortadoğu’da yol haritasının kilit noktası mesabesindedir denilebilir.
 


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet